Elif Yılmaz Sabahın erken saatlerinde Savaş’la birlikte karargâha doğru yola çıktık. Arabada yol boyunca tek kelime etmedi. Direksiyonu tutan elleri sakindi ama gözleri değildi. Benimse içim kıyamet gibiydi; ne heyecanımı bastırabiliyor ne de korkumu tam anlamıyla susturabiliyordum. Ama yine de kararlıydım. Savaş yandan bana kısa bir bakış attı. “Hazır mısın?” dediğinde sesindeki ton, benim cevabımı zaten biliyor gibiydi. Yine de başımı yavaşça salladım. Bugün sadece dijital yolla Zahir Farabi’yi bitireceğimi sanıyordu, ama işler başka boyuttaydı. Şimdilik ona söylemeyi düşünmüyordum fiziksel olarak da bir hareketlenmeye geçtiğimizi. “Bugün her şey bitebilir Elif,” dedi sesi bu sefer çok daha yumuşaktı. “Ama bitecekse... senin kazanmanla bitsin.” Bunun üzerine cevap veremedim. Çünkü

