5.BÖLÜM SAHANET

3532 Words
Sahanet, kızgınlık, sıcaklık.   "Hanımım iyi misiniz?" Ayşe Hatun'un sesini duyduğumda dalgın bakışlarım ellerimden koptu. Gözlerim bana telaşla bakan kadını bulduğunda tebessüm ettim. O odada olanlardan sonra kendimi buraya atmıştım. Bana verdiği küçük notla kalakalmış, sonunda oradan çıkmayı akıl edebilmiştim. Bana o kadar yaklaşmasına nasıl izin verebilmiştim? Az daha öpecekti beni! Sesin de çıkmıyordu hani? Sen sus iç ses, bir sen eksiksin zaten! "İyiyim Ayşe Hatun." Tebessümüme bakıp, başını salladı. Aklıma Mehmet'in bana sorduğu o gün gelmişti. Kaçamak cevaplar vermeye çalışmıştım ama yine de şüphelenmiş miydi acaba? Yağmurlu bir gecede Ahsen'le birlikte olduklarını söylemişti. "Ayşe Hatun?" diye mırıldandım ismini. Belki de ona sorsam içimdeki tüm şüpheler toz olup, uçacaktı. Ona söylemek istediğimi bekler gibi yüzüme baktı. "Mehmet bana-" "Hanımı ona ismiyle seslenmeyin!" Ayşe Hatun'un sözümü kesmesiyle burun kıvırdım. Ne yani ismini söylesek, sanırsın yasaklı kelime. Gerçi öyle bir şeydi yani. "Of tamam hünkarınız bana bir şey sordu. Ahsen- yani benimle bir-" "Destur Valide Sultan Han Hazretleri!" Kapının arkasından duyulan güçlü erkek sesi ile diyeceklerim yine dudaklarıma tıkıldı. Oturduğum sedirden kalkarak, kapıya baktım. Ayşe Hatun'a daha sonra sormayı aklıma not düştüm. Kapının açılmasıyla Ayşe Hatun başını eğdiğinde bende ona uyarak, dizlerimi kırdım. "Hoş geldiniz Valide Sultan!" Bu kadının karşısında kelamlarıma dikkat ederek konuşmam gerekiyordu. Evet, belki Ahsen'i seviyor olabilirdi. Dilruba Sultan Firuze'ciydi, sanırım Valide Sultan'da Ahsen'ci. Ama az muhteşem yüzyıl izlememiştim. Kimin ne çıkacağı hiç belli olmazdı. Yani çok dikkatli olmam gerekiyordu. "Ahsen Hatun, iyi oldun umarım?" Naif sesiyle ve güler yüzü ile sorduğu soruya başımı salladım. Dizlerimi dikleştirip, gözlerimi ona çevirdim. Üzerinde koyu yeşil tonlarında ipekten yapılmış bir bindallı vardı. Uzun bindallı ayaklarının ucuna uzanıyor, başındaki büyük görkemli taç ile şahlanıyordu. Yeşil gözleri yüzümü süzüyordu. "Teşekkür ederim Valide Sultan'ımız çok şükür iyiyim, siz de iyisinizdir umarım?" Başını sallayarak, beni onayladı. Gözleri odanın içinde dolaşırken, gözlerinde geçen duyguları anlayamıyordum. Çok garip, gizemli bir karakteri vardı. Resim çizerken, insanları oldukça iyi gözlemlerdim. "Çok şükür kızım, seni bir göreyim istedim." "Ah ziyaretinizle çok mesut oldum." Diken üzerinde, fısıldadım. Ellerini önünde, karnının üzerinde birleştirip, bana döndü. "Aslında buraya gelmem de başka bir sebep de var." "Öyle mi? Nedir?" Gözleri Ayşe Hatun'a döndüğünde, kaşlarının çatıldığını gördüm. Bakışlarım kirpiklerimi bile kırpmadan onu izliyordu. "Aslında Ayşe Hatun'a haber edecektim ama sonra vazgeçip, kendim gelmek istedim. Gel benimle!" Bir anda arkasını döndüğünde neye uğradığımı şaşırdım. Ayşe Hatun başını kaldırdı yerden. Gözleri beni bulduğunda arkasından gitmem için kaşlarını oynattım. Baş parmağımı kaldırıp, onu onayladığımda şaşkın bakışlarına maruz kaldım. Yaptığım hareketi fark ettiğimde, elimi hızla indirdim. Ellerimi üzerimdeki elbisenin eteğine götürerek, odanın kapısından çıkan Valide Sultan'ı takip etmeye koyuldum. Kapıdan çıktığımda bedenini dikleştirerek, bir Sultan gibi yürümeye başladı. Kambur olan sırtımı dikleştirdim. Adımlarım onu takip ettiğinde aramızda bir adım yoktu. Gözlerini önünden ayırmadan büyük adımlarla ilerlemeye devam etti. Onun hizmetkarları ve Ayşe Hatun bizi takip ediyordu. "Merakımı mazur görün fakat nereye gidiyoruz?" diye surdum. Bu kelimeleri nereden bildiğimi bilmiyordum. Böyle konuşmayı nereden öğrenmiştim? "Mehmet'imin kararı ile evliliğinizi birkaç gün erteledik ancak ben birkaç hazırlık yaptım. Mehmet senin için ne kadar endişe etse de ben artık eski haline kavuştuğunu düşünüyorum öyle değil mi?" Gözleri kısa bir an bana dokunduğunda bakışlarından kaçtım. "Haklısınız, iyiyim." "Evet, bu yüzden yeni odanı hazırladım. Haremin yakınlarında sana özel yapılmış bir odada kalacaksın. Sonuçta doğuracağın Şehzadeler ile Haseki Sultan olacaksın!" Sesindeki sertlik ile gözlerimi devirdim. Sen ne diyorsun teyze, ben daha on sekiz yaşındayım! On sekiz! "Bu yüzden senin için güzel kumaşlar, elbiseler ve birçok hazırlık yaptım. Senin de görmek isteyeceğini düşündüm." Ahsen'e oldukça fazla düşkünmüş bu kadın. Onun için yaptıklarına bakarsak. "Nasıl teşekkür ederim bilmem." "Belki dediklerimi yaparsan edebilirsin." Keskin sesi ile içime birkaç şüphe tohumları ekilse de omuz silktim. Eğer kötü bir niyeti olsa bunu zorla da yapabilirdi. Böyle yollara başvurmazdı. Hareme doğru yaklaştığımızda görenler eğilirken, Valide Sultan'ın adımları önü boş olan bir odaya yöneldi. Adımlarım onu takip ederken, arkamızdaki hizmetkarlar koşar adımlarla kapıya yaklaştı. Kapının iki tarafından tutarak, açtıklarında içeri süzüldü Valide Sultan. Meraklı bakışlarla odaya bakarken, kapıdan içeri girdim. "Kimseyi almayın!" "Baş üstüne Valide Sultan'ım!" Kapı ardımızda kapanırken, odaya bakındı gözlerim. Oda kendi içinde iki bölüme ayrılmış gibiydi. Bir tarafta kırmızının hakim olduğu sedir vardı. Sedirin hemen arkasında uzunca koyu renklerde perdeler, odayı kaplıyordu. Sedirin önünde yerde, kürsünün üzerinde bir tepsi bulunuyordu. Kürsünün hemen altındaki kilimler oldukça hoş bir renkteydi. Kapıya uzanan boşlukta yerde bir sürü kumaşlarla kaplanmış bohçalar vardı. Odanın diğer tarafında ise birkaç dolap ve aynalı bir masa bulunuyordu. Masanın hemen yanında kapısız bir bölüm vardı. Sanırım yatağın olduğu yer orasıydı. Odanın tam ortasında büyük bir halı, odaya renk katmıştı. Gözlerim odayı dolaşırken, üzerimdeki bakışları hissettim. "Umarım beğenmişsindir." Başımı eğerek, tebessüm ettim. "Hayran olmamak elde değil. Çok sağ olun." Boğazını temizleyip, memnuniyetle bakındı etrafa. "Bu kumaşlar çeyizin için. Annen de getirmiştir ama ben yine de eksik etmeyeyim dedim. Her şeyin tam olmalı." Tam olmalı derken, çeyizden bahsetmiyordu sanırım. Bakışlarım onun üzerindeyken dudaklarını araladı. "Konuşmamızı unutmadın değil mi?" Bir an irkilsem de bir şey belli etmemek adına tebessüm ettim. Herkes de Ahsen'le bir şey konuşmuştu ya hu! "Unutmadım Valide Sultan'ım!" Keyifle başını salladığında sedire doğru ilerledi. Dikkatle sedire oturduğunda bedenim yavaştan titremeye başladı. "Unutmasan iyi olur çünkü bir şeyleri tekrar etmekten pek haz etmem." Neden bahsettiğini bir bilsem! "Biliyorum Valide Sultan'ım, her şey aklımda." Her şey aklımda da, aklım neredeydi? Bu kadın Ahsen'le ne konuşmuştu acaba? Yoksa göle düşmesi ile ilgili bir parmağımı vardı? "Seni bu yüzden çok seviyorum Ahsen Hatun, hem bir gonca gibisin hem de akıllı bir eşsin. Mehmet'ime senden daha iyi birini bulamazdım." "İltifatlarınız için-" "Destur Dilruba Sultan Hazretleri!" Duyduğum sesle yine sözüm kesilirken, gözlerimi devirdim. Ya hu bugün konuşamayacak mıydım ben? Kapının aralanması ile başımı eğip, dizlerimi kırdım. İçeri giren Dilruba Hatun'un varlığını hissettim. "Hoş geldiniz Sultan'ım!" diye konuştum. Sırtım dikleştiğinde Dilruba Sultan'ın hemen arkasında olan Firuze Hatun'u gördüm. Başını eğip bana selam verdiğinde onu görmezden geldim. Dilruba Sultan'ın bakışları beni delip geçerken başımı dik tuttum. Ah, herkese ağzının payını veririm biricik kaynanam, sen de bundan payını alırsın. "Ah bende seni bekliyordum Dilruba, gelirken yanına yükünü de almışsın. Sana sürekli ağır gelmiyor mu?" Dudaklarımı zorlukla birbirine bastırdığımda Firuze Hatun Valide Sultan'a selam verdi. Dilruba Sultan ona doğru yaklaşıp, başını eğdi. "Her zaman ki gibi oldukça iyi gördüm sizi ve kelamlarınızı." Valide Sultan boynunu dikleştirip, ellerini kucağında birleştirdi. "Her daim öyle göreceksin." "Hareme gideceğim vakit kapıda bekleyen Sakine Hatun'u ve Ayşe Hatun'u görünce bir uğrayayım dedim." "İyi yapmışsınız, bende Ahsen Hatun'a armağan ettiğim kumaşları ve bu odayı gösteriyordum. Sizin de burada olmanız ne hoş bir tesadüf oldu. Birlikte seçeriz." Dilruba Sultan'ın bakışları bana kaydığında tebessüm ettim. "Mehmet'imin evliliğini ertelediğini duymuştum." Kaşlarını kaldırıp, sorarcasına konuştuğunda Valide Sultan onu umursamadı. "Bir iki gün yüzünden elden bırakacak değiliz herhalde hazırlığı? Hem benim kadar sizde biraz ilgilenseniz çabucak biter." "Benim daha mühim işlerim var kusura bakmazsanız. Hem siz varken bana ne hacet?" Birbirlerine olan sözlerini keyifle dinliyordum. Firuze Hatun'un bana baktığını bilsem de dönüp bakmıyordum. Hem Dilruba Sultan'ın arkasındaydı bu da! "Haklısın ilk defa doğru bir kelam ettin. Benim olduğum yerde sizi kimse aramaz fakat bu aslanımın izdivacı, gelininiz olacak Ahsen Hatun biraz ilgi gösterseniz çok münasip olur." Dilruba Sultan'ın gerildiğini bilsem de gözlerimi yerden çekmedim. "Gelinim istediğim kişi olsaydı, işte o vakit Sultanlara yaraşır bir ziyafet verirdim." Kaynanacığım, beni istemediğini keşke gizliden söyleseydin, üzerime toprak attın be! "Ah hiç üzülme, oğlum seni gelin olarak aldığında aynı şeyleri bende demiştim. Ne yaparsın, oğlumu kuru kuru evlendirmiştim o vakit. Üzülme yani." Bundan sonra ben Valide Sultan taraftarı sayılırım. Kadın çok iyi laf koyuyordu. "Çok hoşsunuz gerçekten." Dilruba Sultan bozulduğunu belli etmemeye çalışsa da çok belliydi. "Ama ben ziyafetlerin alasını yapacağım oğlum Firuze Hatun'u aldığında." Dudaklarımda tebessüm kırılsa da kendimi toparlamaya çalıştım. Mehmet Firuze ile nikahlanacak mıydı? "Bu ne demek?" Valide Sultan'ın sorusu ile Dilruba Sultan Firuze Hatun'a döndü. Firuze Hatun başını eğerek, utangaç bir gülümseme sergilediğinde burnumu kıvırdım. Haspam, çok utandı! "Bu evliliğin bitmesiyle tez bir vakitte Firuze'm de oğlumun zevcesi olacak." "Hülyalarınız bu aralar çok artmış, bir hekime mi görünseniz?" Valide Sultan'ın keyifli sesi ile Dilruba Sultan'a baktım. "Bu bir hülya değil, Mehmet'imin gönlünün kimde olduğunu söylemeye ne gerek var, öyle değil mi Ahsen Hatun?" Bir anda beni bulan bakışlarla şaşkınlıkla baktım onlara. Boğazımı temizleyip, nefes aldım. "Me- Hünkarımızın kalbine gireceğime gönülden inanıyorum." Onun kalbine girmesem olmazdı zaten! Bir gönül işim eksikti! "Sizin de pek hoş hülyalarınız var Ahsen Hatun." Tek kaşımı kaldırıp, Firuze Hatun'a baktım. "En azından ben olmayacak duaya amin diyip, boşa ümitlenmiyorum Sultan'ım." Valide Sultan kısık bir gülme sesi çıkardığında yerinden yavaşça kalktı. "Bilirsin ki her ne kadar aslanım Firuze Hatun'u kendine eş seçse de benim onayım olmadan mevki sahibi olamaz. O yüzden Ahsen Hatun'un da dediği gibi boşa ümitlenmeyin. Sohbetiniz çok hoştu doğrusu ama şimdilik bana müsaade." Konuyu tek bir sözü ile kapatarak, Dilruba Sultan'ın yanından sıyrılıp, geçtiğinde aşımı eğerek selam verdim. Kapının aralanması ile Dilruba Sultan kaşlarını çatıp, bana baktı. "Seni gelinim olarak asla kabul etmeyeceğim! Bunu aklına sok, senin gibi birini asla oğluma gelin diye almam." Dudağımı büküp, ona baktım. Bu dediklerine alınmam gerekiyordu ama öyle bir yapım yoktu. Dudaklarını şaşkınca açıp bana baktığında gözlerimi kırptım. Sanırım ağlamamı falan bekliyordu. "Lütfen kendinizi üzmeyin Sultan'ım. Yıpratmayın bedeninizi bu kız için." "Haklısın Firuze Hatun, boş şeyler için kızmaya ne gerek var?" Keyifle dudaklarına bir gülümseme yerleştirdiğinde arkasını dönerek, kapıya yaklaştı. Açık kapıdan dışarı çıktığında gözlerim Firuze Hatun'u buldu. "Her lafıma atlamasanız iyi olur Firuze Hatun!" Gülümseyip, gözlerime baktığında ona doğru bir adım attım. "Herkesi kandırabilirsiniz ama beni asla! O yüzden önümden çekilmeye bakın." Ellerini göğsünün üzerinde birleştirdi. "Asıl siz ayağınızı denk alın. Yoksa size acımam Ahsen Hatun!" "Bir gözlerime baksana." Tam önünde durduğumda gözlerinin içine baktım. "Ben eski Ahsen'e benziyor muyum? Benim kaybedecek hiçbir şeyim yok, işte bu yüzden acımam kimseye. Sana asla!" "Bende aynı şeyleri sizin için söyleyecektim aslında. Arkanızı kollayın, yoksa bıçağın nereden geleceği belli olmaz." Kaşı kaldırıp bana meydan okuduğunda gülümsedim. "Ah böyle gerçek ol işte. Bıçak nereden gelirse gelsin Firuze Hatun, gelmesi önemli değil, kimden geldiği önemli." "Haklısınız, kimden geldiği önemli. İşte bu yüzden kendinizi kollayın çünkü önümde kimseyi bırakmam." Yüzüme doğru sözlerini savurduğunda başımı iki yana salladım. Beklediğim gibi biriydi işte, tahmin etmiştim. "Ben sadece önümde değil, arkamda, yanımda, geleceğim de geçmişim de kim varsa bırakmam. O yüzden siz kendinizi kollayın Firuze Hatun ben bu sefer çok sert geleceğim, sırf sizin için."   "Çok yoruldum!" Sırtımı hızla yatağa attığımda Ayşe Hatun'un ayıplayan bakışları ile karşılaştım. Gözlerimi kapatıp, kollarımı başımın iki yanına attım. Gerçekten çok yorulmuştum bütün gün. Valide Sultan ile 'çok sevdiğim' evliliğimin kumaşlarını seçmiştik. Firuze Hatun ile konuşmuş, onu öyle yüz üstü bırakıp gitmiştim. Hak ettiği gibi. Valide Sultan beni akşam yemeğine ağırladığında karşı koyamamıştım. Birlikte yediğimiz yemek çok sessiz geçmişti. Daha sonra yorgun olduğumu söyleyip, odama çekilmiştim. Bedenimi huzura ulaştığım bir şekilde gerdim. "Ah, sonunda!" "Hanımım, bu nedir?" Ayşe Hatun'un sorusu ile dirseklerimi yatağa yasladım. Başımı kaldırıp ona baktığımda yatağa bakıyordu. Bakışlarını takip ederek, yan tarafıma bakındım. Elbisenin kemer kısmına koyduğum Mehmet'in verdiği nottu bu. Bedenimi yatakta oturur pozisyona getirip, elime aldım kağıdı. Yavaşça kağıdın ipini çözerek açtım. Gözlerimin önünde düşen Osmanlıca kelimelere bakıp, iç çektim. Ne anlama geliyordu bu? Acaba aşkını falan mı ilan etmişti? Yok artık! Aklıma Ayşe Hatun'a soracağım soru gelince yerimde duramadım. Mehmet ve Ahsen eğer öyle bir günde buluştuysalar neden anılarında bulamıyordum? "Ayşe Hatun sana bir şey soracağım." Başını sallayıp, yanıma yaklaştı. "Buyurun Hanımım?" "Sen benim hep yanımdasın değil mi? Ben göle düşmeden önce hiç Hünkar ile yağmurlu bir gün hiç buluştuk mu?" Aye Hatun'un gözleri daldığında içimdeki küçük endişe parıltısı ile onu izledim. "Affedin hanımım ama ben hep sizin yanınızdaydım. Bu suali nereden çıkardınız bilmiyorum ama siz Hünkarımız ile hiç buluşmadınız?" Ne? "Emin misin?" diye mırıldandım korkum gün ışığına uğrarken. "Evet, hünkarımıza çok büyük bir sevgi besliyordunuz ama hiç karşılık bulamadınız." Karşılık isteyen kim? İç sesime kulak kabarttım ama vakti değildi. Gözlerim elimdeki kağıda düştüğünde hızla yataktan kalktım. "Ayşe Hatun, burada ne yazıyor okur musunuz?" Kağıdı ona uzattığımda bana şaşkınca baktı. "Affedin hanımım ama siz okuyamıyor musunuz?" Gözlerimi devirip, kağıdı sabırsızca uzattım ona. Başını eğip kağıdı kavradı. "Göle düştüğümden olsa gerek okuyamıyorum, hadi oku lütfen!" Kağıdı kavrayıp, açtı. "Bu Osmanlıca yazılmış ve bu-" sözünü kestiğinde merakla ona bakındım. Parmaklarımı dudağıma götürerek, bir elimi karnıma yasladım. "Ne? Söyle?" Parmağımın ucunu dudaklarımın arasında gergince ezdim. "Bu hünkarın el yazısı ve mührü, burada şey yazıyor, 'hiçbir şey hatırlamadığını biliyorum' yazıyor." Dudaklarımın hareketi kesildiğinde, bedenim kaskatı oldu. Gözlerim elindeki kağıda düştüğünde kendime lanet ettim. Tabi! Kurnaz tilki! Demek bana oyun oynadı! "Emin misin?" "Evet, sizin küçükken aldığınız derslerde öğrenmiştim. Hünkar öğrenmiş? Ama nasıl?" Parmağımı gergince dişleyip, volta atmaya başladım. Her şeyi biliyordu, hiçbir şey hatırlamadığımı, onu sevmediğimi, her şeyi. Ama bunu nasıl öğrenmişti? Nasıl? Adımlarım durduğunda parmaklarım karnımın üzerine düştü. Ayşe Hatun'un merakllı ve bir o kadar da korkulu olan bakışlarına baktım. "Ayşe Hatun." "Evet hanımım?" "Bana hekimi çağır." "Bir yeriniz mi ağrıyor?" "Evet." Delice parlayan bakışlarım onu buldu. Dudaklarıma küçük bir tebessüm koydum. "Karnım ağrıyor. Git o hekimi çağır!" Çağır da onu haşlanmış tavuğa çevireyim!   "Hanımım, hekim geldiler!" "Al içeri!" Sedirde oturan bedenimi kıpırdattım. Topuklarımı yere değdirdiğimde öne doğru eğildim. Dizlerimi iki yana açıp, kolumun diz kısımlarını bacaklarımın üzerine koydum. Kapının açılması ile hekim ve Ayşe Hatun içeri girdi. Hekimin bakışları odada beni bulduğunda tebessüm ettim. Alnında belirmiş damlalar bana ayrı bir haz kattığında bedenimi dikleştirdim. Dizlerimi geri çekerek bir elimi ona doğru kaldırdım. İşaret parmağımı yüzüne doğrultup, kendime büktüm. "Gel hekim, gel!" Sesli yutkunuşu ile bana doğru ilerlediğinde elimi indirdim. Başını eğip, selam verdi. Gözlerim yüzünün kızarıklığını ve bedeninin gerilişini izliyordu. Hekim korku ile gözlerime baktığında mırıldandı. "Ah, hekim çok hastayım." "Neyiniz var Ahsen Hatun?" Gözlerimi kapatıp, başımı biraz yana eğdim. "Benim bir şeyim yok. Başkaları yüzünden hastayım. Çok acıyor bedenim." "Kim yüzünden acıyor bedeniniz?" Çekingen sesi ile gözlerimi aniden açıp, gözlerine baktım. "Beni deli eden hekimler yüzünden hastayım." Seslice yutkunduğunda gözlerini kaçırdı. Onu korkutmak amacıyla yerimden kalktım. Bir adım geriye attığında üzerine yürüdüm. "Şimdi hekim, ben hekim sen hasta olacaksın. Bana derdini söyleyeceksin. Bende sana ilacını vereceğim." Beni anlamaz gözlerle izleyen adama baktım. "Şimdi sana sorayım, Hünkara gidip benim bir şey hatırlamadığımı söyledin mi? Söylemedin mi?" "Ahsen H-ha-" "Evet, ya da hayır?" Ellerimi sırtımda bağlayıp, ona doğru eğildim. Beyaz kaşlarına süzülen ter damlasına baktım. Çehresi seğirirken sakalları titredi. "S-söyledim." Titreyen sesiyle dudağımın kenarını kıvırdım. "Seni kurnaz hünkar! Ayakta uyuttun beni!" "Anlamadım?" "Sana demedim!" Başını hızla önüne eğdiğinde sinirden gerilen bedenimi kıpırdattım. "Ben de Ayşin'sem ki öyleyim, bu sarayı başına yıkacağım!" Hekimin yanından sıyrılıp kapıya yöneleceğim anda Ayşe Hatun önüme dikildi. Tüm cesaretim bir balon gibi sönerken dudağımı büzdüm ona. "Ne oldu?" "Hünkarımız çoktan inzivaya çekilmiştir. Sizi giderseniz bile almazlar." "Bak bakayım alıyorlar mı almıyorlar mı?" Ayşe Hatun'un bana karşı koymaya çalışırken, odanın kapısına doğru koşar adımlarla ilerledim. Kapının iki kulpunu tutarak kendime çektim. Bedenimi koridora atıp, hızla yürümeye başladım. Ayşe Hatun beni arkamdan takip ederken, nidalarını görmezden geliyordum. Haremin kapısına hızla ulaştığımda kimseye bakmadan öfkeyle yürümeye devam ettim. Önümde eğilen, selam veren insanlara bakınmadan Mehmet'in kaldığı odayı bulmaya çalışıyordum. Emine Hatun'u gördüğümde adımlarım bıçak gibi kesildi. "Emine Hatun!" Beni bulan bakışlarıyla başını eğip, selam verdi. Yanıma geldiğinde direk konuya girdim. "Hünkarın odasına götür beni!" Dudakları aralanacağı sırada tek kaşımı kaldırdım. Ağzı kapandığında önüme düştü. Emine Hatun aceleyle beni Mehmet'in kaldığı odaya götürürken, Ayşe Hatun'u artık duymuyordum. Emine Hatun'un adımları yavaşladığında önümden çekildi. "Bu koridorun sonu, Ahsen Hatun!" Başımı sallayıp, ilerlemeye devam ettim. Koridoru döndüğümde ateş ile aydınlanan uzun taştan oluşan duvarlara baktım. Önünde askerlerin ve Mustafa Paşa'nın beklediği odayı gördüğümde eteğimi toplayıp, oraya doğru yürüdüm. Mustafa Paşa'nın bakışları beni bulduğunda başını eğdi. Dudaklarımı aralayacağım sırada koridorun diğer ucundan gelen Firuze Hatun'u gördüm. Kaşlarım havalanırken, gözleri beni buldu. Adımları aksasa da omuzlarını dikleştirdi. "Hünkarı görmem gerek!" Firuze Hatun tam önümde bittiğinde burnumu havalandırdım. Hadi benim bu adama söyleyecek laflarım vardı, bu kadın niye buradaydı? "Affedin Ahsen Hatun lakin Hünkarımız Firuze Hatun ile konuşacaktı." "Sana haber et dedim Mustafa Paşa! Geldiğimi söylediğinizde görüşmek isteyecek." Başını salladığında arkasını döndü. Firuze Hatun'un sesini duyduğumda gözlerimi sabırla kapattım. "Sizi görmek istemeyen birini fazla zorlamıyor musunuz?" "Sence fazla zorluyor muyum? Sen bilirsin bu işleri?" Kinayeyle sorduğum sorular ile dudakları kapandı. İçeriden duyduğum sesler çoğalırken Mustafa Paşa kapıdan çıkıp, yanımıza geldi. "Sizleri bekliyor kendileri." İkimizi birden mi? Firuze Hatun'un da gözleri aynı şeyi düşündüğümüzden dolayı çatılsa da belli etmedi. Ona aldırmadan saçımı geriye savurup, içeri adımladım. Kapıdan içeri girdiğimde, odayı aydınlatan ışığa baktım. Mumlarla aydınlanan odada hemen balkonun önünde duran heybetli bedenini gördüm. "Sizi buraya getiren nedir Ahsen Hatun?" Sert sesi ile karanlıkta kalmış yüzüne baktım. Firuze Hatun hemen yanımda durduğunda eğilip, selam verdi. Onu umursamadan karanlıkta beliren gölgesine baktım. "Siz daha iyi bilirsiniz Hünkarım!" Dişlerimin arasından tısladığım sözcüklerle Firuze Hatun bana döndü. Sanırım onunla böyle konuşmamı beklemiyordu. "Firuze Hatun Mustafa Paşa sizi hareme kadar geçirsinler." "Lakin-" "Sizi görmek istemeyen birini fazla zorlamıyor musunuz Firuze Hatun?" Gülümseyip az evvel bana söylediği kelimeleri bahşettim ona. Yüzü düşerken, gözleri beni buldu. Arkasını dönüp, kapıdan çıktığında başımı çevirdim. Kapının kapanma sesini duyduğumda ellerimi göğsümün hemen altında birleştirdim. "Ee nasılsın? Keyfin, yerinde mi?" "Hamdolsun sizin?" Dudaklarımı aralayıp, güler gibi bir ses çıkardım. Karanlıktan mumun ışığının vurduğu yere adımladığında sert çehresini gördüm. Üzerinde halen sabah gördüğüm kıyafetleri bulunuyordu. "Sen ciddi misin? Ya adamdaki rahatlığa bak!" Yüzünü bana çevirdiğinde artık tam olarak gözlerinin içine bakıyordum. Odayı bir sessizlik kapladığında kulağıma yanan odunların çıtırtısı ulaştı. "Benimle oynadın resmen. Her şeyi biliyordun!" "Siz de her şeyi biliyordunuz ama bana söylemediniz." Bana aldırmadan odasında bulunan masaya doğru ilerledi. Benim bu halime aldırış etmemesi deli ediyordu! "Bu çok ayrı bir şey! Her şeyi bilmene rağmen gelip bir de ağzımı yokladın." "Yapmam gerekiyordu, yaptım. Başka kelamınız yoksa çıkın." Omuzlarımı düşürerek, dudaklarımı büzdüm. Resmen adam bana aldırış bile etmiyordu! "Öyle mi? Bu mu yani diyeceğin tek şey?" "Başka diyeceğim hiçbir şey yok." Arkasını dönüp masasının üzerindeki kağıtlarla oynadı. "O vakitte böyle yaptın. Sana haykırdığımda, beni ithamlarınla suçladın." Bedeni gerildiğinde dişlerimi sıktım. Ahsen için konuşuyordum artık. "Bana katilin ailesine verecek bir kızım yok diyerek beni zaten öldürdün. Sen en az herkes kadar suçlusun benim için! Hatırlamıyor muyum sanıyordun?" Bedenini bana doğru çevirdiğinde kalbim devreye girmişti artık, Ahsen içindi. "Gelip bana sorsaydın söylerdim ama böyle söyleyeyim. Bazı şeyleri hatırlıyorum ama kesik kesik. Ama Ahs- bana yaptığın şeyleri çok da hatırlamama gerek yok çünkü ilk aklıma gelen şey o oldu. Ee mutlu musun? Başın göğe erdi mi?" "Göle seni kim düşürdü?" Keskin sesi ile başımı iki yana salladım. "Yahu adam ben ne diyorum sen ne diyorsun? Beni bilmeden itham ettin yetmedi yalan söyledin, o da yetmedi oynadın! Daha ne yapacaksın?" "Kelamlarına dikkat et!" Büyük bir adım attığında bedenimi yerinden kıpırdatmadım. "O yağmurlu gece olmadığını biliyordun. Beni ölçtün! Evet hatırlamıyorum hiçbir şeyi! Ne annemi, ne babamı, ne seni ve Valide Sultan'ı! Çünkü ben-" Buraya ait değildim. Ahsen değildim. "Sen?" Boğazımı temizleyip, derin bir nefes aldım. "Kime güveneceğimi bilemedim. Kim düşman kim dost çözemedim. O yüzden herkese yalan dedim. Bu yüzdendi anladın mı? Senin gibi keyfimden yalan atmadım ben!" "Ulan hatun!" Aramızdaki mesafeyi kapattığında ellerini kollarıma sardı. Omuzlarım öne bükülürken, sinirle parlayan harareleri ile göz göze geldim. "Be ne yapsaydım? Ha? Abimi öldüren ailenin kızına mı güvenseydim? Belki bir tuzak belki bir zehir? Nereden bileyim ben kadın?" "Bana yalan söylemeseydin o zaman! Konuşsaydın! Ama sen tam bir-" "Ne? Devam et!" "Sen tam bir muşmulasın!" diye itiraf ettim suratına. Kaşları çatıldığında ortamdaki o gerilim bir anda yok oldu. "Ne?" "Muşmulasın dedim. Muşmula!" diye tekrar ettim. Kollarımı sıkmayan parmakları gevşedi. Sadece öylesine tutuyor gibiydi. "O da ne demek?" "Söylemek zorunda değilim!" Kollarımı hareket ettirip, ellerinin arasından sıyrıldım. Gözlerini gözlerimden çektiğinde bakışlarım göğsüne düştü. Boğazını temizlediğinde omuzlarımı oynattım. "Yani hiç kimseyi hatırlamıyor musun?" Başımı iki yana salladım. Ona Ahsen'in ben olmadığımı söylesem inanmazdı. O yüzden belki de hiçbir şey hatırlamadığı söylemem en iyisiydi. "Kimseyi hatırlamıyorum bazen bir şeyler görüyor gibiyim o kadar." "Göle seni düşüreni bir bulsam yakacağım!" Dişlerinin arasında tısladığı kelamlarla gözlerim irice açıldı. "Belki benden kurtulurdun niye öyle diyorsun?" Gözleri beni bulduğunda kirpiklerimi kıpırdattım. "Göğü ardında bırakan mavi gözlü bir hatundan ne diye kurtulayım?" kirpiklerim titrediğinde, dilim tutuldu. Daha önce hiç kimse bana böyle sözler söylememişti. Kimse bana bu denli bir iltifat da etmemişti. Daha doğrusu bizim zamanımızda böyle laf eden adamda yoktu ya. Koskoca Fatih Sultan Mehmet'i o ya hu! "Ne oldu hatun? Az evvel kükrüyordun şimdi ne oldu?" Keyifli sesi ile dudağımı büktüm. Tüm heyecanım bir balon gibi söndüğünde, öküzlüğüne baktım. Evet, bizim çağdaki adamların kime çektiği belli, ataları romantizme gelemiyordu, bizimkiler nasıl gelsin? "Ah hemen dön eski haline muşmula!" "Ne demek o?" "Hiç öyle bir kelime işte!" "Ne demek dedim sana!" Üzerime yürüdüğünde arkaya doğru kaçtım. Belki biraz, birazcık heybetinden korkmuş olabilirdim. Adam devasa bir dev gibiydi! "Ya bir şey değil demek!" "Hatun dellendirme beni!" "Hemen delir zaten! İstersen çatla demem! Muşmula!" Sarf ettiği söyle sırtım duvara değdiğinde gözlerim inip kalkan göğsü ile karşı karşıya kaldı. Sert soluğu saçlarıma değdiğinde içim titredi. "Muş- her ne haltsa bir daha dersen-" "Dersem?" Başımı kaldırıp, sert çehresine baktım. Soluğunu tuttuğunda kalbim göğsümü dövmeye başladı. Burnumun deliğinden içeri giren hoş koku ile mest oldum. Sert soluğunu duyduğumda sırtımı utançla duvara bastırdım. Saçımın üzerinde hissettiğim baskı ile yanaklarım birden kıpkırmızı kesildi. Çenesi kaşlarımın ortasına sürtündüğünde ellerimi duvara yapıştırdım. Sanırım, kalpten gidecektim! Ne oluyordu ya hu bana? "Sen bu kadar güzel mi kokardın hatun?" Dudaklarım kuruduğunda, nefes almak istedim lakin ciğerlerim sanki iflas etmişti. İçime çekmek istediği tüm nefesler yok olmuş gibiydi. "Bilmem?" diye fısıldadım kuru çıkan sesimle. Ondan duyduğuma emin olduğum ses ilk defa yüreğime bu kadar dokunmuştu. 'Gamzesinin öldürdüğüne dudakları canlar verir, Galiba o can bahşedicinin yolu İsa'nın dinidir. Ey Avni! sevgilinin sana ram olacağını sanma, Sen İstanbul padişahısın o Galata'nın şahıdır!' Avni – Fatih Sultan MEHMET
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD