Eve gelmeden önce yaptığım uzun bir yürüyüşün ardından kendimi daha sakin hissediyordum. Yatağımda uzanıp geçirdiğim kabus dolu günün muhasebesini yapıp bunu babama nasıl anlatacağımla ilgili senaryolar kuruyordum.
Herşeyden önce gerçekten kalbim kırılmıştı Elliot’a aşık değildim. Yine de bu yaptığı kalbimi kırmıştı. Sabah Natalie’ye söylediğim sözler bir alt yazı gibi beynimin içinde süzülüyordu. ‘’ Seksten daha önemli şeyler var mesela kişisel sınırların korunması ve sadakat. Bence Elliot bu ikisine de fazlasıyla sahip.’’ Tanrım… tam bir aptaldım. Adamın benimle ilgili tek arzusu düğün gecemiz ile ilgiliydi, bunu da bugün açıkça belli etmişti. Tam bir ikiyüzlülük timsaliydi. O her istediğiyle birlikte olabilir ama ben kendimi onun için muhafaza etmeliydim. Çünkü bir kadın için bekaret kutsal bir şeydi. Gururum çantada unutulan paketli bisküviler gibi paramparça olmuştu. Gözlerimden süzülen yaşlar yanaklarımı yalayıp yastığıma damlıyordu.
Göz ucuyla duvarda asılı olan saate baktım. Yemek saatine yalnızca birkaç dakika kalmıştı. Yataktan istemeyerek kalkıp kendimi toparlandım. Odamın içindeki banyoya girip yüzümü buz gibi suyla yıkadım. Aynada kendi görüntüme baktığımda yeşil gözlerimin çevresinin kızardığını ve göz kapaklarımın şiştiğini gördüm. Yüzümü nazikçe kuruladıktan sonra gözlerimin kızarıklığını kamufle etmesini umarak göz altı kapatıcısı ve biraz parıltılı far sürdüm. Rimel kullanmaya ihtiyaç duymayacak kadar gür ve uzun kirpiklere sahiptim. Aynadaki görüntüme baktığımda ilk haline göre çok daha iyi bir tabloyla karşı karşıyaydım. Açık kahverengi kıvırcık saçlarımı da tarayıp üzerimi değiştirdim. Babam çocukluğumuzdan beri akşam yemeklerine özenli katılmamız gerektiğini söylerdi. Bir keresinde bahçede çamurdan pastalar yaparken saati unutmuş, hızlıca ellerimi yıkayıp yemeğe yetişmeye çalışırken elbisemin eteğinde kalan çamur kalıntısını gözden kaçırmıştım. Babam bir hafta boyunca akşam yemeklerine katılmama izin vermemişti. Bir Reliant olmak her daim normlara uymayı, uymadığında da cezalandırmayı gerektirirdi. Bu sefer normlara uymayan davranışı yapan ben değildim. Babamın benimle evlenmesi için uygun gördüğü adamdı. Bu yaptıklarından dolayı onu cezalandıracağını çok iyi biliyordum. Çünkü o ailemize yapılan terbiyesizliği affedecek bir insan değildi.
Babam bana karşı her zaman kuralcı ve mesafeli olsa da Elliot denen adamın yaptıklarının karşısında bana hak verecekti. Her şeyden önce bu yaşananlar bir muhafazakar olarak onun ahlaki değerlerine ters şeylerdi. Duyduğunda küplere binecek o adamın kızına yaptığı terbiyesizliği onun yanına bırakmayacaktı.
Odamın kapısını yavaşça açıp ahşap parkeli koridora adım attım. Evimiz geniş bir ev olsa da aslında mütevazi sayılırdı. Alt katta salon, muftak, yemek odası ve benim odam; üst katta ise ebeveyn odası, Paul’ün odası ve babamın çalışma odası vardı. Çalışanlarımız bahçemizdeki müştemilatta kalıyorlardı.
Yeşil kadife ve ceviz mobilyaların hakim olduğu yemek odasına girdiğimde herkes yerini çoktan almış beni bekliyordu. Normal şartlarda en son gelen hep babam olurdu fakat bugün şartlar benim için normal olamayacak kadar sıra dışıydı.
‘’Geç kaldığım için üzgünüm. Yerime geçebilir miyim?’’
Babam tek kaşını kaldırmış dikkatlice suratıma bakıyordu. ‘’Özrünü bu seferlik kabul ediyorum Leila, yerine geçebilirsin.’’
Yemek masasında annemin yanındaki sandalyeyi nazikçe arkaya çekip oturmak için kendime bir alan açtım. Paul eline kaşığını alırken yüzümü inceledi. ‘’Hasta mısın Leila? Solgun duruyorsun.’’
Abimi severdim. Babamın aramızda açtığı statü farkına ve uçuruma rağmen beni gerçekten önemsediğini bazı zamanlarda hissedebiliyordum. Mesela bir keresinde okuldan eve dönerken su şişem elimden düşüp yola doğru yuvarlanmıştı. Ben yolu kontrol etmeden yola fırladığımda Paul yolda hızla gelen aracı fark edip arkamdan koşarak beni yolun diğer tarafına itmişti. Sonuç olarak beni kurtarmıştı ama arabanın kendisine çarpmasına engel olamamıştı. Beni kurtarmasının ona bedeli bir kırık kol ve birkaç dikiş olmuştu. Bunun bana bedeli ise babamın Paul’ün hayatını benimkinden daha fazla önemsediğini bir kere daha görmek olmuştu. Bu olay unutulana kadar her fırsatta Paul’e ‘’başkasının hayatını kurtarmaya çalışmadan önce kendi hayatının güvende olup olmadığına dikkat etsen iyi olur aptal çocuk’’ demişti. Burada başkası diye bahsettiği kişi tabii ki de bendim. Fakat Paul o gün yaptığım pervasızca hareketin ardından bana tek bir kötü söz bile söylememişti. Annem ise her zamanki gibi bu olayların içinde sessiz bir hayalet gibiydi.
‘’Sadece kötü bir gün geçirdim.’’ Boğazımı temizleyip dikkatimi önümdeki çorbaya verdim. Kaşığımı çorbanın içinde döndürüp yemek yiyormuş gibi görünmeye çalışıyordum. En sevdiğim çorbaydı ama midem bu çorbayı kabul etmeyecek kadar çalkantılıydı.
Paul yeşil gözlerini gözlerime dikti ama babamın yanındayken ne olduğunu sorma girişimi göstermedi, sonra sessizce yemeğine döndü.
Sessizliği bozan babam oldu. ‘’Mezuniyet dilekçeni verdin mi?’’
‘’Evet, sabah üniversiteye gittim. Bir hafta içinde mezuniyetimi onaylayacaklar.’’
Kafasını salladı. ‘’Biliyorsun, çalışmak zorunda değilsin.’’ Bu babamın lügatında ‘çalışmanı uygun bulmuyorum, ev bir kadın için güvenlidir’ demenin farklı bir versiyonuydu. Aslında çalışmamı istemediği halde neden şimdiye kadar buna açık bir şekilde karşı çıkmadığını da anlamış değildim. Doktor olmak gibi bir hayalim yoktu. Ben her zaman ses eğitimi almak istemiştim. Bunu babama söylediğimde şiddetle karşı çıkmış; bulunduğumuz şehirdeki bölümler arasında benim için en uygun olduğunu düşündüğü şeyi seçmişti. Uzmanlık seçeceğimiz zaman da muhtemelen psikiyatrinin bir kadın için uygun bir dal olduğuna karar verip yine karşı çıkmamıştı.
‘’Baba, 8 yıl boyunca okudum. Emek verdim. Tabi ki çalışmam gerekiyor. Bunu kendime borçluyum.’’ Sesim nazik bir başkaldırı gibi çıkmıştı ama o bunu fark edemeyecek kadar beni tanımıyordu.
‘’Tabi, Elliot’un bu konu hakkında ne düşündüğü de önemli. O çalışmanı istemezse o zaman iş hayatını noktalamakta asla şüpheye düşme. İyi bir eş bunu yapar.’’
Babamın neden çalışmamam için bana baskı kurmadığın şimdi anlamıştım. Nasıl olsa evlenecektim ve benim sorumluluğum artık kocamın üzerine geçmiş olacaktı. Kafamdan aşağı kaynar sular dökülüyordu. Bu hayattaki tek amacım bir erkeğin konforu ve mutluluğunu sağlamaktan ibaret değildi. Annemin yaşadığı gibi bir hayat yaşamayacaktım. Kendimi sakinleştirip konuya girmek için derin bir nefes aldım.
‘’Aslında bende sizinle bugün yaşadığım bir konu hakkında konuyu konuşmak istiyordum. Mezuniyet dilekçemi verdikten sonra sürpriz yapıp Elliot’un ofisine gittim.’’ Babam müstakbel damadının ismini duyunca kafasını tabağından kaldırıp sonunda yüzüme bakma zahmetini göstermişti. Tanrım, babam için herhangi bir erkek bile benden çok daha önemliydi. Bunun farkındalığıyla içime tuhaf bir tiksinti yayıldı ama konuşmaya devam ettim.
‘’Bugün Elliot’a onunla evlenmeyeceğimi söyledim.’’
Christian Reliant boğazına takılan yemeği suyla yutmaya çalışırken kıpkırmızı oldu.
‘’Leila ne saçmalıyorsun?’’ Sesinde gizlemediği bir öfke vardı.
‘’Bugün gittiğimde ofisin kapısını kimse açmadı. Bende bana verdiği anahtarla içeri girdim. Odasından tuhaf sesler geliyordu.’’ Suyumdan bir yudum aldım. Babama böyle açık saçık bir şeyi nasıl ifade edeceğimi tartmam gerekiyordu. Konunun ciddiyetini anlaması için direk gördüğüm gibi anlatmaya karar verdim. ‘’Ofisinde sekreterini beceriyordu.’’
Cidden bunu babama böyle söylemiş olamam değil mi?
Verecekleri tepkiyi anlayabilmek için önce Paul’e sonra da babama baktım. İkisi de kıpkırmızı olmuştu. Paul gözlerini kocaman açmış bir sonraki cümlemi duymak ister gibi dudaklarıma odaklanmıştı. Ya da az önce söylediğim şeyi idrak etmeye çalışıyor da olabilirdi. Ne fark ederdi ki.
‘’Ufak bir tartışma yaşamış olabiliriz. Iıı…’’ söyleyeceğim şeyi bulmak için düşünüyordum. Kahretsin kafamda kurduğum senaryolarda her şey çok daha kolaydı. ‘’Ben de onun bir pislik olduğunu ve onunla evlenmeyeceğimi söyledim.’’
Babam elindeki çatalı masaya sertçe vurduğunda annem yanımda irkildi. Yüzünü inceliyordum ama öfkesinin kime olduğuna dair herhangi bir ip ucuna rastlayamıyordum. Bu durum daha çok gerilmeme sebep oluyordu.
Sonunda babamın sesini duyabildim. ‘’Sırf onu sekreteriyle uygunsuz bir şekilde gördüğün için bu düğünü iptal ettiğini mi söyledin?’’ Söylediklerimi idrak edebilmiş gibi değildi. Hala garip bir durgunluk içindeydi.
‘’Evet, bu bir sadakatsizlik. Hayatımın tümünü sadakatinden şüphe edeceğim bir adamla geçiremem.’’
‘’Buna kim karar veriyor Leila?’’
Duyduğum soru karşısında resmen tüm beyin fonksiyonlarım durdu. Bu nasıl bir soruydu. Kendi hayatımla ilgili tabi ki kendim karar verecektim. Şimdiye karar hakkımda verdiği tüm kararları kabul etmiştim. Ama bu çok fazlaydı.
‘’Ben karar verdim baba.’’ Şok.
Annem ve Paul bir bana bir babama bakıyorlardı. Bu konuşmadan kimin galip geleceğine dair içsel bir muhasebe yaptıklarına emindim. Muhasebenin kazanı tabi ki babam olacaktı. Çünkü başka türlüsü hiçbir zaman olmamıştı. Ama bende hiçbir zaman babama karşı gelmemiştim. Yani her ikisi de yeni bir durumdu.
Babam öfkeyle gözlerini yüzüme dikti. Yeşil gözlerinde nefreti, öfkeyi, utancı ve tiksintiyi gördüğüme yemin edebilirim.
‘’Evlilikler aptal bir çocuk oyunu gibi değildir. Duygularla hareket edilecek bir şey hiç değildir. Onunla evleneceksin. Ona karşı sorumluluklarını yerine getireceksin. Bugün gördüklerini bir daha hiçbir yerde söylemeyecek, Elliot’dan da özür dileyeceksin.’’
Cümlesini tamamlar tamamlamaz öfkeyle yerimden kalktım, sandalyem pat diye geriye devrildi. Babam da benimle aynı anda ayağa kalktı ve bana doğru yürümeye başladı. Artık yüz yüzeydik. Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum.
‘’Sen hayatım boyunca bana her fırsatta ahlaktan, erdemden, sadakatten ve bunun gibi birçok zırvalıktan bahsetmişken şu anki tutumun bana hiç bahsettiğin değerlere sahip biri olmadığını gösteriyor. Ben onunla evlenmeyeceğim baba. Bu ahlaksızlığı bana yapmışken olmaz.’’
Cümlelerim önce öfkeyle süslüyken sonrasında adeta yalvarır gibi çıkmıştı. Bu halimden nefret ediyordum. Babasının her dediğini yapmak zorunda olan küçük kız çocuğu değildim artık.
Babam yüzüme karşı bağırmaya başladı.
‘’Sadece tek bir hata yapmış olması onunla evliliğini feshedeceğin anlamına gelmez. Bu konuşma burada bitmiştir. Düğünün 2 ay sonra belirlenen tarihte yapılacak.’’
‘’Dışarıda çizdiğin imajla şu an karşımda duran adam arasında dağlar kadar fark var. Sen bir iki yüzlüsün…’’ Suratıma inen tokatın sıcaklığıyla vücudumda kıvılcımlar çaktı.
‘’Marie, onu odasına götür ve kilitle. Önümüzdeki bir ay boyunca odasından çıkmayacak.’’ Hışımla arkasını döndü ve merdivenlerden gürültüyle çıktı.
Annem beni sakince kolumdan tutup odama doğru yürümem için beni çekiştirdi. Gözlerim Paul ile birleştiğinde ne yapması gerektiğine karar veremiyormuş gibi bir ifadesi vardı. Yüzündeki çelişkinin neticesini beklemeden kolumu annemden kurtarıp odama doğru yürümeye başladım.
Annem benimle odama girdi. Bir anne olarak beni teskin etmesini beklesem de bunu yapmayacağını çok iyi biliyordum. Şimdiye kadar yaşadığım hiçbir şeyde benim arkamda durmamış, beni kırılan bir fincanı kadar önemsememiş bir kadından şu an beni teselli etmesini saçlarımı okşamasını beklemiyordum.
‘’Babanın söylediğini yapmalısın kızım, öfkelendiğinde nasıl birine dönüştüğünü biliyorsun.’’
Histerik bir kahkaha attım. ‘’Kızım derken dudaklarından ne kadar kolay çıkıyor değil mi anne? Peki ya gerçekten annelik kısmı? Bu konuda çok iyi değil gibisin.’’
Anneme de yıllar içinde o kadar çok öfke biriktirmiştim ki… sözlerimin dudaklarımdan çıkışına hakim olamıyordum.
‘’Ben Sophie’nin kızının çocuğuyum unuttun mu? Sen benim annem değilsin. Şimdi benim karşıma gelip de beni gerçekten umursuyormuş gibi davranma. Hayatım boyunca bir kere bile kocana karşı durup beni savunamamış bir kadınsın sen. Eğer benim bir çocuğum olsaydı onun için ölmeyi bile göze alırdım.’’
Annemin yüzünde o an gerçekten bir üzüntü gördüğümü sandım. Ardından hiçbir şey söylemeden odadan çıktı ve kapıyı üzerime kilitledi.
Birkaç saat boyunca ne yapmam gerektiğini düşündüm durdum. Burada kalıp istemediğim bir oyunun başrolü olabilirdim ya da arkama bakmadan gidip kendi hayatımı kurabilirdim. İkinci seçenek çok daha cazip gelse de bunu nasıl yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. Natalie’yi arayabilirdim. O bana yardım ederdi. Peki ya sonra? Goldriver’a gidemezdim. Ama Westlight’ta da kalamazdım. Babam burada anında beni bulurdu. Beni yine bu eve getirir en iyi ihtimalle hiçbir şey olmamış gibi davranıp düğünü beklerdi. En kötü ihtimalleri saymak bile istemiyorum.
Kafamda onlarca olası ihtimal ve kaçış yolu kurguluyor ama bir sonuca varamıyordum. Elliot’la evlenmeyecektim bu konuda çok kararlıydım. Bu evden de uzaklaşmam lazımdı. Çünkü tüm hayatımın geçtiği bu ev bana bir gün bile iyi gelmemişti.
Bir kereliğine olsa bile sonuçları düşünmeden hareket edecek, hayatımın kontrolünü elime geçirmek için cesaretli davranacaktım.
Yavaşça yatağımdan kalktım. Duvardaki saate baktım. Saat gece yarısını geçmişti. Herkesin uykuda olduğu bu anı iyi değerlendirirsem buradan kurtulabilirdim. Kapım kilitliydi ama annem düşünmeden odamdan çıktığı için pencereyi kilitlemeyi unutmuştu. Yarın bunu unuttuğu aklına gelecek ve ilk işi penceremi kilitlemeye gelmek olacaktı. Eğer kaçmak istiyorsam bunu şu an yapmalıydım.
Bu düşüncenin farkındalığıyla vücudum adrenalin bombasına dönüştü. Hareketlerim hızlandı. Algılarım açıldı.
Önce giysi dolabıma gidip üzerime rahat bir eşofman takımı geçirdim. Bu kaçarken işimi kolaylaştıracaktı. Sonra şifonyerimin çekmecesinin içindeki gizli bölümü açarak Natalie’yle barlara girerken kullandığım sahte kimliğimi, Natalie adına açılan hesap kartını, kimsenin bilmediği yedek telefonumu aldım.
Bunları çantama tıkıştırırken ellerim titriyordu.
Derin bir nefes alıp gücümü topladım, pencereye doğru ilerledim. Ahşap pencerenin gıcırdamadan açılması için tanrıya dualar etmeye başladım. Çok şükür ki sorunsuz açıldı. Kendimi yavaşça pencereden sarkıttım yaklaşık bir metre yükseklikten bir ceylan gibi sessizce sıçradım. Babamın beni aileden biri olarak görmeyip bana alt katta bir oda vermesinin günün birinde işime yarayacağını kim bilebilirdi ki? Vücudum adrenalinden sarhoş olmuş gibiydi. Çim zeminde yürürken toprak ayaklarımın altından kayıyor gibi gelse de emin adımlarla sessizce yürümeye devam ettim. Bahçeden çıkacağım sırada doğup büyüdüğüm eve son bir kez bakmak için yüzümü ahşap yapıya döndüm. Bu kadar güzel bir evin içinde birbirinden kopuk korkunç hayatlar yaşayan insanların olduğuna kim inanırdı ki?
Gözlerimle odaların pencerelerini tararken ışığı açık bir oda gözüme çarptı. Paul pencerenin önünde düşünceli bir şekilde gökyüzünü izliyordu. Kahverengi saçları alnına dökülmüş, yüzünde de gerçek bir mutsuzluk ifadesi vardı. Elindeki sigaradan ince bir duman havaya karışıyordu. Birden sanki varlığımı hissetmiş gibi yeşil gözlerini bana çevirdi.
Korku, şok, panik… birden kanıma karıştı. Hareket edemedim. Gözlerimi onun gözlerinden ayıramadım. Gözlerini kısmış ne yaptığımı anlamaya çalışıyormuş gibi beni izliyordu. Bakışlarım bahçe kapısıyla Paul arasında gidip gelirken Paul’ün belli belirsiz gülümsediğini görür gibi oldum. Sigarasını pencere pervazının önündeki küllüğe basıp bana ufak bir hareketle el salladı, penceresini kapatıp içeri girdi.
Sanırım ağabeyimle vedalaşmıştım. Bu veda içime on tonluk bir kayanın oturmasıyla aynı yükteydi. Gözlerimden yaşlar akmaya başlarken sessizce bahçe kapısından çıktım. 360 derecelik kamera hareketimi algılayıp bana döndü. Kameraya öfkeyle bir orta parmak gösterip sokakta koşar adımlarla yürümeye başladım.
***
Nihayet evden yeteri kadar uzaklaştığımda geceleri kalabalık olan bir caddeye girip taksi çağırmayı başardım. Taksi gelene kadar Natalie’ye ait hesap kartından biraz nakit para çektim. Nedenini bilmediğim bir şekilde üniversiteye başladığım sıralarda babamın ek kartlarından düzenli olarak nakit para çekip bir kenara koymaya başlamıştım. Bir nevi kendimi güvende hissetmeme neden oluyordu. Bunu Natalie’ye söylediğimde ise bana kendi hesap kartlarının birini vermişti. Uzun süredir hesapta ne kadar para olduğunu hesaplamamıştım, az önce bu tutarın hiç çalışmasam bana birkaç yıl yetecek bir rakamda olması beni sevindirmişti. Kendi hayatımı kurana kadar kimseye yük olmak istemiyordum.
Taksi geldiğinde hızlıca bindim.
‘’Nereye gideceğiz?’’ Taksici adam oldukça yaşlı görünüyordu. Bu da Naskhasian olmadığının bir göstergesiydi. Bu içimi rahatlatmıştı. Gerçi Westlight’ta hiç Naskhasian olmazdı. Ama evden ayrılmamdan beri kendimi güvende hissedemiyordum. Çünkü bilmediğim bir dünyaya henüz hazır değildim.
‘’Goldriver’a gideceğiz.’’
Adam dikiz aynasından tereddütle bana baktı.
‘’Yaklaşık 4 saatlik bir yol. Epey uzun, o kadar paranız var mı?’’
Adama kanıt sunmak için çantamdaki nakitlerin bir kısmını havaya kaldırdım ‘’Merak etmeyin, daha fazlası var. Ama biraz acelem var. Hızlı gidebilir miyiz?’’
Adam onaylarcasına kafasını kaldırdı ve yolculuk başladı.
Yolculuk sırasında Natalie’yi arayıp olayların takside anlatabileceğim kadarını aceleyle anlattım. Bana açık adresini atıp, bir şey olursa aramam gerektiğini tembihleyerek telefonu kapattı.
— — — — — — — — — — — —
Selam! 🤗
Öncesinde belirttiğim gibi, olaylara daha hızlı girebilmek için ilk bölümler kısa olacak.
Fakat bu bölümden itibaren Leila hayatını değiştirecek bir yolculuğa adım atıyor ve bu yolculukta zaman zaman üzülecek, zaman zaman ayakları yerden kesilecek. 🔥♥️
Yorumlarınızla fikirlerinizi aktarırsanız çok mutlu olurum . 🤗🌸
📖
💕