aras kara

985 Words
Bugün buraya gelmesinin tek bir sebebi vardı: **Oğlu.** Aras Kara... Kemal araştırmıştı. Aras Kara adında gerçekten biri vardı. Mahmut Ağa'nın nüfusuna kayıtlıydı ve onun oğlu olarak büyümüştü. Üstelik yirmi dört yaşındaydı. Telefon numarasını, ev adresini ve çalıştığı hastaneyi bile öğrenmişlerdi. Şimdi İstanbul'un kalabalık sokaklarından geçiyorlardı. En geç yirmi beş dakika sonra oğlunun çalıştığı hastanede olacaktı. Boran'ın kalbi yerinden çıkacak gibiydi. *Allah'ım, kurbanın olayım... Bu doğru olsun.* Bir yanı, *Oğlum yaşasın,* diyordu. Diğer yanı ise korkuyla fısıldıyordu: *Ya bizi istemezse?* Boran başını koltuğa yasladı. — Yaşasın da... Ben onu bir şekilde kendime sevdiririm. Koca Urfa'nın ağası, hayatında ilk defa böyle bir hâle düşmüştü. *Bence artık daha fazla dayanamayacağım. Koca ağanın düştüğü hâle bak. Demezler mi adama?* Desinlerdi. Onlar ne yaşamıştı ki? Evlat acısını bilmiyorlardı. Yirmi dört yıl boyunca oğlunun öldüğüne inanmıştı. Şimdi ise yaşadığını öğrenmişti. Böyle bir şey herkesin başına gelmezdi. Daha fazla dayanamadı. Yanında oturan Mehmet'e döndü. — Mehmet oğlum, kurbanın olayım, biraz hızlı sür lo. Vallahi heyecandan kalp krizi geçireceğim. Ona göre başına kalırım! Mehmet'ten hafif bir gülme sesi geldi. Boran kaşlarını çattı. *Ulan Mehmet... Sen dur. Elime fırsat geçse arabayı sağa çektirir, seni bir güzel azarlarım. Ama dua et vaktim yok. Bir de burası İstanbul; nerede duracağımızı bile bilmiyoruz.* Sonra camdan dışarı baktı. Kalabalık caddeler... Arabalar... İnsanlar... *Urfa olsa şimdiye kadar elli kere gitmiştik.* Mehmet sonunda konuştu. — Ağam, vallahi çocukluğumdan beri yanınızdayım. Ama hayatımda ilk defa sizi böyle görüyorum. Aras Kara daha gelmeden sizi bu hâle getirdi. Bir de bu çocuk Urfa'ya gelirse işte o zaman ne hâle geleceğinizi çok merak ediyorum. Boran derin bir nefes aldı. Mehmet haklıydı. Ama onun ne yaşadığını bilmiyordu. Boran'ın aklında başka sorular da vardı. *Eğer o çocuk gerçekten benim oğlumsa... Bunu kim yaptı?* *Kim onu benden aldı?* *Belki karşı aşiret yaptı.* Ama sonra bu düşünceyi de sorguladı. Sonuçta yıllar önce anlaşmayı kendileri teklif etmişti. Aras'ın onların damadı olması planlanmıştı. Peki neden şimdi böyle bir şey yapmışlardı? Boran'ın zihninde onlarca soru vardı. Ama şu anda tek bir şeyi düşünüyordu: **Oğlunu görmek.** Sonrasını düşünmek için zamanı vardı. Ve oğlunu kim kaçırdıysa... Bedelini ödeyecekti. Bir süre daha yol aldılar. Sonunda hastanenin önüne geldiler. Boran'ın kalbi daha da hızlı atmaya başladı. Arabadan inmeden önce derin bir nefes aldı. — Haydi bakalım... Gözlerini kapattı. — Allah'ım, kurbanın olayım... Oğlum yaşasın. Burada olsun. Onu bir göreyim. Başka hiçbir şey istemiyorum. --- ## Aynı Saatlerde — Hastane Babamın ölümünün üzerinden birkaç gün geçmişti. Aslında başhekim, eve gidip biraz dinlenmemi söylemişti. Ama evde başımı yastığa koyduğum anda babam aklıma geliyordu. Sesi... Yüzü... Gülüşü... Bana *"Oğlum"* deyişi... Hepsi gözümün önüne geliyordu. Nefes almak bile zorlaşıyordu. Bu yüzden kendimi işime vermiştim. Belki de en iyisi buydu. Çalışmak bana her zaman iyi gelmişti. Hem insanların hayatını kurtarmak... Babamın da istediği buydu. Babam hakkında bildiğim en büyük şeylerden biri, geçmişiydi. Urfa'da önemli bir aşiret ağası olduğunu biliyordum. Ama ben doğduğum zaman bütün aşiret işlerini bırakıp İstanbul'a gelmişti. Ne zaman nedenini sorsam, *"Urfa zordur. Orada yapamazdım,"* derdi. Ne demek istediğini hiçbir zaman tam anlayamamıştım. Ama artık bunun üzerinde durmanın anlamı yoktu. Benim hayatım buradaydı. Hastalarım... Ev gibi gördüğüm hastanem... Çalışma arkadaşlarım... Artık kendimi bunlara vermeliydim. Masamın üzerindeki dosyaları aldım. Hasta tahlilleri, MR görüntüleri... Hepsini toparlayıp hastane koridorlarında yürümeye başladım. Burnuma yine o alışık olduğum hastane kokusu geliyordu. Üzerimde beyaz önlüğüm, yüzümde doktor ciddiyeti vardı. Acil servise indim. Bugün arkadaşım Fırat'ın kızı olmuştu. Onun yerine nöbet tutacaktım. *Hadi bakalım... Bugün de neler göreceğiz?* İlk hastam çocuktu. Soğuk algınlığı vardı. Gerekli kontrollerini yaptıktan sonra ilaçlarını yazdım. Yaklaşık yarım saat sonra nöbetim sona erdi. Derin bir nefes aldım. Gerçekten yorulmuştum. Ama eve gitmek istemiyordum. Evde yalnız kalınca düşüncelerim yine babama gidiyordu. O yüzden hastanede biraz daha kalmaya karar verdim. Odama çıktım. Beyaz önlüğümü çıkarıp ceketimi giydim. Koridorda eskiden beri tanıdığım birkaç doktora selam verdim. Sonra hastanenin çıkışına doğru yürüdüm. Kapıdan çıktığım anda karşıma yaşlı bir adam çıktı. Arkasında dört kişi vardı. Korumaları olduğunu anlamak zor değildi. Adamın gözleri önce etrafta dolaştı. Sonra gözleri benim üzerimde durdu. Birkaç saniye boyunca bana baktı. Ardından konuştu. — Oğlum... Sen Aras Kara mısın? Sesinde garip bir şefkat vardı. Sanki beni tanıyordu. Ama aynı zamanda hayatında ilk defa görüyordu. *İyi de bu adam benim adımı nereden biliyor?* Belki bir hasta yakınıydı. — Evet, benim. Buyurun bey amca. Adamın gözlerinde bir damla yaş belirdi. Şaşırdım. *Allah'ım... Bu adam kim?* İçimdeki merak gittikçe büyüyordu. — Bey amca, sizi çıkaramadım. Bir sıkıntı mı var? Siz kimsiniz? Adam birkaç saniye daha beni süzdü. Sonra hastanenin önündeki oturma yerini eliyle gösterdi. — Şuraya oturalım oğlum. Sana bir şey anlatacağım. *Haydi inşallah... Bana ne anlatacak bu adam?* Belki babamın bir tanıdığıydı. Belki ondan bir şey isteyecekti. Yanına gidip oturdum. Adam da yanıma oturdu. Bana baktı. Dudakları aralandı. Sonra tekrar sustu. İkimiz de birkaç saniye boyunca sessiz kaldık. Sonunda konuştu. — Oğlum... Yirmi dört yıl önce bir oğlum oldu. Doğumdan hemen sonra kaçırıldı. Sonra bana öldüğü söylendi. Sesi titriyordu. — Ama bir hafta önce bana bir mektup geldi. O mektupta oğlumun yaşadığı yazıyordu. Söylediklerini tek nefeste anlatmıştı. İçim burkuldu. Bir insanın oğlunu kaybetmesi ve yirmi dört yıl sonra onun yaşadığını öğrenmesi... Kesinlikle kolay değildi. — Öncelikle yaşadıklarınız için çok üzgünüm. Ama bu konunun benimle ne ilgisi olduğunu anlayamadım. Adamın gözlerinde derin bir acı vardı. Bana baktı. *Ah be oğlum... Sen bilmiyorsun.* Bir süre sustu. Sonra derin bir nefes aldı. — Mektupta bana bir isim verildi. Kalbim nedense hızlandı. — Hangi isim? Adam gözlerimin içine baktı. — **Aras Kara.** Olduğum yerde kaldım. Adam devam etti. — Yani sen. Nefesim kesildi. — Ne? Adamın gözleri doldu. — Sen benim oğlumsun. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünemedim. Adam konuşmaya devam etti. — Senin gerçek kimliğin... Urfa'daki önemli bir aşiret ağasının oğlu. Benim oğlumsun. İki elimi başımın arasına aldım. *Ne diyordu bu adam?* *Bu bir şaka mıydı?* *Ben onun oğlu muydum?* Allah'ım... Keşke şaka olsaydı. Ama adamın yüzündeki ifade şaka yapmadığını söylüyordu. Yirmi dört yıldır bildiğim hayat... Bir anda önümde parçalanmıştı. Ben Aras Kara'ydım. Ama belki de... **Aras Kara olarak bildiğim hayat, bana anlatılan büyük bir yalandan ibaretti.**
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD