14
Ertesi gün bara gelmek istediğini telefonda Berrin’e söylemişti, Berrin’de zaten kendisine kızgın olduğu için ‘’gelmen uygun olmaz’’ dedi. Uygun olurdu, bar babamın tapulu malı değildi ve ben karışamazdım. Berrin’e ‘’Gelebilir, O’na sadece Eren gelme diyebilir, bizim öyle bir hakkımız yok’’ dedim.
Berrin ‘’Tamam gel’’ dedikten sonra telefonu kapattı ve bana ‘’Sana dün yaptıklarını sakın unutma, görünce sakın yumuşama İrfan. Bak ben O’nu çok iyi tanıyorum, eğer affedersen yine hata yapar.’’ Dedi. Berrin bu ilişkide ve bu olayda beni savunuyordu, biliyordum. Zaten beni savunmasa yanımda olmaz, onca işin arasında bana akıl vermez ve oda arkadaşını eleştirmezdi.
Affedebilir miyim, affedemez miyim? Gördüğümde ne hissederim diye düşünürken; Yaren bara Ünal Özer ile geldi. Ünal’ı da Osmanlı Kahvecisinden tanıyordum. Mesut’un ekibindeydi, tek sorun çalışma ve ev arkadaşı olan İbrahim’in Yaren’e aşık olmasıydı. Yaren, İbo ile biraz flört etmiş ama daha fazla ileriye gitmek istemediğini anladığında; İbo’dan kötü sözler duyduğunu söylemişti. Söylemişti ama her fırsatta Ünal ve İbrahim ile yüz bir oynamaya gidiyorlardı.
Yaren ile Ünal’ın gelmesiyle hoş geldiniz dedikten sonra birer meyve suyu ikram ettik masalarına ve bara geçtik.
Onlar masada, ben barda gözlerimiz dolu bir şekilde birbirimizi izliyorduk, karşı taraf bakınca bakışlarımızı kaçırıyorduk tabi. Ah aşk ah, sen nasıl bir duygusun. Bir ara Yaren ile göz göze gelmemizle birlikte; kalbim hızlı atmaya başladı, Yaren’in gözlerindeki her damla yaş beni yakarcasına süzülüyordu yanaklarından, bu güzel kız ağlamamalıydı.. En azından benim yüzümden ağlamamalıydı. İşaret ederek dışarıya çağırdım.
-Ağlama lütfen, üzülme.
-Nasıl ağlamayayım ki.
-Neden ağlayasın ki?
-Seni kaybettim İrfan ve bu beni çok üzüyor. Seni kaybetmek istemiyorum.
-Ama dün yaptığın şey, sanki tam tersini istiyorsun gibi gösterdi. Seven kişi bunu yapmazdı.
-Biliyorum, aslında bilemiyorum. Neden oldu, nasıl oldu anlamıyorum. Sarhoştum.
-Demek ki her sarhoş olduğunda bu risk var ve sen gezmeyi de içmeyi de çok seviyorsun.
-Gezmem bir daha, sen yanımda olmazsan içmem. Sana söz. Giyme dediğin hiçbir şeyi giymem, görüşme dediğin kimseyle görüşmem. Yeter ki beni bırakma.
-Yaren sen böyle biri değilsin, bu kısıtlama olur ve sıkılırsın.
-Bana Yaren deme… Hayatım de, tekrar güzelim de, güzel dudaklım de ama Yaren deme. Sana söz veriyorum öyle olacağım, hem ben öyle biriyim zaten, biliyorum, hissediyorum. Ne olur beni bırakma.
-Ah Yaren ah. Ben ne yapacağım seninle.
-En güzel yaptığın şeyi.
-…
-Sevişeceksin, seveceksin, beni isteyeceksin. Bende bir tek seni isteyeceğim. Söz.
Bu kız mı tehlikeliydi, yoksa bu kızın suçu yoktu da ben mi kanmayı seçmiştim hiç bilemedim. Sadece ‘’Söz’’ demesinden sonra öpüşmeye başlamıştık ve bendeki o melankoli, o hüzün, o acı gitmişti. Yerine mutluluk, sevinç, aşk ve neşe gelmişti.
Nasıl olurdu, nasıl beni bir anda bu kadar mutlu ederdi? Nasıl bir anda tüm her şeyi unutabilirdim. Acaba yaşından dolayı mı kolayca affedebiliyordum, o yaşlarda normal diyip geçtiğim şeyler artıyordu ve bu beni korkutuyordu. Çünkü bu yaşlarda daha nelerin normal olduğunu bilemiyor ve açıkçası bilmekten de korkuyordum. Acaba bana verdiği sözleri tutacak mıydı?