Yeni Şehir Yeni Umutlar...

1277 Words
Havalimanı her zamanki gibi kalabalıktı. Anonslar, tekerlekli valiz sesleri, acele eden insanlar… Defne valizini sürükleyerek gişelere yürüdü. “Merhaba. Antalya. Tek yön.” Görevli kadın kısa bir duraksamadan sonra ekrana baktı. “İki saat sonra uçuşumuz var.” Kolundaki saate baktığında saatin 22.30 olduğunu gördü. Defne kartını uzattı. “Uygun.” Bilet yazıcıdan çıkarken içindeki düğüm biraz daha sıkılaştı. Oysa bu şehirden gidişini, doktor olarak atanıp annesini de yanına alarak gitmek şeklinde hayal etmişti hep… Biletini çantasına koyup bekleme alanına geçerken bir yandan da Melis’i aramaya çalışıyordu. Sert bir çarpışma. Elindeki telefon yere düştü. Omzuna ağır bir darbe gelmişti. Başını kaldırdığında karşısında siyah takım elbiseli, geniş omuzlu bir adam duruyordu. Adam kaşlarını çatıp yere düşen telefona baktı, sonra Defne’ye döndü. “Önüne bakmayı denesen?” dedi soğuk bir sesle. Defne’nin gözleri anında parladı. “Tamam, ben önüme bakmıyordum. Siz neden bakmadınız?” Adam hafifçe gülümsedi. Küstah bir gülümsemeydi bu. “Demek suçlu olduğun hâlde bağırıyorsun. İlginç.” Defne bir adım yaklaştı. Gözlerini onunkilerden ayırmadı. “Hayır. Suçlu sensin. Ama üstüne bir de ukalalık ediyorsun. Daha ilginç.” Çevreden birkaç kişi dönüp baktı. Adam telefonu yerden alıp Defne’ye uzattı. “Al. Kırılmadıysa şanslısın.” Defne telefonu aldı ama teşekkür etmedi. Tam arkasını dönecekti ki adamın telefonu çaldı. “Evet… pist hazır mı? Beş dakika sonra geliyorum.” Ve ağır adımlarla VIP çıkışına yöneldi. Uçuş İki saat sonra Defne, ekonomik sınıfta cam kenarında oturuyordu. Uçak havalanırken gözlerini kapattı. Samsun aşağıda küçülürken içindeki huzursuzluk da yavaş yavaş geride kalıyordu. “Yeni bir başlangıç…” diye fısıldadı. İki saatlik rötarlı yolculuğun ardından uçak nihayet Antalya Havalimanı’na indi. Saat henüz ikiydi. Kapı açıldığında Antalya’nın sıcak havası yüzüne vurdu. Defne derin bir nefes aldı. Yeni bir şehir… Bu kez gerçekten yalnızdı. Ama bu yalnızlık, Samsun’daki gibi ağır değildi. Terminale girdiğinde kalabalığın içinden bir el sallandı. “Defneee!” Melis… Karamel saçları omuzlarına dökülüyordu. Bal rengi gözleri ışıl ışıldı. Defne gülümseyerek hızlandı. Melis koşup ona sarıldı. “Hoş geldin! Sonunda geldin! Yol nasıl geçti?” Defne sarılışı birkaç saniye fazla tuttu. “İyi geçti,” dedi yumuşak bir sesle. “Burada olmak iyi.” Melis geri çekilip yüzüne baktı. “Yorulmuşsun… ama merak etme. Burası sana çok iyi gelecek, gör bak.” Defne başını hafifçe salladı. Yeni Ev Havalimanından çıktıklarında Melis hemen bir taksi çevirdi. Valiz bagaja yerleştirildi. Arka koltuğa yan yana oturdular. Taksi hareket ettiğinde Melis heyecanla konuşmaya başladı. “Evim küçük ama çok rahat. Deniz beş dakika yürüme mesafesinde. Sana iyi gelecek, inan bana.” Defne camdan dışarı baktı. “İyi gelmesine ihtiyacım var,” dedi sessizce. Melis bir an sustu. Sonra elini Defne’nin elinin üstüne koydu. “Burada geçmiş yok, üzülmek yok. Sadece yarını düşüneceğiz.” Taksi apartmanın önünde durdu. Beyaz duvarlı, begonvillerle süslü sıcak bir bina… Melis kapıyı açtı. “Hoş geldin yeni hayatına.” Defne içeri adım attığında ayakkabılarının sesi bile başka bir evren gibi geldi. Açık balkon kapısından deniz kokusu içeri doluyordu. Samsun’da da deniz vardı ama bu bambaşkaydı. Defne valizini kenara bıraktı. “Güzelmiş…” Etrafı incelerken gözü salon duvarındaki fotoğraflara takıldı. Melis’in küçükken anne ve babasıyla çekilmiş fotoğrafları… Bebekliği… Beş altı yaşındaki hâli… Sonrasında sanki bir anda büyümüş gibi bugünkü hâli. Bu ev, Melis’e ailesinden kalan tek mülktü. Melis küçük yaşta ailesini trafik kazasında kaybetmiş, akrabaları sahip çıkmayınca yetimhaneye verilmişti. On sekiz yaşında üniversiteyi kazanınca devlet desteğiyle ve part-time garsonluk yaparak okumuştu. Zorluğu bilenlerdendi. “Melis…” dedi Defne. “Sen de akrabalarından yana yüzü gülmeyenlerdensin, değil mi?” Melis yüzünde buruk bir gülümsemeyle cevap verdi. “Sen yine tanıyorsun. Ben isimlerini bile bilmiyorum.” “Şimdi beni neden bu kadar iyi anladığını anlıyorum…” Melis gülümsedi. Bu kez gerçek bir gülümsemeydi. “Çünkü biz aynı yerden kırıldık. Ama birbirimize destek olup ayağa kalkacağız.” “Yol yorgunusun. Bir duş al, dinlen. Uyanınca güzel bir kahvaltı yapar, bol bol sohbet ederiz. Tamam mı?” Defne yatağına uzandı. İlk iş Halilcan’a mesaj attı: “Ben geleceğim yere geldim. İyiyim.” Anında cevap geldi: “Buralar biraz karışık. Kendine dikkat et.” “Ne oldu ki? 😀” “Karakoldayız, seni arıyoruz 😉” “Bir şey olur mu?” “Olmaz. Karakolda tanıdığım var. Durumu anlattım, babamların yanında ilgileniyor gibi yapıyor. Takılma sen. Sonra haberleşiriz.” Defne telefonu kapatıp huzurlu bir uykuya teslim oldu. Sabah Uyandığında saat öğlen iki olmuştu. Melis uyanmış, kahvaltı hazırlıyordu. Defne’nin aklına annesinin hazırladığı kahvaltılar geldi… Kapısını açıp “Kahvaltı hazır, kalk hadi,” dediği günler… Düşüncelerinden sıyrılıp yataktan kalktı. Önce lavaboya, sonra mutfağa geçti. “Günaydın.” “Gün ayalı çok oldu bebeğim, tünaydın o,” diyen Melis’in neşesi Defne’nin de yüzünü güldürdü. “Eee, olay ne? Ne yapıyoruz?” “Bugün hiçbir şey yapmıyoruz. Yarın CV’lerimizi hazırlarız, birkaç özel hastaneye başvururuz.” O gün evde kaldılar. Kahveler eşliğinde sohbet edip hem güldüler hem ağladılar. Başvuru Ertesi gün kahvaltıdan sonra birlikte çıktılar. Önce CV hazırlayıp ardından özel hastanelere başvuru yapacaklardı. İlk geldikleri hastane; hem evlerine en yakın hem de ilin en iyi hastanesiydi. Defne ve Melis, hastanenin cam kapısından içeri girdiklerinde ikisinin de kalbi aynı hızla atıyordu. Beyaz önlük hayalleri yıllardır zihinlerinde büyümüş, bugün ise birkaç sayfa kâğıda sığmıştı. Resepsiyondaki görevli gülümseyerek onları İnsan Kaynakları birimine yönlendirdi. Defne dosyasını uzatırken sesi sakindi ama parmaklarının hafif titrediğini Melis fark etti. Melis heyecanını saklayamıyordu. “İlk gerçek hastane başvurumuz…” diye fısıldadı. Defne göz ucuyla ona baktı. “Ve sonuncusu olmayacak.” CV’ler teslim edildikten sonra günler geçti. Umutla karışık belirsizlik… Ta ki o sabah telefon çalana kadar. Defne ekrana baktı. Bilinmeyen bir numara… “Defne Yalçın ile mi görüşüyorum?” “Evet, benim.” “Karaca Sağlık Grubu İnsan Kaynakları. CV’niz incelendi. Bugün sizin için uygunsa görüşmeye bekleniyorsunuz.” Defne birkaç saniye sessiz kaldı. “Uygun,” diyebildi sadece. Aynı anda Melis’in telefonu da çaldı. Aynı haber ona da verilmişti. İkisi birbirine baktı. Bir anlık sessizlik… Sonra sevinç, şaşkınlık ve yeni bir hayatın eşiğinde olduklarını hissettiren o tarifsiz heyecan. Görüşme Hazırlığı İkisi de sade ama etkileyici görünmek için hazırlandı. Yetenek kadar görünüm de önemliydi çünkü. Defne klasik beyaz gömlek ve siyah kalem etek seçti. Şık siyah topuklular, toplu saç, minimal makyaj… Melis krem rengi bluz, lacivert etek, babet ayakkabılar, sade takılar… Aynada son kez baktılar. “Tamam,” dedi Defne. “Artık hazırız.” Karaca Sağlık Grubu Şehrin en işlek caddesinde yükselen bina, modern cam cephesiyle güven veriyordu. Giriş kapısının üzerindeki metal harfler sade ama iddialıydı: KARACA SAĞLIK GRUBU İçeri girdiklerinde düzen ve disiplin hemen hissedildi. Resepsiyon görevlisi güler yüzle karşılayıp: “Buyurun, İnsan Kaynakları Müdürü sizi bekliyor,” diyerek idari kata kadar eşlik etti. Melis fısıldadı: “Burası hastaneden çok holding gibi…” Defne gülümsedi. “İyi yönetilen yerler böyle oluyor demek ki.” İş Görüşmesi Onları kurumsal giyimli bir kadın karşıladı. “Hoş geldiniz. Ben Nermin, İnsan Kaynakları Müdürü.” CV’leri dikkatle inceledi. “Yeni mezun doktorlarsınız. Biz genç hekimlerle çalışmayı önemsiyoruz. Peki neden Karaca Sağlık Grubu?” Melis içten konuştu: “Burada hastalar kadar çalışanların da değer gördüğünü hissediyorum. O yüzden burayı seçtim.” Defne daha netti: “Burası yalnızca sağlık hizmeti sunan bir yer değil. Eğitim, araştırma ve kurumsal gelişimi destekleyen bir yapı. Bu vizyonun parçası olmak istiyorum.” Nermin Hanım not aldı. “Güzel.” “Şimdi size hastanemizi gezdireyim,” dedi. Koridorlar canlı ama düzenliydi. Doktorlar, hemşireler, danışmanlar… herkes görevine odaklanmıştı. Son olarak camlı yönetim katına geldiler. “Burası grubun sahibi ve genel direktörü Aybars Karaca’nın katı. Sağlık grubunu babasından genç yaşta devralıp Türkiye genelinde en saygın kuruluşlardan biri hâline getirmiştir.” Kapının ardında asistanlar, toplantı odaları, telefon trafiği… Melis fısıldadı: “Demek Aybars Karaca…” Turun Sonu Nermin Hanım gülümseyerek döndü. “Sormak istediğiniz bir şey yoksa… hayırlı olsun diyelim mi?” İkisi de gülümseyerek tokalaşmak için ellerini uzattı. “O zaman… hayırlı olsun bize.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD