3.Bölüm | Yeni Hayat

3309 Words
3.BÖLÜM Aynada son bir defa kendine bakındı. Siyah sırt çantasını omzuna aldığında merdivenlerden aşağı inerek, ayakları dış kapıyı buldu. Bu gün Jale gelmeyecekti. Okulda buluşacaklardı. Ayakkabılarını dolaptan alarak giydi ve dışarıya çıktı. Anahtarı kapının arkasından alırken, kapatmayı unutmamıştı. Mutlulukla gökyüzüne bakarak gülümsedi ve kollarını iki yana açtı. Güneşli ve mis gibi kokan bir son bahar havasını, seviyordu. Çok aydınlık vericiydi. Karanlık havalar onun tarzı değildi, daha doğrusu karanlık olan hiç bir şey onun tarzı olamazdı. Bir adım attığında, gözleri eski beyaz evin oraya çarptı. On beş gün önce karşılaştığı manzaranın aynısıyla karşılaşmış, maskeli vücut evin tam dibindeydi. Ellerini zorlukla eteğine götürdüğünde yumruk yaparak sıktı. Gözleri korkudan dolmaya başlamıştı ve artık olanları abisine anlatması gerektiğini düşünüyordu. Gözlerini telaşla kaçıracağı sırada, kim olduğunu bilemediği kişi cebinden telefonu çıkartarak, işaret etti. Ardından elini aşağı doğru işaret etti. Bakışları yeri lazer misali yeri taradı ve yerde duran poşetin içine takıldı. Hızla eğilerek, minik poşeti aldı ve elin içine attığında, on yedi gün kadar önce hırsızın eve gelerek çaldığı telefonu parmaklarının arasındaydı. Gözleri şaşkınlık içinde büyüdü. Telefonunu hızla açtığında, ekrana iğnelenmiş köşede sabitli duran not yazısı, dikkatini çekmişti. "Telefonunu getireceğimi söylemiştim, ufaklık." Yeşil gözleri telefonun ekranından ayrılarak, eski ve beyaz evin oraya bakındı. Maskeli kişiyi görmediğinde şaşkınlıktan ayakta kalmayı zor başardı. Telefonuna bakındı. İçi tamamen boştu. Bütün bilgileri silinmişti fakat bu onun telefonuydu. Sağ, üst köşede ufak bir çizik vardı ve aynı yerinde duruyordu. Başka telefon olma ihtimali yoktu. Adımları mahallede yavaşlığını koruyarak ilerlediğinde, Twitter hesabına giriş yaptı. Gerçekten kafası karışıyordu. Hangi aklı olan hırsız çaldığı eşyayı geri verirdi? On beş gün önce sahte bir hesaptan kendisine DM'den ulaşmıştı. Soruları beynini yiyip bitiriyordu. Üzerine tıkladı ve parmaklarını klavyenin üzerine götürdü. "Neden çaldığın telefonu geri getirdin?" dedi sahte hesaba yazarak. "Öyle gerekti." "Bir daha gelecek misin?" yazdı Alisa. "Gelmemi çok istiyorsun herhalde." "Can güvenliğin için uğramamanı tavsiye ederim. Bir dahaki sefer yaraladığım tek kolun olmaz." Tekrar cevap gelmemişti. Adımların hızlandırdı ve okula kadar aynı süratle yürüdü. Bahçe kapısının girişinde Melis ile karşılaşmasıyla, kocaman sarıldı. "Günaydın!" dedi Alisa mutlulukla. "Günaydın, Bahar." Bakışları elindeki telefona kaydı ve gözleri kocaman açıldı. "Bir dakika senin telefonunu hırsız çalmamış mıydı?” "Evet, bu sabah kapının dibinde buldum." "Ne? Ama bu gerçekten de saçmalık." "Öyle, yapacak bir şey yok. Telefonumu geri aldığıma sevindim." "Ne tür bir hırsız on beş gün içinde telefonunu getirip sana verir ki?" "Ah..” dedi duraksayarak. “Gerçekten bilmiyorum." "Neyse boş ver sen onu. Sınava çalıştın mı?" "Göz gezdirdim." Sınıfa ulaştıklarında Jale çoktan sırasına geçmişti. Yerlerine geçerken Jale'nin telefonuna olan bakışını gördü. Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Sormaya teşebbüs edeceği sırada uzun boylu erkek hocanın sınıfa girmesi ile açık olan ağzını kapattı. Daha müsait zamanda anlatması için sıkıştıracağını biliyordu. Hoca tahtanın önüne çıkarak sıkıcı rakamlar yazmaya başladığında dirseğini masanın üzerine koydu ve çenesini eline yasladı. Gerçekten bu gün ders dinleyecek havası yoktu. Ders; bütün sıkıcılığını koruyarak ilerlediğinde defterine notlar almayı ihmal etmedi. Son ders saatine kadar aynı monotonlukta ilerledi ve zil çalarak bu işkenceye bir son verildi. Okulun son aylarından nefret ediyordu. Sıcaklarda okul olmamalıydı. Bıkkınlık verici bir hal alıyor ve çekilmiyordu. Kimya öğretmenin verdiği ödevin sıkıcılığı da cabasıydı. Aynı zamanda coğrafyadan çalışması gereken tonlarca yer vardı. İkili oturdukları sıralarından kalktı ve sınıftan çıkarken adımları oldukça bitkindi. "Yerin dibine batmalısın okul." Dedi Jale isyan ederce. Alisa'nın buruk bakışları Jale'yi bulduğunda Melis sadece tebessüm etti. Jale konuşmaya devam ediyordu. Anlaşılan aralarında bir tek onun sesi çıkacak kadar gücü kalmıştı. "Bize geçelim mi? Bahçedeki masaya mis gibi yayılırız. Annem bir güzel börek yapar bize. Akşama kadar çalışırız. Ne diyorsunuz?" "Bana uyar." Dedi Alisa gülümseyerek. Alisa ve Jale'nin bakışları Melis'i buldu. Dudaklarını hafif yana bükmüştü. "Eve uğramalıyım. Babaannem rahatsız, biliyorsunuz." "Ya bir şey olmaz, şeker gibi kadın. İdare eder o." "Peki, tamam." Gülümsemesi yüzüne yayılırken, yorgunluk içinde okul bahçenin çıkışını bulmuşlardı. Köşeden döndüklerinde, Melis'in bakışları Alisa'yı buldu. "Bahar, senin şu telefon olayı nedir? Doğru düzgün konuşamadık." "Bilmiyorum. Sabah kapının önünde buldum." "İlginç bir durum." "Fazlasıyla, ama buna kafa yormayacağım. Olmuş bitmiş." Köşeyi döndüklerinde mahallenin bakkalı tam önlerindeydi. Jale koşturarak markete ilerledi ve ikisine de durması için işaret yaptı. "İtiraz yok bu sefer, dondurmalar benden." Dedi Jale. "İşime gelir." Dedi Melis kollarını bağlayarak. Alisa kıkırdamakla yetindi. "Benimde öyle." Jale koşarak bakkala girdi ve geçen saniyelerin sonunda elinde üç tane dondurma ile hemen diplerinde bitti. "Çubukları atmak yok, bahçeye dikeceğiz." "Bahçenin her yanı çubuk doldu, Jale." Dedi Melis. Melis cevap verirken sesi oldukça uyarıcı çıkmıştı. Jale omuz silkti ve dondurmasını açarak yemeğe başladı. Evlerinin olduğu sokağın yokuş başındalardı. Adımları yavaşlıkla ilerlerken, kulaklarına gelen kadifemsi ve hoş ses üçünün de gülümsemesini sağladı. "Omzumda başın eksik, yatağımda kokun." Jale'nin bakışları arkaya döndüğünde, güçlü bir kahkaha attı. Alisa' da bakışlarını çevirmesiyle tanıdık yüze gülümsedi. "Tenimde tenin eksik, gel de bir dokun." Bu sesin sahibi Yiğit'ten başkası olamazdı. Sesindeki ton ve yumuşaklık insanı bilinmeyen yerlere sürüklüyordu. Gözleri Melis'i bulduğunda, arkasını dönmeden yürümeye devam ettiğini gördü. Jale ve kendisi gibi Yiğit'e bakmıyordu. Hafif tebessüm dudaklarını, bulduğunda yüzünü saklamak için öne eğdi. "Gecelerden uykum eksik, yüzde tebessüm." Jale anırır misali gülerek, Yiğit'e baktığında, Alisa' da daha fazla kendini tutamayarak kahkaha attı. Yiğit, Jale'nin ikiziydi. Birbirlerine çok benzedikleri söylenemezdi fakat enerjileri kesinlikle benziyordu. Yiğit, Melis'ten uzun zamandır hoşlanıyordu. Durumu Jale kendisine Melis olmadığı zaman anlatmıştı. İki ay kadar önce, Melis'in yüzüne karşı söylemişti. O zamandan bu yana, arada peşlerine takılır ve şarkı sözleri mırıldanırdı. Sesindeki mükemmellik, âşık olunası derecedeydi. Melis'in hala nasıl dayandığını anlamak zordu. Kimseden hoşlandığı yoktu fakat Yiğit'ten de hoşlandığını söylemiyordu. Son zamanlarda, gözlerinden kaçmayan Yiğit'in şarkı sözleri gülümsetir olmuştu.Başlarda bunu oldukça kızgınlıkla karşılamış ve defalarca uyarmıştı. Fakat Yiğit dik kafalının önde gideniydi onu zapt edemeyeceğini anladığında pes etmiş ve sadece şarkı sözlerini dinliyordu. İlk defa bu kadar cüretkâr bir şarkı seçtiğini düşündü. Belki de Melis'in gülümsemesine sebep olan buydu. Jale sarı saçlarını geriye attı ve ikizini izlemeye devam etti. Yiğit adımlarını hızlandırarak tam arkalarından ilerlediğinde, Melis'in tam arkasındaydı. Kolundan yavaşça tutarak, kendisine çevirdi. Dikkatli bakışları Yiğit'in gözlerine değdiğinde yüz ifadesi anlam verilemeyecek bilmece gibiydi. İlk defa kolundan tutarak, durdurma cesareti gösteriyordu. İki aydır, aynı seviyede durmaktan oldukça rahatsız oluyor olmalıydı. "Elimde eksik, yaşlı hep gözüm." Elini yavaşça Melis'in eline götürerek korkakça tuttuğunda, dünyanın en şapşal aşığı gibi görünüyordu. Jale kıkırdamasını sessize alarak, tebessüm etti. Romantik anı bozmaya niyeti yoktu. "Omuzumda başın eksik, yatağımda kokun." Melis gözlerini yere devirdi. "Tenimde tenin eksik, gelse bir dokun." Yiğit parmaklarını, Melis'in kolunda hafifçe gezindiğinde, utandığı belli oluyordu. Cevap vermiyordu fakat aynı zamanda onu ittiği de söylenemezdi. "Gecelerden uykum eksik, yüzde tebessüm." Melis'in cevap vermemesi Yiğit'in canını sıktığı belliydi. Şarkı söylemeyi keserek, sadece durdu. Melis'in bakışları Yiğit'e kaydı ve gözleri dolmaya başladı. İçten içe acı çekiyor gibi görünüyordu. "Hadi be kızım, iki ay oldu. Bir şey yap artık. Seni ne kadar sevdiğimi görmüyor musun?" "Ya sen?" Melis ilk defa, Yiğit'e cevap verdi. "Sen benim ne kadar acı çektiğimi görmüyor musun? Kendi içimde ne kadar çeliştiğimi? Ne kadar uğraştığımı görmüyor musun?" "Görüyorum, beni sevemiyorsun. Sana dünyanın en güzel şarkısını söylesem bile, kalbin bana kaymayacak." Melis'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Başını iki yana salladı. "Öyle değil, anlamıyorsun." "Nasıl peki? Söylesene." Jale olanlar karşısında donup kalırken Alisa sadece sustu. Ne olduğunu ikisi de kavramaya çalışıyordu. Daha önceden kendi aralarında konuşmuşlar mıydı? Ve Melis bunu ikisine de söylememişti. "Konu seni sevip sevmememle alakalı değil. Konu o çocuğu içimden söküp atmakla ilgili. Seni sevmediğimi söylemiyorum Yiğit. Fakat onu aklımdan tamamen atmadan seni hayatıma sokmamı bekleme." "Tamam." Dedi sadece. "Bana öyle bakma." "En azından bakışımdan etkileniyorsun." "Kahretsin anlamıyorsun beni." "Evet, anlamıyorum. Dediğinde mantık yok. Bir insanın kalbinde yalnız bir kişi olur Melis. Ya o çocuğu hala seviyorsundur, ya da benden hoşlanıyorsundur. Gece yatağa yattığında, kimi düşünüyorsan onu seviyorsundur. Aklına kim geliyorsa onu seviyorsundur." "Anlamıyorsun işte. Gece aklıma gelen tek sensin ama gün boyunca bir şeyler devamlı onu bana hatırlatıyor. Hala canım yanıyor." "Bu saçmalık." "Sıkışıp kaldım anlamıyor musun? Araftayım ve sen bana hiç yardımcı olmuyorsun. Cevap vermediğim için beni suçluyorsun. Şimdi sana seni seviyorum desem, sevgine ihanet etmiş olmaz mıyım? Gün boyunca aklıma geliyor çünkü. Tam olarak içimden atamadığım bir şeyle mi geleyim? Evet, seni seviyorum ama yeterince değil. Onu tamamen unutacak ve aklımdan silecek kadar değil." "Saçmalık." "Ben kalbim sadece sana ait olsun istiyorum." "O herif değil, ben canını yakmaya başladığımda beni gerçekten seviyor olacaksın. Tıpkı senin her seferinde canımı yaktığın gibi." "Özür dilerim.. Keşke seni kırmasam.. Ama benden sana da haksızlık yapmamı bekleme. Seninle oldukça geçer demeyeceğim, seni sevmek için seni istemiyorum. O çocuğu unutmak içinde. Bu kullanmaktan farksız." "O çocuk diyorsun ya devamlı, o çocuk senin canını yaktıysa, sen beni aylardır parçaladın." Yiğit Melis'in omzuna çarparak yanından geçerken, yüreğinde parçalanan sızıyı ayak parmak uçlarında hissetti. Acı bakışları sadece onu arkasından izlemesine sebep oldu. Jale'ye döndüğünde, Yiğit'in üzülmesinden etkilendiğini gördü. İkizler farklıydı. Birinin canı yansa, diğer kinin de yanardı. Aralarındaki bağ her zaman farklı olmuştu. Hayatından çıkmayan çok yakın dosttu. Evde bile her an yanında, derdini sıkıntını paylaşabileceğin birisi vardı. Jale dönerek Melis'e baktı. Gözbebeklerindeki hüznü görebiliyordu. "Bunun böyle olmasını ben istemiyorum Jale." "Bir şey demedim." Dedi Jale. "Demediğini biliyorum fakat kardeşine gerçekten ilgi duyuyorum. O giden salak çocuğu tam anlamda sevmesem bile içimde öldürmeden, Yiğit'e yaklaşmayacağım. Çünkü o bunu hak etmeyecek kadar iyi birisi." Evin bahçesinden girerek adımları sakin biçimde ilerlerken, Alisa durumu sessizlikle izliyordu. Bahçedeki tahta ve büyük masaya yayıldılar. Hepsi ders çalışmak adına bütün malzemeleri masaya çıkartırken, Alisa Melis'e göz ucuyla bakındı. "Haksızlık yapmamanı anlayabiliyorum. Yine de Yiğit'le konuşmalısın. Onu seviyorsun." "Onu sevmeye başladığımı söyledim. Daha demin sizin yanınızda." "Daha çok o çocuğu unutmamış gibi görünüyordun." Ders kitaplarının arasına gömüldüklerinde, sessizlik hâkim oldu. Jale'nin annesi evden çıkarak yanlarına geldi ve hemen önlerinde dikildi. "Üçüzler yine bahçeyi işgal etmiş. Hoş geldiniz kızlar." "Hoş bulduk." Dedi Melis ve Alisa aynı anda. Jale bakışlarını annesine kaldırarak dudak büzdü. "Çok açız annişkom. Bize börek yapsan olmaz mı?” Alisa’nın buruk tebessümü yüzünün köşe hatlarına yayılmıştı. Hiçbir zaman kendi annesiyle böyle bir iletişimi olmamıştı. Onların anne kız ilişkileri oldukça sıcaktı. Alp’i gazlamasa da ona içten içe öylesine hak veriyordu ki… Sevgisiz ve ilgisiz büyümüşlerdi ruhlarındaki küçük kimsesiz çocuklar vardı. Hiçbir zaman naz yapabilecekleri bir anneleri ve babaları olmamıştı. Arkalarında da hissedememişlerdi. Bahçedeki ağaca gözleri çevrildiğinde yeşil gözleri dalıp gitti. Jale’nin annesi konuşmuştu. Düşüncelerinden sıyrılarak onlara döndü. "Bu gün çöreğimiz var fırında. Onunla yetineceksiniz, ben Lale ablana geçiyorum." "Süpersin, annem benim." Jale bütün enerjisiyle oturduğu yerden kalkarak, annesinin boynuna atladı ve yanağına kocaman öpücük kondurdu. Alisa'nın gözü anlık takılmasıyla Şeyma Hanım yakalamıştı. Melis ve Alisa' ya el işareti yaptı. "Kalkın bakayım, ben gidiyorum. Siz vermiyor musunuz Şeyma ablanıza öpücük?" Alisa gülümsedi ve yerinden kalkarak Şeyma Hanım'ın yanına gitti. Yanağına kocaman öpücük kondurarak sarıldığında Şeyma Hanım’ da onu öpmüştü. "Ellerine sağlık çöreğin kokusunu buradan alabiliyorum ablam benim." "Hadi oradan yalaka. Nereden gelsin buraya çörek kokusu." Alisa kıkırdadığında, Şeyma Hanım’da kahkaha attı. Melis'te o sırada, Şeyma Hanım'a sarılarak, yanağına öpücük kondurdu. "Gelin, sen git mutfağa çörekler fırında hazırla tabakları. Dolapta da meyve suyu var, unutma. Büyük bardaklara doldur." Melis kıkırdadığında, Alisa ve Jale birbirlerine bakıp güldüler ardından Jale'nin bakışları annesine döndü. "He, gelin ya. Gelin." Dedi Jale dalga geçerek. "Tabii, Melis'i Yiğit’ime alacağım ben." "O da koşa koşa kabul eder zaten." Jale'nin kaşları imalı biçimde kalktığında, yüzü oldukça alaylıydı. "Niye etmesin kız." "Anne eder dedim zaten…" "Dalga geçme anneyle." Dedi Şeyma Hanım. Jale bıkkın biçimde başını masaya koydu ardından kaldırdı. "Geçmiyorum anne." Kıkırdaması sözlerine karıştığında, Şeyma Hanım Jale'yi cimcikledi. "Bak hala dalga geçiyor." Alisa daha güçlü kahkaha attığında, gülmekten nefesi kesildi. Jale'nin annesiyle tanışma anından itibaren, Melis'e gelinim dediğini duyuyordu. Şeyma Hanım Melis'i çok beğeniyordu ve dalgasına her seferinde takılmayı ihmal etmezdi. Sonuçta nereden bilebilirdi uzun süredir, Yiğit'in Melis'ten hoşlandığını? Anne duası bu olsa gerekti. Melis Şeyma Hanım’a sarıldı ve adımları eve yöneldi. "Tamamdır ben hallediyorum." Melis'in adımları evin kapısına ulaştı. Şeyma Hanımların evi oldukça sevimli, tek katlı bahçeli bir evdi. Sol tarafa döndüğünde sessiz adımlarla hareket etti. Mutfağa girdi. Fırını açarak tepsiyi çıkarttı. Üst kısımda bulunan rafı açtı. Dört tane tabak çı kartarak, tezgâhın üstüne dizdi ve çörekleri tabaklara koydu. Hemen yan tarafındaki raftan dört tane büyük bardak çıkarttı. Buzdolabından meyve suyunu alarak, doldurdu. Yiğit'in tabağını götürüp, götürmemekte kararsızdı. Onu gördüğünde, istemese kırıyordu. İncitiyordu, belki daha dikkatli davranmalıydı fakat yapamıyordu. Bahsettiği çocuk, sevgilisi değildi. Sadece yıllardır platonik hoşlandığı bir çocuktu. Geçen sene mahalleden taşınmasının ardından kendisini zor toparlamıştı. Aslında bakılırsa, Yiğit toparlamasına yardımcı olmuştu. Her seferinde yanındaydı ve destek çıkıyordu. O anlardan birinde Yiğit beyninin içine işlemişti işte… Onu seviyordu fakat eskiyi de unutamıyordu. Kendi içinde verdiği savaş onu o kadar yoruyordu ki… Platonik sevdiği çocuk belki de takıntıdan başka bir şey değildi. Belki de hiç sevmemişti. Sevdiğini zannetmişti. Eğer gerçekten sevseydi Yiğit kafasını asla kurcalayamazdı. Düşünceleriyle savaşmaya son verip, düşündü. Kendine haksızlık etmemeliydi. Yiğit, esprili, ince düşünceli ve çok tatlı birisiydi. Kalbi bir çocuk kadar saf ve güzeldi. Öyle güzel seviyordu ki, sanki onun sevgisini öğrenene kadar hayatının anlamı yokmuş gibiydi ve hayat bulmuştu. Sesindeki kadifemsi tondan ve çıkan o titreşimlerden, şarkı sözlerinden bahsetmek dahi istemiyordu. Gerçekten çok hoşlanıyordu, sadece... Ah bilmiyordu… Belki de yaptığı şımarıklıktı. Sevdiğinden emin olduğu halde acı çekiyordu. Onun derdi bu değildi ki, sadece diğer çocuğu unuttuğundan emin olmak istiyordu. Yiğit'in elini tutacaksa, ondan başkasına aklı kayma düşüncesini kaldıramazdı. Tabağın tekini ve meyve suyu dolu bardağı eline alarak, Yiğit'in odasına yöneldi. Duyduğu sesler, kapısının önünde dikilmesine ve adım atamamasına neden oldu. Yiğit'in kadifemsi ses tonu kulaklarına ilişti. “Anladım, sonu yok yalnızlığın. Her gün çoğalacak. Her zaman böyle miydi? Bilmiyorum... Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak.” Gözlerini yere devirdi, bacakları kendisini taşımıyordu. Yere çömelirken, elindeki tabağı ve bardağı sessizce zemine bıraktı. Kapıya doğru yaklaşırken, omzunu ve başını kapıya yasladı. Göz kapakları aşağı çekiliyordu ve ağlamamak için kendini sıkmasının o hissi, gözlerinin içine iğne batırılıyormuş gibiydi. “Alışır her insan alışır zamanla, Kırılıp incinmeye. Kapalı gözlerinden yaşlar süzüldüğünde, kaşları hafifçe gerilerek çatıldı. Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp, Yeniden ayağa kalkmak. Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte. Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette. Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum...” Hıçkırma hissi dudaklarına kadar biriktiğinde birbirine bastırarak hıçkırığının sadece sarsıntı şekilde içinde patlamasını sağladı. “Hadi gelin üstüme korkmuyorum! Bulutlar yüklü. Ha yağdı ha yağacak üstümüze. Hasret... Yokluğunla ben baş başayız. Nihayet...” Hızlıca ayağa kalktı. Gözyaşlarını tamamen temizledi. Yerde duran tabağı ve bardağı eline aldı ardından, koluyla kapıyı açarak ittirdi. Yiğit'in bakışları gözlerini bulduğunda, kaçırmamak için direndi. Başarmıştı fakat güçsüzdü her an, dokunsalar ağlayabilirdi. "Sen evde miydin?" "Evet, şey…” dedi duraksayarak. “Bir şeyler hazırlıyordum." "Duydun mu?" "Neyi?" "Beni." "Söylediğin şarkıdan mı bahsediyorsun? Evet dinledim. Hatta kapının önünde bitirmeni bekledim. Sesini nerede olsa durur, dinlerim." Yiğit gözlerini önündeki test kitabına gömdü. "Tabağı nereye bırakayım?" dedi Melis. "Masaya." Demişti düz bir ifadeyle Yiğit. Melis çözdüğü soruya gözü kayarken, daha dün o soruları çözdüğü için şanslıydı. "A şıkkı." Yiğit'in bakışları, Melis'e kaydı. "Ne istiyorsun Melis?" "Hiç." "İyi, çık o halde dışarı. Test çözemiyorum." "Ben gelmeden öncede çözmüyordun." "Ne demek istiyorsun Melis?" "Hiç." "Evet." Dedi gözlerini sevdiği kızın gözlerine dikerek. "Hiç'im." Melis'in gözleri Yiğit'e kenetlendi. Demek istediğini anlamış ve kalbi ıstırap dolmuştu. "Sen benim hiçliğimsin Yiğit. Ne zaman dibine kadar kötü ve hiç olsam, sen vardın. Ne zaman üzülsem, hiçlik vardı. Ben hiçliğe alışmışım, hiçliği sevmişim. Artık o hiçlikte sensin. Sesinin başlangıcı, benim hiçliğe sürüklenişim." Eğildi ve tedirginle, Yiğit'in yanağına kısa ama bir o kadar anlamlı öpücük kondurdu. Gözlerini kapatarak sadece onu hissetmeye çalışıyordu. Geriye çekildiğinde, doğruldu. "Ve gün gelecek ben hiçliğimde, kaybolacağım." Yiğit'in dudaklarına buruk tebessüm yerleştiği, sırada kendisinin da dudakları buruk şekilde tebessüm etti. "Beni seviyor musun?" "Sevmek mi bilmiyorum fakat senin her canın yandığında, benim canım yanıyor. Gece her hayalime misafir oluyorsun. Sesini duyduğum zaman heyecanlanıyorum ama sevmek mi bilmiyorum." "Sevmek." Gülümsemesi biraz daha buruklaştı. "Bana biraz daha zaman ver. Olmaz mı?" "Tamam." Odasından çıkmak için yöneldi ve geriye son bir bakış attı. Durumu ufakta olsa toparlamıştı. Şimdi kendini daha iyi hissediyordu. Adımları mutfağa ulaştı. Tezgâhın üzerinde duran tabakları ve bardakları tepsiye koydu. Dış kapıdan bahçeye ulaştı ve elindekileri masanın tam ortasına bıraktı. "Nihayet gelebildin. Açlıktan öldüm burada." Dedi Jale gözlerini büyülterek. "Ölüler konuşmaz." "Hadi canım gerçekten mi?" Alisa Melis ve Jale'nin didişmelerini izlerken tebessüm etti. Onların bu sevimli hallerine bayılıyordu. Jale Alisa' ya dönerek konuştu. "Sesin soluğun çıksın azıcık Bahar. Bugün çok sessizsin." "Af edersiniz zihnim şu telefon ve hırsız olayına dalgın." "Fark ettik." Dedi Melis yerine otururken. Jale çoktan tıkınmaya başlamıştı. Çörekleri götürürken kulağı kızlardaydı. "Boş versene kızım." Alisa Melis'e bakarak konuştu. "Bizim okulda olduğunu düşünüyorum Melis." "Gerçekten mi?" "Evet. Okulda beni gözetleyecek birisi. Ayrıca telefonumu çaldığı için Twitter hesabımı biliyor. Kendi hesabını takip ederek DM atmış." "İşte bu oldukça ilginç." "Hırsız eve girdikten sonra, bizim köşedeki beyaz evin önünde onu gördüm. Maskeliydi üzerinde gömlek vardı. Bu sıcakta, okula gidenler dışında kim önlük giyebilir ki?" "Haklı olabilirsin." Jale ağzındakini yuttu ve konuşmaya dahil oldu. "Tamam tarif et çocuğu. Bakarsın mahallenin hırsızını ortaya çıkartırız. Bütün herkes amma çekti yahu." Dedi Jale. Melis başıyla onayladı. "Haklısın, bizim eve de geçen sene girdi. Babaannem görmüş." "Bir şey alınmış mı?" "Hayır, babaannem görmüş. Karanlıkta çığlık atmış. Yüzünde maskesi var birde tabii… Kadın az daha kalp krizi geçirecekti zor sakinleştirdik. Hırsız öyle görünce babaannemi mutfağa doğru koşmuş fakat yakalayamamış. En son mutfağa ulaştığında abim mutfaktaymış ve yetişemediğini camdan kaçtığını söylemiş. Yakalayamamış. Durum bu kadar." Jale Alisa' ya baktı. "Hadi Bahar tarif et." "Nasıl tarif etmemi bekliyorsun? Bilemedin on beş saniye kadar bakış açımdaydı. Gözlerini görmedim." "Sana göz rengini sormadım. Mesela hali tavrı kaç yaşında gibiydi. İri miydi? Boylu muydu?" Uzun, boylu esmer ve orta irilikte olan çocuk, bahçeye havalı giriş yaptığında, Jale'nin bakışları arkaya kaydı. "Mesela boyu nasıldı? Abim kadar var mıydı?" Jale ve Yiğit'in kendilerinden dört yaş büyük abileri vardı. Umursamaz, can sıkıcı ve benmerkezci agresif kişiliğe sahipti. Bir anı bir anını tutmazdı. Havalı tarzı, gözlerden kaçabilecek bir şey değildi. Mahallenin şu ana kadar gördüğü en yakışıklı erkeği olduğu söylenebilirdi. Genç, elleri ceplerinde eve doğru ilerlediğinde, Jale'nin dediklerini anlamaya çalışmadı. Dümdüz ilerledi ve kahverengi gözleri sadece masada oturan iki kızı ve kardeşini taradı. "Ağzını burnunu kırdırtma bana." "Tamam be, hayvan." Dedi Jale. "Ne dedin sen?" dedi abisi. "Yiğit içeride, kapıyı çal dedim." Çocuk, dayandığı yerden doğruldu. Merdivenlerden inerek, bahçenin ortasında duran, masanın tam yanında durdu. Tabakların ikisi boştu. Alisa'nın tabağında son bir çörek vardı. Gözleri kenetlendi ve ardından, elini tabağa uzatarak çöreği aldı. Parmaklarındaki sigara kokusu etrafa yayıldığında, Jale yüzünü buruşturdu. "Az iç şu zıkkımı." Alisa, gözlerini ayırmayarak sadece bakmaya devam etti. Alp'ten alışkındı. Çok olmasa oda nadiren yanında sigara içiyordu. "Sana ne kızım?" dedi Ulaş. "Git banyo yap leş gibi oluyorsun. Evde kokuyor." Alisa, ayağa kalktı ve Ulaş'ın ısırmış olduğu çöreği elinden alarak, yerine geri oturdu. Bacak bacak üstüne attığında, iğrenmeden çöreği yemeye devam etti. Nefret ettiği durum, tabağından yemek alınmasıydı. Ulaş'ın gözleri Alisa'yı bulduğunda daha dikkatli baktı. Ortam sessizdi lakin, Alisa ve Ulaş'ın bakışmaları ortada şimşeklerin çakmasına sebep oluyordu. "Başkasının artığını yememelisin." "Kız kardeşinle daha düzgün konuşmalısın." "Bu seni ilgilendirmez." "Benim başkasının elindekini, alıp yediğimde seni ilgilendirmediği gibi." "O artist abin hala yaşıyor mu?" "Yaşamamalı mı?" "Siz ikiniz ne ayaksınız bilmiyorum ama, sizde bir şeyler seziyorum ufaklık. Bit yeniği olan insanları iyi tanırım ve abinde de, sendede o bit var." "Fazla hayal kurma, kalbin kırılır sonra." Alisa dudaklarını büzdüğünde, arkasına yaslanarak yayıldı. Yüz ifadesi oldukça, dalgacı tonda, sesi alaycıydı. Ulaş sırıttı ve bakışlarını bahçede gezindirdi. Kahverengi gözleri, Alisa'nın yeşil gözlerini buldu sırada, eğilerek ellerini masaya yasladı. "Bahar mısın nesin, dediklerine dikkat et yoksa yaprakların kalmaz." Alisa sevimsizce gülümsedi. "Ne kadar zekâna özgün şakalar yapıyorsun sen öyle." Ulaş arkasını döndü. Adımları evin dış kapısına ulaştığında, zili çaldı. Jale, Alisa' ya dönerek konuştu. "Boş ver sen onu." Dedi Jale. "Abin gıcığın teki." Dedi Alisa. "Öyledir. Aslında iyi de, arada geliyor böyle asabi tavırları. Sen boş ver onu da devam et. Boyu ne kadardı? Yapısı." Alisa gözlerini, kapının açılmasını beklemekte olan Ulaş'a kaydırdı. "Boyu abin gibiydi. Benden uzun, yapısı da hemen hemen aynı." Melis Ulaş'a dönerek baktı. "Okulda bu boyda fazla çocuk yok. Ulaş abi uzun çünkü." Alisa aklına takılan soruların arasında, başka bir diyarlara gitti. Sanki dünya ile bağlantısı kesilmiş, düşünceleri de keşif yapıyordu. Gözleri Ulaş'a bakarak takılı kalmıştı. "Sandığımdan daha fazla aynı.” Yanılıyor olmalıydı, bu boylarda okulda bir çocuk Jale’nin dediği gibi az vardı. Daha büyük olmalıydı. Kendilerinden birkaç yaş büyük ama daha fazla değil. Düşünceleri arasında boğulup gidiyordu. Zihni daha farklı noktalara kaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD