Yemek salonuna giriş yaptığımda üzerimde çok fazla göz hissediyordum. Kadınlar ve erkekler kızıl saçlarımdan tenimin rengindeki topuklu ayakkabılarıma kadar her ince detayı süzüyorlardı. Erkeklerin gözü ise en çok yürürken gözler önüne serilen çıplak bacağımdaki ışıltıda takılı kalıyordu. Bundan birkaç hafta önce bir yerde böyle bakışları üzerime toplamış olsaydım muhtemelen ayaklarım birbirine dolanır ve yeri boylardım. Ama bugün kendimi öylesine yenilmez hissediyordum ki bunu tarif dahi edemezdim. Natalie yıllardır güzelliğin saklanması gereken bir şey olmadığını özgüvenin bir kadına yakışan en iyi giysi olduğunu söyleyip duruyordu. Sonunda ne demek istediğini anlamaya başlamıştım.
Salonda çalan hafif müzik eşliğinde masaların yanından geçerken gözlerim bir yandan Robert’la Natalie’yi arıyordu. Salonun en sonundaki masada Natalie’nin sarı saçlarını görünce hızımı artırıp yanlarına yaklaşmaya başladım. Kafasını ilk kaldıran Natalie olmuştu. Gözleri hayranlıkla büyürken yüzünde güller açıyordu. Natalie’nin tepkisini gören Robert’ta yavaşça kafasını kaldırıp beni baştan aşağı süzdü. Bakışlarındaki hiçbir şey beni rahatsız etmiyordu. Onun arkadaşlığına da öyle alışmıştım ki kendimi yanında güvende hissediyordum.
Ben sandalyeme otururken Robert’ın şakacı sesi sessizliği böldü.
‘’Hey, Leila’ya ne yaptın?’’
‘’Seni odana gönderirken aramıza bu kadar güzel döneceğini tahmin etmemiştim.’’ Natalie dirseğiyle kolumu dürttü.
‘’Size de merhaba çocuklar.’’ Diyerek tepkilerini görmezden geldim.
Yanımda oturan Natalie pudra rengi ışıltılı straplez bir elbise giymişti. Kuğu gibi görünüyordu. Robert ise siyah takım elbisesinin içinde tam bir centilmen gibiydi. Gözlerimi önemdeki boş servis tabağına dikip ‘’Bugün baş başa yemeğe çıktığınızı bilseydim hiç gelmezdim.’’ Diyerek sitemimi belli ettim.
Natalie mahcup bir ifadeyle bana dönüp ‘’Bugün seni bekleyemeyecek kadar acıktığım için beni affet. Karnıma bir dakika daha geç bir şeyler gitseydi açlıktan şurada bayılacaktım.’’ Dedi.
Bugün kuaförde geçirdiğimiz saatleri düşünüp arkadaşıma hak verdim. ‘’İnan bana şu anda durum benim için de aynı. Öyle açım ki bir kuzuyu bile tek başıma bitirebilirim.’’ Diyerek dikkatimi garsonun elinde getirdiği yemeğe odakladım.
Garson birkaç dakika içinde yemek servisimi yaptıktan sonra sessizce yemek yemeye başladık. Tabağımdaki iyi pişmiş hindi etini ve patates püresini afiyetle yedikten sonra ufak bir ıslak kekle son noktayı koydum. Yemek yemek o kadar iyi gelmişti ki enerjimin zirveye çıktığını hissedebiliyordum. Robert ve Natalie’ye baktığımda da onların da yüzüne renk geldiğini gördüm.
Yemek salonundaki çatal bıçak sesleri gittikçe yavaşlamaya başlamıştı. Robert’a doğru dönüp ‘’Blues’un başlamasına ne kadar var?’’ diye sordum.
Takım elbisesinin kolunu çekiştirerek pahalı saatini ortaya çıkardı. Neden onun ne iş yaptığını daha önce hiç sormamıştım?
‘’15 dakikadan az bir süre kaldı. İsterseniz kalkıp yerimize geçelim.’’
‘’Harika fikir.’’ Natalie sevgilisini neşeyle onayladı.
Hep birlikte masamızdan kalktığımızda -2’deki büyük balo salonuna doğru yürümeye başladık. Ayağımdaki topuklu ayakkabılar çok rahat olmasına rağmen daha önce bu kadar yüksel bir topuk giymediğim için dengemde hafif sapmalar yaşıyordum. Ama dışarıdan bakan birinin bunu fark edemeyeceğinden eminim.
Asansörün altın sarısı kapıları -2’de ‘çınn’ sesiyle açıldığında Natalie sevgilisinin koluna girip ‘’Biliyor musun Natalie’nin harika bir sesi vardır. Blues söylemeye bayılır.’’ Dedi
Robert bana tek kaşını kaldırarak baktı. ‘’Belki bugün dinlemek bana da nasip olur.’’
Övgü almaya çok alışık olmadığım için Natalie’nin sözlerinin ardından yanaklarım hafifçe pembeleşti. ‘’Bunun için sarhoşluktan kendimi kaybetmem lazım.’’ Deyip gülümsedim. Tüm salonun gözlerini üzerimde toplayacak bir elbise giymek başka, herkesin önüne çıkıp şarkı söylemek başka şeylerdi.
Natalie Robert’ın kolunda yürümeye devam ederken bana sırıttı ve sadece ‘’Akışına bırak gitsin.’’ Dedi.
Balo salonu bir peri masalının yansıması gibiydi. Tavandan aşağıya tüllerle ve çiçeklerle süslenmiş sarkıt avizeler sallanıyordu. Duvarlar siyah boyalı, yerlerse koyu gri halıyla kaplıydı. Salonun tüm odak noktası sahneydi. Sahnenin üzerinde yalnızca ışığın yansımasını sağlayacak kadar uzunlu kısalı kristaller asılıydı. Siyah mermerden yapılmış sahnenin üzerindeyse müzik aletleri kristallerin ışığıyla minik minik parlıyordu. Sarı renkli yuvarlak bir spot lambası yalnızca mikrofon standının bulunduğu solist yerini aydınlatıyordu. Gözlerimi sahneden ayırmakta güçlük yaşarken ayağım tökezlemeden bize ayrılan masaya geldim.
Masamız sahnenin tam karşısında olsa da en arka sıralardaydı. Böylelikle performansı net bir açıyla izlerken aynı zamanda başka masalardan rahatsız olma ihtimalimiz de oldukça azalıyordu. Masaya yerleşmeden önce Natalie’ye ‘’Lavaboya gidip geleceğim.’’ Diyerek salonun çıkış kapısına doğru ilerlemeye başladım.
Kadınlar tuvaletini bulduğumda aceleyle içeri girdim. Gerçekten çok sıkışmıştım. Ama bu elbiseyle uzun bir savaş vermeden işimi halletmemin mümkünatı yoktu. Kabine girip elbisemin eteklerini toparlamaya başladım. Bir yerini kaldırınca başka bir yeri kollarımın arasından kaçıyordu. Aynı zamanda ayağımdaki topuklularla fayans zeminde kayıp düşmemek de ciddi bir mücadeleye dönüşmüştü.
Verdiğim mücadelenin sonunda rahatlamayı başarmış bir şekilde elbisemi düzeltip dışarı çıktım. Ellerimi yıkarken yanımda makyajını tazeleyen orta yaşlı, saçlarının bir kısmı beyazlamış olan bir kadın bana gülümseyip ‘’Gençliğinin ve güzelliğinin tadını çıkar. Zaman çok hızlı geçiyor. Senin yaşına dönmek için neler vermezdim.’’ Diyerek iç çekti.
Aynadan bakışlarına yumuşak bir gülümsemeyle karşılık verip ‘’Tavsiyeniz için teşekkürler, aklımda tutacağım hanımefendi.’’ Diyerek ellerimi kurulamaya başladım. Tuvaletten çıktığımda elbisem yüzünden epey zaman kaybetmiş olmalıyım ki balo salonunun kapısı çoktan kapanmış içeriden müzik sesleri yükselmeye başlamıştı.
Kapıyı yavaşça açıp salonun yumuşak halılarının üzerinde yürümeye başladım. Işıklar kısıldığı için bastığım yeri görebilmek zordu ve kafamı yere eğerek yürümek zorunda kalmıştım. Nihayet masaya ulaştığımda üç kişinin birbiri ile koyu bir sohbet içine olduğunu gördüm. Natalie sohbetten başını kaldırıp ‘’Niyahet geldin seni merak etmeye başlamıştım. Robert’ın arkadaşı Leomord ile tanışsana’’ diye neşeyle şakıdı. Natalie’nin sesiyle sadece sırtlarını gördüğüm Robert ve arkadaşı yüzlerini bana doğru döndüler.
Işıklar kısık olduğu için yüzlerini tam olarak seçmekte zorlanıyordum. Blues müzik yüksekliğini artırırken Robert’ın yanındaki iri cüsseli adam zarif bir edayla ayağa kalkıp başını öne eğerek hafif bir reverans yaptı. Parmaklarımı bana doğru uzattığı eline hafifçe bıraktım ve elimi yavaşça sıcak dudaklarına götürüp bıraktığı minik öpücüğünü izledim.
‘’Merhaba hanımefendi. Ben Leomord. Geçen gece size katılamadığ…’’ Adamın kafasını yukarı kaldırmasıyla sözleri yarıda kesildi. Masmavi bir çift gözle karşı karşıya geldim.
Tanrım, lütfen bu adam bahçesini karnavala çevirdiğim o kişi olmasın! Lütfen! Lütfen! Lütfen!
Nefes alışverişim hızlanmaya başlamıştı. Böyle tesadüf olmaz olsundu ama ya. Yanaklarım utançla kızarırken Leomord’un tek kaşı hafifçe yukarı kalkmış dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmıştı.
Tanrım kesinlikle oydu!
‘’Bana adını bahşetmeyecek misin?’’
Sesi hatırladığımdan daha yumuşaktı. Sesini duymamla karnımın alt kısımlarında garip bir kıpırtı hissettim.
‘’Leila.’’ Tek nefeste dudaklarımdan çıkmıştı.
Siyah takım elbisesiyle karşımda dikiliyordu ve bir elim hala avuçlarının içindeydi. Kapkara saçlarını özenle taramış hafifçe arkaya yatırmıştı.
‘’Gece, çok güzel bir isim. Geceleri sever misin?’’ Sözlerinin altındaki ima beni kızdırmıştı. Ne olmuştu yani bir geceliğine rahatını kaçırmışsam?
‘’Ya Leomord ne demek? Avına sessizce yaklaşan aslan yavrusu mu?’’
Sözlerimi duyduğunda boğuk bir şekilde güldü. Göğsü hafifçe titremişti. Müziğin sesinden onun sesini çok az duyabilsem de anlamıştım. Bana doğru bir adım daha atarak aradaki mesafeyi kapattı. Dudaklarını kulaklarıma yaklaştırıp ‘’Aksiliğin olmasa neredeyse seni tanıyamıyordum havai fişek kaçığı. Birkaç günde ne kadar değişmişsin.’’ Diye kulağıma fısıldadı.
Parfümünün zengin kokusu burnuma dolarken karnımın altındaki sıcaklığın giderek büyüdüğünü hissedebiliyordum. Aramızdaki an Robert’ın boğazını temizlemesiyle bölündü ve hızla birbirimizden ayrıldık.
‘’Siz daha önce tanışıyor muydunuz?’’ Gözlerini merakla üstümüze dikmişti.
Söze ilk atılan ben oldum. ‘’Yoo.. hayır. Yani şey, daha önceden biz hiç tanışmadık.’’ Sesimdeki panik Leomord’u gülümsetmişti.
Hızlıca sandalyeme geçip önümdeki viskiden bir yudum aldım. Keşke almaz olsaydım. O kadar acı ve yoğun bir tadı vardı ki birkaç küçük öksürüğe neden olmuştu.
‘’O senin için değil. Ben içkimden içilmesinden genelde pek hoşlanmam.’’ Tam karşımda oturan sesin sahibine kaşlarımı çatarak baktım.
‘’Senin olduğu belli oluyor. İğrenç bir tadı var.’’
Yanımda oturan Natalie ve karşısındaki Robert gergince yerinde kıpırdandı. ‘’Hey, tuvalette ters giden bir şey mi oldu?’’ Natalie ne olduğunu anlamak için vücudunu bana doğru döndürdü.
Tatsız bir tesadüften dolayı arkadaşımın gecesini mahvetmeye hakkım yoktu. Yüzüme en şirininden bir gülümseme yerleştirip ‘’Hayır bebeğim, her şey yolunda. Eee bana bir içki söylemeyecek misiniz?’’ diye sordum.
Natalie ve Robert rahatlamış görünüyordu. Karşımdaki adama bakmaya bile cesaret edemiyordum. Robert garsonun birini yanına çağırıp ona bir şeyler söylediğinde müzik sesinden hangi içkiyi sipariş ettiğini anlayamamıştım. Ama benim kolay içebileceğim bir şey söylediğinden emindim.
Garson birkaç dakika sonra elinde zümrüt rengi şişede bir şarap getirip bardağıma doldurmaya başladı. Kahrolası Robert! Benim için o günkü şaraptan sipariş etmişti. Gözlerim karşımda oturan mavi gözlere kaydığında yüzünde onaylamaz bir ifadeyle kafasını ‘hayır’ anlamında sallayan adamla bakıştım. Bana tüm dişlerini gözler önüne seren bir sırıtışla bakıyordu. Onun bu ifadesi karşısında sinirlerim iyice gerildi. O kim oluyordu da beni onaylamıyordu ki? İstediğimi yapardım.
Onun sırıtışına meydan okuyormuşçasına gözlerimi ondan ayırmadan arkama yaslandım, parmaklarımla kadehi zarifçe kavrayıp tek seferde kafama diktim. Bu yaptığım onu daha da eğlendirmiş gibi sırıtışını genişletti.
Dikkatimi ondan ayırıp Natalie ve Robert’a verdiğimde ikisi de bu anı bekliyormuş gibi derin bir nefes verdiler.
‘’Hey, biliyor musun Leomord bu otelin sahibi.’’ Natalie’nin gerginliği dağıtma çabası çok başarılı bir girişim olmasa da ona bunu hissettirmedim. Normal bir ruh halindeymiş gibi tebessümle konuşmaya başladım.
‘’Yaa, demek öyle. Gerçekten çok güzel bir otel. İnsanın burada hiç canı sıkılmaz.’’ Leomord’a bakmadan ortaya konuşmaya çalışmıştım ama o sözlerimi üzerine alınmış gibi hemen sohbete atladı.
‘’Evet, her gün yeni bir aksiyonla güne gözümü açıyorum. Bazıları çok unutulmaz deneyimler oluyor.’’
Üzerime alınmamaya kararlıydım.
‘’Eminim öyledir. Günlerin çok eşsiz geçiyordur. Ne kadar şanslısın.’’ Yüzümü ona doğru çevirip sahte bir gülücük attım.
Robert araya girip ‘’Geçen gece bize neden katılamadığını anlatacaktın.’’ Diye sohbeti devam ettirdi.
Leomord sandalyesinde sırtını dikleştirip konuşmaya başladı.
‘’Kuzeydeki otellerden birinde bir personelimin ufak bir iş kazası geçirdiğini duydum. Durumunu merak ettiğim için acilen yanına gitmek zorunda kaldım.’’
Ben bu sırada ikinci kadehimi neredeyse yarıya indirmiştim.
Robert üzülmüş gibi görünüyordu. ‘’Üzüldüm dostum. Durumu nasıldı? Bir sıkıntı yaşadın mı?’’
‘’Hayır sadece ıslak zeminde kayıp ayağını kırmış birkaç tane de ufak dikişi vardı. Ona uzunca bir izin verdim.’’
Kadehimden bir yudum daha aldım. ‘’Hep çok mu merhametlisindir?’’
Bakışları ciddiyetle bana döndü ‘’Birlikte çalıştığım insanları önemsiyorum. Onların iyi olması benim için önemli.’’
Ona sessizce kafamı salladım. Belki de göründüğü kadar gıcık biri değildi. Hem o gece neden yaptığını anlamasam da bana yardımcı olmuştu.
Robert ve Leomord sohbetlerini devam ettirirken sahnede şarkısını söyleyen adama dikkatimi verdim. Çok güzel bir sesi vardı. Onu dinlerken kendimden geçmiş gibiydim. Şarkı hem beni yatıştırıyor hem de yüzeye çıkmaya hazır bekleyen tüm duygularımı ateşliyordu. Öfke, nefret, şehvet, arzu…
Birkaç şarkının ardından içtiğim dördüncü kadeh şarap yanaklarımı iyice ısındırmış, tenimi yakmaya başlamıştı. Kadehi masaya bırakırken Leomord’un üzerimde gezinen keskin bakışlarıyla karşılaştım. Sanki uzun süredir beni izliyormuş gibi bir izlenime kapıldım. Benim ona bakmamla bakışlarını kaçırmaya çalışmadı. Aksine saçlarım, gözlerim ve dudaklarımda bakışlarını oyalandırmaya devam etti. Bakışlarının değdiği her yer sanki alev alev yanıyordu.
Ben de onun yüzünü incelemeye başladım. Biçimli kaşları ne çok ince ne de çok kalındı. Gözlerinin etrafını saran uzun kirpikleri vardı. İnce fakat biçimli bir burna sahipti. Gözlerim takım elbisesinin içinden bile belli olan güçlü omuzlarına doğru kaydığında bacaklarımın arasında ince bir sızı hissetmeye başladım. Rahatsızlıkla yerimde kıpırdanıp bir yudum daha şarap içtim.
Gözlerimi yeniden sahneye çevirdiğimde sessizliği bozan bir ses duydum. ‘’Çok güzel değil mi?’’
Sesin sahibi olan mavi gözlere doğru döndüm ‘’Gerçekten çok güzel bir sese sahip.’’
O sırada hafifçe sarhoş olmuş Natalie araya girerek ‘’Hey, biliyor musun Leila’nın da sesi çok güzeldir. Üniversiteyken önemli sınavlardan önce hep şarkı söylerdi.’’ Kadehini bana doğru kaldırdı. ‘’Hadi bugün de bir şarkı söyle.’’
‘’Natalie bunu yapamam.’’ Dönen başımı hafifçe ona çevirip gülümsedim.
Natalie ise mızmız bir çocuk gibi ‘’Hadi amaaa… Lütfen benim hatrıma. Lütfeeenn…’’ diyerek kolumu dürtmeye başladı.
Robert beklentiyle bana bakmaya başladı. ‘’Bunun için yeterince sarhoş değilim. Belki birkaç kadeh sonra’’ diyerek konuyu değiştirmeye çalıştım.
Bugün için farklı planlarım vardı. Şarkı söylemekten daha öncelikli şeyler. Karanlık salonda gözlerimle etrafı tarayıp bu gece beni amacıma ulaştıracak kişiyi bulmaya çalıştım.
Çaprazımızdaki masada çakmağını ödünç aldığım adamı gördüğümde gözlerim heyecanla büyüdü. O anda onun da sandalyesini bana çevirmiş bir şekilde beni izlediğini fark ettim. Midemdeki kaslar heyecanla ve stresle kasılmaya başlamıştı. Kadehimi yavaşça bakıştığım adama doğru kaldırıp dudaklarıma götürdüm. Bu hem bir merhaba hem de bir teşekkürdü. O da aynı şekilde bana karşılık verdi.
Natalie bu durumu fark etmiş olacak ki ‘’Şuradaki adam potansiyel şarj aleti değil mi?’’ diyerek kulağıma doğru fısıldadı.
Yüzümü ona dönüp ‘’Ta kendisi. Aynı zamanda çakmak adam.’’ Yaramaz bir çocuk gibi sırıttım. ‘’Bugün büyük gün Natalie. Artık buna hazır hissediyorum.’’ Dediğimde yüzü ne söylediğimi anladığını belli edercesine ışıldadı.
Kadehini bana doğru kaldırıp kadehimle tokuşturdu. Ardından ikimiz de kadehlerimizi kafamıza diktik. Biz çakırkeyif olmanın ötesinde birbirimize kıkırdarken Robert ve Leomord ne olduğunu anlamak için yüzümüze bakıyordu.
‘’Sevgilim bana bir şey sorma bu sana şu an anlatabileceğim bir şey değil.’’ Diyerek ellerini havaya kaldırdı.
Robert meraklı bir suratla kafasını sallamakla yetindi.
‘’Artık yeterince sarhoş olduğuna göre şarkı söyleme vaktin geldiiiiii.’’ Natalie heyecanla cıyakladı. İtiraz edeceğimi anladığında ‘’Anı yaşa kızııımmm’’ diyerek yanağıma bir öpücük kondurdu. Onun bu tavırları karşısında ona karşı gelmek imkansız gibi bir şeydi. Alt tarafı anı yaşayacaktım. En kötü ne olabilirdi ki?
Arkadaşıma geniş bir gülümseme atıp zarifçe ayağa kalktım. Müziğin son ritimlerini duyarken kalbim heyecandan ağzımda atıyordu. Baş dönmemden dolayı dengemi kaybetmemek için yavaş ama emin adımlarla sahneye doğru yürüdüm. Solist şarkısının son kelimelerini fısıldadığında sahnede onun karşısındaydım. Adamın kulağına eğilip hızlıca bir şeyler fısıldadım. Kahretsin, sanırım birazcık sarhoştum.
Adam şaşırmış bir ifadeyle yüzüme bakıp söylediğim şeyi onayladı. Beni belimden nazikçe tutup sahneye çıkardı. ‘’Bu gece bu eşsiz hanımefendi size bir şarkı bahşetmek istiyor. Sesi de kendi kadar güzelse hayatınızın en muhteşem deneyimlerinden biri sizi bekliyor olacak. Lütfen kadehlerinizi doldurun ve arkanıza yaslanın!’’
Adamın kulağına eğilip söylemek istediğim şarkıyı sessizce fısıldadım. Adam kafasını sallayıp yanımda duran gitariste bir şeyler söyledi. Müzik yavaşça çalmaya başladığında heyecandan dizlerim titriyordu. İki elimle mikrofon standını sıkıca tuttum. Avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Kafamı yavaşça salona doğru kaldırdığımda içime serin sular serpilmişti. Önümde gördüğüm şey yalnızca siyah bir boşluktan ibaretti. Bu salonun neden bu şekilde dekore edildiğini şimdi anlamıştım. Tüm kaygım parmak uçlarımdan akıp gitmiş gibi avuç içlerimin terlemesi durmuştu. Bu salonda şu an yalnızca ben ve orkestra vardık.
Şarkının giriş müziği bittiğinde dudaklarımı mikrofona yaklaştırıp sözleri dökmeye başladım.
Dudaklarını yumuşakça öpmeme izin ver
İlk cümleye başladığımda heyecandan hafifçe sesim titremişti. Yine de devam ettim.
Ve saçlarını nazikçe aşağı çek
Seni çok fena sevmemi sağlıyorsun
Ve bu lanet dünyada başka hiçbir derdim yok... Seni sevmek dışında
Şarkı git gide daha kolay bir hale geliyordu. Kendimi müziğin akışına bırakmış omuzlarımı gevşetmiştim.
Senin rehberin olmak istiyorum bebeğim
Sana birinin neler yapabileceğini göstereyim
Senin rehberin olmak istiyorum bebeğim
Sana birinin neler yapması gerektiğini göstereyim
Sesim hiç kendimden bu kadar emin çıkmamıştı. Bu his harikaydı. Kendimi tamamen müziğin sımsıcak kollarına bırakmıştım.
Sana çok iyi davranacağımı biliyorsun,
Evet, seninle seviştiğimde…
Gerçekten güzel ve yavaş
Sözlerle uyum sağlayacak şekilde kalçalarımı yavaşça hareket ettiriyor, elimi saçlarımda gezdiriyor ve önümdeki mikrofonla resmen sevişiyordum.
Tatlım, uzanmayacak mısın
Tam yanıma uzan
Tatlım, uzanmayacak mısın
Tam yanıma uzan...
Mikrofonu stanttan çıkarıp sahneyi yavaş yavaş adımlamaya başladım. Gitarist gözlerini benden ayırmadan çalmaya devam ediyordu. Rahat gömleğinin içinde hoş görünen bir adamdı. Bir elimi onun omzuna koydum, gözlerinin içine bakarak şarkımı söylemeye devam ettim.
Seni mutlu etmek için doğduğumu biliyorsun, evet
Yapman gereken tek şey... Beni ehlileştirmek.
Şarkının son sözleriyle birlikte gitaristin bakışları dudaklarımdan gözlerime doğru kaydı. Bana sessiz bir fısıltıyla ‘’Lütfen beni öp’’ dedi. Gözleri gözlerime yalvarıyor gibi bakıyordu. Normalde olsa bu teklifi üzerine yüzüne sert bir tokat atardım ama bugün iplerinden kopmuş bir at kadar vahşiydim. Duvarlarımı yıkmıştım ve bir daha asla örmeyi düşünmüyordum. Hızlıca nefes alıp verirken gitariste bir adım daha yaklaştım. Parmak uçlarımda yükselip dudaklarına minik bir öpücük kondurdum. O anda patlayan alkış tufanıyla birlikte nerede olduğumu hatırlayıp yüzümü salona doğru döndüm. Heyecandan kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. Mikrofonu dudaklarıma yavaşça götürüp ‘’Bana bu cesareti sağlayan arkadaşım Natalie’ye sonsuz sevgilerimi sunuyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.’’ Diyerek sahneden yavaşça indim. Masaya doğru yürürken nefeslerim hala düzene girmemişti. Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu. Masaya vardığımda Natalie beni ayakta karşılamış kollarını boynuma dolamıştı. ‘’Harikaydın! Harikaydııınn! Seninle gurur duyuyorum. O kadar ateşliydin ki salon alev alacak sandım.’’ Natalie hala bana sarılırken Robert’ın da ‘’Gerçekten çok iyiydin. Tebrik ediyorum.’’ Dediğini duydum. Arkadaşımın kollarının arasında derin bir nefes verip sakinleşmeye çalıştım.
Sessizce sandalyeme oturduğumda Leomord’un mavi gözlerini yüzüme çivilediğini hissettim. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde gözlerinin tuhaf bir kıvılcımla yandığını, dudaklarının köşesinin yukarı kıvrıldığını gördüm. İfadesinde beni heyecanlandıran bir şeyler gizliydi. O bana bakmaya devam ettikçe tüm vücudum ateşler içinde yanıyordu.
Gözlerimi ondan ayırıp boğazımı temizledim. Arkadaşıma ‘’Benim lavaboya gitmem gerek.’’ Diyerek masadan aceleyle kalktım. Orada bir dakika daha kalsaydım canımı vereceğime yemin edebilirim.
Hızlıca salondan çıktım, lavaboların olduğu tarafa doğru yürümeye başladım. Kendimi içeri attığımda ellerimi mermer tezgâha dayayıp derin derin nefesler almaya başladım. Nihayet sakinleştiğimde aynadaki görüntüme bakabilmiştim. Yanaklarım alkolden ve yaşadığım duygulardan dolayı tatlı bir pembelikle parlıyordu. Kırmızı rujum eski tazeliğinde olmasa da dolgun dudaklarım da hala izlerini vardı. Göz bebeklerimi ise hiç bu kadar büyük görmemiştim. Yanaklarıma soğuk su çarptıktan sonra havlu peçeteyle kurulayıp lavabodan çıkmaya hazırlandım.
Kapıyı açıp birkaç adım attığım esnada birinin bana seslendiğini duydum. ‘’Sesin de kendin kadar güzelmiş.’’ Sesin geldiği tarafa döndüğümde çakmak adamla burun buruna geldik.
‘’Ben Lukas. Seninle resmi olarak tanışmamıştık.’’ Elini uzattı ve avcumu parmaklarının içine aldı.
‘’Leila. Tanıştığıma memnun oldum.’’ Yine heyecanlanmaya başlamıştım. Bu adamı odama götürmek kaç dakikamı alırdı? Sonunda şeytanın bacağını kıracaktım.
‘’Birkaç gün önce sahilde iyi görünmüyordun. Seni merak ettim. Arkandan geldim ama ortalıktan kaybolmuştun.’’ O geceyi hatırlamak aklıma Leomord’u ve onun bakışlarını getirmişti. Onu hızlıca zihnimden uzaklaştırdım.
‘’Gayet güzel bir gündü. Sadece biraz eğleniyordum.’’ Dudaklarına bakarak konuşmaya devam ettim. Gerçekten yakışıklıydı.
Gülümsedi. ‘’Eğlencenin dozunu biraz kaçırmış görünüyordun. Gecenin kötü bitmediğine sevindim.’’ Artık o da dudaklarımı inceliyordu. Sanki beni öpmek istiyor ama bunu nasıl dile getireceğini bilemiyor gibiydi. Yüzünü yavaşça bana yaklaştırmaya başladı. Dudaklarımız birbirine değdiği sırada birinin güçlü öksürüğünü duyup aramıza mesafe koyduk. Anın bölünmesinin siniriyle kafamı çevirip etrafıma bakmaya başladım. Bakışlarım bizden birkaç metre uzaklıkta bekleyen Leomord’la buluştu. Omzunu hafifçe duvara yaslamış elleri cebinde bizi izliyordu.
‘’Leila, bende her yerde seni arıyordum. Artık gitmemiz gerek.’’ Sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi yanıma yaklaşıp elini çıplak belime yerleştirdi ve bakışlarını Lukas’ın üzerine dikti. Bu hareketi Lukas’ın birkaç adım gerilemesine sebep oldu.
İkisi gözleriyle benim duyamadığım bir iletişim kuruyor gibilerdi. Birkaç gerilimli saniyenin ardından Lukas bana ‘’Iıı.. seninle tanışmak bir zevkti Leila. Umarım tekrar görüşürüz.’’ Diyerek ufak bir el hareketiyle veda etti.
Tam istediğimi elde edeceğim sırada Leomord’un bunu baltalamasına çok öfkelenmiştim. Sert bir hareketle belimdeki elinden kurtuldum ve omuzlarından iterek kendimden uzaklaştırdım. ‘’Sen…’’ Sinirden konuşamıyordum. ‘’Ne halt ettiğini sanıyorsun?’’
‘’Seni istemediğin bir şeyden kurtarmaya çalışıyordum. Senin arkandan o da salondan çıktı. Bir süre sonra ikinizde dönmeyince ne olduğunu o anda anladım.’’ Gayet normal bir şey yapmış gibi sakince konuşuyordu. Adamın beni rahatsız ettiğini düşünmüş olmalıydı.
‘’Benim istemediğimi de nereden çıkardın?’’ Sesim gittikçe yükseliyordu. Alkolün verdiği rahatlıkla her istediğimi yapabilirmişim gibi geliyordu.
Kaşları hafifçe çatışmıştı. ‘’Sen onunla seks yapmak mı istiyordun?’’ Bunu komik bulmuş gibi konuşmuştu.
‘’Benim istediğim sadece seks yapmaktı. Onunla ya da başka biriyle. Ve sen gecemi mahvettim.’’ İşaret parmağımı göğsüne vurarak sözlerimi tamamladım. ‘’Oradan bakınca istemediğim bir şeyi yapacak birine mi benziyorum?’’ Benden bir baş yüksekte olan yüzüne öfkeyle bakıyordum.
‘’Özür dilerim. Ben tamamen yanlış anlamışım.’’ Onun da sinirlendiğini fark edebiliyordum.
Ondan uzaklaşıp arkamı döndüm ve hızla asansöre doğru yürürken söylenmeye devam ettim. ‘’Seni salak, şimdi bunun için başka birini bulmam gerekecek.’’
Asansör tuşa bastığım anda açıldı sanki beni hazırda bekliyordu. Lobi katını tuşlamak için parmağımı düğmeye götürdüğümde güçlü bir el bileğimi tuttu. ‘’Hayır başka birini bulmayacaksın çünkü seni odana götüreceğim.’’ Leomord sözünü bitirmeden 3. Katın tuşuna basmıştı bile.
Bileğimi ondan kurtarmaya çalışırken sertçe asıldım. ‘’Sen bana karışacak hakkı nereden buluyorsun? Bırakır mısın kolumu?’’ Gözlerindeki öfke yerini daha yumuşak bir duyguya bırakmıştı. O an ne yaptığını anlayıp bileğimdeki elini gevşetti ama tutmayı bırakmadı. Asansör 3. Kata geldiğinde beni hafifçe çekiştirerek dışarı çıkardı. Ayağımdaki ayakkabılarla ve alkolün uyuşukluğuyla yürümekte zorlandığım yetmiyor gibi bir de onun beni çekiştirmesiyle mücadele ediyordum. Çeke çeke beni koridorun yarısına getirmişti.
‘’Senin yapacak başka işlerin yok mu? Bıraksana beni.’’ Sesim tahmin ettiğimden daha yüksek çıktı. Bu ona tesir etmiş olacak ki olduğu yerde durup bileğimi bıraktı. ‘’Senin derdin ne?’’ diyerek o da bana teki gösterdi.
Karşısında dikildim. ‘’Sana az önce de söyledim. Bu gece istediğim bir şey var ve onu alacağım.’’ Kararlı gözlerime uzun uzun baktı. Muhtemelen şu an neden bu kadar çok sevişmek istediğimi merak ediyordu. Ya da hakkımda kötü şeyler düşünüyordu. Kimin umurundaydı ki? Onu zaten birkaç hafta sonra hiç görmeyecektim.
O an beynimde kıvılcımlar çaktı. Tabi ya! İstediğim şeyi ondan da alabilirdim. Yakışıklıydı, seksiydi ve bana istediğim şeyi verebilecek kadar güçlü görünüyordu. Ona doğru bir adım attım. Bir adım daha. Vücutlarımız arasında boşluk olmayacak şekilde ona yaklaştım. Kafamın üzerinden bana bakarken ne yaptığımı anlamaya çalışıyormuş gibi görünüyordu.
‘’Ne yapıyorsun?’’ sesi boğuk çıkmıştı. Göğüslerimi onun ince gömleğine dayadım. Aklımdan geçen düşüncelerle göğüs uçlarım sertleşmiş, elbisemin üzerinden birer inci gibi kendini belli ediyordu. O an onun da elbisemdeki sivri çıkıntılara baktığını fark ettim.
‘’Bana istediğim şeyi sen vereceksin.’’ Bu bir emir gibiydi. Bir adım geriye kaçmaya çalıştı ama arkasındaki duvar buna engel oldu.
‘’Sen tam bir kaçıksın.’’ Gözlerini yüzüme çevirip sessizce yutkundu. ‘’Pişman olacağın şeyler yapmadan önce odana dönmeni istiyorum.’’
‘’Seninle seviştiğim için neden pişman olayım?’’ Oldukça kendimden emin ve otoriter konuşuyordum. Bu benim için çok yeniydi.
‘’Sarhoşsun… Leila.’’ Kelimeleri derin bir nefesle bölündü.
Kollarımı boynuna doladım ve vücudumu iyice ona yasladım. Karnıma değer sertliği içimde garip bir tatmin hissi uyandırdı.
‘’Ama bunu istiyorum… Leomord.’’ Gözlerimi dudaklarına kilitledim ve konuşmaya devam ettim. ‘’Peki sen neden bunu istemiyorsun, yoksa ben güzel değil miyim?’’ bir elimi boynunda çekip elini kavradım. Elini popomla kalçamın arasındaki çıplak tenimin üzerine koydum. Avuçları ateş gibiydi. Bu hareketim karşısında derin bir nefes verdi.
‘’Hayır, sen…’’ bir nefes aldı. ‘’Çok güzelsin. Ama ben senin ilişki yaşayabileceğin biri değilim.’’ Bu kısa cevabı küçük bir kahkaha atmama neden olmuştu. Belimdeki elini biraz daha aşağı indirerek popomu kavramasını sağladım.
‘’Aslında ben de senin ilişki yaşayabileceğin biri değilim. Ama şu an seni istiyorum.’’ Sertliğine sürtündüm ve sesimi alçaltarak devam ettim. ‘’Sadece bu gece…’’ gözlerimi dudaklarının üzerinde tembelce gezdirdim. ‘’Sadece bir kereliğine...’’
Daha sözümü tamamlamaya fırsat bırakmadan beni popomdan kavrayıp kucağına aldı. Artık sırtı duvara yaslanan kişi o değildi. Dudaklarımız birleştiğinde önce yavaş yavaş birbirimizi içmeye başladık. Ellerimi saçlarının arasına daldırıp yumuşacık saçlarını çekiştirmeye başladım. O da bir elini enseme götürmüş sanki dudaklarımı ondan çekecekmişim de kaçmama engel oluyormuş gibi beni kendine yapıştırıyordu. Öpüşmemiz küçük inlemelerle derinleşirken birbirimizin dudaklarını emiyor, asılıyor ve ısırıyorduk. Belinin etrafına doladığım bacaklarım onu her saniye daha sıkı kavrıyor küçük hareketlerle karnının üzerinde dans ediyordu.
Odamın kapısının açıldığını duyduğumda buraya nasıl geldiğimizi bile anlayamayacak kadar kendimden geçmiştim. Kalbim heyecandan davul gibi atıyor, kulaklarım kalbimin ritmiyle patlayacak gibi oluyordu. Odaya girdiğimizde dudaklarımı bırakmadan beni makyaj aynasına oturttu. Ensemdeki eliyle elbisemin kelepçesini küçük düğmeden kurtardı. Elbisemin ön kısmı aşağı düştüğünde belime kadar olan her yer gözler önündeydi. Bir eliyle göğsümü kavrarken birkaç nefes kadar geri çekilip beni izledi.
‘’Tanrım, gecelikten göründüğünden çok daha iyi…’’ Nefesleri kesik ve yakıcıydı. Dudaklarını dudaklarımdan ayırıp öpücüklerini boynumdan aşağı indirmeye başladı. Dokunduğu her yer benzin dökülmüş gibi yanıyordu. Dili meme ucuma dediğinde dudaklarımın arasında güçlü bir inleme firar etti. ‘’Leomord, bu çok… çok iyi hissettiriyor.’’ O memelerimi ıslak öpücüklere boğmaya devam ederken bacaklarımın arasından bir şelalenin aktığını hissediyordum.
Titreyen ellerimi masadan kaldırıp gömleğinin düğmelerini açmaya başladım. Vücudumun kontrolden çıkmış gibi davranması işimi kolaylaştırmasa da sonunda hepsini açmayı başarmıştım. O da bunu fark etmiş gibi hızlıca gömleğinden kurtulup bir kenara fırlattı.
Bacakları yırtmacımın arasından içeriye girmiş ona sürttüğüm ıslaklığımla arasında hiçbir engel bırakmamıştı. O tüm vücudumu okşayıp emerken başımı geriye attım ve kendimi ona daha fazla sürtünmeye muhtaç halde buldum. Arada hiçbir engel kalsın istemiyordum.
Yalvaran bir sesle ‘’Lütfen… daha fazla dayanamayacağım.’’ Dedim. Kararan bakışlarını yüzüme kaldırıp belimden tutarak tek hamlede beni yere indirdi.
Arkama geçip elbisemin fermuarını buldu ve beni ağır bir yükten kurtardı. Titreyen bacaklarımda kalan sonra güçle ona döndüm, acemi hareketlerle kemerini açmaya çalıştım. Ben işimi bitiremeden beni alıp yatağa taşıdı.
‘’Daha değil. Bunun tadını çıkarmama izin ver.’’
Beni yatağa yatırdığında gözleri vahşi bir parıltıyla çıplak vücudumda dolaşıyordu. ‘’O kadar güzelsin ki…’’ Sözleri dudaklarından adeta bir inilti gibi çıkmıştı.
Üzerime eğilip dantel külotumu bacaklarımın arasından sıyırdıktan sonra hala bacağımda duran su yolu kolyenin üzerinde parmaklarını dolaştırdı. Birkaç dokunuştan sonra başını bacaklarımın arasına gömdü. Dilini en hassas yerimde hissettiğimde ufak bir çığlık attım. Dili klitorisimi ipek bir kumaş gibi okşuyordu. Ellerini göğüslerimde ve karnımın üzerinde gezdirirken vücudum bulutların üzerinde uçuyor gibiydi.
‘’Seni artık içimde hissetmek istiyorum’’ diye ona yalvardım. Hızlı hareketlerle pantolonundan ve iç çamaşırından kurtulup karşımda çırılçıplak dikildi. Tanrım, çok güzeldi. Her şeyiyle muhteşem bir varlığa bakıyordum. Daha önce bunu hiç deneyimlememiş olsam da onun gerçekten çok iyi göründüğünden emindim. Ben yatakta sırt üstü onu beklerken bacaklarımı nazikçe araladı ve ağırlığını üzerime doğru verdi.
Gözlerini benden ayırmadan kendini nazikçe bana doğru yerleştirdi ve penisinin başını içime itti. Anlık bir acıyla vücudum kasıldı ama bunu ona belli etmemek için kendimi ona daha fazla bastırdım.
‘’Siktir. Leila normal olamayacak kadar darsın.’’ Onu kendime çektim ve vücudunun ağırlığını tamamen üzerime vermesini sağladım. Nefes alışverişleri hızlanmaya başlamıştı. Bacaklarımın arasında gidip gelirken birbirimize ıslak öpücükler verip nefeslerimizi birbirine karıştırıyorduk.
Bu o kadar güzel bir histi ki şimdiye kadar yaşadığım hiçbir şeyle kıyaslayamazdım. Her ritmi artırdığında dudaklarımdan sessizce onun adı dökülüyordu. Her yavaşladığında ise söyleyebildiğim tek şey sadece ‘’lütfen..’’ oluyordu. Acıyla karışık bu zevk dalgasının asla bitmesini istemiyordum.
Boğuk iniltilerinin arasında ‘’Karşımda bir tanrıça kadar güzelsin. Bunun yalnızca bir seferlik olması büyük trajedi.’’ Diyerek mememi avuçladı ve emmeye başladı.
‘’İçine boşalabilir miyim?’’ Konuşmakta zorlanarak devam etti. ‘’Emin ol bunun senin için hiçbir riski yok.’’ Ne demek istediğini anlamıştım ama şu an bu umurumda olan son şeydi. Başımla ona küçük bir onay verdikten sonra ritmini hiç olmadığı kadar artırdı.
Vücudum ilk defa deneyimlediği şeyle kasılıp gevşerken içimin dolup taştığını hissettim. Gözlerimin önünde havai fişekler patlarken vücudumun titremeleriyle zevkin en doruğuna çıktım. Dudaklarımdan sessizce onun ismi döküldü.
‘’Leomord…’’
İsmini söylemem onda farklı bir etki yaratmış olacak ki ritminin bozulması en sonunda küçük titremelere dönüştü ve kendini bir inlemeyle üzerime bıraktı.
O şekilde ne kadar yattık bilmiyorum. On saniye? 5 dakika? Nihayet kendimize geldiğimizde Leomord ağırlığını nazikçe üzerimden çekip tek kolundan destek alarak yüzüme baktı. Sonra bu sessizliği ufak bir öpücükle taçlandırdı.
‘’Hadi seni temizleyelim.’’ Ne yapması gerektiğini bilemiyormuş gibi gözlerini kaçırdı. İçimden tamamen çıkıp ayağa kalkığında penisinin hala ereksiyon halinde olduğunu görebiliyordum. Ben uzanmaya devam ederken sessizce banyoya gitti.
Aradan birkaç saniye geçmemişti ki elinde bir havlu peçeteyle odaya geri döndü. Bacaklarımın arasını nazikçe sildikten sonra çenesinde hafif bir seğirme görür gibi oldum. Yavaşça gözlerini yüzüme kaldırdı. İfadesinden ne düşündüğünü anlamakta güçlük çekiyordum. Bir süre devam eden sessizlikten sonra derin bir nefes aldı.
‘’Leila, bana ilk seferin olduğunu söyleyecek miydin?’’ Sesi yumuşaklığı arkasındaki siniri bastıramaya yeterli gelmemişti.
Sadece ona bakmaya devam ettim. Onunla bu konuyu konuşup az önce yaşadığım hislerin gerginliğe dönüşmesini istemiyordum.
Bir fısıltı kadar sessiz bir soru kaçtı dudaklarından. ‘’Neden? Neden bu anı hiç tanımadığın biriyle paylaştın?’’ Sesi bir kadife kadar yumuşaktı.
Yataktan yavaşça doğruldum. Koltuğun üzerinde hala bekleyen beyaz tişörtü üzerime geçirip ona doğru döndüm. Yüzünde süzülen bir pişmanlık ifadesi yakaladım. Onun yanına gidip karşısına dikildim.
‘’Sana pişman olacağın bir şey yaşattıysam özür dilerim Leomord.’’ Başka ne söyleyebilirdim ki?
Endişeyle bana doğru minik bir adım attı. ‘’Seni incittim mi?’’ Bu sorusu yüzümde ufak bir tebessüm oluşmasına sebep oldu.
‘’Hayır beni hiç incitmedin. Aksine bu hayatta yaşadığım her şeyden daha güzel bir şey yaşattın bana.’’ Onu sakinleştirmek için sesimin alçak ve rahatlatıcı çıkmasına dikkat ediyordum.
‘’Ben sandım ki… Sen daha önce…’’
Yumuşak sözlerim konuşmasını yarıda kesti. ‘’Biliyorum ve çok haklısın. Bunu belki sana söylemem gerekirdi ama söylemedim işte.’’ Çokta önemli değil der gibi omuz silktim.
Aniden yüzünde yeni bir panik dalgası oluştu. ‘’Kaç yaşındasın?’’ Kaşlarını kaldırarak yüzüme baktı.
Sorusu karşısında kahkahamı daha fazla tutamadım. Benim reşit olmadığımı falan mı düşünüyordu? ‘’27 yaşındayım. Yani benimle birlikte olduğun için yasalar önünde yargılanmayacaksın.’’ Konuşurken kahkaham devam etmişti.
‘’Ben anlamıyorum…’’ Kafasını iki yana salladı.
‘’Seni anlıyorum. Ama bu konuyu kapatalım mı artık?’’ Bunu konuşmayı gerçekten istemiyordum. Şu anda istediğim tek şey yatağıma uzanıp huzurlu bir uyku uyumaktı. ‘’Benimle uyumak ister misin? Yoksa gidecek misin?’’
Sorum onun beklediği cevap değildi. Eliyle ensesini ovuşturdu. Birkaç saniye ne diyeceğini düşündükten sonra ‘’Gitmem gerekiyor ama sen uyuyana kadar yanında kalabilirim.’’ Dedi.
Nasıl isterse öyle olsun.
Kendimi yatağa bir kuş tüyü kadar hafif sırtüstü bıraktım. O da hafifçe yatak başlığına dayandı. Birkaç dakika birbirimizden ayrı yattıktan sonra nazik bir hareketle beni göğsüne çekti ve saçlarımı okşamaya başladı.
Uykuya dalmadan önce duyduğum tek şey ‘’Tatlı rüyalar Leila’’ diyen yumuşak sesiydi.
— — — — — — — — — — — —
Bölümü yazarken içim kıpır kıpır oldu. 🔥😍
Sizce Lukas mı olmalıydı, Leomord mu? 🤔
Neyse, şartlar Leomord’u gerektirdi… Sonuçları nasıl olacak hep birlikte göreceğiz. 😅
E buraya kadar okumuşken de bi takip ediverin artık… 😄😍
Kocaman öpüyorummm. 💕
📖
🔥