“Kalk hadi, sen ne zaman uyanacaksın?”
Siyah gözleri zorlukla aralanırken kapıdaki kadının güçlü sesi tedirgin etmişti.
“Saat on. Kalk artık, bugün Ateş Bey’le görüşeceksin.” Mavi gözlü kadının emir cümleleriyle yataktan doğrulan Meltem, yüzüne gelen saçlarını geriye atarken kadına baktı.
“İyi, çabuk kalkan birisisin. Şimdi hazırlan ve aşağıya in. Kahvaltı için bir şeyler hazırlattım sana. Sonra Ateş Beyin yanına gideceksin.”
“O burada değil mi?”
Ateş’ten o diye bahsedilmesine Mine bozulsa da bu kızın zamanla adabı muaşereti öğreneceğini düşünüyordu.
“Ateş bey her sabah altı da kalkar bir saat spor yapar. Bazen koşar bazen de aşağıdaki spor salonuna iner. Sonra duşunu alır kahvaltısını yapar ve ofisine geçer. Seninle de orada görüşecek.”
Duyduklarını sindiren Meltem, ayaklanırken kapıdan çıkmaya yeltenen kadına seslendi. “Af edersiniz, bir duş alıp öyle gelebilir miyim? Birde isminizi sorabilir miyim? Hitap etmek için.”
Onun toyluğuna alaycı bir gülümseme ile karşılık veren Mine, başını sallayıp yürürken sesi yankılanıyordu.
“Adım Mine, çok çabuk duş alıp aşağıda ol. Ateş bey bekletilmekten hiç hoşlanmaz. Burada kalacaksan bu evin kurallarını çok çabuk kavra. Zira ikinci kez tekrarlamaktan hiç hoşlanmam.”
Onun ikaz dolu cümlelerini esneyen ağzıyla dinleyen Meltem, ayaklanarak ebeveyn banyosunun kapısını araladı. Ateş gittikten sonra üzerine geçirdiği geceliği Mine’nin aklına saçma sapan düşüncelerin gelmesini engellemişti. Gerçi bu düşüncelerin çoğu yaşansa da onun bilmesine gerek yoktu. Geceliğini çıkarıp duşa kabine girince soğuk suyun üzerinde dağılmasına izin verdi. Aklı, dün geceyi geri sararken Ateş’in kendisine dokunmasını düşündü. Sol göğüs ucunu sıkan eli ve teninde gezinen eli içine bir anda kıvılcımların düşmesini sağlarken bu kıvılcımların bir havai fişek misali içinde patladığını hissediyordu. Eliyle kadınlığını dokunurken dün geceki ıslaklığın soluk izleri eline geliyordu. Ateş’in onu ezmesi kasıklarında bir ağrının yeşermesini sağlarken çarenin ondan gelmesini beklemek çok tehlikeli bir şifaydı.
Ateş, çok güçlü bir şifa olsa da çok sert bir şifaydı. Acıması yoktu, bu gerek iş hayatında gerekse yatakta öyleydi. Bunu dün gece çok iyi anlamıştı. Ellerini kasıklarından uzaklaştırıp saçına götürürken bugün neler olacağını düşünüyordu. Erkan’ın bu adama ne kadar borcu vardı? Ve Erkan Ateş’e kendisini ne kadar övmüş ki onu kaçırtmıştı?
Şampuan ve sabunla işini de tamamladıktan sonra bulduğu bornozla banyodan dışarıya çıktı. Berjerin üzerine bırakılmış kıyafetlere bakarken iç çamaşırlarının da olduğunu görmek onu mutlu etmişti. Fakat tüm iç çamaşırlarında fazlasıyla dantel detayı mevcuttu. Kurulanıp onları üzerine geçirdikten sonra üzerine beyaz keten bir gömlekle uçuk mavi salaş bir kumaş pantolon geçirdi. En altta kalan kutudan çıkan beyaz bir spor ayakkabı ile hazırlandığını düşünerek kapıyı araladı. Kapının önünde onu bekleyen sarışın bir görevli kapının açılmasıyla bir adım geri çekilerek ona yer açtı.
“Kahvaltınıza eşlik edeceğim efendim.”
“Peki,”
Kapısını kapatan Meltem, anahtarın üstünde olmadığını görünce sessizce küfredip kendisini bekleyen genç ve dalgalı saçlı sarışın adamı takip etti. Evdeki herkes adeta bir mankenlik ajansından çıkmışçasına yakışıklıydı. Ama Ateş’in havası hepsinden başkaydı. Mankenlik yapabilecek bu kişilerin neden mafyanın uşağı olduğunu düşünürken içindeki ses kendisine burada ne aradığını sorup kahkahaya gömülürken yüzünü asarak evin arka bahçe kapısına doğru ilerlediklerini anladı.
“Buyurun, afiyet olsun. Kahvaltınızdan sonra Mine Hanım yanınıza gelecek.”
Görevli başından ayrıldıktan sonra Meltem, kahvaltıya baktı. Bir kuş sütünün eksik olduğu sofraya tek başına oturtturulması onun için iyi olmuştu. Aç bir şekilde canının istediklerini yemeye başladıktan sonra arada yediklerinin boğazında kalmaması adına çayını yudumluyor daha sonra sucuklu yumurtaya tekrar yumuluyordu.
Doymuş bir şekilde sofradan ayrılıp lavaboya geçti. İşini hallettikten sonra masanın diğer ucunda oturmuş çayını yudumlayan kadını gördü. Yine üstünde bir takım elbise vardı. Kumral saçları da geriye doğru taranıp ensesinde bir atkuyruğu oluşturuyordu.
“Baya iştahlısın, yabancı yerdeyim çekineyim diye derdin yok belli ki. Ne bulduysan gömmüşsün.”
“Size dün aç olmama rağmen çekincemden aç olmadığımı söylemiştim. Ama şimdi böyle bir sofra kurulunca saygısızlık olmaması adına karnımı doyurdum. Hem ben burada durmaya niyetli değilim, şuan buradan evime gidebilirsem bir daha sofranızdakileri gömmem.”
Çayını manzaraya karşı içmeye devam eden Mine, bir yudum daha aldıktan sonra oturmasını başıyla işaret etti. Meltem yerine geçip karşısındaki manzaraya baktı. İki kadın yan yana olmasına rağmen birbirine bakmıyor ve karşıdaki manzarayı izliyordu.
“Bu evde çekinmene gerek yok. Emin ol ne esirsin ne de mahkum. Ateş Bey ile aranızdaki mesele ne ise senin zarar görmeni istemiyor. Buna emin ol, hatta sabah erken uyandırılmamanı ve kahvaltının zengin olmasını bana o söyledi. Bu eve öyle basit takılacağı kızları getirmez. Seninle de arasındaki ilişki belli ki farklı bir durum. Ve bu durum çözülene kadar bu evde misafir olarak kaldığını bil. Sana biraz sert davranmış olabilirim dün ama bu evdeki otoriteyi korumam için gerekliydi.”
Mine’den beklenmedik sözler duyan Meltem, manzarayı izlerken biraz omuzlarını gevşetti.
“Seni anlıyorum Mine. Ateş’in de inceliğine teşekkür ediyorum. Aslında benim birebir Ateş’le bir sorunum yok. Kendisini magazin veya internetten ne kadar tanırsak o kadar tanıyorum. Ama ben kuzenim yüzünden buradayım. Onun kaybettiği parayı telafi etmek için.”
Duyduklarını anlamaya çalışan Mine, Ateş’in bu dediklerini yapabileceğini biliyordu. Ama bunun için borçlu olanın erkek yakınıyla ilgilenir ve onla da depo da ya da sessiz sakin bir yerde ilgilenirdi. Fakat bunun için bir kızı alıkoymak ve onu en sevdiği evlerinden birine getirmesi garipti. Denizin üzerinde gezinen bir yük gemisini takip eden gözlerini koparıp ayaklanınca Meltem de onu takip etti.
“Umarım en kısa sürede bir anlaşmaya varırsın. Akıllı bir kızsın, kaçmaya ya da Ateş’in canını sıkacağı bir şey yapmayacağını düşünüyorum. Ola ki aklından geçiyorsa bile geçirme. Onun huyundan gidersen hiç başın ağrımaz. Kuzenin borcu ne kadar olduğu önemsiz. Ateş borcun yok gidebilirsin diyebilecek zenginlikte. Onun… bazı istekleri olabilir, bunlarla sorununu çözebilirsin.”
Dün kendisine resmen bir paçavra gidi davranan kadın bugün ona nasihat veriyordu. Bu işteki garipliği hisseden Meltem, gözlerini ondan çekmeden konuştu.
“Ateş’in odama geldiğini biliyorsun.”
Başını sallayan Mine, Meltem’e bakarken dudaklarını tek sıra haline getirdi.
“Biliyorum, o yüzden ona direnme. Onun ters hali sana bir şey sağlamaz. O istediği her şeyi elde eden birisi. Hayır kelimesini bilmiyor.”
“Her şeyin bir ilki vardır. Ben onun içime girmesini bekleyen birisi değilim. Bunun bedeli onunla yaşayıp onun sahip olamadığı birisi olmaksa varsın öyle olsun. Ama bana dokunmasın.”
Mine’nin dün gece Ateş’le yaşadığı anı görmediğini şükrederek ayaklanırken Mine’nin kısık sesini duydu.
“Umarım başına bela etmezsin Ateş’i Meltem.”
Kapıya varan ikili dışarda bekleyen adamların arasında ilerleyen siyah araca baktılar. Kapının önünde duran araçtan bu sabah ki sarışın görevli çıkarken adamın yeşil gözleri Mine’nin gözlerine odaklanmıştı.
“Araç hazır Mine Hanım, Ateş Bey’de ofisindeler.”
“Tamamdır Efe,”
Başını Meltem’e çevirip ona baktı. “Söylediklerimi düşün ve Ateş’i kızdırma. Sakin ol ve korkma. Korktuğunu anlarsa senle kedi fare oyunu oynar.”
Gözlerini kapayarak başını sallayan Meltem, merdivenlerden inerek araca doğru ilerledi. Efe, arka kapıyı açınca Meltem sakince yerine yerleşti kapının kapanmasıyla gözleri Mine’nin yüzüne daldı. Kendisine nasihat veren kadının art bir niyeti olmadığını düşünürken yüzünde ona karşı küçük bir gülümseme gezinmişti. Araç hareket ederken tepkisizliğini savunan Mine’nin mavileri onu takip ediyordu. Köşkün içinden çıkan araç sokaklara karışınca Mine, bu kızın nasıl bir ateşle oynadığının farkında olmadığını düşünerek içeriye girdi.