3.

1485 Words
“Tamam ama seni eve ben bırakırım. Güvende olduğunu bilmek isterim.” “Tamam” diyebildi sadece. Tam hazırlanıp çıkacaktık ki bahçeye iki araç girdi. Pencereden baktığımda “siktirr” diye bir tepki yükseldi ağzımdan. Bu annemin aracıydı. “Dışarı çıkma sakın” diyerek odanın kapısını kapattım. Annem baskın yapar gibi kapıma dayanmıştı. “Anne ne işin var burada?” “Kimin için benim yüzüme telefon kapattın görmeye geldim.” “Anne yalnızım, kimse yok” “Çekil kenarı Boran ağa, gece kucağında eve aldığın hatundan haberim yok mu sanırsın?” Annem beni itekleyerek eve girdi. Baktı baktı ve kapalı olan yatak odasına yöneldi. Birden önüne geçtim “anne yapma” diyerek engellemeye çalıştım. Ama annem dinlemedi ve odanın kapısını hızla açtı. Zümrüt elinde çantası odanın kösesinde başı öne eğilmiş titriyordu. Annem Zümrüt’e baktı. Odaya göz gezdirdi. Birden yatağın üzerinde bakışları kilitli kaldı. “Sen ne yaptın Boran?” derken suratıma okkalı bir tokat attı. Sabah yaşadığım şoktan sonra iyi gelmişti bu tokat. Hak etmiştim. O tokatla Zümrüt bir adım geri attı ve birden ağlamaya başladı. O kadar korkmuştu ki annemin siniri ona kadar ulaşmıştı. “Anne” diye bağırdım. “Zümrüt’le biz, birbirimizi seviyoruz. Sırf senin ağa kızı olsun dayatman yüzünden senden çekinip söyleyemedim.” Annem şaşkınlıkla bana bakıyordu. Yutkundu ve tekrar Zümrüt’e baktı. Ona doğru adım atarken Zümrüt de geri geri kayıyordu sanki. Annem tam önünde durdu. Zümrüt’ü inceledi. “Anan baban nerde senin?” diye sordu. Zümrüt bana baktı başımla cevapla der gibi bir hareket yaptım “Antalya’da Hanım ağam” diye cevap verdi. Annem çenesinden tutup yüzünü kaldırdı iyice inceledikten sonra bana döndü “yapman gerekeni biliyorsun. Bir an önce bu iş bitecek. Eşe dosta da başka bir ilden bir ağa kızı deyip detay vermeyin.” dedi. Yanımda durdu ve “kız güzel Boran ağa masum saf birine benziyor. Namusu da kanıtlı. Çarşafı toparla akşam nikah kıyıldıktan sonra kapıya verirsin.” Nasıl oldu da bu sözler çıktı ağzından Zarafet Hanım. Anlamıyorum. Kızı öldürme diye yalan attım beni gene evliliğin içine attın. Annem evden ayrılırken arkasından bakakaldım. Tam kapıyı kapatmıştım ki içerden bir patırtı geldi. Koşarak odaya gittiğimde Zümrüt yerde yatıyordu. Korkudan artık bacakları dayanmamış olacak ki kapının kapanmasıyla bayılıvermişti. Hemen kucaklayıp yatağa yatırdım. Saçları yüzüne düşmüş, dudakları hafif aralık şekilde duruyordu. Saçlarını kenarıya çektim ve yüzünü okşarken “Zümrüt, kendine gel, güvendesin” diye telkinde bulundum. Söylerken bana da pek inandırıcı gelmedi bu ama ne yapayım bayılmış sonuçta ayıltmam lazım. Gözlerini aralarken “ağam, beni eve götür. Eşyalarımı toparlayıp hemen gideceğim” dedi. Artık sinirleniyorum ama. Az önce ölüm fermanın imzalanmasına ramak kala seni kurtardım. Farkında değil misin sen aptal kız. “O iş öyle değil artık Zümrüt. Bu çarşaf var ya, ikimizin de kaderi oldu. Böyle evlilik teklifi olmaz ama benimle evlenir misin? Bu akşam.” birden yataktan doğruldu. “Ne diyorsun Boran ağa? Kendin demisin?” “Evet. Annemin de rızası olduğuna göre benim açımdan bir sakınca yok.” “Beni tanımıyorsun Boran ağa, belki yalancıyım. Belki başka suçlarım var. Bilmiyorsun.” Ah bu kız gerçekten aptal. Çalışanlarımızı öylece işe aldığımızı filan mı sanıyor. “Ben senin hakkında her şeyi şu an öğrenirim” deyip telefonu aldım. Sekreterimi arayıp gereken bütün bilgiyi beş dakika da öğrendim. “Aklımızda bir şüphe kalmadığına göre, kabul ediyor musun?” Sessiz kaldı. Susmasını evet olarak kabul edip yanından kalktım. Elimi uzattım, tutup tutmamakta endişe duyduğu için ben elini tuttum ve yataktan kaldırdım. Tam o anda ani hareketim yüzünden göğsüme yapıştı. Çarpışmanın etkisiyle bir an göz göze geldik. Gerçekten gözleri büyüleyiciydi. O an onu geri yatağa atıp parçalamamak için kendimi zor tuttum. “Gitmeliyiz, çok işimiz var” diyerek düzgün bir adım atmasını sağlayarak elini bıraktım. Kalfayı arayıp Zümrüt’ün evinin adresini verdim. Biz gitmeden kilidi hallettiler. Önce onun evine gidip eşyalarını toparladık. “Kalanları evdeki çalışan bayanları yollar aldırtırım. Kıyafetlerine ihtiyacın yok. Yarın gidip yenileri alınacak” bu emrivaki halimden hiç hoşlanmamıştı ama sesini de çıkarmıyordu. “Bu kitapların hepsini okudun mu” “Evet boran ağam, hepsini okudum.” hala boran ağa demesi sanki kurban ediliyormuş hissine kapılmama neden oluyordu. “Boran” dedim sertçe. Anlamamış gibi bir bakış attı. “Bana artık boran de, akşama nikahımız kıyılacak. Bana boran demen daha hoşuma gider.” “Peki Boran” dedi. O an içim bir hoş oldu. Akşam olmasını dört gözle bekliyordum. Sırayla gelinlik alışveriş işlerini halledip konağın kapısına geldik. Büyük bir heybetle kapı açılmış Zümrüt’ün şaşkın ifadesi yüzümde gülümsemeye sebep olmuştu. “Burada mı yaşıyorsun?” diyerek dudağını ısırdı. “Evet ve artık sende burada yaşayacaksın.” dedim. Konakta hazırlıklar çoktan başlamış hatta bitmek üzereydi. Annem konağın en üst katını bana vermişti. Küçük bir mutfak bile koymuştu. Gece acıkırsak diye. Neler düşünüyorsun öyle anacığım. Bilsem daha önce evlenirdim. Herkes bizi kapıda karşıladı. “Hoş geldiniz hanımım” diye her ağızdan bir ses yükseliyordu. Zümrüt ürkmüş bir şekilde elime yapıştı. Patlayan silahlar onu korkutmuştu. Zümrüt’ü direk odama çıkardım. Yatağım bile değişmiş kocaman çift kişilik tüllerle bezenmiş bir yatak gelmişti. Elimdeki poşette çarşaf vardı. Onu dolaba güzelce sakladıktan sonra Zümrüt’ e “nasıl, beğendin mi yeni odanı?” diye sordum. Ne kadar şaşırsa da pek ilgisini çekmiyordu sanırım bu şaşalı hayat onun. Kapı tıklandı ve içeriye bu konakta en çok sevdiğim beni büyüten kişi bakıcımız Semra abla girdi. “Ağam müsait misiniz?” “Semra Hanım, müsaidiz. Gel.” Semra abla içeri girince gözleri dolu dolu oldu. “Gerçekten aşağıda söyledikleri kadar güzelsin hanımım” dedi. Arkasından annem geldi. “Baran ağa, her şey hazır. Beni gelinimle yalnız bırakın.” “Anne” dedim çıkışarak. “Korkma oğlum. Ona zulmedecek değilim. Namusu kanıtlıdır. Sen onun kocasısın artık. Nikahınıza bir şey kalmadı. Oda benim gelimdir. Hoş, böyle gelin almak istemezdim. Nişanlar yapılacaktı konvoylar yapılacaktı. Düğünler kurulacak kurbanlar kesilecekti ama olsun vardır bunda da bir hayır.” Vay arkadaş anneme ne oldu böyle. Torun hasretinden başı dönmüş herhâlde kendinde değil. Odaya kardeşim Dilşah girdi. Elinde süslüce bir bohça vardı. Hoş geldin yenge, ben Dilşah. Boran ağanın kız kardeşiyim.” “Hoş buldum Dilşah ben Zümrüt” dedi ve kısa bir tanışma faslı oldu. Belliydi bu iki asi iyi anlaşacaklar. Kardeşimin zümrütle anlaşmasını isterdim. Oda iyi saygılı bir kızdı. Bizi hiç üzmedi. En son gelinlik geldi odaya ve herkes çıktı. Annemle yalnız kaldılar. Beş dakika sonra kapı açıldı. Annemin yüzü gülüyor, Zümrüt’ün ise utançtan yanakları kıpkırmızı kesilmişti. Odaya girdiğimde kapıyı kapattım. Sadece ikimiz kaldık. Gelinliğe uzun uzun baktı. Tabii hayali bu değildi eminim. Oda anne babasını yanında isterdi. Tabii o kadar düşüncesiz değiliz. Ben boran ağayım. Karısı gözü yaşlı gelin oldu diye laf ettirmem. “Bu gelinliğe layık mıyım Boran?” dedi. Şaşırdım. “Tabii zümrüt. En çok sen hak ediyorsun. Sen benim namusumsun artık. Karımsın. Bundan sonra böyle saçmalıkları düşünmeden bu konakta başın dik yürüyeceksin.” Gelinliği giydirmek için Semra abla kapıda belirdi. Ben vaktin geldiğini anlayıp damatlığımı kaptığım gibi odadan ayrıldım. Vakit gelmişti. Davullar zurnalar çalmaya başlamış. Eş dost toplanmıştı ama hala bir eksik vardı onlarda konaktan adım atar atmaz gelinimi alıp aşağı inecektim. Nihayet haber geldi ve ben merdivenin başında beklemeye başladım. Sonra bir ayak sesi... Kafamı merdivenlerden yukarı çevirdiğimde zümrüt sanki bir kuğu gibi merdivenleri iniyor adeta başımı döndürüyordu. Semra abla arkasından hem gelinliği toparlayarak geliyor hem de içine içine ağlıyordu. Öyle sevmiş tiki zümrüt ü şu küçücük zamanda. Etrafında pervane oluyordu. Yanıma geldiğinde durdu ve “hazırım” dedi. “Çok güzel olmuşsun zümrüt” diyebildim sadece. Tam o sırada korumalar yukarı doğru çıkarken arkalarında bir adam belirdi. “Zümrüt, kızım.” dedi ve Zümrüt’e sarılarak ağlamaya başladı. Zümrüt bir an şoka girdi sandım. Sürpriz böyle yapılır işte. Ne sandın zümrüt hanım. “Baba” diyebildi sadece. “Şükrü Bey, yani şükrü baba ben Boran.” elini öptüm. Zümrüt’ün kolunu babasının koluna teslim ettikten sonra “aşağıda bekliyorum” diyerek merdivenleri hızla indim. İki günde insanın hayatı, Boran ağanın hayatı ne kadar değişebilirdi ki? Deseler. Yuh bu kadarı olmaz derdim. Hele annem arka arkaya şok yaşamama sebep oluyordu. Nihayet vakit gelmiş, babası kolunda merdivenlerden iniyorlar. Merdivenin başında babamla beraber bekledik. Yanıma geldiklerinde babasının elini öptüm o esnada zümrütte benim babamın elini öptü. Bu kız Antalya’dan gelmedi mi ? aval aval bakması lazımdı. Adetlerimizi nereden biliyor? Ah Semra abla. Tabii, gelinliği giydirirken anlatmıştır adetlerimizi o boş durmaz, hele ki Zümrüt’e bu kadar kanı ısınmışken. Nikaha geçtik, nikahta Mehir sordu hoca ama biz bunu hiç konuşmadık. Zümrüt’e baktım, oda bana bakıyordu. Hoca tekrar sordu. “Boran ne takarsa kabulümdür” dedi. Herkes öylece bakakaldı. Koskoca ağaya gelin oluyor ve yatlar katlar istemiyor. Bütün halk gelinin ne kadar tok gözlü, iyi birisi olduğunu konuşmaya başlamıştı bile. Boran ağaya da böylesi yakışırdı. Zarafet hanım ve Ökkeş ağa gururla bana bakıyor aferin dercesine alkışlıyordu. Hoca bana döndü ve “ne mehredersin ağam?” diye sordu. Nerden bileyim ki ben hoca efendi ne mehir verilir? Diyemedim öylece anneme baktım. Zarafet hanım bir adım öne çıktı “ağırlığınca altın mehrediyoruz” dedi. Herkes hanım ağanın bonkörlüğünü bilirdi. Gene göstermişti kendini. Ah anacım ne kadar gönülden verdin mehir hakkını helal olsun.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD