BUZDAN DUVAR
Mardin’in o dar, taştan ve yağmurun ıslattığı sokakları... Ailemi kaybettiğim o İzmire hiç benzemiyordu.
Dört yılım geçmişti bu kadim şehirde ama zihnimde her şey o ilk günkü gibi tazeydi. Onu ilk gördüğüm anı asla unutamıyordum.
Karşımda buzdan örülmüş bir duvar gibi duruyordu; soğuk, mesafeli ve sarsılmaz bir otoriteyle. Adını sorduğumda yüzüme bile bakmadan, "Çok kurcalama doktor hanım, zamanı gelince öğrenirsin," demişti. O gizemli tavrının altındaki ismi, yani Yüzbaşı Merih Emre Doğan olduğunu öğrenmem tam bir ayımı almıştı.Şimdi aradan koca dört yıl geçmişti. Benim ona duyduğum aşk ilk günkü gibi taze, onun o buzdan tavrı ise ilk günkü gibi aşılmazdı. Bir kez olsun adımı söylememişti. "Alara" dese ne olurdu sanki? Ama yok; varsa yoksa "doktor hanım".
İşe gitmek için hazırlanmaya başladım. Aynanın karşısına geçip kendimi şöyle bir süzdüm. "Ah be Alara," dedim kendi kendime, "bugün de bebek gibisin be yavrum." Görüntüme küçük bir öpücük attım. Sonra kaşlarımı çatıp tekrar baktım kendime:Gözler derin kahve,saçlar yumşacık kahve dalgalar, fizik İncecik bir bel, mankenlere taş çıkaracak bir siluet. Tamam, biraz kısayım ama olsun, minyonluğun şanı başkadır!
"O hayvan Merih neden sevmedi ki beni?" diye söylendim. Kendime bir göz kırpıp hızla makyajımı tamamladım. Üzerime çiçekli, tiril tiril beyaz bir elbise geçirdim, saçlarımı da balıksırtı ördüm.
Bugün de o "öküz" Merih’in otoriter tavırlarına maruz kalacaktım ama alışmıştım; hatta bu durum artık gizli bir oyun gibi geliyordu bana.Odadan çıktığımda Ela beni kapıda karşıladı. Şaşkınlıkla ıslık çalıp, "Of, of! Yavruma bak be! O Merih senin b.kunu yesin," dedi gülerek. Sonra dudaklarını büzüp beni iyice süzdü. "Kız, sen Yeni Gelin’deki Afet’e benziyorsun ha! Bu ne güzellik?"
Gülerek koluna vurdum. "Abartma Ela, sadece moralim yerinde olsun diye süslendim."
"Tabii canım," dedi imalı bir tavırla. "O revire girdiğinde Merih Yüzbaşı’nın tansiyonu fırlayacak, sen hala moral diyorsun." Elanın yanağına küçük bir öpücük bırakıp evden çıktım.
Mardin’in serin sabah havasını içime çekerek askeri revire doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde her zamanki o dezenfektan ve disiplin kokusu karşıladı beni.
Masama geçip önlüğümü giydim; çiçekli elbisemin etekleri önlüğün altından hafifçe görünüyordu. Tam dosyaları incelemeye başlamıştım ki, kapı o meşhur, sert ve kararlı vuruşla sarsıldı."Gelebilirsiniz"dedim, sesimin titrememesine özen göstererek.
Kapı açıldı. Merih Emre Doğan, tüm heybetiyle içeri girdi. Kamuflajı üzerinde kusursuz duruyordu, yüzündeki o sert ifade ise sanki Mardin’in taşlarından kazınmıştı.
"Raporlar hazır mı doktor hanım?" dedi, gözleri bir anlığına masamdaki çiçeğe, oradan da benim gözlerime kaydı.
"Hazır Yüzbaşım," dedim, dosyayı ona uzatırken bilerek parmaklarımın ucunu eline değdirdim. "Ama bir 'günaydın' demek bu kadar zor olmasa gerek."
Buz gibi bakışlarını üzerime dikti. "Burası bir askeri birlik, nezaket salonu değil. İşinizi yapın yeterli."
Arkasını dönüp çıkarken duraksadı. "Ayrıca..." dedi, sesi her zamankinden biraz daha boğuk çıkmıştı, "O elbise... Revir için fazla dikkat çekici. Bir daha olmasın."
Kapıyı çarpıp çıktığında, arkasından dil çıkarıp koltuğuma çöktüm. "Dikkatini çekmişim işte," diye mırıldandım zafer kazanmış bir edayla. "İstediğin kadar buz kes Merih Yüzbaşı, o buzdan duvarları bir gün yıkacağım."