
Babası haklıydı gerçekten de onlar için bir şanstı. Bu şansı iyi değerlendirmeliydi. Aşktan yana yüzü gülmemişti. Bir daha yaşayıp bir daha kalbinin kırılmasına dayanamazdı. Geçmişini, acılarını geçmişte bırakacaktı. Bu akşam yeni bir insanla yeni bir sayfa açacaktı. Elbisesini giydi. Saçlarını eliyle düzeltti. Kırmızı rujunu sürdü. Topuklu ayakkabılarını da ayağına geçirdikten sonra aynada kendine baktı. O sırada kardeşi kapıyı açıp misafirlerin geldiğini söyleyip koşar adım aşağıya indi. Aynada kendine son bir bakış atan Seher odanın kapısından çıkıp koridordan geçip aşağıya inen büyük merdivenlere doğru ilerlemeye başladı. İçinden sürekli hatırlaması gerekenleri kendine tekrar ediyordu. Yeni bir hayat. Eskiye yer yok. Geçmiş acılarını düşünme! Her şey güzel olacak. Ailenin bu evliliğe ihtiyacı var. Kardeşlerinin senin yaşadığından daha aşağı bir gençlik yaşaması adil değil. Onlara güzel bir hayat borçlusun. En çok da kendine geçmişi bırakıp yeni bir hayat yaşamayı borçlusun. Seher bunları kendine hatırlatırken merdivenlerden indi. Kapıdan yeni girmiş insanlar birbirleriyle kucaklaşıyordu. Kapıya en yakın yerde babası genç bir adamla tokalaşıyordu. Babasının yüzündeki mutluluğa bakılacak olursa bu ‘Bora’ olmalıydı. Evleneceği adam. Sadece sırtını görebiliyordu. Babası merdivenden inmiş kızını fark edince daha da gülen bir suratla önündeki genç adama döndü. “İşte müstakbel eşin de geldi.” Bu cümleyi duyan Bora önce kafasını hemen ardından da bedenini Seher’e doğru çevirdi. Seher’in yüzündeki gülümseme ise karşısındaki adamın yüzünü görünce donup kalmıştı. Beyninin ona bir oyun oynadığını düşünüyordu. Geride bırakmak istediği geçmişi, aşkı, acıları, anıları hepsi.Hepsi tam da karşısında duruyordu.

