1.Bölüm Mübaşeret, karşılaşmak.

2686 Words
Ve diyeceğim ki; Aşk güzel şey.. vaktinde ve doğru insanla geldiği sürece...    Karanlık sokakta ilerlerken ayakkabılarımın sürtündüğü asfaltta yürümeye devam ettim. Gökyüzü kendini karanlığa bırakmışken sonu görünmeyen yolda ilerlemeye devam ediyordum. Üzerimde beyaz kısa kollu bir tişört, dar paça siyah pantolon ve eskimiş spor ayakkabılarımla çaresizce yürüyordum. Sırtımda küçük bir çanta vardı. Bugün yetimhaneden ayrıldığımda gün boyu oradan oraya dolanmıştım. Nereye gideceğim ya da ne yapacağım konusunda bir fikrim yoktu. Temiz deniz havası almak istediğimde İstanbul'un o eşsiz manzarasına gitmek istemiştim. Yeri aydınlatan beyaz ışığı ve korkutucu derecede kulaklarımı kirleten kornayı duyduğumda adımlarımı hızlandırarak kenara geçtim. Araba hızla yanımdan geçip giderken, arkasında kirli egzoz gazını bıraktı. Yanaklarımı şişirerek şehrin tam içine girdiğimde ortalık sessizdi. Öyle ki birkaç araba dışında in cin top oynuyordu. Tabanlarım altı zonklamaya devam ederken artık bir yerde oturmam gerektiğini düşündüm. Kaldırımda ilerleyerek tabanlarıma son bir kez kuvvet uyguladım. Bir süre yürümeye devam ettiğim de sonunda boğazın dalga sesleri duydum. Dudaklarımda günün yorgunluğuna tezat minik bir gülümseme oluştuğunda adımlarımı hızlandırdım. Kaldırımdan inerek karşıdan karşıya geçtiğimde sonunda boğaza ulaşmış bulundum. İstanbul Boğazı'nın temiz ve ferah kokusu ile temiz havayı içime çekerken gülümsemem büyüdü. Boğaza yaklaşarak gün boyu boşalmayan bir banka doğru yürüdüm. Kız Kulesinin eşsiz manzarasına bakarak kendimi yorgunca banka attığımda, ayaklarımın rahatlığa kavuşmasıyla iç çektim. Gözlerim Kız kulesine tutunduğunda tebessümüm büyüdü. İstanbul'un tüm kirliliğine rağmen tek temiz kalan yeriydi. Kirlenmeyecek tek yeri. Kız Kulesi'nin ışıklarla ihtişamlı manzarasına baktığımda içime dolan çizme arzusuna engel olamadım. Omuzlarımdaki çantanın askılarını sıyırarak fermuara uzandım Yanımdan bir an olsun ayırmadığım minik defterimi ve yumuşak uçlu kalemimi çıkardım. Bacaklarımı üst üste atarak boş bir sayfa açarak karalamaya başladım. Kendimi bildim bileli resim yapardım. Kızlar da çok beğenirdi. Aklıma yetimhane düştüğünde gülümsedim. Keşke hiç büyümeseydik. İlk başlarda yetimhanede okula giderken bir öğretmenim fark etmişti. Diğer çocuklara nazaran bacalı bir ev ve ağaç çizmiyordum. İnsanları gözlemliyor, yüzlerindeki ifadeyi dökerdim kağıtlara. Küçük bir çocukken sınıf öğretmenim olan Ahmet Hoca'ya aşık olmuştum. Sınıfta bize ders anlatırken ben sıranın altında tebessümle çizerdim. Dudaklarımdan minik bir kıkırtı kaçtığında, ellerimi hızla kağıdın üzerinde oynatıyordum. Ahmet Hoca bir gün yaptığım resimleri bulmuştu. Tabi kızacağını düşünürken başımı okşamış bana çok yetenekli olduğumu söylemişti. O günden bu güne bana yardım etmiş, ilerlememi sağlamıştı. "Bu taraftan, hemen boşaltın kamyonları!" Duyduğum gür sesle çizmeyi bıraktım. Dalgınlığımdan sıyrılarak sesin geldiği yöne baktım. Gözlerim hemen parkın arkasında olan ara sokaklara tutunduğunda iki üç kamyonun durduğunu gördüm. Kaşlarım çatılırken defterimi kapattım. "Sessizce halledin sizi beş para etmezler!" İçime dolan merak duygusuna mani olamadan ayaklandım. Defteri ve kalemi çantama koymadan yürümeye başladım. Parkın önüne yavaş adımlarla gelerek koca gövdeli bir ağacın arkasına saklandım. Karanlık bedenimi saklarken başımı çıkartarak o tarafa baktım. Kamyonları hızla elden ele boşaltan insanları gördüm. Birkaç takım elbiseli adam toplanmış, aralarında bir şey konuşuyorlardı. Gözlerim dikkatle yüzlerine odaklandığında elimdeki defteri açtım. Uzun zamandır bir şeyler çizemiyordum. Bu heyecan verici olay, bana umut olmuştu. Kalemimi kağıdın üzerinde oynattım. Ve bu benim ecelim oldu. Kalemim hızla gözlerimin takip edemediği bir şekilde oynarken karalamaya başladım. Bir kağıdıma bir adamlara bakıyordum. Kamyondan indirilen büyük bir kutuyu adamların önüne indirdi iki kişi. Adamlardan biri ağzını açmak için işaret ettiğinde aralarından bir erkek kutuyu açtı. Eline aldığı küçük heykeli adama uzattığında adam gülümseyerek eline aldı. Heykelin alt tabanını açarak içinden beyaz bir poşet çıkardığında gözlerim büyüdü. O beyaz paketin içindeki, tahmin ettiğim şey olmazdı değil mi? Al sana Ayşin, meraklı olursan olacağı bu! İç sesime kulak asmayarak adamın yüzüne odaklandım. Gördüklerim zihnimde bir tiyatro sahnesi gibi canlandığında adamın çatık kaşlarını çizmeye başladım. Ellerim kağıdın üzerinde oynarken, adamın dudaklarındaki minik tebessümü çizdim. Kalemimin ucu yumuşaklığını kaybettiğinde homurdanarak çantama uzandım. Adamlar gitmeden bunu bitirmem gerekiyordu. Sessizce hareket etmeye çalışarak çantama uzandığımda yaslandığım daldan bir çıtırtı geldi. Gözlerim korkuyla büyürken çalılıkların arasından adamlara baktım. Beni görmediklerine şükrederek gözlerimi kapattım. Çok şükür! Çantamın fermuarını yavaşça açarak içinden diğer kalemimi çıkardığımda, başıma gelmeyecek bir şey oldu. Kalemimi çıkartırken elimden kayan defter yere düşerek tok bir ses çıkardı. O saniye nefes almayı bırakmıştım. Sorun çıkan seste değildi, sorun defterimin ağacın köküne düşmüş olmasıydı. Titrek bir nefes alarak belimi eğdim. Parmaklarım deftere uzanırken yüzüme değen ağaçla sinirle homurdandım. Bir elimi dala koyarak destek aldığımda, yüzümden çektim. Parmak uçlarım deftere değdiğinde mutluluk ve endişeyle gülümsedim. Destek aldığım ağaç, inceliğinden dolayı kırılarak kendiyle beraber beni de yere düşürdü. Ellerimi yere bastırarak düşmekten son anda kurtulduğumda kumral saçlarım iki yanıma uzandı. "Burada bir kız var!" Başımı kaldırarak adamalara baktığımda, çoktan beni fark ettiklerini gördüm. Düştüğümden dolayı dizlerim yere yaslanmıştı. Defteri yerden kaldırarak dizlerimin üzerine çıktığımda adamların bana doğru baktığını gördüm. "Bizi çizmiş! Çabuk yakalayın şunu!" Kalbim korkuyla atmaya başladığında, kulaklarıma polis sireni doldu. Kırmızı ve mavi ışıklarla sokağı aydınlatan arabaları gördüğümde adamların paçaları tutuştu. "Siktir! Bunlar polis! Çabuk!" Bir adam bana doğru koşmaya başladığında hızla ayaklandım. Polisler sokağın girişinde ani frenle durduğunda, arkamı döndüm. Acıyan tabanlarımı umursamadan boğaza doğru koştuğumda arkamdaki adam polisleri umursamadan arkamdan koşmaya devam etti. Birkaç silah sesi duyduğumda korkuyla çırpındım. Neyin içine düşmüştüm böyle? Az önce oturduğum bankın önüne nefes nefese geldiğimde arkama baktım. Adam aramızdaki mesafeyi kat ederek durdu. Ceketinin hemen altında beline koymuş olduğu silahı çıkartarak bana doğrulttuğunda durdum. Silahın namlusu ile göz göze geldim. Adam üzerime doğru gelmeye başladığında geriye doğru bir adım attım. Dizlerim yorgunluktan değil, korkudan titredi. Allah'ım ben daha on sekiz yaşındaydım! Ölmek için çok gençtim! "O defteri bana ver küçük kız!" Adamın gözleri elimdeki deftere düştüğünde sıkıca kavradım. Gözlerim adamın arkasına takıldığında polislerin çatışmaya girdiğini gördüm. Silah sesleri ara sokaklarda yankılanırken, halime yandım. Beni kurtaracak kimse yoktu. O zaman ben kendimi kurtarırdım. "Bak anlaşabiliriz!" dedim ellerimi yukarı kaldırarak teslim oldum. Dudakları alay eder gibi kıvrıldığında silahın pimini çekti. "Ya sen ver, ya ben alayım. Zorla!" Etrafıma çaresizce bakındığımda adamın hemen arkasında bir gölge gördüm. Adam üzerime doğru biraz daha yaklaştığında geriye adımladım. Topuklarım boşluğa denk geldiğimde arkama baktım. Suya düşecektim neredeyse! Gözlerim tekrar adamı bulduğunda, hemen arkasında birini gördüm. Siyah kuzguni saçlarını öne doğru atmış, elindeki silahla sessiz adımlarla yaklaşıyordu bize. Yeşil gözlerini yüzüme çevirerek korkuyla kasılmış bedenimi inceledi. Gözlerim yeşil gözlerine tutunduğunda yutkundum. İşaret parmağını dudağına yaslayarak 'sus' işareti yaptığında ellerinin arasındaki silahı yükseltti. Derin bir nefes alarak bana gülümseyen adama döndüğünde ortamda gür bir ses duydum. Kurşun sesi. Göğüs kafesimin boşluğunda hissettiğim acıyla yüzüm buruşurken ellerim iki yana düştü. Parmaklarım defteri sıkıca kavrarken bedenim yalpalandı. Adam üzerime doğru geldiğini gördüm. Bedenimdeki acı dayanamadığım bir noktaya geldiğinde dudaklarımdan bir inleme firar etti. Bir kurşun sesi daha duydum. Gözlerim kısılırken bedenim arkaya doğru düştüğünde adamın yere düştüğünü gördüm. Arkada polis olduğunu düşündüğüm adam bana koşarken ayaklarım zeminden sıyrıldı. Gözlerim karanlığa sürüklenirken, bedenim boşluğa düştü. Bedenimin her tarafı su ile kaplanırken, bedenim sızladı. Suyun içinde debelenme gibi bir harekette bulunamadım. Bedenimi kıpırdatamıyordum. Gözlerim suyun içinde kapanmadan önce gördüğüm ay ile gülümsedim. Belki de ayı çizmeliydim. Daha çizeceğim çok şey vardı, ölemezdim. Allah'ım lütfen! Bedenim acıyla kasılırken, gözlerim boşluğa süzüldü. Suyun içinde dibe batmaya başladım. Beni kurtaracak kimse yoktu. Kimse beni kurtarmaya gelmemişti. Gözlerimi açmaya zorlarken bedenimde taka kalmamıştı. Öyle ki zihnim karanlığa sürüklendiğinde bir ses işittim. Allah'ım ölmek istemiyorum!   "Hanımım?" Duyduğum sesle yerimde kıpırdanarak uykuma devam etmek istedim. Bedenim kaç gündür hasret kaldığı uykuyu bulmuşken hiç bırakasım yoktu. Sert yastık ile yüzümü buruşturarak kıpırdandım. Bedenimi sola döndürerek cenin pozisyonu aldım. "Hanımım?" "Hım?" Uykumdan sıyrılmadan mırıldandığımda uykunun derin kollarında gezindim. Tenimde batan iğne gibi bir acıyla yüzümü buruşturdum. Bedenim tamamen uykudan sıyrıldığında gözlerimi kırpıştırdım. Kirpiklerim açılırken, bulanık görüntümü düzeltmeye çalıştım. Birkaç kez kırpıştırdığımda beyaz bir tavanla göz göze geldim. Odanın içinde fısıltılar duyduğumda bedenimi kıpırdattım. Ellerimi altımdaki yatağa yaslayarak bedenimi yükselttim. "Hanımım iyi misiniz?" Duyduğum erkek sesiyle sırtımda bir el hissettiğimde başımı çevirdim. Bana endişe ile bakan orta yaşlı adam ile dudaklarımı büktüm. Elini sırtımdan çekerek başını eğdi. Başımı eğerek adama dikkatle baktığımda başındaki şapka gibi şeye baktım. Evin içinde şapkamı? "Affedin hanımım!" Başını eğerek yalvardığında olduğum yerde toparlandım. "Al tarafı sırtıma dokundunuz. Neden özür diliyorsunuz beyefendi?" Başını kaldırarak gözlerini irice açmış, şaşkınca bana bakarken fısıldadı. "B-beye?" ona aldırmadan tebessüm ettiğimde odada gezdirdim bakışlarımı. Ayakta duran dolu gözleriyle beni izleyen bir kadını gördüm. Ellerini dudaklarına yaslayarak hıçkırığını sakladı. Üzerindeki yeşil abiye tarzı elbiseye baktığımda kaşlarımı çatarak düşündüm. Düğüne falan mı gelmiştim? Başımı yana çevirerek başını eğmiş adama baktım. Düğünde olsam bu adam niye üzerinde beyaz kıyafetlerle önümde dikiliyordu? Peki, bu kadın neden ağlıyordu? "Hanımım!" Yüksek bir sesle bağırarak yanıma geldiğinde ürkerek arkama yaslandım. Yanıma gelerek eğildiğinde, şokla bakıyordum ona. Hanımım mı? Neden böyle sesleniyorlardı bana? "Ah üzülmene gerek yok? Neden ağlıyorsun teyze?" Eline uzandığımda ağlamasının kesildiğini duydum. Başını kaldırarak bana iri gözleriyle baktı. Tahminen otuzlarının sonunda bir kadındı. Yüzünde hafif kırışıklıklar vardı. Temiz yüzü ile gözlerimin içine bakıyordu. Başında yeşil bir eşarp vardı. Eşarbı kafasına takmış, saçlarının yarısını gözler önüne seriyordu. "Ne?" Derin bir nefes alarak en son ne olduğunu düşünmeye başladım. Aklıma defterim geldiğinde gözlerimle odayı inceledim. Eski tarz döşenmiş bir odada olduğumu fark ettim. Osmanlı tarzı işlemeler ile süslenmişti. Pencereyi kapatan koyu kırmızı boydan perdeler vardı. Perdeler çok gösterişliydi. Yerdeki halılar desenli ve kalınlardı. Odanın her tarafı koyu renklerle doluydu. İçim darlandığında derin bir nefes aldım. Kurşun. Silah. Adamlar. Polis! Aklıma düşen şeylerle gözlerim irice açılırken hızla kalktım yataktan. Yere eğilmiş olan kadın ve adam benim kalkmamla sırtlarını dikleştirdiklerinde şaşkınca bana baktılar. "S-siz uyandınız hanımım!" Korkuyla kadına baktığımda, ofladım. "Teyze ne hanımı ya? Kimsin sen?" dedim sinirle. Ne olmuştu bana? Neredeydim? Ve buraya nasıl gelmiştim? "Beni tanımıyor musunuz?" dedi kadın eliyle kendini gösterdiğinde dudaklarımı bükerek başımı iki yana salladım. Gözeri yaşarırken adama döndü. "Hanımıma ne oldu?" Adam beni incelediğinde kaşlarımı çattım. "Neredeyiz biz?" dedim adama hitaben. Adam bedenimi incelediğinde kaşlarını çattı. Derin bakışlarını bedenimden ayırmazken fısıldadı. "Korktuğumuz başımıza geldi!" "Hangi yıldayız dedim!" Birbirlerine şaşkınca bakarken kadın kendini toparlayarak bana yaklaştı. "Topkapı Sarayı'ndayız Hanımım. Ben baş hizmetçiniz Ayşe Hatun!" Topkapı Sarayı mı? Hanım? Ah bunlar kafayı yemiş olmalıydılar! "Saçmalık, deliler hastanesine düştüm herhalde!" Kadın başını iki yana sallarken, aklıma mukayyet olmaya çalışıyordum. Kafayı yiyecektim! Aklıma aniden düşen şeyle gözlerimi odada dolaştırdım. Bir masaya denk geldiğimde oraya yaklaştım. Küçük aynaya rast geldiğimde baktım. Aynada kendimle göz göze geldiğimde rahat bir nefes aldım. Bedenim, yüzüm aynıydı. "Ahsen Hanımım, lütfen uzanın!" Kadın bana yaklaşarak elini sırtıma koydu. Aynadan göz göze geldiğimde ona döndüm donmuşçasına. Üzerimdeki bu elbiseler, bu deli gibi görünen insanlar, bu oda... yoksa? Aklıma gelen başıma gelmemişti inşallah! Dilimin ucuna gelen kelimeleri doğru olmadığını duymak isteyerek fısıldadım. "Burası Osmanlı Devleti mi?" Kadın umutla tebessüm ederken dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Bedenim ona doğru yalpalandığında gözlerim üzerimdeki elbiseye düştü. Uzun beyaz elbiseye baktığımda başımı iki yana salladım. "Delirmişsiniz siz!" Kadından bedenimi geri çekerek ona döndüm. Yüksek sesle konuşmamı beklemiyordu. Adımlarımı kapıya çevirdiğimde hızla yürüdüm. Kadın arkamdan yürürken kapıyı sertçe açtım. Adam ve kadının uyarılarını dinlemeyerek dışarı çıktım. Kapıda asker gibi giyinmiş adamlar eğilerek selam verdi. Gözlerim uzun koridora takıldığında beni takip eden kadına baktım. Ellerimle elbisemi toplayarak mırıldadım. "Sizi deliler! Kafayı yemişler!" Önüme dönerek koşar adımlarla yürümeye başladım. "Hemen getirin onu buraya!" "Hanımım bekleyin!" Onların seslerine aldırış etmeden arkama bakmadan adımlarımı hızlandırarak koşmaya başladım. Elbisemin etekleri uçarken, saçlarım arkaya doğru savruluyordu. Çıplak ayaklarımla koridorda koşuşturuyordum. Uzun koridor bittiğinde, güneş ışığıyla aydınlanan geniş bir avluya geldim. Geneli kız olanlar önümde eğildiğinde adımlarımı durdurarak nefes nefese baktım. Kızlar şaşkın bakışlarla ellerindeki kovayla selam verir halde dururken şaşkınlıkla etrafıma bakıyordum. "Ahsen Hatun! Sonunda uyanmışsınız!" Yanımdan gelen yüksek sesle olduğum yerde hoplarken, bana Ahsen diyen kadına döndüm. Gözleri beni gördüğünden olsa gerek parlarken eğilerek selam verdi. Saçları bukleli bir şekilde önüne dökülmüşken, saçına tutturduğu mavi tüle baktım. Üzerinde mavi uzun sade bir elbise vardı. Elbisenin kolları kesik bir biçimde elbisenin eteğine doğru aşağı süzülürken bakışlarım yüzüne tutundu. "Allah'a şükürler olsun!" Sırtını dikleştirerek bana gülümseyerek baktığında arkamdan tanıdık bir ses duydum. Arkamı dönerek sesin geldiği yöne baktığımda o adam ve kadının bana koşarak geldiklerini gördüğümde hızla önüme döndüm. Karşımdaki kadının omuzlarına avuç içlerimi koyarak bana bakmasını sağladım. Şaşkınca bana baktığında düzensiz nefeslerimin arasından konuştum. "Beni görmedin tamam mı?" Başını şaşkınca salladığında ellerimi omuzlarından çektim. Sürekli ayağıma dolanan elbisenin eteklerini oflayarak topladım. Eteğin paçalarını dizlerime kadar sıyırdığımda, karşımdaki kadın bakışlarını kaçırdı. "Ahsen Hatun, eteğinizi kaldırmamalısınız!" Ona aldırmadan eteğimi kaldırarak kaçtığımda, kızlar kendi aralarında fısıldarken koşmaya başladım. Önüme çıkanları umursamadan koşmaya devam ettim. Büyük bir avluya çıktığımda şaşkınca etrafıma baktım. Burada her yer aynıydı! Şaşkın bakışlarım buğulu olan gökyüzüne tutunduğunda, yüzüme birkaç damla su düştü. Avluya hızlı girdiğimden bazı insanların bakışları beni bulmuştu. Etrafımdaki insanlara bakarak zihnimde bir şeyleri oturtmaya çalışıyordum. Ben buraya nasıl gelmiştim? Su! Suya düşmüştüm! "Ahsen Hatun, lütfen durun!" Arkamdan sesler yükseldiğinde ellerimin arasındaki kumaşı sıkarak yukarı kaldırdım. Gözlerim hemen avlunun karşısında bir kapıya tutundu. Adımlarımı hızlandırarak kapıya yöneldiğimde her iki tarafta duran askerlere baktım. Kapının önüne geldiğimde askerler beni görmezken arkama baktım. O kadının buraya adımladığını gördüğümde kapının kollarını tutarak içeri doğru ittim. Kapıdan içeri girerek arkamı döndüm. Kapıyı arkamdan kapattığımda derin bir nefes aldım. "Bunların hepsi deli!" Elimi göğsüme koyarak soluklarımı düzeltmeye çalıştım. Arkamdan bir boğaz temizleme sesi geldiğinde irkilirken soluğumu tuttum. Kapının arkasından sesler duyduğumda arkamı döndüm. Hemen bir adım ötem de duran bir adam görmeyi beklemiyordum. Saçları arkaya doğru düzgünce taranmıştı. İlk bu çekmişti dikkatimi. Ortaya çıkan alnına bakarak aşağı indim. Kara gözleri ile göz göze geldiğimde, harareleri parlayarak bakıyordu bana. Yüzü kemikli bir yapıya sahipti. İnsanların yüzünü incelemekte iyi bir gözlemciydim. Kısa kirli sakalları yanaklarını kaplamış, elmacık kemiklerinin hemen altında bitiyordu. Kalın kaşları bir kalem gibi çizilmişti adeta. Öyle ki, yanakları dümdüz elmacık kemiklerine sahip olduğu için çukuruydu. Çok uçuk bir pembeye sahip dolgun dudakları vardı. Alt dudağı üst dudağına nazaran daha dolgunken aralandı dudakları. Burnu düz ve kemikliydi. Alnı bana her baktığı saniye çatılırken, iki kaşı arasında bir çizgi oluştu. İnce uzun çizgi alnında hatırı sayılı bir yere sahipti. Parmak uçlarım sızlarken başımı salladım hızlıca. Bu adamı çizme arzusu dolmuştu içime. "Uyanmışsınız!" Şaşkın ve bir tutam da mutluluk barındırdığı sesiyle fısıldadığında tebessüm etmeye çalıştım. Gözleri yüzümü incelediğinde alnındaki çizgi kabardı. Kara gözlerini bedenime düşürdüğünde her bir santimimi dikkatle inceledi. Bedenimde bir hasar olmadığını anlayarak tekrar gözlerime baktı. Kollarını iki yana açarak bana uzanacağı sırada o kadının sesini duydum kapının arkasından. Gözlerim irileşirken ellerim adamın heybetli bedenine uzandı. Nasıl oldu da güçlü olan bedenini kapıya yasladım bilmiyorum. Her şey bir anda oldu. Yerlerimizi değiştirerek iri cüssesini kapıya sertçe yasladığımda bedeni yalpalandı. Kirpiklerini araladığında bedeni ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyordu. Elimi dudaklarına yükselterek parmak uçlarıma bastım. Bedenimi ona doğru çıkartarak avuç içimi dudaklarına yasladım. Diğer elimi de kaldırarak işaret parmağımı dudaklarıma koydum. Sessiz olmasını isteyerek başımı kapıya doğru yaklaştırarak sesleri dinledim. Kolları bedenimin iki yanında dururken, gözleri üzerimdeydi bunu hissedebiliyordum. Kapının arkasındaki sesler yavaş yavaş kesildiğinde uzaklaşan adımları duydum. Derin bir nefes alarak adama döndüğümde gözlerinin yüzümde olduğunu gördüm. Elimi dudağımdan çekmiş adamın sert göğsüne yaslamıştım. Dudaklarına kapattığım elimi çekerek göğsüne bastırdım. Bileklerimi göğsüne yaslayarak ona dokunmaktan kaçındım. Gözlerini kısarak gözlerimin içine baktığında kaşlarımı yukarı kaldırdım. Yüzümde gezinen bakışları dudaklarıma düştüğünde kara gözlerine bir ton daha büründü. İnce kumaşın üzerinden sıcak avuç içini hissettiğimde soluğum kesildi. Kollarını sıkıca belime dolayarak bedenimi bedenine çekti. Bileklerime yasladığım ağırlık avuç içlerime yüklendiğinde kafam göğüs kafesine çarptı. "Uyandın!" Yerimizi ne olduğunu anlamadan değiştirdiğinde, kollarını sıkılaştırarak sırtımın kapıya çarpmasını önledi. Kalp atışlarım kulaklarımda uğuldamaya başladığında şaşkınca ona bakıyordum. Kollarını belime dolarken fısıldadı. "Uyandın!" "Yok hala uyuyorum!" dedim kollarının arasında kıpırdanarak, saçma halimden sıyrılarak. Kollarını çekmeyerek daha da sıkılaştırdı. Kaşlarımı çatarak ona baktığımda, sinirle ofladım. "Bırak beni be adam! Kimsin sen? Niye dokunuyorsun bana?" Kaşlarını kaldırarak beni izlediğinde, sırtımdaki kollarını gevşettiğinde kıpırdanarak kıskaçlarından kurtuldum. Her gelen yapışıyordu! "Ne oldu sana?" "Neden bahsettiğiniz hakkında bir fikrim yok! Her neyse bu labirent gibi yerden nasıl çıkabilirim?" dedim ellerimi göğsümde birleştirerek ona baktım. Boğazını temizleyerek arkaya doğru bir adım attığında rahatladım. "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum. Hekime göründünüz mü?" "Bakın benim buradan çıkmam gerekiyor!" dedim ellerim ona doğru yükselterek derdimi anlatmaya çalıştım. Bana anlamsızca baktığımda gözlerimi devirerek başımı iki yana salladım. "Allah'ım neden akıllısı beni bulmuyor?" diye yakındım. "Bana ne demeye çalışıyorsunuz siz? Haddinizi bilin!" gür sesiyle kükrediğinde sırtım kapıya yapıştı. Ani bir refleksti bu, ondan korkacak değildim! "Yok ya? Kimsin ki bana haddimi aştığımı söylüyorsun sen?" Parmaklarını burnuna yaslayarak başını iki yana salladı. "Bunu hastalığınıza veriyorum." dedi kendine hakim olmak isteyerek. Kaşlarımı alayla kaldırarak dudaklarımdan bir kahkaha çıkardım. "Ah, paşama bak! Hastaymış! Kimsin ki sen benimle böyle konuşuyorsunuz?" dedim ona alaylı bir gülümseme ile bakarken. "Peki o halde. Size uyalım, Fatih Sultan Mehmet ben!" Ha? Ne diyordu bu salak? Ne Fatih'i ne Mehmet'i? Ben neyin içine düşmüştüm böyle? Allah'ım ölmek istemiyorum derken beni delilerin arasına göndereceğini tahmin etmemiştim! Bunu kast etmemiştim ben!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD