3.BÖLÜM \"HATURAZÜRDE\"

2198 Words
Haturazürde,  kalbi kırık.   NOT: OSMANLIDA GEÇEN VAKİT İLE GÜNÜMÜZDEKİ VAKİT AYNI DEĞİLDİR❗OSMANLIDA GEÇEN İKİ GÜNÜ ŞİMDİKİ ZAMANDA BEŞ DAKİKA GİBİ DÜŞÜNÜN. "Hanımım! Koşmayın lütfen!" Ahsen, Ayşe Hatun'un kelamlarını dinlemeden hızlı adımlarla koştu. Bugün saraya gelmişti. Valide Sultan ile konuşurken Hünkarın saraya geldiğini öğrenmişti. İçindeki taze tomurcuk ile yeşermiş heyecanla odadan ayrılmış, koşmaya başlamıştı. Kalbi kuş gibi kanat çırpıyordu. Onu çok özlemişti. Ahsen, soluğunu tutmuş bir şekilde adımlarını yavaşlattığında elini göğsünün üzerine koydu. Bağrı yerinden çıkacak gibi atıyor, nefesini kesiyordu. Nefes nefese kalması bile dudağındaki gülücüğü silmiyordu. Adımları durdurduğunda soluklarını düzene sokmaya çalıştı. "Hanımım!" Ayşe Hatun hemen arkasında durduğunda soluk soluğaydı. Yşe Hatun hanımın davranışlarına bir türlü alışamamıştı. Küçük bir çocuk gibi oradan oraya koşuşturuyordu. Ahsen, duvara doğru yaklaşıp, elini yasladı zemine. Yüzünü yavaşça duvara koyarak, koridorun diğer tarafına bakmaya çalıştı. Ayşe Hatun onun bu hareketi ile başını iki yana sallasa da tebessüm etmeden alamadı kendini. Arkasını dönüp, kimse var mı diye bakındı. Ahsen'in gözleri, çırpınışlarla sevdiği adamın üzerinde durdu. Mehmet'in. Üzerinde heybetli bedenini, sıkıca saran olduğundan daha kudretli gösteren kahverengi bir kaftan vardı. Başında siyah kavuğu ile Ahsen'in nefesini kestiğinde özlemli izledi genç kız onu. Kaftanın yaka kısmı kürklerden oluşurken, aşağı doğru uzanıyordu. Önü açık, omuzlarını kaplıyordu. Üzerinde koyu yeşil bir cellabi ve işlemeli siyah, deriden bir şalvar vardı. Ahsen'in telaşlı bakışları adamın yüzüne kondu. Özlediği gözlere baktı. Mehmet'in kaşları her aman ki gibi yine çatılmış, alnının ortasında ince bir çizginin oluşmasını sağlamıştı. Kalın gür kaşlarının hemen altında ince kirpiklerin sakladığı harareleri vardı. Ahsen adamın siyah zeytini andıran gözlerine baktı. Gözlerini hemen altında morluklar oluşmuş, yorgun yüzünü şekillendirmişti. Uzun kemikli burnu, düz bir biçimde aşağı doğru uzanıyordu. Elmacık kemikleri öne doğru çıkmış, yanaklarının keskin hatlarını belirginleştirmişti. Dudakları soluk hali ile Ahsen'in aklını yitirmesine sebebiyet vermişti. Mehmet, veziri Mustafa Paşa'ya bir şeyler derken bu tarafa doğru yürüyordu. Ahsen'in bedenini tatlı bir telaş kapladığında başını geri çekti. Göğsüne yaslı elinin içine vuran kalp atışları sakinleşmişti. O, iyiydi. Biraz olsun görebilmişti onu. Nefesini düzenleyip, ellerini saçlarına uzattı. Öne düşmüş olan buklelerini arkaya atıp, elbisesini düzeltti. Yürüyormuş ve karşısına tesadüfen çıkmış gibi yapacaktı. Ayşe Hatun onun masum hallerine bakarken Ahsen bir adım atarak koridora girdi. Karşısındaki görüntü ile heyecanı kırıldı. Haremin gözde kızı olan Firuze Hatun'un Hünkarın karşısında görünce adımları durdu. Mehmet'in ona tebessüm ettiğini görünce, içinde filizlenen çiçeğin kökü kurudu. Firuze Hatun başını eğerek selam verdiğinde Mehmet'in bakışları hemen arkasında kendisini izleyen kızı buldu. Ahsen'i. Boncuk gibi parlayan gözleri ile kendisine bakan kıza kaşlarını çattı. Kendilerinden biraz uzakta, Firuze Hatun'a baktığını gördüğünde göğsünü şişirdi. Ahsen kendini sıkmaya başladı. Mehmet'in bakışları onun üzerindeyken dizlerini kırarak, selamını verdi. Başını yere eğdiğinde, bedeni kasılmaktan kırılacaktı. Ellerini elbisesinin eteklerine koyarak, sıktı. Mehmet onu başı ile selamladığında Ahsen'in dilinin ucuna gelen kelimeler geri tepti. Son kez kendisini izleyen adama bakıp, arkasını döndü. Gözlerinden taşan bir damla yaş, yanağından süzüldü. Firuze Hatun. Hem haremin, hem de Mehmet'in gözdesi.   Sıçrayarak, uykumdan uyandığımda elim göğsümü buldu. Nefes nefese soluklarımı düzeltmek istediğimde, terden sırılsıklam olmuştum. Üzerimdeki elbise bedenime yapışmış, saçlarım boynuma tutunmuştu. Göğsüm hızla inip, kalkarken kalbime bir sancı girdi. Elim ile sol göğsümü tutarak, yüzümü buruşturdum. Kabus gibi bir şey görmüştüm. O kız sanırım Ahsen'di. Neden sürekli onun yaşadığı anıları görüyordum? O kız, gizlice Mehmet'i izliyordu. Sonra ise nir kadınla görünce üzülüyordu. Rüyamda gördüğüm kız Ahsen'di. Ayşe Hatun'u da görmüştüm, Mehmet'i de. Peki, arkasını dönük olan Firuze Hatun'da kimdi? Yoksa bahsettikleri diğer kadın o muydu? Ördüğüm kabusun etkisinden çıkmaya çalışarak, üzerimdeki yorganı sıyırdım. Topuklarımı zemine bastırarak, ayaklandırdım bedenimi. Yavaşça odanın kapısına yürüdüğümde, biraz nefes almak istedim. Hava karanlıktı, gece olmuştu. Biraz gezintiye çıksam fena olmazdı. Kapıyı aralayıp, çıktığımda kapıda bekleyen askerleri gördüm. "Hayırlı geceler Ahsen Hatun!" Ahsen. Sanırım bu isme alışmam gerekiyordu. Başımı sallayıp, yürümeye başladım. Buradaki insanların hepsi bana öyle sesleniyordu. Ben burada Ahsen'dim. Peki Ahsen neden göle düşmüştü? Ben buradaysam o da günümüze mi gitmişti yani? Ahsen, göle düşmeseydi bende düşmezdim. Bu demek oluyor ki ikimiz aynı vakitlerde göle düşmüş oluyorduk. Peki aynı vakitlerse, benim vurulduğum anda buraya gelmiş olmam gerekirdi. Uyandığımda bedenimde hiçbir iz yoktu. Peki Ahsen'in göle düşme sebebi neydi? Babası oldukça sert bir adamdı. Annesi de yumuşak. Bir abisi bir de evleneceği bir adam vardı. Hayatı bu kadar güzelken neden düşmüştü göle? Belki yanlışlıkla düşmüştü. Belki de biri düşürmüştü. Bunu öğrenmemin tek yolu vardı. Ahsen gibi davranmak. Benim buraya gelme sebebim, belki de bu olayı çözme içindi. Ben Ahsen'in olayını çözüme kavuşturursam belki geri gidebilirdim. Ben bunu daha önce neden düşünememiştim k? Çıplak ayaklarım ile zeminde yürürken, hafif esinti ile daha önce yürümediğim koridorlarda ilerledim. Allah'ım şu an İstanbul'un müze diye kimseyi sokmadığı odalarda uyuyor, yaşıyor ve dolaşıyordum. Kafayı yeme ihtimalim çoktu değil mi? Sarayın kapısına geldiğimde askerlerin nöbette durduğunu gördüm. Gergince gülümseyip, yanlarından geçti. Bana tip tip baksalar da umurumda olmadı. Sanki ne yapıyoruz? Kapıdan dışarı süzüldüğümde ılık hava çarptı, yüzüme. Kollarımı göğsümün üzerinde bağlayıp, ayak parmaklarım ile yerdeki yeşil çimlerin üzerine bastım. Dudaklarım iki yana kıvrılırken, huzurla içime temiz havayı çektim. Buradaki hava o kadar temizdi ki, burun dediklerim sızladı. Gözlerim hafiften yanarken, bahçede dolaşmaya başladım. Ilık hava ile tatlı bir esinti bedenimi esip, geçti. Saçlarım rüzgarın etkisi ile uçuşurken, eteklerim çimlere sürtünüyordu. Yavaş adımlar ile aklımı saraydan uzaklaştırıp, yürümeye devam ettim. Gözlerim sarayın büyük bahçesinde bulunan, etrafı ağaçlar ile kaplı gölü buldu. Gözlerim ışıldarken, ayın gökyüzündeki varlığı ile o tarafa yürümeye başladım. Kollarımı çözüp, gölün olduğu yere geldim. Göl oldukça büyük, üzerinde küçük bir köprünün varlığını taşıyordu. Gözlerim hafif dalgalarla, ay ışığı altında parlayan suya düştü. Korkuyordu. Başıma giren ani sancı ile yüzüm kasılırken, gözlerim kapandı. Başım dönmeye başladığında, kulaklarıma anlamadığım sesler ilişti. Sesler birbirine karışırken, karnıma sert bir kol dolandı. "Ahsen Hatun!" Duyduğum ses ile tüm sesler bir anda yok olduğunda elimi alnıma koydum. Tanıdık sesin endişesi ve telaşı ile gözlerimi kırparak açtım. Gözlerimin önünde beliren sert bir gövde ile kaşlarım havalandı. Yüzüm rahatlamaya başlarken, başıma giren sancı, giderek azalmaya başladı. "Ahsen Hatun! İyi misin?" Sesinde hissettiğim telaş ile başımı kaldırıp, beni kendine yaslayan adama baktım. Kollarını karnımdan geçirmiş, sırtımda dolamıştı. Bedenim göğsüne yapışmış bir vaziyetteyken endişe ile beni izliyordu. Ayın vurduğu ışıkla, keskin yüz hatları ortaya çıkmıştı. Parmak uçlarım karıncalanırken onu resmetmemek için kendimi zor tuttum. "Ayşin." diye mırıldandım. "Ayşin?" Bana anlamsızca baktığında dudaklarım aralandı. Gözlerim şaşkınlıkla açıldığında ne dediğimin farkına yeni varıyordum. Ellerimi göğsüne koyup, onu bedenimden uzaklaştırmaya çabaladım. Sert bir nefes alarak, kollarını çözdü. "Ayşin de kim?" Sorarcasına bana baktığında ne diyeceğimi bilemedim. Yerimde rahatsız kıpırdandığımda hemen omuzunun arkasında, arkalarını dönmüş hizmetkarlarını gördüm. "Bir isim sadece." "Ay gibi güzel." Ay ışığının vurduğu yüzüme bakarak, fısıldadığında ona baktım. İsmimin anlamını bilmesine şaşırmıştım. "Şaşırdınız bakıyorum?" "Bilmene şaşırdım sadece. Güzel bir isim." Başını salladığında ellerini sırtının arkasında birleştirdi. "Bu vakitte burada ne ararsın?" "Hayırdır, gecenin bu saatinde ne arıyorsunuz burada?" Zihnimin içinde yankılanan sesi ile kaşlarım çatıldı. Sanki bu anı daha önce yaşamış gibiydim. Ama daha önce burada değildim. Öyleyse bu Ahsen'in anılarının bir parçası mıydı?  "Biraz hava almak istedim." "Biraz hava almak istedim." Zihnime mırıldanan sözcükleri dilime döktüm. Kaşları çatılırken boğazını gürültü ile temizledi. "Bunu son konuşmamız üzerinden pek vakit geçmedi." Ne zamandı o vakit? "Evet." Bilmeden söylediğimde başını salladı. "Aslında seni gördüğüm iyi oldu. Bir şey diyecektim." "Nedir?" İlgi ile bana döndüğünde konuştum. "Valide Sultan, iki gün içinde evlenmemizi söyledi." Başını ağırca salladığında ona yaklaşıp, fısıldadım. "Buna müsaade etmeyeceksin değil mi?" Benim gibi sırtını eğerek, yüzüme yaklaştı. "Neden etmeyeyim?" Alt dudağımı dişleyerek, gözlerimi devirdim. "Haremde çok güzel kızlar var! Gidip onlardan biri ile evlensene sen. Şu Firuze mi ne?" Dudağının kenarını kıvırdığında, kalbim de bir ritim bozukluğu oldu. Sanırım hasta falan oluyordum. Yoksa bu adamdan etkilenecek değildim! "Benimle hayatınızı birleştirmek istemiyor musunuz yoksa?" Başımı aşağı yukarı sallayıp, onu onayladım. Gözleri yüzümü sorgularcasına baktı. "Bu konuda ciddi misiniz?" Yok şaka yapıyorum! "Tabi ki! Çok ciddiyim, benimle evlenme. Bak ben deliyim, arada bana gelirler. Benimle uğraşamazsın sen. Hasta olurum, tribim çekilmez. Alma başına belayı!" Hızla sarf ettiğim cümleler ile bana deliymişim gibi baktı. "Siz iyi misiniz?" Gözlerimi devirerek, ona yaklaştım. Gerçekler anlatsam belki inanırdı bana. Evlenmezdi. "Yaklaş!" İşaret parmağımı kaldırıp, kendime büktüm. Başını bana doğru biraz eğdiğinde fısıldadım. "Aslında ben buraya ait değilim." "Ne?" "Bak inanması zor ama yurttan çıkmıştım. Boğaza gideyim derken, mafya babalarına denk geldim. Adamlara yakalanınca, tabi beni öldürmek istediler. Bende malum kaçtım ama biri peşime takıldı. Adam silahı çıkartıp bana ateş ettiğinde bende denize düştüm. Açtım gözümü bir baktım buradayım! Anlıyorsun değil mi beni?" Kısa bir sessizlik oldu. "Neden bahsediyorsunuz siz?" Yüzümü ağlayacakmış gibi büzüp, ellerimi iki yana sarkıttım. Salaktım ya! Mafya babalarını ne bilsin adam? Gerçi gelecekten geldiğime inandı da mafya babası kaldı! "Hekime göründünüz mü siz?" "Ha?" "Hekime bir görünün! Sağlığınız için her şeyi yapacağım. Evliliği de düşünmeyin, ben gerekeni yapacağım." Ellerimi üzerindeki cellabinin yakalarına koyup, parmak uçlarımda yükseldim. "Evlenmeyeceğiz değil mi?" "Evleneceğiz!" Yakasını sertçe bırakıp, yüzümü buruşturdum. Benim bir çare bulmam lazımdı. Yoksa bu adam beni çiğ çiğ yerdi gerdek gecesinde! "Pek sevinmediniz?" "Yine sevineyim! Hayattım karardı resmen!" Yakınarak, söylediğimde mırıldandı. "Bana oldukça düşkündünüz? Ne oldu birden bire?" İşaret parmağımı göğüs kafesimin üzerine koydum. "Ben? Ben mi sana düşkünüm?" Başını salladığında dudaklarımdan küçük bir kıkırtı kaçtı. "Paşama bak! Sen bana kurban ol be! Sana düşkünmüşüm, ufak at da civcivler yesin!" Somurtarak bana baktı. Hünkarda şakadan anlamıyordu canım! "Geç oldu, odanıza çıkın!" Arkasını dönerek, hızlı adımlarla ilerlediğinde ayağımı sinirle yere vurdum. Dengesiz herif! Lafı ağzıma tıkıp, konuşmama izin vermeden çekip gidiyordu. Hem bu adam neden gittiğim her yerdeydi ki? Yanaklarımı şişirerek, arkasından baktığımda aklıma gelen şey ile durdum. Bedenim kaskatı kesilirken, kabusum aklıma geldi. Başıma giren ani sancı ile elim hızla alnıma gitti. Dudaklarımdan bir nida yükselirken, gözlerim kararır gibi oldu. 'Onu çok özlemişti.' "Beni seviyor musunuz?" Belki de bu son umuduydu onun. Ahsen bu sorunun cevabını merak ediyordu. Mehmet bedenini biraz kıza çevirerek yüzünü inceledi. Mavi gözleri boncuk gibi parlıyor, titreyen kirpiklerinin arasından onu izliyordu. "Bu nasıl bir soru?" dedi sert sesiyle, sırtını dikleştirdi. "Yarın nikahımız kıyılacak ve ben hayatımı birleştireceğim adamın kalbinde ufakta olsa bir yerim var mı bilmek istiyorum." Mehmet dudaklarını aralayarak güler gibi bir ses bıraktı. Sessiz bahçede yankılanarak, kayboldu. "Bunun imkansızlığını bana nasıl sorarsınız?" Ahsen, yüzleştiği katı kalple dudağının kenarını kıvırdı. Ne bekliyordu sahiden? "İzdivacımızın Valide Sultanım tarafından karar verildiğini biliyorsunuz. Yoksa Allah şahit, yüzünüze bakmazdım!" Kalbi bir kez daha yerinden sökülürken, Mehmet'e olan aşkı yere düşerek paramparça oldu. Bu katil saray, ellerinden masum aşkını da çalmıştı. "Benim katil bir ailenin kızına verecek kalbim yok!" Zihnime sızan görüntüler ile dudaklarımdan bir inleme firar ettiğinde bedenim iki büklüm oldu. Başım patlayacak gibi acıyordu. Belimde hissettiğim kol ile zemin altımda kaymaya başladı. Kulaklarım uğuldayama başladığında, gözlerim karardı. Kulağıma dolan tandık sese cevap veremeden karanlığa sürüklendim. Aklımda tek bir şey kalmıştı. Ahsen, Mehmet'e kör kütük aşıkmış ya! Al sana olaylar, olaylar! Sherlock Holmes'sun Ayşin, çöz de dur bakalım!   "İyiyim dedim ya Ayşe Hatun!" İrkilerek geri çekildiğinde, ofladım. Sabah uyandığımdan beri tepemde dolanıp, duruyordu. Dün gece aniden baygınlık geçirmiştim. Ayşe Hatun'un dediğine göre, Hünkar gelip beni bırakmıştı. Uyanmamı beklemeden gitmişti paşam! Kalsa ölürdü zaten! Kapı çalınıp, aralandığımda düşüncelerimi bir kenara bıraktım. İçeri tüm karamsarlığı ile Ahsen'in babası girdiğinde Ayşe Hatun başını eğerek, selam verdi. Mahmut Paşa gözlerini bedenimde dolaştırarak sert sesi ile konuştu. "Bizi yalnız bırak!" Ayşe Hatun başı eğik bir şekilde odadan çıktığında adamın bakışları altında ezildim. Korkmadım desem yalan demiş olurdum değil mi? Adamı zebaniye benzetmekte haklıydım yani. "Beceriksiz!" Öfke ile sarf ettiği cümleler ile başımı kaldırıp, yüzüne baktım şaşkınlıkla. Üzerime doğru bir adım atıp, sinirle çattı kaşlarını. Gözlerinden ateş çıkıyordu resmen. "Sana bir iş verdim onu bile yapamadın. Tam bir yüz karasısın!" Ne işi? "Ne bakıyorsun yüzüme? Utanmıyorsun!" Başımı eğerek, ellerime baktım. Başımı yana eğerek, düşünmeye çalıştım. Ne oluyordu anlamamıştım. Bu adam niye böğürüyordu ki bana? "Özür dilerim!" diye fısıldadım, yanlış bir şey yapmamak için. Sanırım alttan alarak ne olduğunu öğrenebilirdim. "Ahmak! Senin değil o Hünkarın bu yatakta olması gerekirdi!" "Hünkar mı?" "Aptal! Sana verdiğim zehir ile Hünkarı zehirleseydin şimdi ölmüş olacaktı!" Dudaklarım iki karış açılırken, nefes almayı unuttum. Bu bey amca ne diyordu böyle? Hünkarı mı zehirleyecekti. Yoksa? Ahsen Mehmet'i zehirlemeye mi kalkmıştı?   "Gel hekim!" Mehmet sert sesi ile hekimi içeri çağırdığında, dizleri titreye titreye girdi içeri. Gözlerini yerden kaldırmadan titreyen bedeni ile dizlerinin üzerine çöküp, ellerini yere koydu. "Hünkarım!" "De bakayım? Ahsen Hatun nasıldır?" Hekimin alnından bir ter damlası şakaklarına süzülürken yüzü dahil tüm bedeni yanmaya başlamıştı. "İyidir hünkarım! B-biraz dinlenmesi icap eder." "Yalan kelamlar etmiyorsun değil mi hekim? Kelleni alırım! Ona ne olduysa hemen anlat!" Mehmet elini diz kapağının üzerine koyarak, tısladı adama. Dizleri iki yana açık, heybetli bedeni ile divanda oturuyordu. "A-affedin Hünkarım!" "De hemen!" "Hünkarım Ahsen Hatun, aklını yitirmiş!" Hekimin söylediği sözler Mehmet'i duraksatırken, anlamayarak baktı adama. Ne demek aklını yitirmiş? Biraz tuhaf davranıyordu lakin deli değildi. O, biraz fazla yakın ve samimiydi. "Ne demek bu?" "Kimseyi hatırlamıyor Hünkarım! Siz de dahil, annesini bile tanımıyor. Korkarım Ahsen Hatun'un başına o gece çok kötü şeyler gelmiş!" Ne gelmişti? Mehmet düşüncelere dalarak, değişen kadını düşündü. Normalde gözlerinin içine utançtan bakamayan hatun gitmiş, yerine laflarını esirgemeyen, korkmadan söyleyen bir hatun gelmişti. Mehmet, onun cesur halini sevmişti. Mehmet o an anlamasa da, eskiden vicdan diye geçiştirdiği bu hatunun kendisi ile ilgilenmeyen tarafını sevmişti. Mehmet'in kalbi yavaş yavaş Ahsen sandığı, Ayşin'e ilk o anda kaymaya başladı. Dediği kelamda şuydu: Bu hatun, ateş gibiydi. Bana dokunurken buz, uzaktayken ateş oluyordu benim için. Ey güzel gözlü, hiç mi vicdanın sızlamadı gönlümün kapısını çalmadan girerken? Yaktın beni bedeninin ateşi ile. Söyle şimdi aftab yüzlü, yüreğim seni yar etmesinde ne eylesin?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD