5.BÖLÜM

2584 Words
5.BÖLÜM Lacivert renkteki Patenlerini ayağına geçirirken tokalarını olabildiğince sıkıya alarak taktı. Açık renkteki kot babetlerini aynı kot renginde olan sevimli sırt çantasına koydu. Altında bütün uyumunu koruyan aynı açık tonda, kot taytı vardı. Üzerinde omuzlarından dökülen beyaz renk, oldukça salaş ve ince badisi kombini tamamlamıştı. Eğildiğinde göbeği hafif görünecek kısalıktaydı. Ayağa kalktı ve sırt çantasını omzuna aldı. Paten kaymak onun için hobinin bir üst seviyesiydi. Kolundaki saatine baktı. yediyi gösteriyordu. Havanın kararmasına yarım saatten fazla vardı. Bu gün mahallenin üst kısımlarını ve daha önce gezmediği bölgeleri dolaşacaktı. Yedi aydır burada yaşamasına rağmen tam anlamda mahallenin etrafındaki yerleri bilmiyordu. Az çok kafasında harita oluşmasını istiyordu. Ayağındaki patenler ile dengesini koruyarak sokağın sonuna kadar hızla sürdü. Yüzüne çarpan rüzgârı hissetti, saçları arkaya savruluyor; özgürlük hissiyle derin bir soluk almıştı. Kendini hiç hissetmediği kadar özgür hissediyordu. Ve hiç hissetmediği kadar mutlu... Sağ taraftaki kavşaktan yukarı ilerledi, önüne büyük bir yokuş düşmüştü. Yavaş sürüşlerle nefesindeki düzeni koruyarak sokağın en üst kısmına ulaştı. Harabe yıkık dökük evler vardı. Olmayanlar ise oldukça kötüydü. Sürüşü oldukça hızlıyken, sokaktaki sessizlik kendisini ürpertti. Bilinmez bir korku iliklerine kadar işlerken sıkça arkasını kontrol etme gereği duydu. Neden bu kadar gerildiğini kestiremiyordu. Burası bir mahalle için fazlasıyla sessiz değil miydi? Belki de ürpermesinin sebebi tamda buydu. Arkasından gelen ıslık sesi bakışlarını geriye çevirmesini sağladı. Kendinden uzun üç tane boylu ve yapılı çocuk kırk metre kadar gerisindeydi. Sürmesini hızlandırırken dikkat çekmemeye ve bakışlarını önünde tutmaya çalışıyordu. Sola saparak bir aşağıya döndü. Süratini arttırdı. Hangi akla hizmet buraya gelmişti? Hem de Melis'in kendisini defalarca uyarmasına rağmen... En üst mahallenin pek tekin olmadığını defalarca söylemişti. Havanın kararması etrafa hafif bir pus bırakırken kalp ritmi artmaya başladı. Daha hızlı oturdukları aşağı caddeye ulaşmak için ara yoldan saptı. Karşısında, duran iki iri adamla burun buruna gelmesiyle olduğu yerde zıpladı. Yüzünde maskeler vardı. Fazlasıyla yapılı görünüyorlardı. Köşe taraftan kayarak kurtulmaya çalıştığında, oldukça hızlı hareket etti. Büyük ve dik bir yokuşu patenler ile ustalıkla, son sürat kayıyor. İki adamı gerisinde bırakıyordu. En ufak yanlış hamlede havada takla atarak yere çakılırdı. Peşinden gelen adım seslerinin kendisine yaklaştığını anlaması zor değildi. Tok ayakkabıların asfaltta bıraktığı sesler kulaklarının içinde zonkluyordu. Derin nefesler alıp veriyordu. Beynine kan sıçramış, etrafı görmekte ve algılamakta zorluk çekiyordu. Bütün duyu organları sadece kaçmaya sabitliydi ve yakalanmamaya sabitliydi. Bunlar ihaleden dolayı ailesi tehdit eden adamlara benzemiyordu. Mahallenin zibidileri peşine takılmıştı. Sola döndüğünde kıl payı kurtulacağını varsaydı, fakat işler sandığı gibi gitmedi. Adam kolundan yakaladığında, dengesini kaybederek sert biçimde yere çakıldı. Yerde sırt üstü duruyor ve bir yandan da geri geri kaçmaya çalışıyordu. Kabuslarındaki anı yaşıyordu. Rüyalarını ve uykularını rahat bırakmayan bu anı canlı olarak yaşamak kalbinin patlayacak gibi atmasına sebep olmuştu. Belinde bulunan bıçakları korkudan şimdi hatırlayabiliyordu. Onlarsız evden kıpırdamazdı. O kadar uzun zamandır güvende ve tetikte değildi ki, bocalamıştı. Mahalleye geldiğinden itibaren kendini normal bir liseli gibi hissetmişti. Mahalledeki güven duyma hissinin raf ömründe bu kadardı. Sonuna gelmişti. İki adam üzerine doğru geldiğinde arka tarafta belinde duran minik bıçağı aldığı gibi ustalıkla adama fırlatmasıyla birlikte eline saplandı. Acı içinde çığlıkları, kulaklarını doldururken zonklama hissi en derinlerine ulaşıyordu. Ayağa kalkmaya çalıştı fakat başaramadı. Diğer adam üzerine doğru geldiğinde, ayağını havaya kaldırarak uyluklarına patenle birlikte sertçe tekme attı. İkinci adam acıyla inlerken, sesi bütün sokağı dolduruyordu. Ayağa kalmayı başardı ve çığlık attı. "İmdat! Yardım edin!" Bıçak fırlattığı adam saçından tutarak yakaladığında, canı hiç yanmadığı kadar yandı. Bir anlık acı kaybolduğunda çakıldığı yerden bakındı. Maskeli üçüncü kişi saçını tutan adamı almış ve yumruk atmıştı. Diğer ki yani birinci adam üzerine geldiğinde attığı yumruktan kıl payı kurtuldu. Tekrar denediğinde, yumruğun koluna inmesiyle acıyla inledi. Aldırmamaya çalış ve yumruk atarak yere serilmesini sağladı. Uzun boylu, maskeli aynı zamanda zayıf duruyordu. Hiç birini yere serebilecek bir tip yoktu. Kendisi de öyle değil miydi? On tane adamı aynı anda indirebilirdi, sadece çok hazırlıksız yakalanmıştı. Duruşu daha çok yirmi yaşını geçmiş bir gencin vücut biçimiydi. Gözlerini araba farı görmüş tavşan gibi maskeliye diktiğin de kendisine eğildi ve kolunu yakalayarak yukarı çekiştirdi. Patenlerin üzerinde kalkmasını sağlamıştı. Yerden kalkarak dengesini bulması ve kaçmaya başlamaları, hepsi anlıktı. Bilinmeyen ve tanınamayan bir şahsın eli kolundan kendisini sürüklüyordu. Sağa çekiştirdiğinde ayağındaki patenlerle dengesini zor sağladı ve birkaç ev sonra tekrar sola çekti. Şu an kim olduğunu bilmiyordu fakat, ona zarar vermek isteyen iki iri adamdan kurtarmıştı. Onun zarar verip vermeyeceğini de bilemezdi. Yine de bir kişiyle uğraşmak iki kişiyle uğraşmaktan daha pratik olurdu. Bütün belaları üzerine çekme potansiyeline sahipti. Artık buna gerçekten inanıyordu. Nerede serseri belalı bir tip varsa başına dert oluyordu. Bir ev sonra tekrar sola saptıklarında döküntü ve harabe olan kahverengi evin önünde durmuşlardı. Maskeli kapıyı hızla açtı ve içeri girdiğinde, kendisini kolundan tutarak sertçe içeri çekti. Patenlerin üzerinde dengesini zor sağlamış ve içeriye beş metre kadar kaymıştı. Çığlığını içinde tutmaya çalışıyordu. Maskeli olan çocuk kapıyı seri biçimde kapattığında ayağındakileri eliyle işaret etti. Derin nefesler alıp veriyordu ve demek istediğini anlayamadı. Elini sallayarak, bir kez daha patenleri işaret etmişti. "Anlamıyorum! Konuşsana, ne istiyorsun?" dedi Alisa isyan ederek. Bir kez daha elini havada savurduğunda, çıkarmasını istediğini algıladı. "Çıkarayım mı?" Başını evet anlamında sallamıştı. Yere eğilerek patenin tokalarını açtı. Sağ eli hızlı olması için hareketlenmesi için hızla sallıyordu. Ortasında bulundukları büyük salondan çıktığında kendisini takip etmesi için işaret yaptı. Ayağındaki patenlerden kurtuldu ve çantasındaki babetlerini hızla çıkartarak giydi. Patenlerini eline aldı ve bulundukları salondan çıkacağı sırada dışarıdan kulaklarına dolan koşuşturma sesleriyle pencereden görünmemek için yere çömeldi. Dizlerinin üzerinde ilerlerken, salondan çıktı. Minik hol içeri doğru ilerlerken bir pencere daha olduğunu fark etti. Dip tarafa doğru ilerliyordu. Sağa döndü, önüne çıkan merdiven ile ayağa kalktı. Hızla koşarken, merdivenlerden sessiz biçimde çıktı. Az önce gelmesi için işaret yapan çocuğun, odanın içinde sağa sola yürüdüğünü ve endişeli olduğunu gördü. Sinirli duruyordu. Elindeki patenleri yavaşça yere bıraktı ve ellerini birbirine kavuşturdu. Yüzünü göremediği kişi kendisine dönerek, uzun süre bakmıştı. Sadece görünen gözlerine baktı. Kahverengi tonundaki gözleri, sanki öfke barındırıyordu. Elini cebine alarak bir tane telefon çıkarttı ve ekrana baktı ve hızlıca bir şeyler yazarak kendisine uzattığında bir adım geri çekildi. Çocuk kendisine yaklaşarak tekrar telefonu büyük ısrarla uzattı. Sağ eli korkak biçimde havaya kalkarken, telefonu aldı ve ekrana baktı. Not kısmı açıktı. "Senin ne işin var kızım bu sokakta. Belanı sikerler senin burada! Haberin var mı?" Gözlerini maskeli yüze diktiğinde sesi oldukça kısık çıktı. "Sadece paten kayıyordum." Elindeki telefonu kaptı ve bir şeyler daha yazarak uzattı. "Kimse seni buraya gelmemen için uyarmadı mı?" Gözlerini maskenin ardındaki kahverengi gözlere dikti. "Aslında uyardılar. Ben böyle bir şeyle karşılaşacağımı düşünmemiştim." Elindeki telefonu tekrar kaptı ve bir şeyler yazdı. Uzatması saniyeler sürmüştü. Alisa korkak bakışlarla telefonu bir kez daha eline aldı. "Bir daha yukarı mahalleye adımını bile atma. Anladın mı? Sana tecavüz ederler, bu işin şakası yok. İç kopuk dolu burası." "Tamam." Maskeli yüzün sahibi elindeki telefonu sertçe aldığında bulunduğu yerde dört dönmeye devam etti. Yürüdükçe ayaklarının altında bulunan ahşap tahtalar gıcırtı sesleri çıkarıyordu. İçerisi oldukça tozluydu ve küf kokusu genzini yakıyordu. İstanbul’un nemi duvarlara hatta ahşapların içine işlemişti. Kollarını yukarı kaldırarak başına koyduğunda, kolundan aşağı süzülen kana dikkat kesildi. Kolu kanıyordu. Sadece yumruk yemişti. Adamın bıçak çektiğini veya sıyırdığını hatırlamıyordu. Korkak yeşil gözleri siyah maskeye baktı. Konuşup konuşmamak arasında giderken, sözcükleri dudaklarından oldukça sessiz döküldü. "Teşekkür ederim." Maskeli yüzün sahibinin gözleri kendisine dönmüştü. "Yani beni kurtardığın için." Umursamaz tavırla duvara doğru yürüdü ve yere oturarak sırtını duvara verdi. Kolundaki kanın farkına bile varmamıştı. Kötü biri olup, olmadığını bilmiyordu fakat onu büyük bir beladan kurtarmıştı. O yüzden korkusu bir nebze geçmişti. Yavaş adımları hemen önünde durduğunda kendisini izliyordu. Sakince maskeli yüze yeşil gözlerini dikerek yere çömeldi ve elini kanayan koluna doğru uzattı. Dokunmaması için kolunu geri çekmişti. "Sadece koluna bakmak istemiştim, kanıyor." Yere oturarak bağdaş kurduğunda kot çantasını sırtından çıkarttı ve fermuarını açarak içinden peçete aldı. Eli korkak hareketlerle maskelinin bileğini buldu. Üzerindeki gömleğin kolunu yavaşça yukarı sıvadı. Gördüğü yara karşısında ağzı hafif aralandı ve küçük dilini yutacakmış gibi oldu. Yeşil gözleri kahverengi gözlere kaydı. "Sen.." Kahverengi gözlerin bakışları kendi gözlerinden kaçtığında, konuşmaya devam etti. "Odama giren hırsızsın." Diğer elinde tuttuğu telefonun ekranına bir süre baktı ve kaldırdı. Kendi telefonuna gelen mesaj sesiyle birlikte ön cebinden telefonunu çıkarttı. Twitter' in mesaj gelmişti. DM' ye girdi. "Evet. İyiliğin için bu durumdan kimseye bahsetmesen iyi olur, ufaklık." Alisa bakışlarını kaldırdı. Elini hızlıca karşısındaki cüssenin maskesine götürdüğünde karşısındaki el kendinden daha atik ve çevik davrandı. Hızlı davrandı ve elini yakalayarak sımsıkı tuttu. Boşta kalan diğer elini de maskesine götürdüğünde son anda yakalamıştı. Ellerini tutmak için zap etmeye çalışırken yüzleri dip dibeydi. Kahverengi göz irislerinden ateş çıkıyormuş gibiydi. Yüzünü göremese de gözlerinin içine bakınca sinirlendiğini anlamıştı. Ellerini bırakarak sertçe onu geriye doğru savurmuştu. Aralarında bir metre mesafe açılmıştı. Sadece onun tavırlarını izledi. Telefonunu tekrar eline aldığında, kendi telefonuna gelen yeni mesaj sesi bakışlarının çevrilmesine sebep oldu. "Bir daha yaptığını tekrarlarsan canını yakarım, ufaklık." Düz ifadeyle gözlerine baktığında tekrar yazdı. "Beynin bastı mı?" "Sen benim canımı yakamazsın. Ben senin canını yakarım. İstesem o maskeni çıkartır, etkisiz hale getiririm seni." Maskeli şahıs güler gibi histerik hırıltılar çıkardığında hiç konuşup konuşmayacağını düşündü. "Hiç konuşmayacak mısın?" Telefonuna gelen bildirim sesiyle ekrana baktı. "Kolumu bıçakladığın için bile yüzünden vicdan azabı çektiğini görüyorum. Beni mi etkisiz hale getireceksin? Denede gör, ufaklık. Sesimi duymamalısın." "Neden? Ayrıca dövüş bilgim var. O maskeni çıkartabilirim." "Senin dövüş bildin kötü mahallelerde sökmez. Sokak kavgası başkadır, ufaklık ve sen bunu bilmeyecek kadar ufaksın." "Bana ufaklık deme." "Ufaksın." "On sekiz yaşındayım." Dedi Alisa gereksiz inatçı tavrını koruyarak. "Yaşının önemi yok. Minyonsun ve kendini koruyamıyorsun. Tam bir ufaklıksın. Ayrıca korktuğunda bildiklerini unutacak kadar salak." Alisa öfkelenirken, kaşlarını çattı. Daha fazla kendisine hakaret etmesini izlemeyecekti. Tekrar maskesini çıkartmak için yöneldiğinde, elleri bir kez daha yakalanmış ve sımsıkı tutulmuştu. "Beni hafife alma. İstesem sana zarar verebilirim." Kollarını kurtarmaya çalıştı fakat bileğini tutan eller çok güçlüydü. Çırpındığında, Ayağıyla oturduğu yerden tekme attı ve ellerinin arasından kurtuldu. Telefonunu eline aldığında, kendisininkini aldı. "Bir daha maskeme elini uzatırsan, o elini bir tarafına sokarım! Otur oturduğun yerde asabımı bozma! Seni kurtadığıma da pişman etme insanı Bahar.." Alisa gözlerini yere devirdi. Haklıydı. Başını büyük bir beladan kurtarmış, karşılığında da ona eziyet ediyordu. Gözleri sabit bir noktaya takıldı. Adını biliyordu. Adını nasıl bilebilirdi? Kendisinin de haklı olduğu taraflar vardı. Odasına giren bir hırsızdı. İyi davranmasını da bekleyemezdi. Yerde duran peçeteyi aldı ve yavaşça koluna uzandı. Üzerindeki tişörtü sakince sıvadığında, arada gözlerine bakarak kontrol ediyor. Yarası çok kanıyordu. Fırlattığı bıçak yerine baktı. Gerçekten bu kadar sert ve derin miydi? O gece amacı sadece etkisiz hale getirmekti. Sıyırdığını düşünüyordu fakat yanılmıştı. Oldukça derin bir yaraydı. Yumruk darbesi almasıyla kabuk tutan yer tekrar patlamıştı. Peçeteyi sakince kan akan yaranın üzerinde gezdirirken, oldukça yavaş ve dikkatliydi. Çantasında sürekli bulundurduğu kolonyayı çıkartarak yaranın üzerine sıktı ve bir kez daha peçeteyi bastırdı. Kolu kasıldığına canının ne kadar yandığını anladı. Yavaşça eğilerek üflediğinde her an tetikteydi ve yeşil gözleriyle onu kontrol ediyordu. Acıdan ağzından küçük bir inilti kopmuştu. Yine de konuşmuyor ve sesini çıkartmıyordu. "Odama girdiğinde çok korkmuştum. Aslında söylemek istediğim hırsız olduğunu bilseydim. O bıçağı sana fırlatmazdım. Amacım kolundan sıyırmaktı. Korkudan birkaç milim içeri isabet ettirmişim. İnsanların canını yakmaktan hoşlanan birisi değilimdir aslında. Bunların hepsi mecburiyetten…" Telefonuna mesaj sesi geldi. "Özür mü dilemeye çalışıyorsun, ufaklık? Öyleyse uzatma, çünkü başımı şişirdin. Uykusuzum senin gevelemeni dinleyecek değilim." "Peki, tamam. Burada mı yaşıyorsun?" Eline almadan dizinde duran telefona baktı. "Geri zekâlı mısın sen, ufaklık? Sence burada birisi yaşıyor gibi mi görünüyor?" Alisa çocuğun hakaret etmesine daha fazla dayanamadığında kolundaki yaraya bastırdı. Göremediği ağzından kopan inilti sesi kulaklarına ulaştığında, gülümsedi. "Bir daha bana hakaret etmemelisin, maskeli." Karşısındaki vücudun sahibi telefonu eline alarak bir şeyler yazdı. Tekrar mesaj sesi kulaklarını doldurmuştu. "Maskeli ne? Komik misin sen?" "Sensin komik. Twitter hesabının adını baban mı öyle yazdı?" "Beni tanıman içindi." "Ayrıca adını bilseydim, öyle seslenirdim." "Sana adımı söyleyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun, ufaklık." "Neden? Ne olacak ki? Seni nereden tanıyacağım sonuçta?" "Gidip beni ihbar edip etmeyeceğini bilmiyorum, kendimi riske atacak halim yok. Konuşmuyorum bile arkamda iz bırakmamak için fark etmedin mi?" "Seni ihbar edecek değilim. Başımı belaya sokmaya hiç niyetim yok. Yine de vicdanlı gibisin, bilemedim..” Başı yeterince dertteydi ve ailecek sıkıntılar içinde yüzüyorlardı. O yüzden bu durumu unutabilir ve olay çıkartmayabilirdi. Durumu Alp’e anlatırsa konuyu büyüteceği ve müdahale ederek onu bulmak isteyeceği kesindi. Hiç kafası şişsin istemiyordu. "Onu nereden çıkardın, ben bir hırsızım. Vicdanlı insanlar hızsızlık yapmaz." "Hırsız olabilirsin fakat bu gün beni orada o adamlarla baş başa bırakabilirdin. Gelip yardım etmeyebilirdin. Anlamadığım çaldığın telefonumu neden geri getirdin? Getireceksen neden resetledin? İçinde fotoğraflarım vardı. Rehberim ve her şeyim ondaydı. Anlayamıyorum gerçekten.." Mesaj sesiyle bakışları telefonuna indi. "Biraz susar mısın ufaklık? Gerçekten başımı şişiriyorsun." Sırt çantasından sargı bezini çıkartarak yarasını dikkatlice bantladığında, bir kez daha mesaj sesi gelmişti. Telefonuna baktı. “Hangi insan çantasında sargı bezi ve kolonya taşır ki?” “Tedbir diyelim.” “Tedbirden daha fazlası gibi gözüküyor.” “Herkesin sırları vardır.” Dedi ve yeşil derin gözlerini kahverengi gözlere dikerek uzun süre ciddi biçimde baktı. Peşinden adamlar eksik olmadığı, sürekli yaralandığı için ve dövüş dersine gitmesinden ötürü gibi sebeplerle taşıyordu. Dövüş dersinde ufak tefek sakatlıklar sıklıkla yaşanıyordu. Bugün için kendisini tebrik etti, iyi ki hırsızın önünde kendini ifşa etmemişti. Sadece sırları olan o değildi, ailesiyle ilgili durumu oldukça gizli tutması onun hayrına olurdu. Dövüş bildiğini söylediğinde inanmamıştı. Öyle bilmesi daha iyi olurdu. Dalga geçmişti, umurunda değildi. Bantlama işi bittiğinde eşyaları çantasına koydu. Ayağa kalktı ve bir kaç adım geri uzaklaştı. Duvara yaslanarak yavaşça yere oturdu. Karşısındaki yabancı görünmez yüzü inceledi. Amerika’da kendisine öğretilen gibi onun tüm bedenini ve duruşunu inceledi. Yaklaşık boyu 1.80’di. Kilosu 70’ti. Oldukça zayıftı, zayıf olduğu kadar güçlüydü de… Mesaj sesi geldiğinde, bakışlarını telefona çevirdi. “Gidebilirsin, gitmişlerdir.” “Sen?” dedi Alisa. “Seninle maskemle birlikte mahalleye dönecek değilim, değil mi?” “Mahalleden birisin yani? Tanıyor muyum seni?” “Uzatma ufaklık, git buradan. Bir daha gelme.” Alisa ayağa kalkarak yavaş adımlarını kapıya kadar yönlendirdi ve arkasına dönerek yeşil gözlerini yerde yığılı duran cüsseye çevirdi. “Sağ ol. Bir daha hırsızlık yapmamanı öneririm. İnsanların eşyalarını çalmak kötü bir şeydir.” Dediğinde, karşısındaki cüssenin içten içe gülümsediğine yemin edebilirdi. Gözleri kısılmıştı. İnsanın gözleri gülünce kısılırdı. Arkasını dönerek kapıyı açtı ve etrafı kolaçan ederek gitmek için yöneldiğinde birkaç adım atmıştı ki, olduğu yerde durarak elini alnına götürdü. Patenlerini yıkık dökük harabenin içerisinde unutmuştu. Yavaş ve sessiz adımlarını içeri taşıdı. Maskeli şahıs yüzünden maskeyi çıkartmıştı. Arkası dönüktü. Adımlarını daha sessizce arkasına taşırken, eski parkenin gıcırdamasıyla bir el uzanarak gözlerini sımsıkı kapattı ve ona doğru dönmüştü. Ellerini çekmek için sertçe yumruğunu savurduğunda, birkaç adım ileri tökezlemişti. Maskesini tekrar giymişti. “Git buradan.” Dedi oldukça kısık ses. “Patenleri unutmuşum.” Hızlıca patenlerini alarak harabe olan evden koşarak çıktı ve koşar adımlarını mahalleye kadar soluksuz taşımıştı. Neredeyse mahalledeki hırsızın kim olduğunu öğrenecekti, fakat başaramamıştı. Kolundaki yarayı bir tek kendisi biliyordu. Eninde sonunda kolundaki yaradan kim olduğunu bulacaktı. Zor değildi. Bu günlük daha fazla aksiyonu kaldıramayacaktı. Kafayı ona takmıştı. Evin kapısının önüne geldiğinde bahçeden içeri girerek anahtarı cebinden çıkarttı ve kapıyı açmıştı. Ayakkabılarını çıkartarak içeri girdi. Patenlerini köşeye bıraktığında merdivenlerden yukarı çıktı. Kimse yoktu, muhtemelen gitmişlerdi. Odasına çıkarak sırt çantasını kenara fırlattı. Banyoya yöneldi. Yüzünü soğuk suyla yıkadı ve saçlarını düzeltti. Bugün yaşadıkları fazlasıyla ilginçti. Zihni sürekli onun kim olduğunu düşünmekten başka bir eyleme başvuramıyordu. Yatağına dönerek boylu boyuna üzerine yattığında, telefonunu cebinden çıkartarak maskelinin profiline bakındı. Arkadan saçlarının görüntüsünü gözünün önüne getirdi. Açık kahverengi saçları vardı ve oldukça düzgündü. Asla orta yaşlardan birisi değildi. Direkt Mesaja girerek ona yazdı. “Kim olduğunu bulacağım.” yazarak gönderdi. Birkaç dakika içinde görülmüştü. “Hayal kurma ufaklık.” Dediğinde telefonu sinirle masanın üzerine koymuştu. Gözlerini kapatarak biraz uyumayı deneyecekti. Birkaç saat sonra kalkarak ders çalışması lazımdı. Yıl sonu sınavı için şimdiden hazırlanmaya başlamıştı. Umarım tüm konuları yetiştirebilirdi. Yeşil gözleri huzurlu bir karanlığa açılırken, düşüncelerini sabitleştirmeye çalıştı. Derin bir uyku onu kollarıyla sarmalamış ve pamuklar arasına bırakmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD