01
İrfan’ı sevmiştik, ne de olsa suç ortağım sayılırdı, efendi ve temiz yüzlüydü, konuşması da kendisini dinlettiriyordu. Bizim koğuşa gelmiş olması da büyük şanstı. Gerçi bizim koğuşta boş yatak yoktu ama O’nu bırakmayacaktık. Ali Amcamızın beş yıldır burada olmasından sözü epey geçiyordu, yan koğuştaki boş yatakta yatıracak ve kendisine sahip çıkacaktık. İş olayın da şimdilik idare etme kararı aldık. Çünkü muhtemelen denetimli serbestlik için çıkacaktı. Kendisini yormak istemiyorduk ve de üzmek.
-Ali Amca, İrfan’ı işte çalıştırmasınlar. Sen Ali Ekber ile konuşsan da kendi ekibine alsa ve kollasa olur mu?
-Tamam Aziz, sen merak etme, koğuş arkadaşımızı kollayacağız.
-Ali Amca yamyamların arasına düşmesin.
-Tamam Aziz. Hepimiz sevdik. Bak Mehmet yalnız bırakmıyor hiç zaten, merak etme.
-Abi sohbetleri uydu galiba. Mehmet sevdi İrfan’ı yanından ayırmaz artık.
-O yüzden merak etme çocuk bizde.
-Sağ ol abi.
02
Amasya’ya gidip düzen kuracak ve Özge’yi yanıma alıp, evlenecektik. Hazır Hakan Abi’de bana iş bulduğunu ve yardımcı olacağını da söylemişti. ‘’Amasya’da yaşamak çok kolay, kiralar 300 Lira’’ dediğinde çok umutlanmıştım.
Ama gittiğimde olanlar, bana söylenenlerden çok farklıydı. Hazırda iş yoktu, kiralar bana söylenilenin iki katından fazlaydı. İlk işimizi bulmamız on gün sürdü, bir restoranda garsonluk yapacaktım. İş içime sinmemiş olsa da Özge için kabul ettim, çok seviyordum ve aşkım için yapamayacağım şey yoktu, ‘’yeter ki sevdiğim kadın beni sevsin ve arkamda dursun’’ dedim. Tek istediğim sevdiğim kadınla yuva kurmak ve O’na benzeyen bir kıza sahip olmaktı.
Onunla birlikte bir hayat, bir yaşam kurmak için hayatımı değiştirmeyi kabul etmiştim; küçük bir şehirde, evden iş, işten ev yapacaktım. Tüm vaktimi sevdiğim kadına ayıracaktım. Biraz fazlaca romantizm ile alınmış bir karardı.
03
-Geldi mi peki
-.. Hayır..
Öyle bir ‘’Hayır’’ demişti ki; içim parçalandı, önce Özge’yi anlatırken içi gülen o gözleri doldu, sonra bakışlarını kaçırdı ve yutkundu. ‘’Hayır’’ cevabı sonra çıktı ağzından. Hikayeyi öyle bir anlatıyordu ki; yaşıyor gibiydik, Mehmet ile ben soluksuz dinliyorduk, ta ki ben sorana kadar. Sorduğuma o kadar pişman olmuştum ki anlatamam, İrfan ağlayacak gibiydi ve ağlamasını istemiyordum. Dışarıdan gören ‘’cezaevine ilk geldiği gün ağladı’’ diyebilirdi.
Hikayeyi anlatma şeklini çok sevmiştim, dışarıda olsaydım radyo programıma çıkartıp bu hikayeyi anlatırdım. Düşüncelerim anlattıklarıyla yok olmuştu, şair ruhlu ben kendime bir sohbet arkadaşı bulmuştum. Mehmet Abi’nin ‘’Müjdat gel dışarıya çıkalım, hem sigara içeriz hem de İrfan anlatmaya devam eder’’ demesiyle düşüncelerimden sıyrılıp, ayaklandım.
İrfan’da şair ruhlu sayılabilirdi, tarzı farklıydı ama aşka aşıktı ve hikayesini anlatma şeklini sevmiştim.
04
Özge ile yaşamış olduğumuz sorunu unutmaya, ailesinin güvenini kazanmaya ve sadık bir çift olmaya çabalıyorduk. Ta ki yapılan hatanın aramıza girmesine kadar. O hata, o adam ve bana yollanan o mesajlar… Moralim bozulmuştu, gözyaşlarıma engel olamıyordum ve Özge’den beni ikna edecek bir cevap bekliyordum.
Ben Özge’ye ikna olmaya hazırdım ama O ağlıyor, konuşamıyordu. Konuştuğunda söyledikleri ise; okuduğum mesajlar ile çelişiyordu. Elimde olan mesaj görüntülerinden Özge’ye bahsettiğimde; panik yaptığını konuşmalarından anlamıştım. Yani doğruyu söyleyen mesajlar ve mesajlardaki yazışmalardı.
Tabi bu olay ve Özge’nin yalan söylediğini anlamam aramızdaki sorunu büyüterek ailesine yansıtmamıza ve işleri içinden çıkılmaz bir hale sokmaya başladı. Sonrasında babası bizim ilişkimizi bitirmemizi istese de biz bir dönem daha konuşmaya devam ettik.
Ama zamane ilişkisi işte; seks ağırlıklı başlayan ilişkimiz, aramızdaki mesafe ve Özge’nin okuldan alınması derken; daha da zora girdi ve parçalandık. Un ufak olmuştuk ikimizde ve toparlansak bile artık eksik olacaktık.
Ben Amasya’da maddi ve manevi sıkıntılarla boğuşuyor, beklediğim rahatlatıcılığı Özge’nin konuşmalarında bulamıyordum. Özge ise; benim günde on üç saat çalıştığımı unutuyor, kendisine zaman ayırmadığımı düşünüyor ve kıskançlıklarıyla beni yoruyordu.
O dönem günde on üç saat ayakta garsonluk yapıyordum, mola düzeni yoktu, para biriktirip Özge’me kavuşmak adına iyi beslenemiyordum. Bunlar da yetmezmiş gibi; sıcak su ve çamaşır yıkama ile sınanıyordum. Gerçi Amasya’da kaldığım süre boyunca hep sıcak su ve çamaşır yıkama sınavına maruz kalacağımı bilmiyordum, kaldığım her yerde doğal gaz kesilecek ve hep soğuk suyla banyo yapma cezasına maruz kalacaktım ve elde çamaşır yıkama belasına..
Bu süreçte, başta Özge’yi sevmeyen annem sevmeye başlamış ve uzun uzun telefon konuşmalarını bir rutin haline getirmişlerdi. Annem benden uzakta olmanın boşluğunu Özge ile doldurmaya çalışıyor, Özge ise evindeki oda hapsi cezasını (bu cezayı kendi kendine vermişti) annemle konuşarak geçiriyordu. Annem benim hatalarımdan, kötü huylarıma kadar tüm eksi yönlerimi anlatıyor ve bu konuşmalardan haberim olmasın istiyordu. Özge’de ‘’Aramızda gizli saklı olmaz, olmasında’’ diyerek bana her konuşmayı anlatıyor ve ‘’Aman Ayla annem sana anlattığımı bilmesin’’ demeyi de unutmuyordu. Bende her hareketi ile olgunluk gösteren kadınımı zora sokacak bir hareket yapmıyor, konuşmaları bilmemezlikten geliyordum.
Ta ki; Okay ve Onur ile yaşadığım sorunun mahkeme kararı gelene kadar… Bana mahkeme ceza keşmişti ve yasal hakkım olarak sonuca itiraz etmiş ve bu durumdan Özge’ye bahsetmiştim. İşte o gün ‘’Keşke her şeyi Özge’ye anlatmasaydım’’ dedim.
‘’O zaman bu mahkeme işi kesinleşmeden ben gelemem. Ya sen tutuklanırsan? Ben orada yalnız mı kalacağım?’’ demesiyle ben yıkıldım.
Ben Amasya’ya geldiğimden beri yalnızdım, sefalet içerisindeydim ve bu duruma Özge için katlanıyordum. Para biriktiriyordum ve bu yüzden kenarda param olmasına rağmen; dışarıda yemek yemiyor, hep ucuz bir hayat yaşıyor ve hep aynı kıyafetleri yıkayıp yıkayıp giyiyordum. Hiçbir şeyin garantisi olmayan bu hayatta, sevdiğim kadının benden garanti beklemesi beni yıkmıştı. Sevgim O’na yetmemişti, yada ben böyle hissetmeye başlamıştım.
Evet ilişkimiz zamane ilişkilerine benziyordu ve o an içinde; birbirine uzak olan, birbirine dokunamayan, kokularını hissedemeyen ve sevişemeyen çifttik. Ama teknolojinin imkanlarını kullanıyor ve sanal seksi deniyorduk, bu duruma ben dayanabilirken; Özge dayanamıyordu ve ayrıldık.
Bu ayrılığın sonucunda beni yeni bir zamane ilişkisinin beklediğini bilmiyordum. O günleri, şimdi burada, Silivri Cezaevi’nde, sanki daha dün gerçekleşmiş gibi hatırlıyor ve zihnimde tekrar tekrar yaşayarak anlamaya çalışıyordum.
05
Ah İrfan ah, seni çok iyi anlıyorum demek isterdim ama sana bir şey demeyeceğim. Çünkü bende hızlı bir adamdım senin yaşlarında ama ben senin gibi bağlanmıyordum, bağlanmamıştım kimseye, bu Mehmet Abin duygusuzdu. Günlük, gecelik ve hatta anlık flörtlerden haz alırdım ve beğenilmek, etkilemek bana yeterdi. Ama sana bir şeyler demeliydim, şu bir iki gün içinde o kadar sohbet ettik ki; ne buradan gitmeni istiyorum, ne de burada kalmanı. Benim de kafam karışık anlayacağın. Ama duygusal biri olduğun belli be kardeşim. Baksana geldiğinden beri yanımızdan ayrılmıyorsun, umarım kendini bize borçlu hissetmiyorsun. Şimdi sana ne diyeyim ben? Düşüncelerimi nasıl kelimelere dökeyim, seni neden üzeyim, sen zaten her şeyin farkındasın. Kendini biliyorsun, sevgi konusunda enayilik derecesinde iyi olduğunda belli. Senin yüzüne bakıp; ‘’bu kadar seversen, kaybedersin’’ diyerek seni üzemem ki. Ağlamandan korkarım be kardeşim. Ama biliyorum, bakışlarınla seni teselli edecek sözler söylememi istediğini belli ediyorsun. Aşk acısının tesellisi yok ki, şimdi ben sana ne diyeyim?
-İrfan kardeşim, hayırlısı böyleymiş böyle olmuş. Senin sevginden hiç şüphem yok. Anlatış şeklin, duygularını ifade ediş biçimin, vücut dilin.. Beni de, Müjdat Abini de etkiledi ve inandırdı.
-Abi gerçekten çok sevdim, çok sevdim ve belki de bu yüzden kaybettim.
-Hayır, bu yüzden değil. Garanti beklemesi yüzünden ve sevdiğin kızın yaşının küçük olması yüzünden, hayata senin gibi olgun bakamaması yüzünden.
-Abi bende olgun bakamıyorum ki, inan beni tanıdıkça ‘’Bu adam yaşının adamı değil, daha çocuk’’ diyeceksin.
-İçindeki çocuğu öldürmemiş olabilirsin, bunu zaten davranış ve konuşmalarından anlıyoruz kardeşim. Ama sen zamanla ve yaşadıklarınla olgunlaşmışsın, garanti beklemiyorsun, daha fazlasını istemiyorsun. Ben bundan bahsediyorum.
-Bazen yetinmeyi bilmek gerekir abi. Yetindikçe mutlu olur insan, bu yüzden eldeki imkanlar ile yetinmeyi öğreneli çok oldu.
-İşte tamda bunu diyorum kardeşim. Özellikle evlilik gibi durumlarda yetineceksin, artısı, fazlası, garantisini beklemeyeceksin. Siz evlendikten sonraki gün sen ölebilirsin de; o zaman da yalnız kalabilir. O zaman hiçbir zaman ve hiç kimseyle evlenmeyecek bu arkadaş..
-Bende bunu dedim abi. Ama anlatamadım galiba.
-Anlamak istememiş.
-..
-Neyse, devam et bakalım aşk hikayene. Merak ettim. Kitaplarında böyle akıcıysa eğer hepsini okuyacağım, söz.