9.BÖLÜM
Haftalar bir sonraki haftayı kovalayarak ebeleme oynarlarken sonbahar soğukları yerini kara kışa bırakmıştı. Gökyüzünün karanlığı tüm İstanbul kentinin sokaklarına yansıyarak ruhlara kasvet veriyordu. Yağmur hafifçe çiselenerek yerlere kirli lekeler bırakırken tozları ve egzoz dumanlarını asfalta yapıştırmıştı. Arabalar ana caddeden vızır vızır ilerleyerek gitmeleri gereken rotalarına ilerliyorlardı.
İnsanlar kaldırımlardan öbekler halinde yürüyor ve herkes birbirine çarpmamak için çaba sarf ediyordu. Klasik İstanbul günlerinden biriydi. Okul ve iş çıkışı birbirine karışmış, bazı insanlar evlerine gitmeye çalışırken, bazı insanlar alışverişe yönelmişti.
Şemsiyesini başının üstünde tutarak yerini sağanak yağışa bırakan yağmurdan korunmaya çalışırken yeşil gözlerini açık tutarak çevredeki insanlara bakınıyordu. Onları ezmeden ilerlemek için çabalıyordu. Algıları açıktı, yandan taktığı çantası bazen insanlara çarparak savruluyordu.
Kocaman bir öbek halinde metrobüs yığını indiğinde, hızlıca ara mahalleye saptı. Kalabalıktan nefret ediyordu. Ara sokaklardan ilerleyerek gitme kararı almıştı. Şiddetli bir gök gürültüsüyle yürüdüğü kaldırımda sıçradı. Arkasına dönerek arkasını kolladığında kimsenin olmadığını fark etti. Sağ taraftaki mahalleden saparsa direkt önüne geçecekti fakat tereddütlüydü. Aylar önce bu mahalleye paten kaymaya geldiğinde, başına büyük işler açılmıştı. Bilmediği kılıksız adamlar peşine takılmıştı.
Birde kendisini kurtaran hırsız faktörü vardı tabi…
İçten içe durumun komikliğine gülerken yüzüne tebessüm yayıldı. Sanırım o mahalleden gitmeyi tercih edecekti. Bu soğuk ve yağmurda kimsenin peşine takılacak kadar deli olacağını tahmin etmiyordu. Artık başına iş gelirse de çaresine bakardı. Ayaklarında paten yoktu. Son ay antrenmanlarını arttırmıştı. Oldukça güçlü ve çevikti. Ders çalışma saatleriyle birlikte ikisini bir düzene koymayı başarabilmişti.
Yeşil gözlerini temkinle yukarı mahalle girişine dikti. Harabe evlere bakındı, kimsecikler ortada yoktu. Yağmur şiddetini daha da arttırırken şemsiyesinden aşağı ip gibi sular süzülüyordu. Sabah evden çıkarken ayağına su geçirmez çizmelerini giydiği için şanslıydı. Ayakları muhtemelen sırılsıklam olurdu. Her sabah hava durumunu düzenli kontrol etmek gibi takıntıları vardı. Sanırım temkinli oluşunun kaymağını yiyordu.
Sokağa girerken derin bir nefes aldı. Gerçekten tehlikeye yürüyordu. Başka bir anlamı olamazdı. Belki küçük bir aksiyon fena olmazdı. Bir an duraksayarak başını sağa sola salladı. Düşündüklerine inanamıyordu, kesinlikle rahat batmış olmalıydı. Güvende olabilmek için hayat şartlarını tamamen değiştirmişlerdi, şimdiyse böyle bir düşünceye kapılmak bencilceydi. Alp bu düşündüklerini duysa kafasına kocaman bir sopa indirirdi. Mahallede yaşamaktan en memnun olmayan kişi oydu. Elif ve kendisi için katlanıyordu. Şimdi taşınalım deseler, bir dakika bile durmazdı.
Adımlarını temkinli biçimde yukarı mahallede ilerletirken, yanından bir adam geçti. Kendisini umursamadan yoluna ilerliyordu. Derin bir iç çekerek adımlarını süratli hale getirdi. Bir cadde aşağı indiğinde, eve yaklaşmaya başlamıştı.
