Görücü Usulü

1596 Words
“Seninle açık konuşacağım Bora. Kızımın doğru bir adamla tanışıp ona âşık olmasını ve iyi bir evlilik yapmasını her baba gibi ben de çok isterdim. Maalesef ki doğru erkeği seçme konusunda pek başarılı değil. Eminim Seher ile görüştüğünüzde sana geçmişini anlatma konusunda bir çekincesi olmayacaktır o yüzden seni önden bilgilendirmekte bir yanlış görmüyorum.” Birkaç saniye durup bekledi. Derin bir nefes aldı. Sonra o nefesi bıraktı. Kafasını kaldırıp karşısında İtalyan dikim siyah takım elbisesinin içerisinde heykel gibi duran adama baktı. Gözlerini kırpmadan onu dinliyordu. “Bundan birkaç yıl önce kızımın bir sevdiği varmış. Bize söylemedi bile. Ben çok geç öğrendim.Seher'e uygun biri değildi. Müdahale etmek istedim. O piç de bunu anlamış olacak ki kızımın kalbini paramparça edip gitti.” Bora’nın çatılan kaşlarından dolayı küfürden rahatsız olduğunu düşünmüştü Halit Bey. “Kusura bakma Boracım. Küfürden hoşlanmıyordun değil mi? Ben de kendimi kontrol edemiyorum bu herifin konusu açılınca işte. Neyse ne diyordum? Hah, geçmişinden dolayı Seher kalbi kırık bir kız. Şimdi o zamanki gibi değil tabi. Aradan geçen zaman iyi geldi ama o günden sonra eski Seher de olmadı. Normalde pek sıcak bakmazdı bu işlere ama babanla görüştükten sonra bir ağzını yoklamak istedim. ‘Sen nasıl uygun görürsen, babacığım.’ dedi” Bora’nın kaşları şaşırmış bir şekilde havalanmıştı. Bunu göre Halit konuşmasına devam etti. “Ben de şaşırdım önce benim tanıdığım kızıma ‘Seni görücü usulü biriyle tanıştırmak istiyorum.” desem hayatı bana dar ederdi. Ama dedim ya değişti, olgunlaştı. Acılarımız bizi büyütür derler onda da öyle oldu.” Durdu bir an sanki yanlış bir şey söylemiş gibi düzeltti kendini. “Tabi bu demek değil ki hala o piçi seviyor. Geçmişte kaldı o. Düşünmüyor bile. Sadece kızımı hayaller dünyasından çıkardı ve gitti. Eminim ki sen kızıma yeni ve daha güzel hayaller verebilirsin. Baban görüşmeyi kabul ettiğini söylediğinde çok memnun oldum. Biz birbirinize çok uygun olduğunuz düşünüyoruz. Babanla birbirimizi gençlikten tanırız. Siz de çocukken çok oynardınız Seherle birlikte ama bilmem hatırlar mısın.” Dudağının bir kenarı yukarı kalktı Bora’nın. Hatırlıyordu. “Madem sen de tamam diyorsun Seher de tamam diyor. Siz bir akşam yemeğinde bir araya gelin. Sonra da ailecek buluşur işi tatlıya bağlarız. Ne dersin?” “Memnun olurum Halit amca.” Dedi Bora tüm saygısıyla, tebessüm etti. “Ben Seher’in numarasını sana gönderirim. Siz de bir an önce buluşun olur mu oğlum?” Beklenti dolu bakışlarla Bora’dan bir cevap bekliyordu. “Hiç şüpheniz olmasın Halit amca.” Halit memnuniyetle güldü. Kalkıp Bora ile tokalaştı. Bunun yetmediğini düşünmüş olacak ki ellerini birbirinden ayırıp bir de kucakladı. Bora’nın boyuna yetişmeye çalışan kollarıyla sırtına da iki üç kere vurdu. Bora havada kalan ellerini yavaşça Halit’in sırtına yerleştirdi. Suratından rahatsız olduğu belli oluyordu ama Halit bunu göremiyordu. İçindeki mutlulukla konuştu. “Aile sayılırız artık.” Bora, Halit’i yolcu ettikten iki dakika sonra telefonuna gönderilen numarayla bakışıyordu. “Sen bu numarayı gönderdin de ben nasıl mesaj atayım şimdi bu kıza Halit Bey.” diye mırıldandı kendince. Telefondaki numaraya bakarak sırıtıyordu. “Engelini kaldırmamış hala inatçı keçi.” “Oui, je comprends. Nous reviendrons très bientôt pour une réunion avec nos sponsors. Ne vous inquiétez pas.” (Evet, anlıyorum. Çok yakın zamanda sponsorlarımızın da olduğu bir toplantıda görüşeceğiz. Hiç şüpheniz olmasın.) Seher, simsiyah dalgalı saçlarını omzundan geriye attı. Yüzündeki gülümseme özgüveninin bir parçasıydı. Kahverengiden kızıla çalan bakışlarıysa karşısındaki insanları etkisiz hale getiriyordu. Modaevinde, ofisinde çok önemli bir moda haftası için organizasyon sahipleriyle görüntülü görüşme yapıyordu. “A bientôt.” (Görüşmek üzere.) Güven veren bir gülüşle görüntülü konuşmayı sonlandırdı Seher. Sonlandırır sonlandırmaz kafasının masayla bütünleşmesi bir olmuştu. Elleri parlak, gür saçlarına tutunmuş sanki bütün suç onlarınmış gibi çekiştirmeye başlamıştı bile. Ağlamakla sızlamak arası seslerinin de bir dozu yoktu. Odanın dışından sesleri duyan Seher'in ortağı Ayla, kapıyı tıklamadan içeri daldı. "Seher, ne oldu?" diyerek panik bir giriş yapmıştı odaya. Kafası masaya gömülmüş Seher'in yanına ilerledi hızla. Kafasını masadan kaldırdı ve gözlerine bakmasını sağladı. "Kuşum ne oldu? Görüşme kötü mü geçti?" "Hayır." dedi Seher mırıltıyla, kafasını iki yana sallayarak. "Çok iyi geçti." duymayı beklemediği bir cevap alan Ayla, Seher'in suratına boş boş bakmaya devam ediyordu. "Niye ağlıyorsun o zaman?" "Bizi bekliyorlar. Çok heyecanlılarmış. Defilelere parçalarımız damga vuracakmış." "Seher delirdiğini düşüneceğim cidden. Buna ağlanılır mı? Ne güzel haber!" "Sponsorumuzu bulur bulmaz bizimle yüz yüze görüşmek istiyorlar." Cümlesi biter bitmez tekrar kafasını masaya gömdü. Ayla bu detayı unutmuştu. "Ya bu kadar zor mu bir sponsor bulmak ya? Yok mu babanın iş arkadaşlarından falan." "Alelade bir sponsor istemiyorlar. Fransa'da da iş yapan, adı duyulmuş bir şirket olması gerekiyor. Her şeyin en iyisi en lüksü en ünlüsü en en en her şeyi o moda haftasında olacak. İlk günden beri çabalıyorum ama o sponsoru bulmak için ne yapmam gerekiyor daha ben bilmiyorum." "Babandan ses çıkmadı mı daha? Hani şu görücü usulü görüşeceğin çocuğun ailesinin şirketi çok iyiydi ya. Madem böyle bir şey de var ortada yardımcı olsun işte sana müstakbel damat." "Saçmalama Ayla. Bana sponsor olması için evleniyormuşum gibi görünmek istemiyorum. Daha ilk günden kendimi öyle bir konuma düşüremem ki sağ olsun babamın şirketinin krizi beni yeterince o konuma düşürüyor." "Babasının borcu için mafya lideriyle evlenen fakir ama güçlü, deli gibi güzel kız." dedi tüm dramatikliğiyle. "Yemin ediyorum okuyorum diye dalga geçtiğin kitaplardaki karakterlerden hiçbir farkın yok şu an." Ayla karşısında ona devrilen gözlerle bakan arkadaşından çok keyif alıyordu. "Gayet de var. Ben babamın durumu kötü diye evlenmiyorum. Evlenmek istediğim için evleniyorum." "Öyle diyorsun ama sana inanayım mı bilmiyorum kuşum. Acele karar vermiyor musun sence de? Hem tanımıyorsun çocuğu, yüzünü bile görmedin." "Umursamıyorum çünkü. İkimizi tanıyan herkes çok uyumlu olacağımızı söylüyor. Benim aşkta falan gözüm yok artık. Bir kere yaşadım Allah bir kere daha yaşatmasın." Sessiz kaldı bir süre Ayla. Bu konuda arkadaşına karşı çıkamıyordu. Zamanında ne kadar üzüldüğünü görmüştü çünkü. İşaret parmağıyla omzunu dürttü Seher'in. "Fotoğrafı falan yok mu? Göstersene bir." "Bakmadım Ayla." "E yuh kızım sende! İnsan evleneceği adamın tipini merak etmez mi?" "Bizim ikiz dingiller onayladı. Ben tamamım." "Vay be onların ortak bir fikri olabiliyor muydu?" "Ya düşün işte. Eniştelerinden nasıl etkilendilerse ikisi de koluma yapışıp 'abla evlen abla' demekten başka bir şey demiyorlar." Seher'in taklidine ikisi de gülüştü. "Halledeceğim o sponsor işini de sen merak etme. Tanışayım şu adamla bir yoklarım." "Bir tanesin sen bir tane." diyerek arkadaşına sarıldı Ayla. "Sen de fena yağcısın." derken Ayla'nın sarılışına karşılık veriyordu Seher. O sırada telefonuna bir mesaj geldi. "Bora ile konuştum. Seni arayacak. Buluşma tarihi belirleyeceksiniz. 10 gün içinde buluşun. Sözleşmenin zamanı dolmadan nişanı yapıp imzaları atmamız lazım Musa'yla. O sözleşmenin zamanı dolarsa başımıza neler geleceğini düşünerek hareket et tamam mı kızım?" Okudukça kaşları çatıldı Seher'in. Gerçekten de babasına göre onları kurtarmak için evleniyordu. Çocuğu beğenmezse istemiyorum deme şansı yokmuş gibi davranıyordu. Belki de gerçekten yoktu. İş dünyasında isimleri artık iyi anılmıyordu. Bora'nın babası Musa Bey için ise durum öyle değildi. 'Karacan' soyadını duyan herkes tüm imkanlarını önüne seriyordu. Neden böyle bir gücü elimde tutmayayım ki diye düşünmüştü Seher de görüşmeyi kabul ederken. Onların dünyası böyleydi. Evlilikler de bir iş anlaşmasıydı. Büyük aşklarla evlenen arkadaşlarının, akrabalarının yıllar içinde ne zorluklar yaşadığını, nasıl hayal kırıklıkları içinde hayatlarını sürdürdüklerini biliyordu. İyi bir iş anlaşması ise asla pişman etmezdi. Bu iyi bir iş anlaşmasıydı. Seher babasının mesajıyla bakışırken kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj geldi. "Merhaba Seher, ben Bora. Numaranı babandan aldım. Senin de müsait olduğun bir vakitte görüşmek isterim." "Çarşamba sana uygun mudur?" Bugün pazartesiydi. Tüm programlarını yazdığı kırmızı defterini çıkarıp çarşamba gününü kontrol etti. Haftanın en yoğun gününü bulmuştu gerçekten ve hafta sonuna kadar yoğunluk pek de azalmıyordu. Henüz sponsorunu bulamadığı defile için gece gündüz çalışmak zorundaydı. Bu buluşmayı da iki arada bir derede yapmak istemiyordu. "Merhaba Bora, hafta sonu yapabilirsek benim için daha uygun olur." Cevabı beklerken fark etmeden bacağını sallamaya başlamıştı bile. "Hadi ya" "Hafta sonu Fransa'da olacağım. Bir iş görüşmem var." Kafasını kaldırıp doğrudan masanın kenarına oturup telefonuyla ilgilenen Ayla'ya baktı. "Fransa'yla iş yapıyorlar." dedi sevinçle. "Hadiii! Ay canım eniştem. Yapsın tabi ya yapsın. Sen onla mı mesajlaşıyorsun?" "Evet, buluşma gününü ayarlamaya çalışıyoruz ama bir türlü uymuyor." "Valla sen zaten öylesin de belli ki enişte de işkolik çıktı. Siz bu gidişle müsait tarih bulup evlenemezsiniz." "Ay bir dur Ayla. Daha buluşamadık sen nikah diyorsun." Seher tekrardan kafasını telefona çevirdi. "Sonraki hafta pazartesi salı bir eğitim vermek için üniversitede olacağım." Seher o sırada babasının verdiği 10 günü doldurduğunu fark etmişti. "Bizimkiler biz daha buluşmadan kız isteme gününü konuşmuşlar aralarında. Her şey yolunda giderse çarşamba günü aileler bir araya gelecekmiş." "Biz de ne yapsak tanışmayı o güne mi bıraksak? 😄" Gülen emoji koymuştu. Ama neden olmasındı? "Aslında... Yani ben seni çok duydum çevremden. Tanıyor gibiyim. İkimizi tanıyan herkes birbirimize çok uygun olduğumuzu söylediler. Kardeşlerim de beğenmiş seni. Zaten sözlensek bile hemen evlenmeyeceğiz. Birbirimizi o süreçte de tanıyabiliriz." Yandan Seher'in mesajını okuyan Ayla kendini tutamadı. "Valla çocuk nasıl bir ruh hastasına çarptım diyecek şimdi." "Olur, benim için uygun." "Kardeşlerin beğenmiş, peki sen? Bakmadın mı daha fotoğraflarıma?" "Sen manyak bu senden manyak. Ver şu telefonu bari burdan patlamayalım" deyip Seher'in elinden telefonunu alıp mesaj yazdı Ayla. "Dış görünüşe o kadar da önem vermiyorum. Sıradan bir fotoğraf yerine ruhunun yüzüne yansımasını görmek isterim." Seher Ayla'ya engel olamadı. Telefonu geri eline aldığında ise Ayla'nın yazdığı mesajla minik bir öğürtü kaçtı ağzından. "Ayla Allah cezanı versin. Bu mesaj ne?" "Sen öyle bakmazsan çocuğun fotoğrafına ben de böyle yaparım. Oh olsun sana." Seher tam Ayla'nın saçlarına yapışacaktı ki. Mesaj sesiyle durdu. "Ruhumun yüzüme yansıması ha? İyiymiş. Ama ben senin kadar sabırlı değildim. Gördüm seni." "Çok güzelsin." Aniden gelen mesajla ne cevap vereceğini bilemedi Seher. Yanaklarının kızardığını hissetti. Normalde böyle olmazdı. Güzel olduğunun farkındaydı. Ama aniden duymayı da beklemiyordu. "Teşekkür ederim. Yüz yüze geldiğimizde iltifatını iade edeceğim. O zaman haftaya çarşamba mı diyoruz?" "Aileler konuşurken biz de tanışalım bakalım." "Görüşürüz o zaman." "Görüşelim o zaman."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD