Şehrin kalabalık ve lüks caddelerine varana kadar Meltem’in aklı Mine’nin sözlerindeydi. Dün geceyi kabul etse şu an babasının yanında olabilirdi. Ve oradan aşağıya inip Erkan’ı komalık edene kadar dövüp içini soğuturdu. Ama bunun yerine Ateş’le oynamayı seçmişti. Ve bunun sonucu bilmediği bir borcun telafisini sağlamaktı.
Anlaşılan Erkan’a para konusunda bazen yardım etmekle iyi bir şey yapmamıştı. Çünkü bu salak, kendisinde bitmeyen bir paranın varlığına kapılıp Ateş’e ne tür palavralar sıktıysa adamın ondan beklentisi vardı.
Bir şeyler yapabilirdi evet, ama bunun süreci vardı. Ve o süreç boyunca geceleri odasına ziyarete gelecek Ateş vardı. Klima açık olmasına rağmen aracın camını açıp hava alırken eli gömleğinin yakasında geziniyordu. Bedenine bir zehir gibi yayılan Ateş, içini kavururken bu gecenin yine kasıklarında ağrının sebebiyet vereceğinden emindi.
Gözlerini yoldan ayırıp düşüncelerini dağıtmak adına pencereyi kapatınca aracın ilerleyişini izledi. Ateş onunla nasıl konuşacaktı? Acaba babasını aramasına izin verir miydi? Vermesi lazımdı? Babasını ikna etmesi lazımdı. Onun yapacağı fevri davranışların sonuçları olabilirdi. Ve Ateş bunu yapmaktan çekinecek biri değildi.
Büyük bir plazanın önüne yaklaşan araç yanlarına gelen mini etekli ve beyaz gömlekli bir kızın gelmesi ile son bulmuştu. Araçtan inen Efe, kız ile konuştuktan sonra arka koltuğun kapısını açtı. Dışarıya adım atan Meltem, Efe’ye baktıktan sonra gözlerini kıza çevirdi.
“Hoş geldiniz Meltem Hanım, Ateş Bey sizi bekliyor buyurun.”
Gözleri bir an Efe’ye takılan Meltem onunda başını sallaması ile önünden giden kızı takip etmeye başladı. Sarı saçlarını ensesinde topuz yapan kız sürekli telefonla konuşurken bir yandan da elindeki tabletten bir şeyler yapıyordu. Plazanın merdivenlerini ezip kapıdan adım attıklarında Meltem kadının söylediklerini duydu.
“Ateş Beye haber verin misafirini getiriyorum.”
Büyük giriş katında yer alan asansörlerden birine ilerleyen kadın Meltem’in yanında bitmesi ile asansörü çağırdı. İçeriye adım attıklarında plazanın yirmi yedinci katına çıktıklarını gördü. Katları çıkarken kız yine telefonu ile konuşmaya başlamıştı.
“Evet, ofisine mi istiyor? Tamamdır.”
Meltem’e dönen kadın, kendisini süzdüğünü görünce içinde derin bir nefes aldı. Erkeklerin bile kendisini süzmediği bu dünyada önce Mine şimdi de bu kız kendisine çok dikkatli bakıyordu.
“Ateş bey sizi kendi odasına davet ediyor, orada görüşeceksiniz.”
“Tamam. Zaten bunu söylemişlerdi, değil mi?”
Durumun farkında olmadığını düşünen kadın gömleğinin ortasında asılı duran gözlüğünü takarken dudaklarını kıvırıp Meltem’e baktı.
“Burası tamamen Ateş Beye ait, misafirleriyle de genelde ya toplantı odasında veya avukatlarının yanında görüşür. Bazı özel dostları olursa da onları ya restoran ya da bar kısmına alır. Kendi ofisine ise giren sayısı çok azdır. Hatta çok çok azdır.”
Bu cümlelerin onu korkutmasını isteyen bakışlar atan kadına inat rahat bir davranış sergileyen Meltem, başına dün geceden daha kötü bir şeyin gelmeyeceğini düşünüyordu. Belli ki Ateş onu öldürmeyecek onun yerine ona sahip olacaktı. Ama bu Meltem’in istemesine bağlı görünüyordu. Ya da öyle olacağını umuyordu.
Yirmi yedinci kata ulaştıklarında kız yine önden gidiyor Meltem de onu takip ediyordu. Geniş koridorlarda yer alan kapıların kapalı veya önünde güvenlik görevlisinin bulunması Meltem’in dikkatini çekse de kendini bir şey sanan bu kızla konuşmamak adına susuyordu. Katta hakim olan sessizlik Ateş’in evindeki sessizliği anımsatıyordu. İki güvenlik görevlisinin etrafında dikildikleri kapının önüne gelince kız duraklayıp Meltem’e baktı.
“Ateş Bey içeride, girebilirsin.”
Meltem, sanki tutunacak bir dal ararcasına kıza baktı. Ama kız onun bakışlarına bile karşılık vermeden uzaklaşırken korumalardan birisi kapıyı araladı.
Ateş’le pazarlığa oturacaktı. Bu pazarlıktan yanmadan çıkması bir mucizeydi. Yangının bedeninden başlayıp ruhunda dalgalanacağını düşünürken sırtını dik adımlarını sert tutarak içeriye girdi.
Kırmızı halıların serildiği yerde siyah takımlar yer alıyordu. Büyük odanın cama bakan kısmında büyük bir çalışma masası ve arkasında büyük bir kitaplık yer alıyordu. Sol tarafında ise eski bir gramofon ile büyük sarkaçlı bir saat duvarı dolduruyor cama bakan kısmın önünde ise rahat koltuklar dağıtılmıştı. Meltem, nereye yanaşacağını düşünürken arkasından gelen adımları hissetti. Girerken önüne serilen oda hariç iki kapı daha gerisinde kalmıştı. Anlaşılan bu iki kapının birinden çıkan Ateş onun arkasındaydı.
“Hoş geldin,”
Onun yanına gelen Ateş, onun kulağına doğru fısıldarken Meltem bu sesin zehirli olduğuna yemin edebilirdi. Bal tadını anımsatan ama kanını uyuşturan bu ses onun hareket yetisini anlık felç ediyordu. Yanından geçen adam patronun kim olduğunu göstermek amacıyla çalışma masasının arkasındaki büyük koltuğa otururken Meltem ayaklarını hareket ettirmeye başladı. Masasındaki paketten bir sigarayı dudaklarına götüren Ateş, onu izliyordu. Meltem’de masanın yanındaki koltuğa yanaşıp ucuna oturdu. Sigarasın yakan adam, bir nefes içine çektikten sonra dumanı burnundan çıkarırken gözlerini kadından ayırmıyordu. Konuşmayı Meltem’in başlayacağını düşünüyordu. Çünkü merak ettiğini biliyordu. Nitekim boğazını temizleyen Meltem buna niyetlenmiş görünüyordu.
“Ben neden buradayım? Yani sana Erkan benim için ne dedi bilmiyorum ama ben onun yüzünden burada olmamalıyım değil mi? Borç ona ait, halamın evini satıp sana ödeyebilirler.”
Kısa ve küçümseyici bir şekilde gülen Ateş sigarasını kül tablasına koydu.
“Sen, kuzeninin bana ne kadar borçlu olduğunu biliyor musun?”
Başını hayır anlamında sallayan kadın, içinden Erkan’a küfretmekle meşguldü. Ateş çekmecesinden bir dosya çıkarıp masaya bıraktığında Meltem’e baktı.
“Dosyaya bak.”
Önüne gelen mavi dosyanın sayfalarını açan Meltem, Erkan’ın imzasını satırlarda gördükçe tarihleri de inceledi. İki yıldır aldığı borçlara karşılık ara sıra ödemelerin yer aldığını görünce toplam miktara halasının evinin yetmeyeceğini anlamıştı. Dosyanın sonuna geldiğinde toplam meblağ gözlerinin irileşmesine yetmişti.
“Altı yüz bin dolar mı? Erkan’ın neyine güvendiniz de bu kadar borç para verdiniz buna?”
“Sadece Altı yüz bin dolar değil. İşleyen aylık faizi de var. Aylık yüzde beş oranında cüzi bir meblağ.” Sigarasını kül tablasında ezerken elini çenesinin altına koydu.
“Erkan benim bir nevi paket işlerimi de yapıyordu. O yüzden onun kredisi yüksekti. Kumarın hileli olduğunu ve en büyük payın kasaya çalıştığını bilmesine rağmen kumar bağımlısıydı. Bir kazansa beş kaybediyor. O beşi on yapmanın derdine düşüyordu. İlk yüz bin dolardan sonrası aslında kumar borcuna ait değil.”
Oturuşunu değiştirip gözlerinde bir şahinin avının peşindeki keskinliği eklenince Meltem sırtını neden koltuğa yaslamadığına hayıflanıyordu.
“Benden çaldıklarına ait. Kuzenin kuryelik yaparken eksik mal aldığını iddia ederek eksik teslim yapıyordu. Bir gün depoya giden Mine, malların kontrolünü yaptıktan sonra Erkan’a görünmeden malların tahsilatını beklemiş ve Erkan gelince yine aynı şeyi değince onu göndermemiş. Çocuklara itiraf ettirdikten sonra ben onun ölüm emrini verdirince Erkan senin adını söyledi. Borsa ve kripto işiyle nişanlının fabrikasını batmaktan kurtardığını bana da para kazandırabileceğini söyledi.”
Gözlerini ondan koparmadan geriye çekilirken çekmecesinden bir senet defteri çıkardı.
“Aslında bu para benim bir gecede harcayabileceğim bir para. Benim damarımı zıplatan nokta, Erkan’ın benim paramı benden çalması. Bu yüzden bunun telafisini senden istiyorum. Bu işlem ve faizli tutarların hepsi ödenene dek benim misafirimsin. Senetleri istersen ay belirterek veya tarih belirtmeden bir aylık getiriden düşerek te hesaplanınca imzalayabilirsin. Ha yok ben hiç bulaşmıyorum da diyebilirsin. Ama buradan çıkınca Erkan için bir mezar yeri ayırtmanı öneririm. Malum ailesi olarak ölüsünü sizlere bırakacağım için, yoksa onu bir dağ başına gömmekte kolay iş.”
Ne yapacağını düşünen Meltem, senet defterine baktı. Ve ilk senede imzasını atıp kopardıktan sonra avucuna aldı.
“Ay bitiminde sana kazandırdığım meblağ ne kadarsa onu kendim yazacağım.”
“Tamam, aylık gideriz. Bu arada seninle de dün geceki sözleşmeyi şöyle düzeltmek istiyorum. Ben geceleri de yoğun olan bir adamım ve çeşitlilik severim. O yüzden sana her gece geleceğim kısmını değiştiriyoruz. Canımın istediği gecelerde geleceğim diyoruz.”
Çeşitlilik ve gece işlerinin yoğunluğunun başka kadınlar olduğunu anlayan Meltem, kapıdan girişte ona kendisini sunması karşılığında her şeyin bitip bitmeyeceğini sorusunu yok ederken gözlerine dikkatlice baktı. Dün geceki istek ve şehvetin yerine bal rengi gözlerde keyifli bir anın hissiyatı dalgalanıyordu.
“Peki. Benimde senden birkaç isteyim olacak. Öncelikle babamı görüp ve eve gidip birkaç şey almak istiyorum. Ve telefonumu. Senden kaçma gibi bir düşüncem olmadığını ve istesem de kaçamayacağımı biliyorsun. Her yerde korumaların ve evin sahibesi gidi davranan Mine…”
“Mine ile ters düşme, o iyi biridir. Ve benim sağ kolumdur.”
Cümlesi kesilmemiş gibi devam eden Meltem, karşısındaki adamı gözleriyle onayladı.
“Varken benim ters bir şey yapmam sadece seni ve Mineyi kızdırmak olur. O yüzden bu iyi niyetlerime karşılık senden babamı sakinleştirip oradan çıkmayı telefonumu alıp kullanmayı ve sana para kazandırmam için en az beş yüz bin doları istiyorum.”
Bacak bacak üstüne atan Ateş gözlerini Meltem’in terlemiş boynunda gezdirirken keten gömleğin içindekileri düşünüyordu. Dün gece ona fazlasıyla yakın olmasına rağmen onu yakamamıştı.
“Evine gideceksin. Bir saat evinde süre geçirebilirsin. Ve istediğin eşyaları odana getirebilirsin. Evet aptal biri değilsin ama telefonu hemen sana verebilir miyim biraz düşünmek istiyorum. Belki bir iki gün telefon detoksu yapmak iyi gelebilir.” Aldığı nefesi burnundan verirken duruşunu düzeltip kilitli çekmecesini açtı. Çıkardığı bir kartı masada ona doğru sürüklerken Meltem karta uzandı. Bir an ikilinin parmakları birbirine değince Meltem, hızlıca kartı kendine çekti.
“Bu benim bankadaki görüştüğüm müdür. Sana bir hesap içine para aktarımı yapacak. Yüz bin lira.”
“O para ile sana borcunu ödemem yıllar sürer. Dolar üzerinden işlem yapmam lazım.”
Ayaklanan Ateş heybetiyle odayı doldururken Meltem, nasıl bir oyunun içine düştüğünü düşünüyordu. Bu adamın esiri olarak yıllarca kalacaktı. Ya da Erkan’ın helvasını yiyecekti.
“Sana güvenmem lazım. O parayla neler yaptığını hesabımdan takip ettikten sonra getirinin ne olduğunu görünce istediğin meblağları konuşabiliriz.” Elleri cebinde önündeki masaya bacaklarını yaslarken bir kalçasını masanın kenarına dayamış ve bacak arası açık bir şekilde Meltem’e kendisini sunmuştu.
Dün kendisini reddeden kız şu an üzerine çıksa ona acımadan sahip olur ve bunu defalarca tekrarlayabilirdi. Ama küçük kız bunun gerçekleşmeyeceğini söyleyerek Ateş’in tarif edemediği bir öfkeyi kazanmıştı. Sahi, bu öfkenin sebebi neydi? Reddedilmek mi yoksa bedeni onun için çıldırırken dudaklarından yalan dökülmesi miydi?
“Peki, sende haklısın öncelikle bana güvenmem gerekli. Ama bu çerez parası ile olacak bir iş değil. Gerekirse işlem onayları için kodları sana veya Mine’ye iletsinler. Lütfen meblağı artır.”
“Biraz daha söylenmeye devam edersen elli bin ile ne yaptığını göreceğiz.” Duruşunu düzeltirken adımları masasının arkasına doğru ilerliyordu. “Efe seni önce evine sonra bankaya götürecek. Sonra Mine ile dışarıda buluşacaksın.”
Ayaklanması gerektiğini hisseden Meltem tek kaşı kalkmış bir şekilde ayaklanırken gözleri Ateş’in üzerindeydi.
“Mine’yle mi? Onunla ne işimiz var.”
“Buluşunca anlarsın küçük kız. Şimdi işlerim var, gidebilirsin.”
Onun umursamaz tavrını ifadesiz gözlerle izleyen Meltem, kapıya doğru ilerlerken Ateş’in bakışlarını üzerinde hissediyordu. Araladığı kapının önünde Efe’yi görünce en azından o kibirli kızı görmediğine memnundu. Asansörden inip araca vardıklarında Efe ona evinin adresini sordu ve sokaklarda hızlıca akmaya başladı. Kapı önüne vardıklarında Efe’nin kapısını açmadan hızlıca kapıdan indi.