Telefonun çalma sesiyle gri montunun cebinden çıkarttı ve yeşil gözlerini ekrana dikti. Jale arıyordu.
“Efendim.” Dedi sakin ses tonuyla. Temkinle ilerlemeyi sürdürüyordu. Kendi mahallelerinin girişine ulaşmıştı.
“Bugün Melis’e geçelim mi?” demişti ve ekledi. “Babaannesi biraz rahatsızmış, onlarda çalışırız.”
“Demek bugün o yüzden okula gelmedi.” Dedi Alisa. Biraz duraksayarak düşündü. Karnı toktu, okulda bir şeyler yemişti. Antrenmanı da yoktu. Abisini arayarak gelmeyeceğini haber verebilirdi.
“Evet.” Dedi Jale.
“Tamam abimle konuşayım, gelirim. Sen direkt geçebilirsin.” Dediğinde telefonu kapatarak. Abisini aramıştı.
“Söyle fıstık.” Dedi Alp. Sesi oldukça neşeli geliyordu.
“Bir şey olmuş.” Dedi Alisa gülümseyerek.
“Bil bakalım ihaleyi kim aldı?” dedi Alp sırıtmasını yüzünden gizlemeyerek.
“Tabi ki benim abim almıştır.” Dedi Alisa kahkaha atarak. “Tebrik ederim canım.” Dediğinde Alisa kısaca konuya girdi. “Ben şimdi Melis’e geçiyorum, babaannesi hastaymış. Karnım aç değil, eve uğramayacağım.”
“Tamam, işin bitince seslenirsin seni alırım.” Dedi Alp düz bir ifadeyle.
“Ben kendim dönerim.”
“Haber et Alisa. Durumları biliyorsun, içim rahat olsun. Başımızdan bela eksik olmuyor.” Dediğinde Alp ona hak vermişti. Gecenin bir vakti onu kaçırmaya çalışabilirlerdi. O yüzden Alp’in tedirginliğini anlıyordu.
“Peki.” Dedi sessizliğini koruyarak. “Görüşürüz o halde.” Dedi Alisa. Abisine kocaman öpücük attığında, Alp’te ona öpücük atarak telefonu kapatmıştı. Alisa gülümseyerek telefonunu cebine kaldırdı ve gözlerini içeri doğru çevirdi. Kendi evlerinin önünden ilerleyerek Melis’in evine doğru adımlarını ilerletti.
Dört dakika içinde kapısının önüne varmıştı. Jale’nin ayakkabıları kapının önündeydi. Zile bastığında birkaç saniye içinde açılmıştı. Melis gülümseyerek kendisine baktığında, ona tebessüm etti.
Şemsiyesini kapatarak hızlıca botlarını çıkarttı ve içeri girdi. Burnu kıpkırmızı olmuştu.
“Geçmiş olsun.” Dediğinde Melis’e sımsıkı sarıldı.
“Teşekkürler, gel geçelim. Jale babaannemin yanında.” Dedi Melis odayı göstererek. Alisa Melis’in kendisine verdiği terlikleri giyerek babaannesinin odasına yöneldi. Adımlarını odadan içeri taşıdığında, Jale ona bakarak tebessüm etmişti.
Melis’in babaannesinin yanına gelerek hemen baş ucuna oturduğunda elini tuttu. “Nasılsınız?” dedi yeşil gözlerini yaşlı kadına çevirdiğinde.
“İyiyim kızım.” Dedi yaşlı kadın. Uzun süre Alisa’yı inceledi ve tebessüm etti.
“Çok güzelmişsin.” Dediğinde Alisa utanarak gözlerini yere devirdi.
Melis kapıdan babaannesine seslendi. “Biz ders çalışalım babaanne. Sende biraz dinlen, bir şey olursa seslenebilirsin yada telefonla mesaj çekebilirsin.”
Yaşlı kadın gözlerini tamam anlamında kapattığında, Alisa ve Jale oturdukları yerden kalkarak odadan çıktılar ve rahatsız olmaması için kapıyı kapatmışlardı.
Ara koridorda bulunan büyük kare masaya geçerek ders kitaplarını çıkarttıklarında, Melis ortaya kahve getirmişti. Jale çantasından iki çeşit çerez çıkartarak gülümsediğinde, Melis Jale’ye sarıldı. “Süpersin, evden çıkamamıştım.” Dedi Jale’nin yanağına öpücük kondurdu.
Alisa tebessüm ederek onlara baktı. Uzun süredir arkadaşlardı. Kendisi aralarına yeni katılmış sayılırdı. Onların dostluğunu beğeniyordu. Şahsi olarak ta hoş insanlardı. Yabancı olmasına rağmen sıcaklık göstererek aralarına kabul etmişlerdi. Aklına Ceren ve Fulya geldiğinde başını hafifçe öne eğerek gözlerini kapattı. Onları aramayalı ve onlarla vakit geçirmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki; muhtemelen aradığında trip atacaklardı.
Jale ve Melis kadar aralarına almak kolay olmamıştı. Çok küçük yaştan itibaren Ceren ve Fulya beraber oldukları için zor uyum sağladığını söyleyebilirdi. Jale ve Melis’te öyle olmamıştı.
Alisa çerezlerini eline alarak boş olan tabağa boşalttığında, kendi çantasına dönerek o da; iki paket çerez çıkarttı ve bir pakette filtre kahve almıştı. Kendisi okula giderken alışveriş yapmıştı.
“Bende alışveriş yapmıştım.” Dedi ve masanın üzerine koyduğunda. Melis kendisine bakarak tebessüm etti.
“Çok teşekkür ederim. Siz bir tanesiniz. İyi ki varsınız.” Dedi Melis gülümseyerek.
“Siz de iyi ki varsınız.” Dedi Alisa. “Ailem gibi oldunuz.”
Eğilerek Jale ve Melis’in elini tuttuğunda, Jale konuya girdi. “Yiğit’i zor tuttum. Melis seni görmek için gelecekti.” Diye fısıldadığında neden kısık sesle konuştuğunu anlamamıştı.
“Neden kısık sesle konuşuyorsun?” dedi Alisa.
“Abisi evde.” Dedi Jale, Ege’yi kast ederek. “Şimdi duyup takılmasın.” Dedi göz kırparken.
Alisa kıkırdayarak ders kitaplarına döndüğünde, konunun üzerine konuşmamıştı. Yarım saat hızlı tempo içinde çalıştıklarında, Jale bir soruya takılmıştı.
“Olmuyor, yapamıyorum.”
“Bir bakayım.” Dedi Melis.
Alisa’ da bir soruda takılmış ve onu atlamıştı. Melis Jale’nin takıldığı soruya bakarak çözmeye çalıştı fakat başaramamıştı.
“Bende bulamadım.” Dedi ve Ege’nin oda kapısına doğru seslenmişti. “Abi bir bakar mısın?” dediğinde yanıt gelmedi. “Müsait olduğunda gelir.” Dedi ve yerine oturduğunda, çalışmaya devam etmişlerdi.
“Abin soruyu çözebilir mi?” dedi Alisa Melis’e bakarak.
“Evet, çözebilir. Üniversite sınavına dereceyle girdi.” Dedi fısıltılı biçimde.
“Bilmiyordum.” Dedi Alisa.
“Evet.” Dedi Jale. “Mahalle de onun kadar dereceyle giren on senede kimse olmadı. On sene önce Orkide abla girmiş, o da şimdi doktor.” Dediğinde Alisa hafifçe kaşlarını havaya kaldırdı.
Beş dakika içerisinde Ege odasından çıkarak holde bulunan masanın önünde dikildi.
“Efendim?” dedi sakin biçimde kardeşine bakarak.
“Bir soruyu çözemedik, yardımcı olur musun?” dedi Melis Jale’nin kitabını ona doğru uzattığında. Ege bir sandalye çekerek Jale ve Alisa’nın ortasındaki boş yere oturduğunda gözlerini, Jale’nin kitabına çevirdi ve bir süre düşündü. Eline kalem alarak soruyu birkaç farklı şekilde çözdü. Ardından anlamış gibi ses çıkartarak kaşlarını havaya kaldırdı. Cevabı işaretleyerek, Jale’ye döndü ve tane tane nasıl yol izlemesi gerektiğini anlattığında; Melis’te dikkatle abisini dinlemişti. İkisi de tamam anlamında başını salladığında, Ege konuştu.
“Kızlar çok çalışıyorsunuz, bu yıl sizden derece bekliyorum. Anlaştık mı? İyi yerlere geldiğinizi göreceğim. Çünkü bizim başka şansımız yok. Kendi şansımızı azmimizle kendimiz oluşturacağız.” Dediğinde Ege, Melis ve Jale tebessüm ederek gülümsemişti.
Alisa, Ege’nin idealist düşünceleri karşısında nutku tutulmuştu. Bu nasıl bir motive ediş biçimiydi? Melis’in neden bu kadar azimle ve pes etmeden çalıştığını anlamıştı. Abisi ona sonsuz destek veriyordu. Pes ettiği yerde kaldırıyordu. Babası öldüğü için biraz onun görevini üstlenmiş gibiydi.
Bir an için kendi abisine benzetti. Alp’te öyle değil miydi? Onu kabul ettikten sonra sarıp sarmalamıştı. Alp’in yanında neden bu kadar huzurlu olduğunu anlamıştı. Onda bir baba şefkati görüyordu, destek görüyordu. Bir an için ne kadar benzediklerini düşündü.
“Başka anlamadığınız var mı?” dediğinde Ege; Jale ve Melis başını iki yana doğru hayır anlamında sallamıştı. Alisa ise düşüncelerinden sıyrılarak sessizliğini bir süre korudu.
Ege bakışlarını Alisa’ya çevirerek kahverengi gözlerini ona dikti, ardından önündeki soruya baktığında çözemediğini anlamıştı. Derin ve sessiz bir soluk verdi. Elindeki kalemi sıkıntı içinde dikkatle Alisa’nın kitabına yönelttiğinde, Alisa hafifçe geri çekilmişti.
“Aramızı düzelttiğimizi sanıyorum Bahar.” Dediğinde Ege. Alisa sadece susmuştu, hiçbir cevap verme tenezzülüne girmedi. “Anlatmamı ister misin?” dediğinde Alisa bir süre sustu.
“Olur.” Dedi sadece.
Ege hafifçe Alisa’ya doğru yöneldiğinde, kahverengi gözlerini soruların üzerinde dolandırmaya devam ediyordu. Melis’in babaannesi içeriden seslendiğinde, tuvalete gitmek istediğini anladı. Jale’nin koluna dokunarak yardım istediğinde, ikisi de masadan kalkarak içeri gitmişlerdi. Ege kahverengi gözlerini sabit bir noktaya dikerek Melis’e seslendi.
“Melis geleyim mi? Yardım lazım mı?” dedi Ege.
“Hayır, biz hallediyoruz. Sen soruyu çöz abi.” Dedi Melis sessizce yanıt verirken. Ege bakışlarını Alisa’nın kitabına çevirdi. Soruyu önce kendisi çözdü, ardından oldukça açıklayıcı biçimde anlattığında, Alisa başıyla hafifçe onaylamıştı. Ege kahverengi gözlerini Alisa’nın yeşil gözlerine çevirdi ve uzun süre gözlerinin içine baktığında, hafifçe mırıldandı.
“Daha çok çalışmalısın, açığın var. Her gün kızlarla buluştuktan bir saat sonra ya gece geç saatte yada okula gitmeden önce çalışarak arayı kapat.” Dedi duraksayarak. “Eğer hedefin yüksek değilse böyle devam edebilirsin.”
“Hukuk istiyorum.” Dediğinde Alisa. Ege kaşlarını havaya doğru kaldırdı.
“Tam burslu bir hukuk için canavar gibi çalışmalısın.” Dedi Ege ve ekledi. “Bir saat sabah, bir saat akşam fazladan çalış. Ailem destek çıkabilir dersen, bir saat akşam da yeter.” Dediğinde kahverengi gözlerini Alisa’nın yeşil gözlerinin üzerinde tuttu. Alisa sadece susmuştu, hiç konuşmuyordu.
Yeşil gözleri bir an için kolundaki yara bandına kaydığında, hafifçe dudakları aralanmıştı. Gözleri hızlıca Ege’nin kahverengi gözlerine çevirdiğinde, oturduğu sandalyesini geriye doğru iterek Alisa’nın yanından kalktı ve adımlarını banyoya çevirdi. Babaannesinin banyodan çıkmasına yardım etmek için koluna girdi ve odasına kadar eşlik ettiğinde, Melis ve Jale masaya dönerek oturmuşlardı.
“Bir sorun yok değil mi?” dedi Melis. Alisa’yı fazlasıyla düşünceli görmüştü. “Hayır, sadece daha çok çalışmam gerektiğini söyledi.” Dediğinde Melis’i geçiştirerek kitaplara dönmüştü.
Kolundaki yarayı düşündüğünde, zihni bambaşka yerlere gitmişti. Hızla yeşil gözlerini Melis’e çevirdi.
“Abinin kolunda yara bandı mı vardı?” dedi.
“Evet, birkaç hafta önce iş yeri kazası olmuş. Kafede tabaklar üzerine düşerek kırılmış, kendini korumak isteyerek kolunu havaya kaldırdığı için yaralanmış. Oldukça yarası derindi. Doktora gösterdi.” Dediğinde Melis. Alisa düşünceli gözlerini ders kitabına çevirdi.
Sadece bir tesadüf olmalıydı. Melis’in abisinin hırsız olduğunu falan düşünemezdi. Bu şekilde kafasında onu suçlaması doğru değildi. Bir kere daha o hırsızla karşılaşsaydı belki de onu tanıyabilirdi. Fakat uzun süredir hiç görmemişti. Ortalarda da yoktu.
İki saat kadar yoğun biçimde masaya gömülerek çalışmaya devam ettiklerinde, Melis’in annesi eve gelmişti. Ege aynı zamanda montunu giyerek dışarı çıkacağı sırada annesine seslendi.
“Ben çıkıyorum anne.”
“Dikkat et oğlum.” Demişti kadın.
Melis’e dönerek göz kırptığında, botlarını giyerek dışarı çıktı ve hızlıca kapıyı kapatmıştı. Melis’in annesi hızlıca mutfağa girerek elindeki poşetleri tezgahın üzerine koyduğunda, yemek yapmaya girişmişti.
“Hoş geldiniz kızlar.” Dedi ve ekledi. “Aç mısınız?”
“Biz atıştırdık.” Dedi Melis annesine dönerek.
“Bir saat sonra akşam yemeğine evde olmam lazım.” Dedi Alisa. “Abim alacak.” Demişti açıklama yaparak.
“Ben kalırım.” Dedi Jale tebessüm ederek. Melis’in annesi Irmak Hanım mutfağa girdiğinde, kızlar bir saat kadar daha çalışarak kitapları masadan kaldırmışlardı. Melis masadakileri kaldırarak sofrayı sildiğinde, tabakları masaya dizmeye başlamıştı.
Jale ve Alisa telefonuna gömülerek bildirimlerine bakıyorlardı. Jale’nin telefon melodisi kulaklarında yankılandığında, Yiğit yazısını görmesiyle telefonu kulağına kaldırdı. İkizi arıyordu. “Efendim Yiğit.” Dediğinde bir süre kendisine bir şeyler söylemişti. Jale oturduğu yerden tedirgin biçimde ayağa kalktığında, dudaklarını yaladı. Gözleri şaşkınlıktan göz kapaklarından fırlayacak gibiydi.
“Ne diyorsun?” dedi sessizce Jale. “Tamam.” Diyerek telefonu kapattığında. Melis yanlarına gelerek dikilmişti.
“Ne oldu?” dedi.
“Mahallede yine hırsızlık olmuş.” Dedi Jale.
“Ne diyorsun? Bayağıdır olmuyordu.” Dedi Melis.
“Evet, tontiş teyzenin evine girmişler. Bizim evin yanı, biliyorsun.” Dediğinde Jale. Melis’in ağzı açılmıştı.
“Kim bu ya? Aylardır mahalleye dadandı gitmiyor. Yakalayamıyorlar da..” dedi Melis sıkıntılı biçimde.
“Yarım saat önce olmuş olay.” Dedi Jale açıklayarak.
O sırada bir anda elektrikler gitmiş, her yer kararmıştı. Jale ve Alisa telefonun fenerlerini açtıklarında, Melis dışarı bakındı.
“Sokağın ışıkları var.” Dedi Melis.
“Ah Ege. Sana güvenende kabahat.” Dedi Irmak Hanım söylenerek. “Abin faturayı ödeyecekti. Kesin unuttu. Şu sıralar aklı iki karış havada.”
“Şimdi söyleriz halleder anne.” Dedi Melis. Hızlıca abisini aramak için yöneldiğinde, masanın üzerinde duran telefonunu eline almasıyla; kapı tıklanmıştı. Melis adımlarını kapıya taşıdığında, Ege’yi görmesiyle kaşlarını hafifçe çattı.
“Abi faturayı ödemeyi mi unuttun?” dediğinde Melis. Ege hafifçe kaşlarını havaya kaldırdı.
“Unutmuş muyum?” dediğinde; “Sence.” Dedi Melis etrafı işaret ederek.
“Ege bir daha faturayı ödemeyi unutmayacaksın. Duydun mu?” dedi Irmak Hanım oğluna kızarak.
“Şimdi odama geçer hallederim.” Dedi Ege kimsenin yüzüne bakmayarak içeri girdiğinde, odasına yöneldi ve kapısını kapatarak kilitlemişti.
“İyice sorumsuz oldu bu.” dedi Irmak Hanım. Köşedeki mumu yakarak ortaya koyduğunda, birkaç tane daha yakmış ve salonun belli yerlerine koymuştu.
Alisa Alp’i arayarak gelmesi için mesaj çektiğinde, oturduğu yerden kalktı ve eşyalarını çantasına toplamıştı. Montunu giyerken Irmak Hanım dönerek Alisa’ya baktı. “Kalsaydın Bahar. Yemekler olmak üzere.”
“Yok, beni bekliyorlar. Şimdi kızarlar, başka zamana inşallah.” Dediğinde elektrikler bir anda gelmişti. Birkaç dakika içinde korna sesi kulaklarını doldurduğunda, kapıdan dışarı çıkarak şemsiyesini aldı ve çizmelerini ayağına geçirerek hızla arabaya ilerledi. Alp’in yanındaki ön koltuğa yerleşerek oturduğunda kemerini takmamıştı. Oldukça kısa mesafe gideceklerdi.
“N’aber fıstık?” dedi Alp.
“İyi abi.”
“Olaydan haberin var mı?” dedi Alp.
“Evet abi.”
“Vay be tontişin evine girmişler.” Dediğinde Alp, Alisa kahkaha atarak gülmüştü. Artık mahallenin teyzesini bile benimsemiş görünüyordu.
“Bakıyorum da mahalleyi fazla benimsemişsin.” Dedi Alisa.
“Şu hırsız olayları iyicene tedirgin etmeye başladı beni. Sakın camın açık uyuma. Duydun mu?”
“Saçmalama abi, hava buz gibi.”
“Sende var öyle bir manyaklık açarsın.”
Haklıydı, Alisa sıcağa hiç gelemiyordu. Kışın cam açık uyumuşluğu bile vardı. “Dikkatli olurum.” Dediğinde Alp kaşlarını çattı.
“Açmayacaksın Alisa.”
“Bana baskı yapmayı keser misin Alp?” dediğinde, Alp duyamamış gibi kulağını ona doğru eğdi.
“Bir şey mi dedin?”
“Bana baskı yapmayı keser misin abi?”
“Hayır, kesemem. Ben seni buralara kadar korumak için gelmişim. Ya hırsız odana girerse.” Dediğinde sadece susmuştu. Gerçekten söz vermeyeceği bir konuydu. Geceleri ders çalıştığı için fazla zihni bulanıyordu ve cam açarak odanın havasını değiştirip çalışmaya devam ediyordu. Aksi halde aşırı derecede uykusu geliyordu ve ne yapacağını bilemiyordu.