bc

kayıp ağa

book_age18+
8
FOLLOW
1K
READ
contract marriage
BE
family
mafia
drama
gxg
city
like
intro-logo
Blurb

yıllar önce kan davasına kurban edilecekken amcası tarafından kaçırılan ağa

chap-preview
Free preview
zor karar
**20 yıl önce — Şanlıurfa** Şanlıurfa, güzellikleriyle meşhur olduğu kadar kan davalarıyla da anılırdı. Hiçbir aşiret kan davası istemezdi. Çünkü kan davası demek; ölüm, acı ve hatta daha doğmamış çocukların bile kaderlerinin belirlenmesi demekti. Bugün yine bir aşiret toplantısı vardı. Boran Ağa son hazırlıklarını tamamlamış, toplantıya gitmek için hazırlanıyordu. Acaba bu kan davası işi nasıl sonuçlanacaktı? İçinden, *İnşallah güzel bir sonuç çıkar,* diye geçirdi. Başını cama doğru çevirdiğinde karısını gördü. Ruken Hanım... Hamileliği ona ayrı bir güzellik katmıştı. Boran Ağa'nın başını her zaman döndüren bir kadındı. Güzel, akıllı ve başarılıydı. Böyle bir kadını kim sevmezdi ki? Bir süre daha ona baktı. Aşk vardı bakışlarında. Sevgi vardı. Özlem vardı. Karısını gerçekten çok severek evlenmişti. Şimdi ise bir çocukları olacaktı. Ruken Hanım beş aylık hamileydi ve oğulları her geçen gün biraz daha büyüyordu. Boran yavaş adımlarla yatağın yanına gitti. Karısının alnına bir öpücük kondurdu. Ancak gözlerini hafifçe açan Ruken, onu fark etti. Uykulu sesiyle, — Nereye, Boran Ağa? dedi. Boran, karısının saçlarından iki tutamı eline alıp arkaya doğru attı. — Aşiret toplantısı var, güzel gözlüm. Oraya gitmem lazım. Hemen geleceğim, merak etme. Ruken'in alnına bir öpücük daha kondurdu. Karısı güzel gözleriyle uzun uzun ona baktı. Bu bakışta çok şey vardı. Aşk, özlem ve sevgi... Her zamanki gibi. Boran odadan çıkmadan önce aynaya bir kez daha baktı. Birkaç saniye kendini izledi. Bugün konuşacağı konu kolay değildi. *Hadi bakalım... Bu zor kararı nasıl alacaktı?* Silahını beline taktı ve odadan çıktı. Merdivenlerden aşağı indiğinde kardeşi Murat'ı gördü. — Murat. Abisinin sesini duyan Murat dönüp ona baktı. — Buyur, ağam. Murat'ın abisine karşı olan mesafesi hiçbir zaman bitmiyordu. Bunun nedeni Boran'ın ağa olmasıydı. Murat da bir gün ağa olmayı isterdi elbette. Fakat aşiretin kanununa göre ağalık, büyük oğlun hakkıydı. Boran kardeşine dikkatlice baktı. — Niye böyle öfkelisin sen? Ha? Ben sana ne yaptım? Sesi ne yüksek ne de alçaktı. Tam olması gerektiği gibiydi. Murat yüzünü ekşitti. — Boş ver abi. Sen zaten yapacağını yaptın. Haydi, iyi günler. Arkasını dönüp gitti. Boran bir süre kardeşinin arkasından baktı. İnsan kendi kardeşiyle bu kadar zor anlaşmamalıydı. Her şeyden önce Murat onun kardeşiydi. Onun mağdur olmasına asla izin vermezdi. Ama Murat ısrarla kendisine karşı böyle davranıyordu. *İnşallah düzelir,* diye geçirdi içinden. Başka ne diyebilirdi ki? Tam o sırada aşirette çalışan adamlardan Mustafa yanına geldi. — Ağam, toplantıya geç kalacağız. Boran, Mustafa'nın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı ve ona döndü. — Gidelim bakalım. Mustafa, bu toplantı niye? Yine ne olmuş? İçinde kötü bir his vardı. Acaba yine aşiret kavgaları mı çıkmıştı? Yoksa kan davası mı? Bir de kız kaçırma meseleleri vardı. Hiç tanımadığı insanlar hakkında hüküm vermek onun için zordu. Ama yapacak bir şey yoktu. O vermezse başkası verecekti. Mustafa derin bir nefes aldı. — Ağam, Goyan aşiretiyle aramızda olan düşmanlık için bu toplantı. Boran'ın yüzü gerildi. *Ne alakaydı şimdi bu?* Tam yüz elli yıldır aralarında süren bir kan davası vardı. Yıllardır kimse bu düşmanlığa son verememişti. Boran'ın rahmetli babası da yıllarca uğraşmıştı fakat hiçbir sonuç alamamıştı. Çünkü iki aşiret de kalabalıktı. Aralarında başlayan kan davasında kaç kişinin öldüğünü artık kimse hatırlamıyordu. Ama aşiret düzeninde düşman her zaman düşmandı. — Tamam. Hadi gidelim bakalım Mustafa. İnşallah bir çözüm buluruz. Boran'ın aklında tek bir düşünce vardı. Doğacak oğlunu babasız bırakmak istemiyordu. Sıra onlardaydı, en son bildiği kadarıyla. Boran aşiret işleriyle fazla ilgilenmezdi. Fakat bugün gitmek zorundaydı. Mustafa ile birlikte arabaya bindi. Arkalarında dört araç daha vardı. Aşiret toplantısına doğru yola çıktılar. *İnşallah hayra alamet olur,* diye geçirdi içinden. Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından eski bir konağın önünde durdular. Boran arabadan indi. Kapının önünde düşman oldukları aşiretin ağası Behram Ağa vardı. Yanında birkaç aşiretin ileri geleni daha duruyordu. Behram'ın yanında ise dört yaşlarında bir çocuk vardı. Boran çocuğa kısa bir süre baktı. *Haydi inşallah hayırlı işler yaparız burada,* diye düşündü. Başka şansları yoktu. Ama dört yaşındaki çocuğun burada ne işi vardı? Bu durum biraz tuhaftı. Boran daha fazla düşünmeden konağa doğru yürüdü. Arkasından Mustafa ve Mehmet de geldi. İçeri girdiklerinde herkes yerine oturdu. Boran ise yıllardır babasına ait olan, artık kendisinin oturduğu başköşeye geçti. Odadaki herkes sustu. Boran gözlerini tek tek üzerlerinde gezdirdi. — Evet ağalar... Soruyorum. Neden buradayız? Behram Ağa söze girdi. — Karın hamileymiş. Boran'ın kaşları çatıldı. — Evet. Ne olmuş? Behram Ağa hiç beklemediği bir şey söyledi. — Eğer bir kızın olursa oğlumla evlendir. Eğer bir oğlun olacaksa kızımı ona ver. Karım hamile ve bir kız çocuğu olacak. Oğlum da burada zaten. Boran birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi. — Sen ne diyorsun, Behram Ağa? Daha doğmamış çocuğu kimle, neyle nişanlıyorum ben? Tam o sırada sağ tarafında oturan ağalardan biri konuştu. — Behram Ağa'nın dediği gayet açık. Kızın varsa gelin olacak. Oğlun olursa damat olacak. Sen de ya kızını ya da oğlunu vereceksin ki kimse ölmesin. Yıllardır kan akıyor. Kaç çocuk babasız kaldı, kaç kadın dul kaldı. Daha ne kadar sürecek bu iş, Boran Ağa? Boran başını eğdi. Adam haklıydı. Çok kan akmıştı. Çok insan ölmüştü. Ama daha doğmamış bir çocuğun kaderine böyle karar veremezdi. — Ne kadar para isterseniz veririm. Ama oğlumu vermem. İstediği kadar kan aksın. Behram Ağa hafifçe güldü. Sonra belinden bir silah çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. Boran'ın dudakları hafifçe kıvrıldı. *Beni böyle mi korkutacaktı?* Ne korkardı ne de oğlunu verirdi. Behram Ağa, yanındaki dört yaşındaki çocuğu gösterdi. — O zaman... Kısa bir sessizlik oldu. — Bu silahla oğlunu benim oğlum öldürür. Karar senindir, Urfa'nın ağası. Odadaki bütün gözler Boran'a çevrildi. Boran birkaç dakika boyunca sessiz kaldı. Karar vermek kolay değildi. Hayır... Çok zordu. Belki de hayatında vereceği en zor karardı. Ama mecburdu. Başını kaldırdı ve Behram Ağa'nın gözlerinin içine baktı. — Tamam. Kabul. Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı. Boran devam etti: — Ama asla... Asla benim oğluma kimse dokunmayacak. Karşısındaki Behram Ağa başını salladı. Diğer ağalar da aynı anda konuştu. — Biz şahitlik ederiz. Boran arkasına yaslandı. Artık bu karar geri alınamazdı. Bundan sonrası tufandı. Ama Boran'ın bilmediği bir şey vardı. Asıl düşman, yıllardır karşısında duran aşiret değildi. Asıl düşman, **kendi yanındaydı.**

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

YaSaklım

read
74.8K
bc

Kır Çiçeğim

read
95.4K
bc

Aşka Direniş Seni İstemiyorum!

read
277.0K
bc

BENİM DİLEĞİM +18

read
52.1K
bc

Kamelya

read
104.2K
bc

Baron

read
46.8K
bc

Seni İstemiyorum! (TAMAMLANDI)

read
602.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook