4-Tegan

1832 Words
Vampirler. Rüzgâr tuşa bastığında çıkan ilk şeye tıkladı. Eğer arkadaşı bu şeyler yüzünden bir savaşın ortasında kalacaksa, ona yardım etmeliydi. Açılan sayfaya göz gezdirirken arkasında hissettiği hareketlilikte laptopun kapağının elinin üzerine kapanması bir oldu. Ağzından çıkan çığlığın ardından duyduğu kahkaha sesiyle başını yana çevirdi. Gördüğü yeşil gözler sinirlenmesini sağlarken elini laptopun arasından kurtararak ayağı kalktı. "Senin kapı kullanma gibi bir alışkanlığın yok mu be adam?" Ateş sırıtarak kaşlarını kaldırıp indirdi. "Bu çığlığı atmak için çok çalıştın mı?" "Neden geldin?" "Emir nerede?" Yatağa yayılarak yatarken oldukça rahat görünüyordu. "Film izlemeye gittiler." Kaşlarını çattı. "Nereye?" "Bowling salonuna. Tanrım, film nerede izlenir? Sinemaya gittiler." Ateş kaşlarını çatarak bir süre onu izledi. Ayağı kalkarken Rüzgâr sırtının duvara yapıştığına emindi. Kendisi geriledikçe o üzerine geliyordu."Komik olduğunu mu sanıyorsun?" "Genelde öyle derler." "O zaman onlar da senin gibi kaçık." "Hayır, onlar da genelde, komik olduğunu mu sanıyorsun, der. Sen niye geldin?" dedi konuyu değiştirmek için. "Sizin okuldaki vampiri bulduğumu söylemek için." Heyecanla sordu. "...Kimmiş?" "Serdar Kocatepe. Tanıyor musun?" "Hayır... Ama geçen sene benim yerime yedekteydi." "Sen yedeğin yedeği miydin?" Sesindeki alaylı ifade Rüzgâr'ı şaşırtmadı. Gülerek devam etti. "Senden bir yaş küçük olduğunu sanıyordum." "Uzatmasan?" "Başka ne biliyorsun hakkında?" "Bir alt sınıf olması dışında bir şey bilmiyorum." "Abisi de vampir. Eski dostumdu." Sesindeki alay yok olmuştu. Rüzgâr içindeki korkunun yok olduğunu hissetti. "Ha di ya?" "Evet. Ta ki o vampir, bense kurtadam olana kadar." Diğer gün Emir'in evine geldiğinde heyecanlıydı. Dün gece Ateş'ten sonra biraz daha beklemiş, ama Emir gelmeyince evine gitmişti. Kapıyı çaldığında karşısında onu şaşkın gözlerle izleyen Leyla açtı. "Günaydın Leyla Teyze." "Bugün hafta sonu değil mi?" "Evet." "Peki, sen hiç uyumaz mısın? Neyse Emir uyuyor. Ben çıkıyorum. Bu arada evi bıraktığım gibi bulmak istiyorum." "Tabi." Yüzünde yapmacık olduğunu kendisinin de bildiği bir gülümseme vardı. "Nedense hiç samimi görünmedin. Görüşürüz." "İyi günler." Leyla'nın ardından hızlı bir şekilde merdivenleri çıkarak Emir'in odasına daldı. "Emir uyan... Kalk hadi sabah oldu." Gençten ses gelmeyince üzerine eğilerek yorganını çekti. "Emir?" "Ne oluyor ya?" "Bir şey konuşmamız lazım." "Ya sabah sabah ne konuşması?" diyerek yastığına sarıldığında Rüzgâr onu kolundan dürttü. "Bana uykulu tripleri yapma kalk şuradan. Başından aşağı soğuk su boşaltmak istemiyorum." "Sonra konuşsak?" "Kaynar suya ne dersin?" "Tamam kalkıyorum." Yerinde doğrularak Rüzgâr'a ölümcül bakışlar attı. Uyuşuk adımlarla banyoya giderken söyleniyordu. Umursamayarak sandalyeye oturan genç, tırnaklarını kemirerek onu beklemeye başladı. Biraz sonra elinde havluyla çıkarak yatağa oturdu. "Seni dinliyorum Rüzgâr." "Dün senden sonra Ateş geldi." "Annem yok muydu?" Gözleri hala uykulu bakıyordu. Ama şaşırdığı belliydi. "Olsa da fark etmezdi çünkü pencereden girdi." "Neden gelmiş?" "Bizim okuldaki vampirin kim olduğunu bulmuş. Kim olduğuna inanamayacaksın." "Kim?" "Serdar Kocatepe. Abisi de vampirmiş. Hatta Ateş'in eski dostuymuş." "Şimdi ise birer düşmanlar." diyerek yüzünü sıvazladı. "Evet. Siz ne yaptınız? Yani dün gece?" "Sana söylemeyi unuttum. Başımız belada." "Ne oldu?" "Burak dün konuştuklarımızı duymuş. Tam olarak bilmiyor ama bulana kadar peşini bırakmayacak gibi." "Nasıl bir şeyin içine düştük? Bir sorunu halledemeden diğeri çıkıyor. Umarım bu işin sonunda zarar gören biz olmayız." "Ben de bundan korkuyorum. Sizin zarar görmenizden." "...Kimseye bir şey olmayacak, yani umarım. Bu arada bir şey daha var." "Yine ne var?" "Pazartesi bir alt sınıfla basket maçımız var." "Biliyorum." "Serdar da aralarında olacak." * "Merhaba Ateş." Ateş hızla arkasına döndüğünde aklına lise günleri geldi. Birlikte dersleri ekip maçları izlemeye gittiği, sokaktaki insanları eleştirdiği, çocukluk arkadaşı karşısında duruyordu. Çok değişmişti. Ama tanıyordu işte. Unutamazdı. Tıpkı yıllar önce arkadaşlıklarını nasıl bitirdiğini unutmadığı gibi. Yanına geldiğine göre buradaydılar, gelmişlerdi. Bir Tegan olduğunu öğrenmiş olmaları gerekiyordu. "Sedat? Senin burada ne işin var?" "Konuşmaya geldim." "Bir kurtadamla mı?" "Bak, seninle tartışmaya gelmedim. Şunu bil Ateş; sen benim hep eski bir dostum olarak kalacaksın. Önüme çıkmadığın sürece düşmanım da olmayacaksın. Biliyorsun savaş çok uzak değil." "Dolunayda kendini kontrol edemeyen insanları öldüreceksiniz." "Öldürmek bize güç kazandırıyor." "Size güç kazandıran şeyin kan olduğunu sanıyordum." Serdar cevap vermeden onu izliyordu. Ateş ayağı kalkarak yavaşça ona yaklaştı. "Bir planınız daha var gibi. Dolunay gecesi kendisini kontrol edebilenler ortalıkta görünmezler. Çünkü avcılar tarafından avlanırlar. Diğerleri de siz gibiler tarafından öldürülürler. Ama asıl planınız bu değil. O gece sürünüze birkaç vampir katmak için masum insanları dönüştüreceksiniz." "Güç için öldürdüğün gençlerden mi bahsedelim Ateş? " "Gerçekten Sedat? Neden buradasın?" "Sadece bir uyarı. O gece karşıma çıkma." "Hemfikir olduğumuza sevindim." "Bir şey daha. Umarım O gece Tegan'ı da getirirsiniz. Sizin aranızda olduğunu biliyoruz." "Aslında tek istediğiniz o, değil mi? Hem vampir hem de kurtadam gücünde. Ama türü kurtadam olduğu için tarafı zaten belli." "Bu kadar emin olma." "Bizim türümüzden olan birini bize karşı kullanmanıza izin vermeyeceğiz." "Daha kendini nasıl kontrol edeceğini bile bilmiyor. Gücünün farkında değil ayrıca..." "Sedat. Boşuna kendini yorma. Bir Alfamız olduğunu da unutma." "Hani, aileni öldüren Alfadan mı söz ediyorsun?" Ateş öfkeli ve siyahlığını yavaşça kaybeden sarı gözlerini ona dikti. Sesi hırıltıdan farksızdı. "Karşıma çıkma Sedat!" * Sedat yanından ayrıldıktan sonra buraya gelmişti. Nedenini bilmiyordu. Ama sinirini ona sataşarak çıkarabilirdi. "Silahları burada saklamana şaşırdım doğrusu." Korhan sesin sahibini tanıyordu. Uzun zamandır peşinde olduğu avını nasıl tanımazdı. Eline aldığı silahı hızla ona doğrulttu. Ateş alayla güldü. "Hepsinin bu kadar olmadığına eminim." "Defol git evimden!" "Doğru... Evin deponun hemen arkasında. Kızın burada ne olduğunu biliyor mu?" "İşim için gerekli eşyaları burada tuttuğumu biliyor." "Her şeyin birkaç yedeğini de sakladığını da biliyor mu? Mesela bir tüfekten 7 tane daha olduğunu... Belki de daha fazla. Bu kadar silahı görünce kendimi bir önemli hissettim." "Ateş defol!" "Hadi beni vur." diyerek göğsüne hafifçe vurdu. "Susturucu takmadın değil mi? Ama iyileşmem fazla uzun sürmez. Yoksa silahta gümüş kurşun mu var? Yıllardır türümü avlıyorsun Korhan. Kaçını öldürebildin?" "Bu dolunayda net bir rakam veririm." "Kendine güveniyorsun çünkü vampirler de orada olacak. Biz ikiye bir hayatta kalmaya çalışacağız. Ama dikkat et, avcı onların çok işine yarar." "Kendimi koruyabilirim." Ateş gülümseyerek işaret ve orta parmağını alnına koyarak asker gibi çekti. "Şüphem yok... Gamze'ye selamlar." * "Maç yarındı değil mi?" Leyla elindeki çatalıyla yarım saattir yemeğiyle oynayan oğluna baktı. Tepki vermeyince parmağını şaklattı. "Sana soruyorum Emir." "...Ne? Duymadım." "Maç yarın mı, diye sordum." "Evet, gelecek misin?" "Tabi ki! Oynayacak mısın?" diye umutla sordu. "Yedekteyim" Oğlunun yüzünün düşmesini gören Leyla ayağı kalkarak yanında durdu. "Olsun. Ben yine de geleceğim." Genç gülümsedi. Telefonu çaldığında ekrandaki isme baktı. Gamze olduğunu görünce anlamsızca gülümsedi. Annesinin yanı başındaki öksürmesini duyunca ona döndü. Leyla toparlanarak oğlunun alnına bir öpücük kondurdu. "Ben de çıkıyordum zaten. Gamze'ye selam söyle." Emir utangaçça mutfağa giderek kapanmak üzere olan telefonu son anda açtı ve artık duymaktan hoşlandığı o sesi duydu. Rüzgar'ı şimdi daha iyi anlıyordu. "Günaydın Emir, müsait misin?" "Evet, müsaitim." Kızdan bir süre ses gelmeyince endişelenen Emir "Gamze?" diye sordu. "Bugün bir şeyler yapalım mı diyecektim." Tek nefeste söylediği bu cümle genci güldürmüştü. "Sadece ikimiz mi?" "Çağlaları arayıp çağırmamı ister misin?" "Hayır... Yani..." "Tamam, sadece ikimiz." Emir gülümsediğinde kızın da gülümsediğini duydu. "Bu sefer ki durak neresi?" "Sinema. Hemen yok deme. Biliyorum dün çok sıkıldın. Ama dün seni beklerken gördüğüm çok güzel bir film vardı. Birlikte izleriz diye düşündüm." "Filmin adı ne?" "Aşk Çıkmazı." "Çıkmazlar hiç bitmiyor." "Efendim? Geliyorsun değil mi?" "Evet, geliyorum." * "Yarınki maça gelecek misin?" Rüzgar ayakkabılarını giyen babasının vereceği cevabı heyecanla bekliyordu. "Ayarlayabilirsem gelmeye çalışacağım." "Yedekte olmasaydım 'kesin geliyorum' derdin." "İşlerim yoğun olmasa koşa koşa gelirdim." Alayla güldü. "Seni kenarda otururken seyretmek de güzel." "Ha ha ha!" "Zaten yarın gece dolunay var." "Dolunay mı?" "Devriyeler hazırda bekleyecek. Biliyorsun kurtlar dolunayda azar." "Sadece kurtlar mı?" "Efendim?" "Yok bir şey. Geçen sene çok ölüm olmuştu değil mi?" "Ne yazık ki. Zaten böyle bir günde insanların ormanda ne aradıklarını merak etmişimdir. Canlı biri çıkarsa soracağım ilk soru bu olacak. Neyse görüşürüz. Dikkatli ol." "Sen de..." *** "Ee film nasıldı?" Emir karşısında parlayan gözleriyle ona bakan kıza baktı. Filmi beğenmese bile bunu ona söyleyemezdi. "Güzeldi, beğendim. Çağırdığın için teşekkür ederim." "Geldiğin için teşekkür ederim. Yarınki maç da umarım film gibi güzel olur." "Umarım." Yan yana yürürlerken kollarının birbirine çarpması gençte elini tutma isteği uyandırıyordu. "Bir şey sorabilir miyim?" "Tabi, sor." "Sen Burak'la neden bu kadar uzaksın? Yani aranızda bir problem mi var?" Durduğunda kız da durdu. "Hayır ama bana karşı daha tanımadan cephe almış gibi." "O sana karşı iyi olsa sen de aynı şekilde karşılık verir miydin?" "Tabi, neden vermeyeyim?" "Sonuçta en yakın arkadaşının hoşlandığı kızla birlikte." "Kim, Rüzgar mı?" Şaşkınca kıza baktı. Bunu biliyor olamazdı! "Yapma Emir. Bunu Rüzgar'ı Çağla'nın yanında gören herkes anlayabilir." "Bir tek Çağla anlayamıyor. Neyse seni evine mi bırakayım yoksa başka planların var mı?" "Bu kadar çabuk mu sıkıldın benden?" Yüzündeki yapmacıklı sinir ifadesi Emir'i gülümsetti. "Hayır, öyle demek istemedim. Belki bir planın vardır diye sordum." "Sevindim. Ama maalesef var. Babamla öğle yemeği yiyeceğim." "Tamam seni bırakayım." "Gerek yok. Babam gelecek zaten." "Benimle olduğunu biliyor mu?" "Arkadaşımla sinemaya gittiğimi biliyor. Görüşürüz o zaman." "Görüşürüz. Ararım seni." "Tamam." Birbirlerine gülümserlerken aklına babasının avcı olduğu gerçeği geldi. Kurtadam avcısı, kendisi gibi. Kızın arkasından bakarken çalan telefonu onu kendine getirdi. Telefonu açıp kulağına götürdüğünde Rüzgar'ın sitemli sesini duydu. "Neredesin sen? Ağaç oldum burada. Telefonun niye kapalı?" "Tamam şampiyon sakin ol, geliyorum." "Yarın gece dolunay var." Yürümeyi keserek bir banka oturdu. Halbuki her şey ne kadar güzel gidiyordu. "Biliyorum." "Kurtlar bu günde azar Emir. Bu sizin için de geçerliyse başın büyük belada. Birincisi, her yerde sizi avlayacak avcılar, ikincisi her şeyi kurtların yaptığını sanan polisler olacak; ki babam da onların arasında, üçüncüsü ve en önemlisi ise sen kendini nasıl kontrol edeceğini bilmiyorsun." "Dördüncüsü," diyerek nefesini seslice verdi. "Maçı terk etmem imkansız." * "Ne yapmayı planlıyorsun?" Rüzgar elindeki zeka küpüyle oynayan arkadaşına çaresizce baktı. "Hiçbir fikrim yok. Ne yapacağımı bilmiyorum." "Ya kendine hakim olamazsan?" Bir şey söylemeden küpü hızla çevirmeye başladı. "Olmuyor." diye mırıldandı. "Bir türlü renkler denk gelmiyor." "Koparıp yapıştırmayı dene." "O zaman ben yapmış sayılmam. Olmuyor işte!" Küpü karşısındaki duvara fırlattığında irkilmesine engel olamadı. Arkadaşı için hiçbir şey yapamaması onu deli ediyordu. İçeriye atlayan siyahlıkla ikisi de gözlerini pencereye çevirdi. Emir ayağı kalkarak yanına gittiğinde genç adam çoktan yatağa kurulmuştu bile. "Niye geldin Ateş?" "Yarın gece dolunay var." "Bunu biri daha derse kendimi avcıların eline atacağım." "Tabi önce vampirlerin eline düşmezsen. Yarın gece evden çıkmamalısın Emir." "Yarın maçımız var ve ben oynayacağım." Ateş şaşkınca Rüzgar'a baktı. "Gerçekten oynamayı düşünmüyor değil mi?" Genç kurtadam onu takmayarak önüne geçti. " Senin savaşacağın birkaç vampir olduğunu sanıyordum." "O maçta oynamayacaksın." "Oynayacağım!" "Hele bir oyna!" Rüzgar ellerini birbirine vurarak ona bakmalarını sağladı. "İkiniz de susun. Emir zaten büyük ihtimalle oynamayacak. Çünkü yedekte. Ama maça da gelmek zorunda. Çünkü oynama ihtimali de var." "Kes sesini!" Ateş'in kükremesiyle sinen Rüzgar ağzına yalandan bir fermuar çekti. BU adamdan gerçekten nefret ediyordu. "Tehlikenin farkında değilsiniz değil mi? Size neyle karşı karşıya olduğumuzdan biraz bahsetmemi ister misiniz? Peki... Acıyı en az düzeyde hissederler, vücutlarında özelliklede yüzlerinde çürüğe dayalı hafif çukurluklar ve izler bulunur, göz renkleri sürekli değişim içindedir ve iki göz asla aynı renkte bulunmaz. Beklenmedik zamanda, fark edemeyeceğiniz kadar hızlı ve bir o kadarda güçlü tepkiler verebilirler. Ten ısıları sürekli değişiklik içindedir. Bütün doğaüstü yaratıklar içerisinde vampirler en güçlü olanlardır. Onlara kendini kontrol edemediğin sürece nasıl karşı çıkabilirsin?" Emir duyduklarını sindirir gibi bir süre konuşmadı. Oynamayacağından emin olan Ateş duyduklarıyla kaşlarını çattı. "...Oynamalıyım Ateş..." "Anlaşıldı." Pencereden atlayarak orayı terk ettiğinde Rüzgar'a döndü. "Sence doğru olanı mı yapıyorum?" "Bunun cevabını sana yarın vereceğim." ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD