Tasarım Evlilik

1517 Words
Seher istediği imzayı atmıştı. Bu tabi ki de Paris’teki moda haftasında tasarımlarının defileye çıkacağını onaylayan imzaydı. ‘Karacan’ Holding’in adını verdiği an kapıların sonuna kadar açılması her ne kadar sinirini bozsa da işine yaramadığını söyleyemezdi. Seher’in, tasarımları zaten başlı başına o defileyi hak ettiği için içi rahattı. Kendini torpilli gibi hissetmiyordu çünkü zaten bu defilenin ne yazık ki olayı buydu. Sektördeki küçük ve desteksiz isimler için değildi. Arkalarında destek olan, büyümeleri beklenen tasarımcılar içindi. Seher de şu an tam olarak o tasarımcıydı. Bora ile nişanlarının ardından 1 hafta geçmişti. Nişandan sonra işlerini bahane ederek kendini resmen modaevine kapatmıştı. Bora sürekli arayıp mesaj gönderdiğinde dikkatini dağıtmamasını söyleyerek onu uyardığında aramalar ve mesajlar kesilmişti. Onların yerini her sabah öğle ve akşam modaevine gelen kuryeler almıştı. Bora Seher’e kahvaltı öğle yemeği ve akşam yemeği gönderiyordu her bir öğün için. Yiyip sağlıklı kalmasını, çok yorulmamasını ve kendine dikkat etmesini, işiyle fazla ilgilenip yemek yemeyi unutmamasını söyleyen notlar iliştiriyordu. Doğruyu söylemek gerekirse bu Seher’i büyük bir yükten kurtarırken çalışma temposuna da çok büyük katkı sağlıyordu. Bir şeylerle fazla ilgilendiğinde yemek yemeyi unuttuğu doğruydu. Ve Bora’nın bunu hatırlaması her ne kadar kalbini tekletse de böyle basit numaralara düşmeyeceğini kendine hatırlatıp duruyordu. Ne yiyeceğini düşünmek de başlı başına zihni bu kadar doluyken zor bir görevdi. Birinin bunu onun için halletmesi iyi hissettiriyordu. Bora’nın yemek seçimleri oldukça güzel ve sağlıklıydı. Hala bu yemekler için bir teşekkür mesajı göndermemişti Bora’ya. Sadece ilk gün neden yemek gönderdiğini sormuş Bora’nın ‘aç kalmanı istemiyorum.’ cevabının ardından ‘peki’ diyerek telefonu kapatmıştı. Öğle vaktinde tekrar zil çaldığında Ayla “Ben bakarım.” diyerek kapıya yöneldiğinde Seher cansız mankenin üzerindeki elbisede hoşuna gitmeyen noktayı bulmaya çalışıyordu. “Uzun süre bakınca canlanacağını düşünmüyorum.” diyen bir sesle arkasını döndüğünde elinde büyük bir paketle Bora’yı gördü. “Ne yapıyorsun burada?” dedi önce sert duyulan bir tavırla. Bora’nın ardındaki Ayla’yı gördüğündeyse tavrını biraz da olsun yumuşattı. “Yani, söylemedin geleceğini şaşırdım.” Seher’in değişen tavrı Bora’yı gülümsetti. Bu tavrın Ayla’nın burada olmasından kaynaklı olduğunu biliyordu. Biraz daha keyfini çıkarmak istedi bu durumun. Birkaç adımda yaklaşıp beline sardığı eliyle kendine doğru çekti Seher’i. Başını hafifçe yatırarak Seher’in yanağına doğru eğildi ve sesli bir öpücük kondurdu. Hafifçe geri çekildiğinde Seher’in gözlerinden çıkan tehdit dolu ışınları görebiliyordu. Hiç oraları olmadı. “Özledim. Nişanlımı göremez miyim?” dedi masum bir tavırla. “Görebilirsin tabi. Sadece söylemeyince. Şaşırdım yani..” “Sürpriz yapmak istedim.” Ayla takdir dolu bir sesle konuşmalarının arasına girdi. “Valla iyi yapmışsın enişte. Yoksa bu kızın kafasını bu kumaşlardan kaldıracağı yoktu. Günlerdir ancak senin gönderdiğin yemekleri yerken duruyor sonra çalışmaya devam ediyor. Bugün ilk kez gözlerime bakıyor mesela. Gerçi biraz öldürecek gibi bakıyor ama neyse.. Ben sizi baş başa bırakayım.” Ayla kapının önünden kaçacakken Bora’nın seslenmesiyle durdu. “Ayla sen de bizimle yesene. Üçümüz için de aldım.” Bora’nın Ayla’yı çağırmaktaki amacı Seher’i biraz daha zorlamaktı. Baş başa kaldıkları anlarda Seher ondan uzaklaşmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Muhtemelen şu saniye baş başa kalsalar bir sonraki saniye kendini kovulmuş olarak bulurdu. Geçmişlerinde yaşadıklarını şu an ikisinin çevresinde olan kimse bilmiyordu. Belli ki ortağıyla bile nasıl bir şeyin içine düştüğünü anlatacak derecede bir samimiyet kurmamıştı Seher Bora’sız geçen yıllarda. Bora ise bu durumu lehine çevirecek hamleler yapmaktan çekinmiyordu. “Ay enişte zahmet etmişsin yine. Zaten bu kız aç kalmasın diye sağ olasın beni de doyurdun bir haftadır. Ömrümde hem bu kadar sağlıklı hem de bu kadar lezzetli yemekler yememiştim. Ama siz baş başa yiyin şimdi ya?” Son cümlesi soru sorar gibiydi. Bir kere daha ısrar etse Bora, anında kabul edecekti. O da çok merak ediyordu bu yeni çiftin arasındaki elektriği. Görücü usulü bir tanışma olduğunu biliyordu ama arkadaşının tabi ki mutluluğunu istiyordu. Gözlemlerine göre Bora Seher’e o kadar güzel yaklaşıyordu ki Seher’in bu ilgisiz tavrı bazen Ayla’ya bile dert oluyordu. “Olur mu öyle şey? Ne zahmeti. Hadi otur sen de. Bizim baş başa çok yemeklerimiz olacak zaten. Şimdi bana hazırlıklar nasıl gidiyor ondan bahsedin. Sonuçta sponsorunuzum değil mi? Bilmek hakkım bence.” Bir yandan konuşuyor bir yandan da elindeki paketteki yiyecekleri boş bir masanın üzerine çıkarıyordu. Ayla hemen masanın etrafına üç sandalye çekti ve birine kuruldu. “Ay valla gece gündüz çalışıyoruz. Son hazırlıklar son heyecanlar. Şimdi şikâyet ediyor gibi olmasın ama senin bu nişanlın biraz mükemmeliyetçi bir insan. Bir şey onun gözünde tam anlamıyla mükemmel olmadığı sürece değeri çöpe eşit. Mesela şu elbise biraz daha göz zevkini bozarsa çöpü boylayacak.” Bora gelmeden önce Seher’in gözünü diktiği elbiseyi işaret etti bir eliyle Ayla. Gözleri Bora’nın sofraya çıkarmayı bitirdiği yemeklerin üstündeydi. Bora boş poşeti de bir kenara koyup tekrar Seher’in yanına gitti. Elini yine beline koydu hafifçe. “Neyden rahatsız oldun?” Bu sorunun cevabı çok belliydi. ‘Senden!’ demek istedi Seher ama Bora’nın bu soruyu elbiseyle ilgili sorduğunun oldukça farkındaydı. Derin bir nefes vererek masaya doğru geçip boş sandalyelerden birine oturdu. “Bilmiyorum. Bilsem çözerim zaten. Sadece… Kafam karıştı.” “Çok çalışmaktandır.” dedi Bora da Seher’in peşine diğer sandalyeye geçerken. “Günlerdir sürekli bu odada saatlerce çalışıyorsun. Yaratıcı bir iş yapıyorsun güzelim. Beyninin oksijene ihtiyacı var.” Bora’nın dudaklarından dökülen o kelime Seher’e geçmişi hatırlatıyordu. Karnında kelebekler uçuşurdu Bora ona ‘güzelim’ dediğinde. Şu an sanki birkaç kelebeğin can çekişmesini hissediyor gibiydi. 3 yıl önce öldüklerini düşünüyordu oysaki… “Kısa bir süre aklını başka bir şeylerle meşgul etmek iyi olabilir.” Seher için çıkardığı tabağa yiyeceklerden koyarken kurmuştu Bora bu cümleyi. Ayla ağzında çatal gülümsememek için dudaklarına batırırken izliyordu bu sahneyi. Oldukça hoşuna giderdi böyle tavırlar ve şu an resmen karşısında bir dizi oynuyormuş gibi hissediyordu. “Neyle meşgul edeceğim aklımı?” dedi Seher pek de ümitli bir halde değilken. Sormuş olmak için sormuş gibiydi. Bora’nın tabağına koyduğu yemeklerle bile ilgilenmiyordu. “Gelinlik seçmekle olabilir mesela?” Bora’nın cümlesi Seher’i daldığı yerden çıkarır gibi bir etki yarattı. Kaşları çatıldı hafifçe Seher’in. “Gelinliğimi kendim tasarlayacağım.” dedi oldukça net bir tavırla. Bora anlayışla salladı başını. Ardından da bakışlarını Seher’in üzerine dikti. “Ne zaman yapmayı düşünüyorsun peki? Ben gelinlik seçmek için bile yeterli zamanın olduğunu düşünmüyordum sen tasarlayacağım mı diyorsun? Hatırlatmakta fayda var gibi görüyorum düğünümüze üç hafta var. Bir hafta sonra Paris’te olacağız kaldı iki hafta. Paris’te beş gün geçireceğiz kaldı bir hafta. Cidden ne zaman yapmayı planlıyorsun?” Seher bu kadar gerçekçi bir tabloyla karşılamayı ümit etmemişti. Gerçekten de üç hafta sonra evleniyordu. Hem de Bora’yla. Eski sevgilisiyle… “Ben diyorum ki buradaki birkaç yerle görüşelim. İstersen başka bir tasarımcı da olabilir. Ama şu an en azından nasıl bir şey istediğine dair fikir sahibi olursun. Eğer ki buradan seçemezsek ya da buradaki tasarımcılarla çalışmak istemezsen Paris’e gittiğimizde orada ararız. Ne dersin?” Hiçbir şey demek istemiyordu Seher. Gelinlik de seçmek istemiyordu. Sadece ve sadece işiyle ilgilenmek istiyordu. Bunun da şu an için tek bir yolu vardı. “Tamam. Bugün bir bakalım. Gelinliklerini giymeyi onur gurur meselesi haline getirmeyeceğim birkaç yer var oralarla görüşürüz.” Bora ceketinin iç cebinden on, on beş tane kartvizit çıkarıp masanın üzerine koydu. “Bunlar arasında işe yarayan var mı?” Seher ne olduklarını anlamayarak kartvizitleri eline aldığında bunların Türkiye’deki en iyi tasarımcıların, en iyi modaevlerinin, gelinlikçilerin kartvizitleri olduğunu gördü. “Sen mi araştırdın bunları?” dedi şaşkınlıkla. Bora gülerek başını iki yana salladı. “Nişanımızdan sonra benimle görüşmek istediler. Kartvizitlerini ve tasarımlarını göndermelerini istedim. En çok tasarımlarını beğendiklerim şu üçü ama tabi bu konuda sen daha bilgilisin.” Seher Bora’nın gösterdiği üç karta baktı. Kaşları biraz daha çatıldı. “Neden seninle iletişime geçiyorlar? Gelinliği giyecek olan benim.” “Seninle iletişime geçmek için önce benimle iletişime geçtiler ama meşgul olduğunu söyleyerek izin vermedim. Daha ben doğru düzgün iletişime geçemiyordum nişanlımla elin gelinlikçilerinin mi geçmesine izin verecektim?” Hiçbir şey yokken ‘gelinlikçilere’ kurulması Seher’i güldürmüştü. Sinir harbiyle karışık bir gülmeydi bu. Nasıl da kolay sahipleniyordu Bora kendisini böyle. Bundan 3 yıl önce yapmadığının aksine.. Yüzündeki gülüş yerini ifadesiz bir hale bıraktı. “Tamam gidelim yemekten sonra.” dedi moralinin bozulduğu belli olmuş bir halde. Fark edilmeyecek gibi değildi. Bora da fark etti. Seher’in sandalyesini çekip kendine doğru yaklaştırdı. Bu ani hareketle Seher de yüzünü Bora’ya doğru çevirmişti. Bora ellerini tuttu Seher’in ve gözlerinin içine baktı. Sanki sıkıntısı neyse gözlerinden görmek ister gibiydi. “İstersen düğüne üç gün kala tasarla Seher. Eğer ki kendi tasarladığın gelinliği giymek istiyorsan bana sadece o tasarımı vermen yeterli. En iyi terzilere diktiririm ve düğüne yetiştiririm.” Seher, Bora’nın bunu yapabileceğinden oldukça emindi. Emin olmadığı şey gerçekten bunu isteyip istemediğiydi. “Boş ver.” deyip ellerini Bora’nın elleri arasından çekti. Önündeki yemeğe geri döndü umursamaz bir tavırla. “O kadar da önemli bir şey değil.” Bora Seher’in ondan kaçan bakışlarının aksine ona bakmaya devam ediyordu ama gözleri kısılmış kaşları çatılmış haldeydi. Seher’in ne demek istediğini anlamıyordu. “Önemli bir şey değil mi? Nasıl önemli bir şey olmaz. Gelinliğinden bahsediyoruz.” Seher önündeki yemeklerden kaldırdı başını. Yüzünün ifadesizliğinde hiçbir kırılma yoktu. “Ben gelinlikten bahsetmiyorum. Bu düğün… O kadar da önemli bir şey değil.” Bora’nın kalbine bir ok fırlatan birkaç kelime Seher’in ağzından kolaylıkla çıkmıştı. Doğruydu dedikleri. Onun için hiçbir önemi yoktu. İleride tekrar evlenirse kendi tasarladığı bir gelinlik giyerdi ama bu evlilik zaten başlı başına başkalarının tasarımıydı. Onun kumaşını değiştirmeye bile hakkı yoktu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD