Bölüm 3 -Gecenin Ateşi + 18

1602 Words
Gecenin üçüne doğru av köşküne yaklaşan Ateş, kapıda bekleyen nöbetçilere sinyal verip kapıyı açtırıp içeriye girdi. Nöbetçi amir onu evin kapısında karşılarken Ateş susturduğu aracın anahtarını ona bıraktı. “Hoşgeldiniz Ateş Bey, Mine Hanımı uyandıra…” “Mine uyusun Kemal, gerek yok. Çocuklar misafiri getirdiler mi?” “Evet Ateş Bey, Mine Hanım sizin belirtiğiniz odaya yerleştirdi. Yaramaz bir kıza benzemiyor. Şu saate kadar hiçbir sorun yaşatmadı.” “Güzel, sen aracımı park et. Ben gerisini hallederim.” “Peki Ateş Bey,” Uzun boylu adam açılan kapıdan içeriye adım atınca üst katın merdivenlerini ezmeye başladı. Heybetli cüssesi sessiz bir şekilde merdivenleri tırmanırken üzerindeki ceketi çıkardı. Koridora gelince odasına çıkan bir katın merdivenlerini geride bırakarak misafirin yattığı odaya ilerledi. Anahtarı kilitte döndürüp kapı aralanınca içeriye girdi. Ceketini şifonyerin üzerine bırakarak ay ışığıyla aydınlanan odaya baktı. Cibiniliğin içindeki kadının tenine ikinci bir ten gibi sarınmış haldeki geceliği terden ıslanmıştı. Dağınık siyah saçlarının bir kısmı göğsünü açık kısmını gizlerken bir kısmı sırtındaydı. Alnında ve boynunda bir elmas tozu gibi parlayan ter damlaları saçlarının örtemediği göğsünde gezinip arasında ve derinliklerine uzanırken genç adam berjere oturup bacak bacak üstüne attı. Erkan kızın bazı özel becerilerinden bahsederken güzelliğinden bahsetmemişti. Beyaz tülün arkasından görünen beyaz teni ay ışığıyla yıkanırken en son hangi kadına bu kadar yakınken sahip olmadığını düşündü. Zihni sorusuna cevap veremezken kasıklarında başlayan hareketlenme sahiplenmenin yakın zamanda olacağını söylüyordu. Bu manzarayı seyrederken bir şeyler içmek için ayaklandı ve ceketini aldı. Bu odada kalan kişinin zararlı çıkmaması adına delici kesici bir şeylerin ve alkolün bulunmadığını bilerek kapıyı kapattı. Kapı biraz sesli bir şekilde kapanırken Meltem gözlerini araladı. Kapının aralanmadığını görünce yatakta esnedi ve kendisine baktı. Geceliği ter içindeydi. Normal bir yaz akşamından daha çok terlediği için sebebini sorgularken cevaplar gözlerinin önündeydi. Bilmediği bir evde, bilmediği insanlarla başına nelerin geleceği bilinmez bir ortamdaydı. Üstelik kilitli bir kapının arkasına bir nevi mahkum edilmişti. Madem yalnız bırakılmıştı, en azından gecenin bu saatinde misafirin olmayacağını düşünüyordu. Sabah erkenden kalkıp üstüne giyebileceğini düşünerek terli geceliğini çıkardı ve yatağın örtüsünü beliyle göğsüne doğru örttü. Kapıya arkasını dönüp pencereden içeriye giren ay ışığını izlerken arkasındaki kapı açıldığında kilit sesini duymamıştı. Ateş içeriye girdiğinde bıraktığı manzaradan farklı ve daha güzel bir manzarayı görmeyi beklemiyordu. Birileri uyanmış. Sessiz bir şekilde berjere kurulurken viski kadehinden bir yudum alıp masaya sesli bir şekilde bıraktı. Kızın kendisine dönmesini beklerken onun ürpermesi dudaklarının keyifli bir şekilde kıvrılmasını sağlamıştı. “Numara yapmaya devam edecek misin?” Meltem, konuşma sesiyle daha da korkarken ne cevap vereceğini düşündü. Adam uyumadığını bilirken rol yapmanın anlamı yoktu. Örtüye sarılıp ayaklanırken Ateş’in sesi yavaştı. “Kalkma, bana dön.” Onun isteğini yerine getiren Meltem, karşısındaki berjerde bacak bacak üstüne atmış yarı çıplak bir adamı gördü. Siyah saçları düzgün ve biraz kabarmış bir şekilde taranmış sert yüzünde emanet duran bir gülümseme askılıydı. Geniş omuzlarından biri masaya doğru akarken diğeri bacağının üzerindeydi. Ve üstü çıplaktı. Spor salonundan çıkmadığını belli eden vücudu heybetini daha da artırırken nefes alışverişiyle kabaran göğsü bir körük misali dalgalanıyordu. Kendisinin dikkatli bir şekilde izlendiğini anlayan Ateş, onun bunu rahatlıkla yapması adına konuşmuyordu. Kızın gözleri tepeden aşağıya doğru inince yüzündeki gülümse halen daha yüzünde dalgalanıyordu. Onun bakışları tekrar yüzüne odaklanınca bal rengini anımsatan gözlerini kızın gözlerine mıhladı. “Şimdi ayağa kalk.” Şu an ona itiraz etse tehlikeli bir an yaşanabileceğini düşünüyordu. Adam karşı koyabileceği bir güçte değildi. Ve ona itiraz edip üstüne atılmasını istemiyordu. Ayağa kalkarken adamında ayaklandığını görünce örtüye daha sıkı sarındı. “Benden ne istiyorsun?” Ateş’in yüzünde sözlerinden dolayı çapkın bir ifade dolaşırken gözleri Meltem’in vücudun da geziniyordu. Örtünün örtmeyi beceremediği yerlerinde adamın bakışlarının uzun süre üzerinde gezinirken Ateş ona karşı bir adım attı. Meltem sırtını duvara yaslarken önünde biten adamın kokusu burnunu gıdıklıyordu. “Ben çok şey isterim küçük kız, ve istediğim her şeye sahip olurum.” Avuç içini duvara yaslarken diğer eli kızın saçlarında dolaşıyordu. “Sende isteyip te sahip olamayacağım bir şey var mı?” Kaçacak yerinin olmadığını bilen Meltem, genç adamın yüzüne baktı. Kirli sakalı ve rengini tam kestiremediği güzel gözlerini saran uzun kirpikleri görünüyordu. Ve teninden yayılan koku, Meltem’in içine aktıkça nefes alışverişi sıklaşmaya başlamıştı. Parmaklarını zorlayarak örtüye daha sıkıca sarılırken aralanan dudaklarından zorlukla konuştu. “Sana para kazandıracağım Ateş, hatta daha fazlasını.” Onun kalkan göğsünle aynı orantıda nefes alışverişi sıklaşan Ateş onun parmaklarına dokunurken başını onun yüzüne yaklaştırıp gözlerinin içine baktı. İçindeki iradenin son kırıntılarının da yıkılmak üzere olduğunu düşünürken Ateşin parmaklarının değdiği parmakları adeta yanıyordu. Ateş parmaklarıyla Meltem’in parmaklarını çözerken ilk defa zorlandığını hissediyordu. Bu pozisyona getirdiği her kızın parmakları şu an Ateş’in sırtında gezinirken Ateş’te o kızın içini doldurur olurdu. Fakat en sonunda örtü aşağıya akarken kızın çıplaklığı Ateş’in gözlerine serilmişti. Meltem yutkunarak gözlerini kendisine bakan gözlere bağladığında o gözlerde eğlenen ifadenin yerine iştahlı bir ifadenin dalgalandığını hissetti. “Ben parayı değil seni istiyorum Meltem.” Ateş alnını onun alnına dayarken, parmakları kızın yüzünde gezintiye çıkmıştı. Yüzüne değen parmakların etini farklı bir ateşle kavurduğunu hisseden Meltem, alnına değen Ateş’in alnından içine akan duyguların kendisini titretmeye başladığını hissetti. Bacakları yavaşça titrerken kadınlığının seğirdiğini biliyordu. Ateşin teninden kendi tenine akan ateş, içindeki volkanları tutuşturuyordu. Ve bu volkanların her an patlaması bir erkeğin sadece dokunuşu ile kendinden geçmesi an meselesiydi. Fakat bilincinin kırıntılarına tutarak kendisine bakan adamı izlemek için bakışlarını onun vücudunda gezdirdi. Hafif kıllı çıplak göğsü daha derin nefes alıp verirken ellerinde nadide bir ipeği okşarken ki yumuşaklığı ile bir şahinin avına pençe geçirmesindeki sertlik vardı. Ve çözülmek için can atan pantolonun önü fazlasıyla kabarmıştı. Bakışlarını o bölgeden hemen ayırdı ve gözlerine baktı. Çünkü bir iki saniye daha bakmaya devam etse adamın kucağına bir kedi gibi tırmanabilirdi. Öyle yapmayacaktı. “Ben seni istemiyorum Ateş.” Cümleyi duyduğu ilk saniye hemen idrak edemeyen Ateş kızın kendisini istediğini sanarak onu kucaklamayı düşünürken gerçek bir balyoz gibi kafasına inmişti. Kadını belinden yakaladığı gibi yatağın üstüne yatırdı ve onun bacaklarını beline doladı. Aralanmış bacaklarının ıslandığı hisseden Meltem, zihninin bir yarısında çığlık atan şehvetin artık ne olursa olsun diye feryat ettiğini düşünürken bilincinin sesini duyamıyordu. Ateş şu an ona sahip olsa, söylediklerine tezat davranıp ona kızlığını vermekten hiç çekinmezdi. Sert yüzü boynunda gezinirken iri elleri uçları dikleşmiş göğüslerini kavrayıp bacaklarının arasına erkekliğini bırakabilirdi. İçine bile girmeden dokunmasıyla onu getirebilir ve içindeki volkanın patlayışıyla onu istediğini gösterirdi. Ateş onun gözlerine bakıp sol elini boynundan başlayan bir gezintiye çıkarırken başı kadının boynuna çok yakındı. Terli teni, şehvet denizinde kulaç atarken teninden yayılan koku Ateş’in diğer kızlarda aldığı kokudan daha yoğundu. Bu kadın onu tüm benliği ile istiyordu. Dolgun göğsünü uzun parmakları ile kavrayıp sıkarken işaret ve başparmağı ile dikleşmiş ucuyla oynuyor diğer parmakları ile onu sıkıyor ve gevşetiyordu. Oradan zoraki bir şekilde ayrılan elini belinin etrafında kapanmak isteyen bacak arasına götürdü. Kasıklarındaki temizlik onun iştahını daha da artırırken başparmağını kadınlığının tepe noktasına klitorisine götürdü. Yavaşça parmağını orada gezdirirken Meltem’in dudaklarından küçük bir inilti yükseldi. Yüzünde şeytani bir zevke ait gülümseme peydahlanırken doğrularak iki eliyle pantolonun düğmesini ve fermuarını açtı. Meltem, artık bedeninin istediği şeye kavuşacağını düşünürken sözlerinin hükmü olmadığını anlamıştı. Ateş istediği her şeyi alan bir adamdı. Ve kendisi de onun olacaktı. Pantolonunu bacaklarının arasından çıkaran adamın üzerinde sadece slip bir iç çamaşırı vardı. Erkekliği ise o çamaşırdan çıkaracak kadar büyümüştü. Çamaşırın sol tarafında yatık bir şekilde görünen erkekliği heybetli bir görüntüye sahipti. O şeyin içine girmesi kolay olmayacağına benzerken bir an önce içinde hissetmek istiyordu. Ateş’in ilki olacağını düşünüp yavaş olmasını umarken bu ummanın faydası olacağından şüpheliydi. Ateş yatakta yumuşak davranacak bir adama benzemiyordu. Çamaşırını çıkarmayan Ateş, ona doğru yaklaşıp elini yine onun kadınlığına götürdüğünde parmakları ustaca dudaklarını ayırdı. Meltem, haz denizinde kulaç atarken parmaklarını yatağın çarşaflarına götürdü ve sıkıca kavradı. Kasılan vücudu bacaklarını ayırırken Ateş’in başının orada olduğunu gördü. Parmaklarını dudaklarının etrafında gezinip içeriye doğru ilerlerken kadının kasılması onun daha önce alışık olmadığını gösteriyordu. Ama içinin ıslaklığı ve dudaklarının etrafına saran ıslaklık onun kendi için ıslandığını gösteriyordu. Parmaklarını oradan çekip vücudunu doğrulturken gözlerini kızın gözlerine götürdü. Onun gözlerine bağlanan Meltem, onun ne yapacağını bekliyordu. Artık kendisine sahip olacaksa bunu bir an önce yapmasını istiyordu. Kasıklarında gezinen volkan ağrılı bir sancıya dönüşürken Ateş parmaklarını ağzına götürdü. Kadınlığına değen ve ıslaklığıyla mühürlenen parmaklarını tek tek yaladıktan sonra üstüne yatıp çamaşırının üstünden onun kadınlığına baskı uyguladı ve başını saçlarına gömdü. İnce bir kumaş parçasının Ateş’in erkekliği ile kendisinin arasında engel olduğunu düşünürken çarşaftaki ellerini gevşetip Ateş’in çamaşırını çıkarmayı düşünüyordu. Tam bunu yapmaya niyetlendiğinde Ateş’in sesi yumuşak bal kıvamında bir zehir gibiydi. “Sözlerin beni istemediğini söylüyor ama bacakların benim için kendiliğinden ayrılıyor.” Başını onun yüzüne yaklaştırıp alnındaki bir saçı parmakları ile geriye götürürken Meltem ilk defa onun gözlerinin rengini görmüştü. Bal rengini anımsatan iki mücevher tatlı tatlı ona bakarken sözlerinde dikenli teller vardı. “Ah küçük kız, bu gece beni kabul etseydin sabah normal hayatına devam edebilirdin. Ve bir daha buraya adım dahi atamazdın.” Ona bakmaya devam ederken Meltem gözlerini ondan ayırmıyordu. “Ama şimdi işler farklı şekilde ilerleyecek. Kuzeninin borcunu nasıl kazandıracaksın onu göreceğiz. Ve onun faizini tabi.” Kasıklarını onun aralanmış kadınlığına daha sıkı bastırırken içindeki şehvet o çamaşırdan kurtulup içine girmesini fısıldıyordu. “Bunlar olurken de seninle böyle oyunlar oynamaya devam edeceğiz. Ve en sonunda beni istediğini sen gözlerimin içine bakarak itiraf edeceksin.” Onun gözlerine bakarak aralanmış dudaklarında parmağını gezdirirken Meltem çarşafları sıkmaya devam ediyordu. Onun üstüne son kez daha baskı uygulayan Ateş, doğrulurken Meltem onun tüm heybetine bakıyordu. Ateş, siyah renk çamaşır giydiğine seviniyordu. Çünkü onunda zevk suyu gelmişti ve biraz daha bu oyuna devam etse kontrolü şehvetine bırakabilirdi. Yerdeki pantolonunu giyerken Meltem yavaşça kendine gelip ayaklarını toplamış ve yatağın üstüne oturarak karşısındaki adamı izliyordu. “İşte o zaman bir şeylerin çaresine bakacağız küçük kız.” Arkasını dönen adam karanlığın içinde kaybolurken Meltem yarından itibaren nasıl bir güne başlayacağını bilmiyordu. Her kızın olmak istediği bir evde bir adamın kuklası olacaktı. Ve geceleri anlaşılan ağrılı bitecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD