"Emir, okula geç kalacaksın! Kalk hadi!" Genç annesinin aceleci sesini duyunca yerinde kıpırdandı. "Kalkıyor musun?"
"Evet!" diye bağırırken yerinde doğrulmaya çalıştı. Bileğinin kelepçeyle yatağa bağlı olduğunu gördüğünde bir rüya olmasını diledi.
"Bu ne ya?"
"Kelepçe. Senin gibi bir inatçı için ancak bunu bulabildim." Karşısındaki sandalyede gevşekçe oturan Ateş'i gördüğünde sinirlerine hâkim olamadı.
"Ateş? Hemen çöz beni. Okulum var benim!"
"Benim de hayallerim." diyerek alayla güldüğünde Emir öne atıldı ama canı acıyınca yüzünü buruşturdu.
"Çocukluğu bırakıp beni çözer misin?"
"Asıl sen çocukluğu bırak. O maça gidersen ne olacağını biliyorsun." Artık oldukça ciddiydi.
"Gitmezsem ne olacağını da biliyorum. Üç yıldır o seçmelere katılıyorum ben."
"Çözersem oynamaktan vazgeçecek misin?"
Derin bir nefes alarak yavaşça verdi. "Tamam, oynamayacağım."
"Kalp atışlarını duymasam da sana inanmazdım. Bu gece sadece bir savaş olmayacak. Birileri tarafını belirleyecek."
"Kim tarafını belirleyecek?"
"Sen... Onlar seni istiyor. Çünkü onların özelliklerine sahipsin. Senden bir katil yaratmaya çalışacaklar."
"Ama bu çok saçma... Ateş oynamam lazım."
"Bu gece avcılar da peşimizde olacak. Seni koruyamam."
"Koruma zaten. Ben kendimi korurum... Ben sizin gibi olmayacağım Ateş. Her ne kadar eski halime dönmek istesem de Savaş'ı öldürmeyeceğim."
"Öyle ya da böyle onlar Tegan'ı istiyor. Ve ben vermeye hiç niyetli değilim. Tuvalete gitmek istersen olduğun yere bırakabilirsin."
"Nereye?"
"Sana bakıcılık yapacak halim yok. Ayrıca bunu sen de istemezsin."
Pencereden atlarken genç arkasından şaşkınca baktı. Onu böyle mi bırakacaktı? "Ateş hemen geri dön! Çöz beni! Ateş!"
*
Kantinde telefonuyla Emir'e mesajlar yağdırırken yanına gelen gövdeye bakmak için başını kaldırdı. Onu görünce telefonunu masaya bırakarak gülümsedi.
"Merhaba Rüzgâr."
"Merhaba Çağla."
"Emir nerede?" Bunu sormak için mi geldin, diye düşünse de bozuntuya vermeden cevap verdi.
"Bilmiyorum. Dün gece sabah gelmememi söylemişti."
"Çetin dizinin ağırdığını söyledi. Her an çıkabilir. Büyük bir ihtimalle Emir ya da sen girersin."
"Hadi ya?"
"Emir'e ulaş. Umarım hasta falan değildir. Bu akşam kazanmanız lazım. Eğer bir alt sınıfa kaybederseniz, liseler arasındaki turnuvada sizi desteklemem."
"Tabi ki yeneceğiz. Emir'e ulaşırım. Sen desteğini eksik etme yeter."
"Süper! Görüşürüz." Telefonunu tekrar eline aldığında bu sefer yanına Gamze geldi. Nefesini bıkkınca vererek ona döndü.
"Evet, Emir'e ulaşamıyorum." Gamze şaşkınca yanına oturdu. Cidden mi, diye düşündü Rüzgâr. Çağla yanına bile oturmamıştı?
"Neden gelmedi?"
"Bilmiyorum."
"Ama maça gelecek, değil mi?"
"Dün gece iyiydi." Dün geceyi hatırlayınca başını iki yana salladı. Hayır, iyi değildi.
"Evine gidip kontrol edemez misin? Benim de telefonlarımı açmıyor."
Rüzgâr, Gamze'nin fikrini düşünür gibi yaptı. Aniden ayağa kalkınca kız da kalktı. "Ne oldu?"
"Diğer ders idman yapılacak. Koça bir yalan uydur. Ben Emir'in evine gidiyorum." Kız başını sallarken, o çoktan kantinden çıkmıştı bile.
*
"Demir Mumcu?" Genç arkasına döndüğünde korktuğu o gözlerle karşılaştı. Ateş Körel her zaman ki soğukluğuyla ve siyahlığıyla karşısındaydı.
"Çıkaramadım?" Kolundan tutulup arka bahçeye sürüklendiğinde ne kadar saçma bir şey söylediğinin farkına varmıştı. Ateş Körel'i unutmak mümkün müydü?
"Tanımamış ayağına yatma. Geçen sene sana çok şey öğretmiştim."
"Bir insanın hayatının nasıl mahvedilebileceğini mi?"
"Eminim kurt güçlerin çok işine yarıyordur. Bu akşam oynayacak mısın?"
"Evet."
"Dolunayda?"
"Sahada."
Gencin sesindeki alaycı tonu umursamayarak devam etti. "Bu gece vampirler bize savaş açacak."
"Bana ne?"
"Ne demek bana ne? İnsanları dönüştürecekler."
"Bunu sen de yapıyorsun."
"Demir bu gece avcılar da peşimizde olacak."
"Kendimi kontrol edebildiğime göre, koruyabilirim de."
"Emir tehlikede."
Bir süre düşündü. "Emir... Varol?"
"Evet."
"Ne alaka?"
"Emir bir kurtadam. Ve vampirlerin aradığı Tegan."
Şaşkınlık ve birazda öfkeyle ona baktı."Ne? Ne zamandan beri?"
"Bir haftadır. Kendini kontrol edemiyor. Zaten geç dönüştü. Bir şeyler olduğunu anlamalıydım."
"Nerede şimdi? Onunla konuşmalıyım. Senin oyunlarına gelmesin."
"Onu eve kilitledim. Ayrıca oyun oynamayı kurtadam olduğumdan beri sevmem. Bunu sen de çok iyi biliyorsun."
"Benden ne yapmamı istiyorsun?"
"Bize yardım etmeni."
"İlk beşteyim Ateş. Ayrıca Serdar da diğer takımda. Onlar iki kişi ne yapabilir ki?"
"Biz de iki kişiyiz. Savaş ve ben." Genç alayla güldü.
"Ooo! Eski düşmanlar yeni dost ha? Onu bunu bilmem Ateş. Ben gelemem. Oynamam lazım."
"Demir, yardıma ihtiyacımız var."
"Ben savaşmak istemiyorum. 17 yaşımdayım Ateş. Yeterince hareketli bir hayatım var zaten." Okula doğru yürümeye başladığında öfkeyle arkasından baktı.
"Demir onca insanın hayatı söz konusu. Demir! Allah kahretsin!"
*
Neredeyse iki satir aynı şekilde duran genç artık kolunu hissetmiyordu. Ateş'in yaptığı çocukluktan başka bir şey değildi. Merdivenlerde duyduğu ayak sesleriyle doğruldu. Annesi olamazdı değil mi? Bu durumu ona açıklayamazdı. Kapı hızla açıldığında nefes nefese kalmış arkadaşını gördü.
"Rüzgâr?"
"Seni o mu bağladı?" Yatağa yaklaşarak yanına oturdu.
"Yok, fantezi olsun diye ben yaptım. Beni hemen çözmen lazım... Bir dakika ya sen eve nasıl girdin?"
"Paspasın altındaki anahtarla."
"Paspasın altında anahtar mı vardı?"
"Saksıdan sonraki yerini bilmiyor muydun?"
"İstersen evleri değişelim Rüzgâr... Neyse beni hemen çöz."
"Kelepçe bu Emir. Ben de doğaüstü yetenekleri olan birisine benzemiyorum di mi?"
"Ya tuvalete gitmem lazım."
"Tamam, sakın koy verme. Ben bulacağım bir şey."
Aklına gelen şeyle yüzünü buruşturdu. "...Allah kahretsin ya!"
"Ne yaptın? Altına mı yaptın?"
"Ateş buradaydı... Nasıl zihin kontrolüyle kendimi çözdüremedim?"
"Buldum!"
"Ne buldun?"
"Babamdan alabilirim. Elbet uyar di mi? Bekle burada." diyerek hızla odadan çıktığında oflayarak arkasından baktı.
"Sanki bir yere gidebilecekmişim gibi."
*
Genç, koridorda sessizce ilerlerken anahtarı nasıl alacağını düşünüyordu. Babasını odadan çıkarmanın bir yolunu bulmalıydı. "Rüzgâr, ne işin var senin burada?" Sesle birlikte irkilen genç arkasına döndü.
"Merhaba Faruk abi. Orman yolunda bir kaza olmuş. İki ölü bir yaralı var."
Genç polis endişelendi. "Ne? Ne zaman?" Eline hızla telsizini aldığında Rüzgâr sırıttı.
"Şaka şaka. İnsan polis olunca bi havalı oluyor."
"Şakası yapılacak bir şey mi bu? Ayrıca okul zamanı burada ne işin var senin?"
"Bugün erken paydos yaptık. Akşamki maç için."
"Neden buradasın?"
"Babamla konuşmak için tamam mı?" Fısıldayarak, "Disiplin."
"Odasında ve çok yoğun. Saçma sapan şeylerle meşgul etme adamı."
"Teşekkürler." Babasının ofisine geldiğinde kapıyı tıklattı. Babasının yorgun sesini duyunca içeri hiç girmek istemedi. Bu yorgunlukla bir de maça gelmesini istiyordu. "Gel!" İçeriye girdiğinde babasının şaşkın bakışları onu buldu.
"Rüzgâr?"
"Merhaba baba."
"Bu saatte burada ne işin var?"
"Öylesine, konuşmaya geldim."
"Öylesine? Rüzgâr okuldan mı kaçtın?"
"Bu ilk oluyor di mi?" Başını eğerek masanın önündeki koltuğa oturdu.
"Ne yani, okuldan mı kaçtın?"
"Hayır... Yani kısmen. Sonuçta okul saati ve ben okulda değilim."
"Peki canına mı susadın?"
"Stres yaptım tamam mı?"
"Rüzgâr bunun nesi kafaya takılacak bir durum? Okuldan kaçıp emniyete gelen tek saf sen olmalısın. Bekle burada şu dosyaları verip geliyorum."
"Tamam." Babası çıktıktan sonra hemen ceketini ve çekmeceleri aramaya başladı. Yaptığına kendisi bile inanamıyordu. Acaba Emir benim için böyle bir şey yapar mı, diye düşündü. Hemen aklından bu düşünceyi uzaklaştırdı. Yapardı tabi. Bulduğu tüm anahtarları aldığı sırada İlker odaya girdi. Bakışları şaşkınca sandalyesinin dibinde duran oğluna kaydı. "Ne yapıyorsun Rüzgâr?"
"Ceketin neden koltukta söyler misin? Askılık niye üretildi?"
"Bu soruyu okuldan geldiği gibi kıyafetlerini ortalığa saçan Rüzgar Bey'e sorsak?"
"Neyse... Ben çıkayım. İşlerin vardır senin."
"Otur şuraya." diyerek koltuğu gösterdi.
"Hadi ama baba! Gerçekten bu konuşmayı yapmak zorunda mıyız?"
"Otur dedim." Oflayarak koltuğa oturduğunda ellerini göğsünde küçük bir çocukmuş gibi birleştirdi.
"Lütfen okuldan kaçtığın günden itibaren anlatmaya başla. Öncesini adım gibi ezberledim."
"Sadece okulu arayıp burada olduğunu söyleyecektim... Ama doğru, ben de birkaç kez okuldan kaçtım..."
Ellerini yüzüne gömdü. "...Olamaz!"
***
Emir, Rüzgâr'ın odaya girmesiyle rahat bir nefes aldı. "Nerede kaldın ya?"
"Zaten babamın anıları yüzünden kafam allak bullak, şu kelepçeyi bir açalım sen de kurtul ben de kurtulayım."
Rüzgâr ilk anahtarla kilidi açmaya çalıştığında kilit ilk deneyişinde açıldı. "Oldu!"
"Çekil şuradan. Patlamak üzereyim." diyerek hızla banyoya yöneldi. Rüzgâr gülümsedi. Başarmıştı!
"Hala tutuyor muydun? Neyse, çabuk ol. Maç yarım saat sonra başlayacak." Emir tuvaletteyken Rüzgâr diğer anahtarlarında kilidi açıp açmadığını kontrol etti. "Nasıl ya?"
Emir banyodan çıkarak bileklerini ovdu. "Yine ne oldu!"
"Bütün anahtarlar kelepçeyi açtı."
"Eee?"
"Ben bu kadar anahtarı boşuna mı aldım?"
"Bir şey olmaz. Hadi çıkalım."
"Tabii! Babamın arkadaşlarıyla birlikte komşudan çaldığı meyvelerin anısını sen dinlemeyeceksin."
*
Ateş'in, kaçtığını öğrendiğinde ne yapacağı hakkında bir fikri yoktu. Ama bu maç onun için önemliydi ve ne olursa olsun oynayacaktı. Rüzgâr'la okula vardıklarında nefes nefese soyunma odasına girdiler. Oldukça öfkeli görünen koçun yüzü onları görünce rahatlamayla aydınlandı.
"Neredesiniz siz?"
"Biraz rahatsızdım." dedi Emir koçu biraz olsun yumuşatmaya çalışarak.
"Şimdi nasılsın?"
"Daha iyiyim koç, oynayabilirim."
"Çetin oynamıyor. İlk çeyrekte sen giriyorsun Emir."
İnanamamış gibi işaret parmağıyla kendisini işaret ederek emin olmaya çalıştı. "Ben mi?"
"Evet. Rüzgâr diğer yedeklerin yanına... Emir sahaya, hadi!"
*
Düdüğün çalmasıyla başlayan koşuşturmanın arasında Emir'i zar zor seçen Gamze gülümseyerek Çağla'ya döndü. "Emir gelmiş." Kız, dediği yere bakıp dudak büzdü.
"Evet, umarım çalışmalarına değer bir sonuç çıkar."
İçeceklerle kızların yanına gelen Korhan Avcı dikkatli gözlerle maçı izlemeye başladı. Aslında dikkatini çeken bir kişi vardı. O da karşı tribünde oturan ve arada kendisine bakıp sırıtan Ateş'ti. "Alt sınıfı kim çalıştırdı?"
"Murat hoca sadece basketbol koçu. Üst sınıfları o çalıştırıyor. Diğerlerini de beden hocası çalıştırmıştır. Zaten ilk defa birbirleriyle oynuyorlar. Bu akşamki maçtan sonra en iyiler belirlenip liseler arasındaki turnuvada oynayacaklar."
"Oley be!" Çağla'nın çığlığıyla Korhan da gözlerini sahaya çevirdi. "Kim attı?"
"Serhan..."
*
"3. Sınıflar önde." Savaş Ateş'in oturduğu taburenin yanına oturarak ellerini cebine soktu. Ateş'in gözlerini takip ederek nereyi izlediğine baktı. Korhan'la göz göze gelince sırıttı. "Maçı neden izlemediğin belli oldu."
"Git başımdan."
"Bu gece birbirimize ihtiyacımız olacak. Ve sen benimle böyle mi konuşuyorsun?" Ateş'in birden ayağa fırlamasıyla irkildi.
"Geri zekâlı."
"Ayıp olmuyor mu?"
"Bu çocuk gerçekten geri zekâlı. Nasıl kurtuldu o kelepçeden?"
"Ne kelepçesi?" Gözleri sahadaki Emir'i bulunca ağzını şaşkınlıkla araladı. "Çocuğa kelepçe mi taktın?"
"Ne güzel."
İğneleyici sesle birlikte iki genç adamın gözleri yan tarafa çevrildi. Uzun boyuyla ve her zaman ki alaylı duruşuyla Sedat karşılarında duruyordu. "Eski dostlar düşman olmuş yan yana oturuyor. Türleri düşman olan iki ergen de rakip takımlarda karşı karşıya oynuyor. Biz de onları izliyoruz... Bu arada beyler, alt sınıf öne geçti."
*
"Emir faul yaptı." Gamze endişesini gizleyemedi. Genç, maç başladığından beri sürekli sendeleyerek yürüyordu. "Acaba gerçekten hasta mı?" Korhan'ın ona baktığının farkındaydı ama düşünmeden edemiyordu. Serdar Emir'e dirsek atarak topu aldığında tribündekilerle birlikte ayağa fırladı.
Rüzgar elini öne doğru uzatarak, "Emir! Sen de ona vur." diye bağırdı. Koçun ona baktığını fark ettiğinde, "Ona vurman için yapıyor, karşılık verme." diyerek sözlerini değiştirdi.
"Emir? Beni duyuyor musun?" Ateş'in kendisiyle iletişime geçmeye çalıştığını anlayan Emir, hareket etmeyerek Ateş'in sözlerine kulak verdi.
"Ne yapıyor bu çocuk?" Koçun sorusuna bir cevap bulamayan Rüzgâr susmayı tercih etti.
"Beni dinle Emir. Sakinleşmeye çalış. Derin nefes al. Serdar'a karşılık verme. Ne olursa olsun. "
"Emir sakin kalmaya çalış lütfen. Yapabileceğini ikimiz de biliyoruz." Duyduğu ikinci sesin sahibini çok iyi tanıyordu. Duydukları karşısında hafifçe gülümsedi. Serdar'ın gözlerine dikkatli bir şekilde bakarak konuşmaya başladı. "Topu, bana, ver." Tane tane söylediği sözler karşısında Serdar da durdu. Onlara bakan şaşkın bakışların arasında Serdar, herkesi şaşırtacak bir şekilde topu Emir'e verdi. Hızlı bir şekilde potaya varıp basketi attığında ise alkış sesleriye kendine gelerek gözleriye Ateş'i aradı. Onu yerinde göremedi. Üstüne atlayan arkadaşlarının arasından Gamze'yle göz göze geldiğinde kızın gülümsediğini gördü. Korhan'ın delici bakışlarını görünce başıyla selam vermekle yetindi.
***