2.Bölüm \"DAHL\"

2139 Words
Dahl, etki.   O adamın yanındayken bana bir şeyler oluyordu.   NOT : KALIN VE İTALİK YAZAN YERLER MEHMET'İ AĞZINDAN.   "Durumunuz iyi gibi görünüyor!" Bıkkınlıkla nefesimi üfleyerek bileğimi sertçe ellerinin arasından çektim. Bana sürekli hanımım diyen kadın ve kendini hekim sanan adam ile yine odaya tıkılmıştım. Bana kendini Fatih Sultan Mehmet diye tanıtan adam kapı çalınınca geri çekilmiş ve bana son bir kez bakarak dışarı çıkmıştı. Buraya zorla getirilirken, harem gibi bir dolu kadının kaldığı yeri görmüştüm. Görenler önümde eğilerek selam verirken ben şaşkınlıkla bakmıştım etrafa. Ne kadar inkar etsem, aklımı kurcalasam da sanırım zaman da bir yolculuk yapmıştım. "Neyi var? Neden garip davranıyor peki?" dedi kadın endişe ile adama dönerek. "Sorun yok, Ayşe Hatun! Sadece geçici bir hafıza kaybı yaşıyor gibi." "O ne demek?" Kadın endişe gözlerle bana döndüğünde ellerimi göğsüme yaslayarak, odayı incelemeye başladım. Bana sürekli Ahsen diyorlardı. Ahsen'e benzettiklerine göre o kız tıpa tıp bana benziyor olmalıydı. Ama bedenim aynıydı, bu nasıl mümkün olurdu? "Yani bazı insanları tanımıyor olabilir, bazı olayları da! Nasıl davranacağını da!" dedi gözlerini üzerime çevirirken. Oflayarak yanaklarımı şişirdim. Ben deli değildim yahu! Aklımı da kaybetmemiştim. "Allah'ım!" Ayşe Hatun dolan gözleriyle bana baktığında hekim yaklaşarak gözlerime baktı. "Göle düştüğünüz gün ile ilgili bir şey hatırlıyor musunuz?" Göl. Demek ki Ahsen de göle düşmüştü. Şimdi taşlar yerine oturuyordu. Ben denize düştüğüm sırada o da düşmüş olmalıydı. Bu şekilde yer değiştirmiş olmalıydık. O, geleceğe bende geçmişe gelmiştim. Bu nasıl mümkün olabiliyordu ki? "Hayır, hiçbir şey hatırlamıyorum." dedim boğazımı temizleyerek hekime baktım. Başını sallayarak bedenini dikleştirdiğinde dudaklarını araladı. Konuşacağı vakit kapı şiddetle aralandı. Bakışlarım kapıya döndüğünde hekim ve Ayşe Hatun başını eğerek selamda durdular. "Kızım! Ahsen'im!" Kadın ağlamaklı yüzü ile beni izlediğinde dudaklarımı büktüm. Telaşlı adımlarla yanıma gelerek yatağın ucuna oturdu. Şaşkın bakışlarım onun üzerindeyken kollarını dolayarak bedenimi kollarının arasına çekti. "Yavrum! Bir şey olacak sandım!" Kolları bedenimi sıkılaştırırken başım boynuna yaslandı. Bir elinin saçlarıma çıkartarak okşarken, boğazımı temizleyerek içimde yeşeren bu garip duygunun tadını çıkartmaya karar verdim. Kızım demişti. Demek ki bu kadın Ahsen'in annesi oluyordu. Kadın geri çekilerek ellerini yanaklarıma yaslayarak yüzümü okşadı. Garip bakışlarıma aldırmadan ağlamaya devam etti. "Uyanmayacaksın diye öyle korktum ki!" Ona tebessüm etmeye çalışarak yüzüme yasladığı ellerinin bileklerini tuttum. "İyiyim anne!" dedim çekinerek. Dudaklarında bir tebessüm belirdiğinde içim ferahladı. Allah'tan pot kırmamıştım. "Durumu nasıl?" Hekim başını kaldırarak bana baktığında kaşlarımı yukarı kaldırarak hiçbir şey söylememesini işaret ettim. Bana şaşkınca bakarken elimi boynuma koyarak işaret parmağımı oynattım. Parmaklarımla onu öldürürüm işaretini yaptığımda gözleri korkuyla irileşti. "İ-iyi! Çok iyi, maşallahı var!" Dudaklarımdaki tebessüm büyüdüğünde kadın rahat bir nefes alarak bana döndü. Nedense Ahsen için endişelenen bu kadını daha da üzmek istememiştim. Parmak uçları ile saçlarımı okşadığımda garip duygu içimde yeşermeye devam ediyordu. "Neden düştün göle kızım?" dedi şefkatli sesiyle. Yerimde rahatsızca kıpırdanarak ona gülümsemeye çalıştım. Dudaklarımı aralayacağım sırada başıma giren ani sancı ile dudaklarımın arasından bir inilti kaçtı. "Ah!" Ahsen, elini göğsüne koyarak nefes almaya çalıştı. Aldığı her nefes bir bıçak gibi soluğunu keserken tek bir nefes için mücadele veriyordu. Hekimin odasına doğru ilerleyen adımları kesilirken bedeninde ki son güç kırıntısı ile gölün üzerindeki küçük düz yola adım attı. Elleri üzerindeki elbisenin yakalarını kavrayarak, kendini zorladı. Tırnakları yakasından tenine süzülerek battığında, hiçbir acı hissetmedi. Gecenin zifiri karanlığında etrafta kimse yokken, birinin onu bulmasını istedi. Yardım etmesini. Boğazından aşağı inen acıyı tüm bedeninde hissedebiliyordu. Öyle ki her bir zerresine kadar ateşin pençesine düşmüştü. Zorlukla bir adım daha atarak gözlerini yorgunca göle çevirdi. Ayın yansımasını gördüğünde tüm acıya rağmen dudaklarında bir tebessüm belirdi. Onu kurtaracak kimse yoktu. Ölecekti. Bu saray da onun celladı olacaktı. Dudaklarındaki gülümsemeyi silmeden bir adım attı köprünün üzerinden göle doğru. Ayağındaki bezden yapışmış ayakkabının ucu boşluğa geldiğinde hala izliyordu gölü. Küçük dalgaları rüzgara eşlik ederken Ahsen dudaklarını aralayarak güçlü bir nefes çekti içine. O son nefesini o gölde verirken, başka bir zamanda alacağı soluklardan bi haberdi. Ahsen o göle düşerken, zihnime düşen toz bulutları aniden dağıldı. "Kızım, iyi misin? Hekim!" Derin bir nefes alarak ellerimi göğsüme koyduğumda, acıdan kasılan yüzümü düzeltmeye çalıştım. Hekim bana doğru yaklaştığında elimle onu durdurarak sakinleşmeye çalıştım. Az evvel olan şey neydi? Ben, ne görmüştüm öyle? Bu bir anı mıydı? "Kızım!" "İyiyim, merak etmeyin lütfen!" dedim tebessüm ederek. Gözlerindeki şüphe tohumları gitmese de başını sallayarak beni onayladı. Kapının çalınmasıyla kadın yataktan kalkarken Ayşe Hatun kapıya ilerleyerek açtı. Sırtını eğerek geri çekildiğinde içeri uzun boylu heybetli bir adam girdi. Siyah kaşları ve koyu kahverengi gözleri ile gözlerime baktı hemen. Yüzündeki kırışıklıklara baktığımda orta yaşlarda bir adam olduğunu anladım. Gözlerinin altı çökmüş, hararelerinin feri sönmüştü. Yanaklarından boynuna kadar uzanan uzun sakalları vardı. Sakallarının arasına yer yer beyaz aklar düşmüştü. Başında Osmanlı döneminde takılan koyu mavi bir kavuk vardı. Üzerinde bu döneme ait olduğun sandığım bir siyah bir kaftan bulunuyordu. Altında ise geniş şalvar şeklinde bir kumaş vardı. Odada bulunan herkes onun gelmesiyle başını eğerek selam verirken adam içeri ilerledi. "Hoş geldiniz Mahmut Paşa!" Adam gözlerini benden ayırmadan ağır ağır kafasını sallayarak yatağa yaklaştı. Yerimde rahatsızca kıpırdanarak gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alarak gözlerimin üzerine kapanan örtüyü açtığımda ellerini sırtında birleştirerek yatağın yanında durdu. "Nasıl oldun, kızım?" Meraklı değil de kinaye ile sorduğu soru kulaklarıma dolduğunda şaşkınca yüzüne baktım. Bu, Ahsen'in babası olmalıydı. Gözlerini içine baktığımda hır bürümüş göz bebeklerini gördüm. Ahsen için endişe etmiyordu. "İyiyim, sağ olun!" dedim bakışlarımı kaçırarak yatağa bakındım öylece. "Uyandığını duyunca bir göreyim dedim." "Gördüğünüz üzere iyiyim." dedim ona bakmaktan kaçınarak, gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. "Durumu nasıl hekim?" "Şimdilik iyi, ama biraz istirahat etmesi gerek." dedi hekim sesindeki korkuyu saklamadan. Başını ağır ağır sallayarak elini sakallarına uzattı. "Peki o halde. Dinlensin, biz de gidelim Sırma Hatun!" Ahsen'in annesine seslenerek söylendiğinde kadın başını eğerek onu onayladı. Yanıma gelerek başımı okşadığında bedenimi bir titreme dalgası ele aldı. "Dinlen sen, yeniden uğrarım yanına!" Başımı salladığımda yanımdan ayrılarak kapıya ilerledi. Mahmut Paşa son kez bana bakarak kapıya ilerlediğinde hala diken üstündeydim. Açık kapıdan çıkarak gittiklerinde derin bir nefes aldım. O adam neydi öyle? Zebani gibi. "Neden söylememi istemediniz Ahsen Hatun?" dedi hekim başını kaldırmadan sordu. Gözlerim onu bulurken derin bir nefes aldım. O adam, Mahmut Paşa çok değişikti. Ahsen'in az önce bir anısını görmüştüm. Acı çekiyordu. Burada neler oluyordu böyle? Ahsen o göle neden düşmüştü? Bu adam neyin peşindeydi? Bu sorulara cevap bulamadan her şeyi unuttuğumu söylesem neler olurdu kim bilir? Sır gibi bir olay beni bekliyordu. "Aramızda kalacak hekim! Kimse benim aklımı kaybettiğimi bilmeyecek! Anlaşıldı mı?" dedim gözlerine bakarak. "Ama Hünkar-" "Anladın mı dedim?" Sesimi bir nebze olsun yükselttiğimde başını sallayarak eğildi. Selam verdiğinde ona izin verdim. "Şimdi gidebilirsin, dediklerimi unutma!" "Unutmam Ahsen Hatun!" Hekim kapıyı açarak odadan çıktığında başını eğmiş bir şekilde ayakta dikilen Ayşe Hatun'a baktım. Burada ki insanları tanıyordu. "Ayşe Hatun, gel!" dedim onu yanıma çağırdım. Başını kaldırarak itiraz etmeden yatağın yanına geldi. Elimle yatağın boş kısmına vurarak oturmasını istedim. "Ama-" "Otur!" dedim hızlıca, itiraz etmesine müsaade vermedim. Gergince yatağa oturduğunda kucağındaki ellerine uzanarak yardım dilendim. "Bana her şeyi anlatmanı istiyorum Ayşe Hatun. Biliyorsun hiçbir şey hatırlamıyorum. Bu yüzden yardımın gerek." "Neyi anlatayım?" "Bu sarayda yaşayan herkesi? O gece neler olduğunu! Hepsini!" Gözlerini kaçırarak yerinde kıpırdandı. "Peki Hanımım! Öncelikle siz Ahsen Hatun'sunuz. Az önce gelen Mahmut Paşa Hünkarımızın veziri." "Vezir mi?" Başını sallayarak beni onayladığında devam etti. "Babanızın mevkisi çok büyük, o yüzden herkes saygı ile eğilir önünde. Anneniz Sırma Hatun, onun ilk eşi. Sizin bir üvey olan kardeşiniz var Cihan Paşa, yeniçeri ocağında asker." "Cihan mı?" "Evet, hatırladınız mı yoksa?" dedi bana umutla bakarak. Başımı iki yana salladığımda gözlerindeki umut kırıntısı yok oldu. "Peki anlatırsam belki hatırlarsınız." "Evet, devam et." "Cihan Paşa demiştim, o sizin ağabeyiniz. Sizle çok iyi anlaşır, onu da çok seversiniz." dedi ellerimi tutarak. "Siz birkaç ay önce Valide Handan Sultan tarafından saraya çağırıldınız. Hünkarımızın anası sayılır ama babaannesidir. Hünkarımızın asıl annesi Dilruba Sultan'dır. Hünkarımızın bir kardeşi var Rana Sultan." "Ah, kafam karıştı bir bekle!" dedim onu durdurarak. Fatih Sultan Mehmet dönemindeydim. Mehmet'in annesi Dilruba, kardeşi Rana idi. Büyük annesi ise Handan Sultan'dı. Demek ki bu sarayda sözü geçen büyük kadın Handan Sultan'dı. "Devam edebilirsin!" "Valide Sultan sizi saraya çağırdığında babanızın onayı ile hünkarımız ile izdivaç için evlenecektiniz. Ancak bu kolay olmadı." "Neden?" "Hünkarımıza Valide Sultan sizi uygun gördü fakat Dilruba Sultan Kara Ali Paşa'nın kızın Firuze Hatun'u istedi. Firuze Hatun ile pek anlaşamazdınız siz." "Öyle mi? Sonra ne oldu?" Çekirdek alıp yiyesim vardı. Bu ne entrikaydı canım? Film gibi mübarek! "Sonra ise hünkarımız Firuze Hatun'u istedi." Ah umarım Mehmet'i sevmiyordun Ahsen. Yazık kıza. "Peki neden Ahsen- yani beni istemedi?" Gözlerini kaçırarak elini çektiğinde boğazını temizledi. "Çünkü ailenizi ağabeyinizin katili sanıyor." "Ne?" "Ağabeyi Alaaddin'in ölümünde parmağınızın olduğunu sanıyor. Bununla ilgili kesin bir kanıt yok ortada. Ancak Valide Sultan emir verince Hünkarımız kabul etti sizinle evlenmeyi. Düğün güne çok güzel hazırlandınız fakat-" "Göle mi düştüm?" Başını sallayarak devam etti. "Evet düğün günün arifesinde bu sarayda kalıyordunuz. O gün beni Rana Sultan'ın yanına gönderdiniz. Geldiğim de ise yoktunuz. Keşke sizi bırakmasaydım!" dedi ağlamaklı sesiyle elimi tuttu. "Tamam endişe etme! Ben şuan iyiyim!" dedim onu rahatlatmaya çalışarak. Yataktan kalkarak başını eğdi. "Ben size yiyecek bir şeyler getireyim!" "Olur!" dedim tebessüm etmeye çalışarak. Ayşe Hatun odadan çıktığında sırtımı yatağın başlığına yasladım. Belki de Ahsen Mehmet onu istemiyordu diye göle atladı kim bilir? Peki ya Şehzade Alaaddin? Onu gerçekten babası Mahmut Paşa mı öldürtmüştü? Bedenimi aşağı doğru sürükleyerek oflayarak başımı yatağa yasladım. Gözlerimi kapatarak buradan gitmeyi diledim. Gözlerimin önüne siyah harareler düştüğünde hatırımda kalan yüzünü düşledim. Peki ya hünkar? O bu hikayenin neresindeydi? Ahsen'in kalbinde mi, yoksa nefretinde miydi?   "Hanımım kalkmayın demiştim size!" Ayşe Hatun'un söylemlerini dinlemeden yürümeye devam ettim. Uyu, uyu öldüm yahu! Sıkılmıştım gün boyu yatakta uzanmaktan. Ayağıma takılan etekle oflayarak ellerimi kumaşa götürdüm. Ayşe Hatun'un baba zorla giydirdiği bindallı ile yürümeye çabalıyordum. "Ayşe Hatun, sıkıldım diyorum! Hem ben iyiyim!" Önüme bakmadan yürüyerek Ayşe Hatun'a söylendiğimde adımları durdu. Dudaklarını aralayarak konuşacağı sırada bedenim sert bir bedene çarptı. Bedenim sendelerken geriye doğru yalpalandım. Ayak bileğim burkulurken yüzüme değen sert göğüs ile yüzümü buruşturdum. Taş mübarek! Belime dolanan sert kollar ile bedenimi ayakta tutmaya zorlarken, burnuma hoş bir koku doldu. Güzel koku her bir tarafımı sararken kokuyu içime çektim. Göğsümü dolduran koku, yüreğimde yeşerirken saçlarımda sert bir nefes hissettim. "Ahsen Hatun!" Ayşin yahu! Ayşin! Tok sesi kulaklarıma dolduğunda dudaklarımı aralayarak tuttuğum nefesimi bıraktım. Başım göğsünün üzerindeyken ellerimi dayadım. Ellerimden destek alarak geriye doğru çekmeye çalıştım bedenimi. Müsaade ederek geri çekilmeme izin verdiğinde kollarını gevşeterek bedenimi terk etti. Gözlerimi yukarı kaldırarak heybetli bedenini es geçtim. Kirli sakallarından yukarı tırmanarak zihnimden çıkmayan gözlerine baktığında midem kasıldı. Midemdeki hareketlenme ile yerimde kıpırdandığımda kuruyan boğazımı temizledim. "Buyurun?" Gözlerini gözlerimden çekmeden beni izlediğinde arkasından bir ses duydum. "Selam verin Ahsen Hatun!" Kaşlarımı çatarak yüzüne bakmaya devam ettiğinde, hafifçe kaşlarını çatarak yüzümü inceledi. "Sizi görmeye geliyordum. Ama gördüğüm kadarıyla iyisiniz!" "Ah, zahmet etmişsiniz!" dedim aramızdaki mesafeyi açmaya çalışarak bir adım arkaya gittim. "Bende sıkılmıştım. Her neyse! Gideyim ben!" dedim kaçmaya çalışarak. Kaşları daha da çatıldığında ona aldırmadan yanından sıyrılarak geçtim. "Hanımım ne yapıyorsunuz siz? Hünkarımıza selam vermeniz gerekirdi!" Sırtımda olan bakışlarını hissedebiliyordum. Onu umursamadan yürümeye devam ettim. O adamın yanındayken bana bir şeyler oluyordu. Nasıl olmasındı salak! Fatih Sultan Mehmet o!   Ahsen'in arkasından bakarak onu izledim. Saçını arkaya savurarak yürümeye devam etti. Başımı eğerek derin düşüncelere daldım. Ahsen gibi değildi bakışları. Her daim parıldayan gözlerle bakardı bana. Bir kelam daha fazla konuşmak için can atardı. Ama şimdi öyle değildi. Gözlerim bedeninin duruşuna takıldığında, ellerini iki yana sallayarak yanından geçenlere selam vermeden yürümeye devam etti. Bu hatun ne kadar değişmişti böyle? Her şeyi geçtim, selam vermeyi de mi unutmuştu? O çok saygılı bir hatundu. "Mustafa Paşa!" "Buyurun hünkarım!" "Ahsen Hatun'un yaptığı her şeyden haberim olsun! Hekimi de odama çağır! Derhal!"   "Valide Sultan sizi bekliyor!" Kadının gür sesle sarf ettiği sözler ile içeri doğru adımladım. Büyük odanın içine ilerlediğim de kapı arkamdan sertçe kapandı. Gözlerim odanın baş köşesine kurulmuş olan kadına takıldı. Başında ihtişamlı tacı ile ellerini kucağında birleştirmiş dik sırtı ile gözlerime bakıyordu. Mavi gözleri ile beni süzerken bende yüzünü inceledim. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen çok dinç bir kadındı. Yüzünde hafif kırışıklıklar vardı. Doldun dudakları, pürüzsüz bir teni yüzüne yakışıyordu. Kalem gibi ince kaşları ve küçük gözlere sahipti. Üzerindeki mor bindallı ile herkesten üstün bir şekilde duruyordu. "Hoş geldin kızım! Gel!" dedi elini kaldırarak. Odadaki hizmetçiler kalkarak çıktığında yanına adımladım. Oturduğu sedire yaklaşarak yerdeki minderlerden birine oturdum. "Hoş bulduk Valide Sultan!" dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. "Nasıl oldun?" "Çok şükür iyiyim. Sizi sormalı?" "İyiyim kızım. İyi olmana sevindim." Elini uzatarak eğmiş olduğum başıma elini uzattı. Parmakları ile çenemi kavrayarak yukarı kaldırdı. "Maşallah, duru güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişsin!" Allah'ım koskoca Sultan bana iltifat ediyordu ya! "Sağ olun Valide Sultan'ım!" dedim elinin arasındaki çenemi geri çekerek. Yüzündeki küçük tebessüm bozulmadan devam etti. "Aslanımın seninle bir hayat kuracağına seviniyorum. Firuze gibi bir kadını gelinim olarak istemezdim!" Firuze? Ah şu Mehmet ile evlenecek olan! "Bende çok mesudum!" dedim kısık sesimle. Umarım Ahsen de böyle davranıyordur? "Mesut olmana sevindim. Artık iyi olduğuna göre kaldığımız yerden devam edebiliriz." "Kaldığımız yer?" "İzdivacı diyorum, Ahsen hatun! İki güne kalmaz yiğidim ile mesut olacaksınız!" Allah'ım! Ben bunu nasıl düşünemedim? Yahu ben daha on sekiz yaşındayım ne düğünü? Acaba kendimi bir kere daha mı atsam göle?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD