Hava, akşamın en derin tonlarını giymişti; görevden dönerken hissettiğim yorgunluğun üzerine bir de Asya'nın özlemi eklenmişti. İki gün boyunca onu sadece rüyalarımda görebilmiştim. Bu yoğun hasretle, emniyetin soğuk ve işlevsel duvarlarını ardımda bırakırken, akşamın kızıllığında evime gitmek için sabırsızdım. Sevilay'a ulaşmak için telefonumu kulağıma götürdüm, ama sadece mekanik bir sesle karşılaştım. Birinci, ikinci denememde de sonuç değişmedi. Göğsümde bir sıkıntı yükselmeye başladı. Ani bir içgüdüyle annemi aradım, onun sesi, yankısız düşen bir su damlası gibi içime düştü. “Duru?” “Nasılasın anne, Sevilay’ı aradım açmadı. Asya’yı merak ettim, nasıl? “Onlar bütün gün dışarıdalardı kızım. Baban aradı şimdi eve geliyorlarmış.” Tebessüm edip, “Tamam,” dedim. “Yarım saate evde oluru

