Bir Kişi, İki Maske....

1127 Words
AYBARS KARACA… Şehirde onun adını bilmeyen yoktu. Ama herkes onu aynı şekilde tanımazdı. Bazıları için Aybars Karaca, sağlık sektörüne genç yaşta damga vurmuş vizyoner bir iş adamıydı. Bilkent Üniversitesi İşletme mezunu, disiplinli, zeki, stratejik düşünen biri… Henüz otuzlu yaşlarının başında babasının kurduğu sağlık grubunun başına geçmiş, birkaç yıl içinde şehrin en saygın özel hastanesini yönetir hâle gelmişti. Hastane koridorlarında adı saygıyla anılırdı. Bünyesinde çalışan her personelin alanında en iyi olmasına özen gösteren mükemmeliyetçi biriydi. Çalışanlar onun kurduğu düzenle gurur duyar, hastalar güvenle kapısından içeri girerdi. Teknolojiye yatırım yapmış, doktorlara özgür çalışma alanı tanımış, sağlık sistemini adeta bir şirket mükemmelliğiyle yönetmişti. Basında çıkan röportajlarında net konuşurdu: “Sağlık, sadece tedavi değil; sistem işidir.” Ve herkes onun bu sistem işinde kusursuz olduğunu kabul ederdi. Ama şehrin başka bir yüzü daha vardı… Gecenin içinde fısıltıyla konuşulan bir yüz. O dünyada Aybars Karaca’nın adı farklı yankılanırdı. Orada o; hesap bilen, sözü geçen, masaya yumruğunu vurduğunda herkesin sustuğu ama kimsenin yüzünü görmediği bir adamdı. Lojistik hatlar, yeraltı anlaşmaları… Soğukkanlılığı o dünyada da geçerliydi. Duygularını belli etmez, plan yapar, zamanı gelince hamle yapardı. Ve kimse onun arkasında bırakacağı izleri görmek istemezdi. Bir kişi… İki maske… Gündüzleri beyaz ışıklı hastane salonlarında saygın bir yönetici, geceleri şehrin karanlık masalarında adından “Gece” diye söz edilen sessiz ama etkili bir güç… Ve Aybars Karaca, bu iki dünyanın kesişim noktasında kontrolü asla elden bırakmayan bir adamdı. En değer verdiği kişi babası, en yakın arkadaşı ve aynı zamanda yakın koruması olan Ozan’dan başka güvendiği kimse yoktu. Ozan, Aybars’ın çocukluktan beri en yakın arkadaşıydı. Babası, babasının en yakınıydı; oğul da Aybars ın Bilgisayar sistemleri ve ağlar konusunda dahiydi. Yeraltı dünyasında bilgi en pahalı silahtı. Bu yüzden Aybars’ın masasındaki en güvenilir adamı oydu: sessiz, hızlı, iz bırakmadan… AYBARS’TAN… Günlerdir hastaneye uğrayamamıştım. Buradaki işlerde birikmişti. İlk iş, acil serviste iki pratisyen hekim açığımız olduğu için adayların CV’lerini incelemek oldu. Hastanede çalışan kişilerin kim olduğuna, kimlerle bağlantılı olduklarına, alanlarında ne kadar iyi olduklarına kadar her şeyi araştırırdım. Önüme gelen dosyalara bakarken bir dosya dikkatimi çekti. Aslında ikisi de… ama nedense birincisi daha çok. Telefonu elime alıp Ozan’ı aradım. İlk çalışta açtı. “Efendim abi.” “Dr. Defne Yalçın ve Dr. Melis Acar’ı kendi yöntemlerinle araştır.” “Tamamdır abi,” deyip kapattı. “Defne…” diye mırıldandım. Ozan’dan haber gelene kadar dosyaları masamın kenarına koydum. Diğer biriken işlere daldım. Dosyaların arasında kaybolmuş şekilde çalışırken kapının sesine döndüm. “Gel,” diye seslendim. İçeri Ozan girdi. Onu bu kadar hızlı beklemiyordum. Elinde iki dosyayla masamın karşısındaki koltuğa oturdu. “Hallettin mi?” diye sordum. “Evet.” “İn misin, cin misin oğlum, bu ne hız?” dedim ve dosyaları aldım. Öyle kayda değer bir şey yok gibiydi. Tek kaşımı kaldırıp Ozan’a baktım. “Eee, bu kadar mı?” diye sordum. “Abi vallahi başka bir şey yok,” dedi ve anlatmaya başladı. “Defne Yalçın… OMÜ Tıp mezunu, birincilikle bitirmiş. Baba daha doğmadan vefat. Anne ise bir ay önce vefat…” “Diğeri; Melis Acar. O da OMÜ Tıp mezunu. Ailesini trafik kazasında kaybetmiş. Akrabalar bakmayınca yetimhane süreci… Hem çalışıp hem okumuş. Yakın arkadaşlar, burada da aynı evde kalıyorlar.” “Kendi hallerinde diyorsun yani?” “Öyle abi… de bir şey diyeceğim ama kızmak yok.” “Söyle.” “Şu Melis güzelmiş ya…” Artık kafamı kaldırıp nasıl baktıysam… “Tamam abi, tamam! Vallahi bir şey demedim. Allah sahibine bağışlasın,” deyip hızla ayağa kalktı. Tam kapıya yaklaşmıştı ki geri dönüp ekledi: “Heee, bu arada… diğer dosyadaki doktor var ya… Samsun Havalimanı’nda sana çarpan kız. Artık dünya küçük mü desem, takdiri ilahi mi bilemedim…” Elimdeki kalemi ona doğru fırlattım. Son anda kapıdan çıktı. “İt herif… Bir de dalga geçiyor.” Ama yalan yoktu… Çarptığında kafasını kaldırıp göz göze geldiğimizde, o gözlere bir an uzun uzun bakma isteği oluşmuştu içimde. “Her neyse…” deyip Nermin Hanım’ı aradım. “Dr. Defne Yalçın ve Dr. Melis Acar’ı arayıp görüşmeye çağırın. Şartlarda anlaşıp göreve başlatın.” Telefonu kapattım. Ve dosyaların üstünde duran isime son kez baktım. Defne… Kapı tekrar tıklatıldı. "Gel " dememle Ozan kapı arasından kafasını uzatarak... "Abi kaç gündür yoğun çalışıyorsun bı nefes alsak yaa " " Yanıma gel de anlat ne istiyorsun ?" " Yeni mekan açılmış abi ortama bakalım birer hatunda buluruz belki ne dersin ?" Aslında kulağa cazip geliyordu. Biraz kafa dağıtmak iyi gelirdi. " Olur gideriz" " Akşama alırsın beni " diyip Ozan ı gönderdim.. Son raporlar, toplantılar ,toplantı notları gelen giden derken günü akşam ettim. Yorgundum … ama gün henüz bitmemişti. Kapı tıklatıldı. " Gel " dediğimde Gelen Ozan dı .. “Mesai bitti abi çıkalım mı? Ofisimde her zaman yedek kıyafet bulundururdum. "Üzerimi değiştireyim çıkarız " Siyahtan vazgeçmediğim için siyah kot pantolon üzerine siyah bir tişört giyip çıktım. Asansörle otoparka indik. Arabaya bindiğinizde Ozanın "Abi eğlenmeye gidiyoruz farkındasın dimi" demesiyle gözlerimi ona diktim. "Gene noldu lann. " " Ne bileyim sanki zorla götürüyormuşum gibi keyifsizsin " " İşlerden haberin yokmuş gibi konuşma son teslimat ta yaşadığımız sıkıntıda cabası..." "Babam desen" diyip sustum ulan adam kaç yaşına geldi kısa Kore dramalarındaki büyük babalar gibi elinden gelse zorla evlendirecek. Ozan sustuğumu farkedince samimi bir gülümsemeyle cevap verdi. " Abi zamanında Nergis teyzeye olan aşkını bilmeyen yok, kaybından sonra ne kadar dağıttığını en iyi sen biliyorsun. Oda kendince haklı. İstiyor ki sende bul birini çok sev mutlu ol." Serseri merseridir ama ne bana nede babama laf söyletmez özellikle babama, ayrı bir saygısı vardır. Ama söylediklerinde de haklı işte it... "Ozan...." "Söyle abi " "Babam Nergisini buldu, çokta sevdi ama bi bak bakalım sence bizim çevremizden bir Nergis Karaca çıkarmı ? " "Haklısın abi de... Vardır bizimde biyerlede bekleyenimiz ben umudumu kaybetmiyorum bulana kadar devam ." Güldürdü beni bu hali her gece başka biriyle olan adam diyordu bunu. " Hmmm o yüzden mi her gece başka biri ?" "Ne yapalım be abi arayış içindeyiz daha" diyince yine güldürdü beni.. Mekana geldiğimizde loş ışıkları mor ve mavi tonlarda dalgalanıyordu. Müziğin ritmi kalp atışı gibi mekâna yayılmıştı bize ayrılan yere geçtiğimizde... "Adamlar güzel mekân yapmış" dedim Ozanın kulağına eğilip. "İçindekiler de güzel abi, iki masa ileriye baksana bi" dedi. Başımı çevirip baktığımda masada dört kadın eğleniyordu. Onlara baktığımızı fark edince masamıza geldiler.. . Masaya gelen içkiler,kulübün loş ışıkları,müziğin yaydığı atmosfer derken ilerleyen saatlere doğru adının Alev olduğunu öğrendiğim kadının elinin erkekliğime dokunmasıyla bakışlarımız kesişti.Kulağıma eğilip.. " Bana gidelim" demesiyle yüzümde küçük bı gülümseme oldu. İşlerden dolayı bayağıdır dışarı çıkmamış, bı kadına el sürmemiştim rahatlamaya ihtiyacım vardı .Ozan a dönüp "Biz çıkıyoruz" dedim kendide ne halt ederse etsindi.. Sabaha karşı Alevin yanından ayrıldım. Gerçekten alev ateş yakmıştı beni tam bir doyuma ulaştırmıştı ... "Beraber uyusaydık "dedi ama ben yattığım bi kadının yanında sevişmeye devam etmeyeceksem uyumazdım.Bozuldu biraz ama yapacak bişey yok. Eve geçtim bi duş alıp hemen yattım ne kadra uyursan okadar iyi yarına iş var....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD