Amasya - Yaren

2814 Words
06   Amasya… Pulp Pub’ta işe başladım, hem de şans eseri. Hakan Abiyle, kuzeni Tunahan’ı görmeye geldiğimiz bu bar; Amasya’nın tek pub tarzı barı. Keşke daha önce gelseydim, böylece evde yılbaşını yalnız geçireceğime buraya gelebilirdim dediğim bir mekan. Her yer meyhanelerle dolu olduğundan, Amasya’da böyle bir mekan olduğunu hiç düşünmemiştim. İçeriye birkaç merdiven ile inilen, kapı girişinin (antik yapıda olan) İçeri Şehir (diye adlandırılan) mahalle kısmından olan bu barın, (kapı girişinin tam karşısına denk gelen) pencereleri Yeşilırmak’ın dibindeydi. İçeriye girişte hemen sağ tarafta bir bar bulunuyordu. Bar tezgahı el işçiliğiyle yapılmış, üzerine bira kapakları yerleştirilmiş ve şeffaf bir madde ile boşluklar doldurularak; düz bir katman atılmıştı. Barın önünden başlayan dört kişilik dört ahşap masayı, eski bir traktör kullanılarak yapılmış nostaljik bir masa takip ediyordu. (bu masanın koltukları da traktör koltuğundan yapılarak çok farklı bir hava katılmıştı.) Sol tarafta (yani büyük bar masalarının karşılarında) karşı duvara bitişik ahşap bistro masalar yer alıyordu, bu masaların bittiği alandan itibaren mekan biraz genişliyordu; sağ köşe sahne, sol köşede iki masalık bir asma kat, asma katın altında iki masa vardı. Masalardan birinin koltukları at arabası tekerlekleriyle yapılarak farklı bir havada buraya katılmıştı. Sahne ve asma katın bulunduğu bölümün tam arasında bir kapı boşluğu ile konak kısmına geçiliyordu, ırmağa bakan pencereler bu kısımdaydı. Bu alan yirmi metrekarelik bir alandı; otel kısmının lobisini ve küçük bir mutfağı barındırıyordu. Üst iki katında ise; ikişer odası mevcuttu.  Tam hayallerimdeki mekandı, tek eksiği Ege sahilinde olmamasıydı. Ben bardan ve servisten sorumlu olacaktım, odalar ve otel kısmıyla Esra ilgilenecekti. Mekan Sahibi Eren Çelebi egosuz birisiydi ve çok güzel bir iş görüşmesi oldu. Daha önce Efes Pilsen’de çalışmamdan ötürü ‘’Sen hemen başla abi, biz zaten ağırlıklı bira satıyoruz, senin sohbetinde iyi. Senin gibi kibar adamı burada herkes sever.’’ Dedi ve başladık. Mekan devamlı hareketliydi ve biten ilişkimi unutturmuştu bana, çok yoğun olduğundan Eren’de yardım ediyordu, zaman akıp geçiyordu. Bir gün Yaren Gülmez geldi. Kendisiyle Amasya’ya ilk geldiğim günlerde i********:’dan tanışmıştık. O dönem çalıştığım restoranda çalışmak istemişti ve görüşme için davet etmiştim. Görüşmeye gelmedi ama biz birbirimizi sosyal medyada takip etmeye devam ettik. Boyu 1,60’dan kısa, balık etli, beyaz tenli, siyah saçlı bu kız; çekik gözleriyle bir japon kızını andırıyor ve bana baktıkça kalbimi hızlandırıyordu. -Yaren Hanım hoş geldiniz. -Hoş bulduk İrfan Bey. -Sizlerde hoş geldiniz. -Ev arkadaşım Berrin ve Berrin’in Giresun’dan gelen arkadaşı Tarık. -Siparişlerinizi hemen getiriyorum. Berrin oda arkadaşıymış aslında, yurtta kalıyorlarmış. Tarık’ı ilk başta, Yaren’e bakışlarından sevgilisi sanmıştım, çünkü Berrin’den çok Yaren’e yakın duruyordu. Yaren’den hoşlandığı üzerine emin olsam da; rahatlamıştım, çünkü Yaren ‘’Berrin’in arkadaşı…’’diye tanıtmıştı. Bu sadece ismiyle tanıtmaktan daha iyiydi. Pek yoğun olmayan o gün bara Mesut’un gelmesiyle.. tam sevinecekken hevesim kursağımda kaldı. Mesut Mercimek ile Amasya’da bulunan Bayram Efendi Osmanlı Kahvecisi’nde tanışmıştık, kafenin şefi ve çok duygusal ve saf bir adamdı. Beni üzen Berrin ile sevgili olduğunu öğrenmemdi, şimdi Tarık ve Yaren boştaydı ve Tarık hayran hayran bakmaya devam ediyordu. Servis yaptığım sırada Mesut masadakilere dönerek; -Efe abiyi biz çok severiz, bize kafede çok güzel eğitim verdi. -Estağfurullah Mesut, hepimizin bildiği konular üzerinde sohbet ettik. -Abi bu arada Berrin benim kız arkadaşım, Yaren ile aynı odayı paylaşıyorlar. Tarık ise; Berrin’in çocukluk arkadaşı, ziyarete geldi. -Yaren Hanım ile tanışıyoruz, gerçi beni kendisi İrfan olarak bilir, sosyal medyadan tanıştıkta.. Dedikten sonra Yaren’e dönerek, bu güzel kız ile bir iletişim kurma ümidi içinde beklerken; -Evet tanışıyoruz, hatta takipleşiyoruz. Canlı yayınlarımı kaçırmadan izler İrfan. Sahi biz nasıl tanıştık? -Keyif restoranın eleman ilanı için görüşmek isteyip, görüşmeye gelmemiştiniz. -Yaaa. Şuan çok utandım, eve çok uzak gelmişti. -Şuan utandığınız için gülüyorsanız; sizi hep utandıralım. Çünkü şuan çok güzelsiniz. -Düştüm.. -… Bu düşme tabiri yeni nesilin ‘’Etkilendim, hoşuma gitti’’ deme şekliydi ve ben düşmesine düşmüştüm. Acaba bir şansım var mı diye merak ediyordum. Kız on dokuz yaşındaydı, bense otuzlu yaşlarda… Oooof of, neden hep kısa, küçük ve tatlı kızlar beni etkiliyordu ki?  -Bu arada Efe abi çok kitap okur, sohbetinden de ne kadar çok bilgili olduğunu anlarsınız. Mükemmel bir insandır. -Teşekkür ederim Mesut’um. Arkadaşlar Mesut güzel baktığı için güzel görüyor ve bu yüzden biraz abartıyor. Ben de herkes kadar okuyan ve hala öğrenme yolunda olan biriyim. -O zaman siz de güzel baktığınız için mi, beni güzel gördünüz az önce İrfan Bey? -Yaren Hanım sizi güzel görmeyecek gözler yaratıldığına inanmıyorum. Size bakabilen herkes güzelliğinizin farkında olur. -Bakabilen derken? -Herkesin harcı değil size bakmak. Ne kadar gözlerinizi kaçırsanız da, bir anlık bile gözlerimiz denk geldiğinde içim yanıyor. Bunu her yürek kaldıramaz. -Vuuuuuuuuu. Abi ne olur az otur, sohbet edelim, vaktin varsa çok memnun oluruz. Mesut’un sevgilisinin masaya davet etmesi üzerine masaya sohbet etmek için oturdum. Kitaplardan, Budizm’den ve geçmişten Berrin ile sohbet ederken; gözlerim Berrin’den çok güzeller güzeli Yaren’de takılı kalıyor ama Yaren bana bakmıyordu. Bırakın bana bakmayı, sadece masaya bakıyordu. Bizim iş olmaz gibi geldi o an, bu kızın ilgi alanına girememiştim.  Sohbetin ilerleyen aşamasında istemeye istemeye Berrin’e bir kitabımı verme sözü verdim. Berrin Yaren’in arkadaşıydı ve bu güzeli görmek için her fırsatı değerlendirip, her kitaptan vazgeçebilirdim.  Birkaç gün sonra kitabı teslim etmek için Berrin ve Yaren ile buluşup Osmanlı Kahvecisine gittik, gittik ama zor bir durumda kaldım. Çünkü bu süreçte Berrin ile Mesut’un ayrıldıklarını bilmiyordum, o an öğrendim. Mesut’un mesai saatlerinde, çalıştığı kafeye geldiğimiz için de kendimi kötü hissettim. Bayram Efendi Osmanlı Kahvecisinde bir iki saatlik sohbetin ardından, yurda giriş saatleri yüzünden kalktık. Dışarıdan bakıldığında Yaren; girişken, cana yakın, konuşkan ve ortamlarda eğlenmeyi seven biri gibi duruyordu. Berrin ise; sakin ve asosyal gibi gözüküyor ve Yaren sayesinde arkadaş ediniyor izlenimi veriyordu bize. Yaren için herkesin ‘’Yaren ortamcıdır’’ demesi de cabasıydı.  Ama benim ilk izlenimim tam tersiydi, biz sohbeti Berrin ile yapmıştık, Yaren neredeyse hiç dahil olmamıştı. Ne zaman baksam gözlerini kaçırması da cabasıydı. Yaren galiba benden hoşlanmamıştı, artık yapacak bir şey yoktu. Araya ramazan ayının girmesiyle Amasya’da tüm alkollü mekanlar kapanmıştı, bizim otele bakan arkadaşımız da işi bırakınca; sabah açma işi de bana kaldı. Ama bunun bir avantajı oldu; Berrin ve Yaren sabahları gelmeye başladı. Artık sohbetlerimiz artıyordu ama Yaren’in KahveLand’da işe başlaması beni üzdü. Ramazan ve iftar derken gece yarısına kadar çalışacak, oradan anca direk yurduna gidecekti. Yaren mesai için işe giderken, biz Berrin ile sohbetlerimize devam ediyorduk. Güzel bir arkadaşlığımız başlamıştı; makara yapıyor, günümüz ilişkilerini eleştiriyor ve değerlendiriyorduk. Mesut ve Berrin ilişkisindeki hataları objektif olarak dile getirmeye çalışıyordum ve Berrin bu sohbetleri çok seviyordu. Yaren işinden ötürü artık bara içmeye de gelemiyordu, o konu hakkında tüm ümidimi yitirmiş, düşüncelerimi değiştirip Onunla da arkadaş olmaya karar vermiştim. Sonuçta bu sevgi işleri hesapla planla olmuyordu. Ben bu konuyu unutmuş ve hayatıma devam etmeye çalışırken; çalıştığım barın ortaklarından (Eren’in abisi) Emre Çelebi ile tanıştık. Emre subaydı, zaten asker olmak için doğmuştu. İri yapılı, sert mizaçlı biriydi ama gözlerinde dolu dolu şefkat vardı. Arada görev yaptığı Erbaa’dan gelip; hem Amasya’ya hem de mekana bakarmış. Tokatlı olduğumu duyduğunda uzun uzun sohbetler ettik.  Emre göründüğünün aksine tam bir aşk adamıydı. Eee seksenlerde doğup, doksanlar çocuğu olan her fert sevmeyi iyi bilirdi. Sonuçta yaşam öğretmişti. Eşine çok aşıktı ve (sonradan öğrendiğim) aşk için yaptıklarını duyduğumda çok hoşuma gitmişti. Askeri okuldan her fırsatta gelip eşinin evinin önünde beklermiş. Tabi o zamanlar evli olmadıkları için çok dayak yediğini anlatırdı ve eklerdi ‘’Yine olsa yine yaparım. Eşim için bir kamyon dayak yerim. Bir kamyon az bile, on kamyon dayak yerim. Çok seviyorum Efe.’’ Derdi. Emre böyle derdi ve ben hayranlıkla dolu gözlerle dinlerdim. Ben de sevgi, aşk adamıydım. Sevgi için, aşk için yapamayacağım yoktu. Sevgiyi, sevmeyi babamdan öğrenmiştim sonuçta, Belki de bu yüzdendir benimde sevgi ve aşk için yaptığım hatalar, çektiğim acılar… Babamın beni takdir edeceği bir meziyetim olmadı hiç, babamın çalışkanlığını almamışım yada becerikliliğini… Bende babam gibi seversem belki babam beni takdir eder diye düşündüm hep. Bu yüzden sevdiklerimi hep çok sevdim, sevgim uğruna affedemeyeceğim hata olmadığı yada yapmakta tereddüt edeceğim bir olay olmadı. Pişman da olmadım hiç, sevgi uğruna yapılan her şey mubahtır dedim. Bu dönemlerde Pulp Otelin odalarında kalmaya başlamıştım, çok nadir öğrenci evime giderdim. Ev arkadaşım olan Ahmet Tekin ve Recep Mistin vardı; ya sınav zamanına denk gelir görüşemezdik yada oturup saatlerce sohbet eder ve yemekler yerdik. Hep uçlardaydı ev arkadaşlarla iletişimimiz, hiç ortası olmadı. Zaten evimizde de ufaktan bir sefalet durumları söz konusuydu. Çocuklar öğrenci olduğu için, bense daha tam işimi tutturamadığım için paramız hep kısıtlıydı. Zaten elimize para geldiğinde genelde bir ziyafet çekerek elimizdeki parayı da bitiriyorduk. Yine bir gece barı kapattık, Eren ile İçeri Şehir sokaklarında laflarken telefonum çaldı; -Ooooo Berrin Hanım iyi geceler. -İyi geceler İrfan Bey, nasılsınız? -İyi n’olsun. Barı kapattım, eve doğru.. -Kapattın mı? Hadi ya.. -Berrin, siz istiyorsunuz ki; Efe hiç eve gitmesin.. -Yok ya ondan değil, biz yurda giremedik, Yaren ile dışarıda kaldık. Dedik ki bar açıksa.. -Berrin bana bir dakika ver, sizi arayacağım. Ama bu arada siz buraya doğru yürümeye başlayın. Dışarıda yalnız olmaz. -Eren’im. -Buyur abi. -Kızlar sokakta kalmış.. -Abi çağır gelsinler. -Gerçekten mi? -Evet. İş çıkar mı? Kalayım mı bende? -İş çıkacağını sanmıyorum ama sende kal. Daha iyi olur hem. -Yok abi, ben gideyim, makara yapıyorum. Siz burada mı kalırsınız? -Aslında kabul ederlerse eve götürürüm, uyusunlar. -Gitmenize gerek yok abi, odalar boş yukarıda. Kalırsınız burada. -Teşekkür ederim Eren. -Sen kısa olana öyle bir bakıyorsun ki; o bakışların hatırına mekanı bile kapatırım ben. Eren güzel adamdı, abisinden daha cana yakın, sıcaktı. İlk görüşte kanınız kaynıyordu. Ayrıca yakışıklıydı, sahip olduğu vücudun yanı sıra bar sahibi oluşunun etkisiyle arada çapkınlıkta yapardı. Ama O’da aşıktı, unutamadığı bir sevgilisi vardı. İşi zordu, aşk hem güzel hem de kötü bir duyguydu. Aşk, belki de içinde bulunduğumuz zamanın bize verdiği bir cezaydı. Hemen Berrin’i aradım, barda olduğumu ve Onları beklediğimi söyledim. ‘’Saat gece bir, oyalanmadan gelin. Bu saatte dışarıda ne işiniz var?’’ demeyi de ihmal etmedim. Yarım saat sürmeden Berrin ve Yaren geldi. Berrin’de siyah bir elbise vardı, dardı ve eteği kısaydı, dikkatsiz her hareketi frikik verdiriyordu ama benim ilgilendiğim güzel Yaren’di ve bu yüzden gözlerim hep Yarendeydi. Yaren 1.60 boylarında, kısa ve hafif balık etliydi. Yüksek bel kot pantolonunun üzerine bisiklet yaka bol beyaz bir tişört giymişti. Tişörtü düğüm atarak göbeğini açık bırakacak şekilde bağlamıştı. Şaşırtıcıydı, balık etli olmasına rağmen karnı dümdüzdü ve çok seksi görünüyordu. Tişörtünün bolluğu yüzünden göğüslerini rahatlıkla görebiliyordum ve hoşuma gitmişti. Bu kıyafetlerle ve hatta küçük göğüsleriyle bile hem tatlı hem de seksi olabiliyordu. Aşkım tekrar canlanmıştı. Kızlarla ırmak manzaralı köşeye geçtik ve birer Bomonti açtık, esprili ve eğlenceli bir muhabbet başladı. Ben şaşırmıştım, bu sefer Yaren’de muhabbete eşlik ediyordu. Daha önce yakalayamadığımız uyumu yakalamış, birlikte Berrin’e takılıyorduk. Berrin ve Yaren karşılıklı oturuyorlardı, ben Yaren’in yanında oturuyordum, alan dardı ve Yaren ile dip dibeydik. Kokusu tüm benliğime işlemişti, teninde farklı bir kışkırtıcılık vardı. Tahrik oluyordum, bu tatlı kız beni baştan çıkartıyordu… Şakalar git gide seriye bağlıyor, Berrin ikide bir ‘’Siz birbirinize mi yürüyorsunuz?’’ diye soruyor, ben Yaren’e bakarak ‘’Bu kıza yürünmez, koşulur. Uğrunda ölünür.’’ Diye cevap veriyorum, ben cevap verdikçe; Yaren o meşhur ‘’Düştüm.’’ Demesini tekrarlıyordu. -Berrin, yürüyorsak yürüyoruz. Karışma ya. Kokusu, bakışı ahh ah. Beni benden aldı. -Düştüm.. Berrin aşk acısı çekiyor da ondan böyle. -Berrin’de mi sana aşık? -… -Seni gördükten sonra insan başkasına aşık olamazda, ondan öyle dedim. -Düştüm. Düştün güzelim, hem de tam yüreğime düştün. Düştün de, bu aşk ikimizi de yakar. Ah ah bu kadar yaş farkımız olmasaydı keşke. Gerçi zamane kızları bunlara pek takılmadığını söylüyor ama Amasya küçük yer; laf olur, söz olur sende etkilenirsin. Biliyorum, yanarız. Ben senin için yanarım da, sen benim yüzümden yan istemem. Ya korkarsan, ya kaçarsan? Diğerleri gibi… Onlar kaçtı… Şakalaşmalar sonrasında konu öpüşmenin ve ilişkide seksin önemini konuşmaya başladık, biri kibrit çaksa hemen öpüşmeye başlardık ama buna kimse cesaret edemiyordu. Berrin zaten bizim yakınlaşmamızı istemiyor gibiydi, ara bir Yaren’i frenliyordu. Konu eski sevgililere geldi bir ara. Bu kızlar eski sevgililerinden ilgi bekliyordu. Birbirlerinin sevgililerini arayıp; arkadaşlarına ulaşamadıklarını söyleyip, eski sevgililerini meraklandırmak istiyorlardı. Hatta bu sayede barışabileceklerini bile düşünüyorlardı. Tüm hevesim kursağımda kalmıştı, eski sevgilisini unutamayan kız bana ilgi göstermezdi. Madem sevgili olma ihtimali ortadan kalkmıştı, o zaman biz arkadaştık ve bu kızlara tavsiye vermem gerekiyordu. -Kızlar yanlış yapıyorsunuz bence. İlgi göstererek, eski sevgililerinizi unutmadığınızı belli ederek güçsüz görünürsünüz ve erkekler (aslında kadınlarda) böyle durumlarda size ilgi göstermez. -Ne alaka? -Bak Berrin, bir şirkete ortak olmak istiyorsan o şirket kar ediyordur. Zarar eden bir şirkete deli olmayan kimse ortak olmak istemez. Yada yapılan işin ustası olup, zararı kara çeviremeyecek kimse istemez. Aşkta böyle… Senin hayatın güzelse; yani mutluysan, eğlenceliysen, keyifliysen biri gelip bu hayata dahil olmak ister. Sen mutsuz, bet, sıkıcı biriysen kimse bu olguları paylaşmak istemez. Haliyle bu hayattan da senden de uzak durur. -Neden? -Çünkü sende istemezsin öyle bir adamı. Hayat, kendi başına zaten yeterince zorlayıcı ve sıkıcı bir olgu. İnsanlar mutlu olabilmek için birileriyle birlikte oluyorlar. İlişkiyi ve hayatı paylaşmak için, en çokta mutluluklarını paylaşarak artırmak yada acılarını paylaşarak azaltmak için. Kimi el ele tutuşarak, kimi konuşarak, kimi sevişerek, kimi de beraber uyuyarak yakalıyor bu mutluluğu. -Ne yapalım yani? -Şuan yaptığınızı yapmayın mesela. Mutlu bir hayatı, mutlu bir ilişkisi olan kimse önceki ilişkisini hatırlamaz. O anın, mutluluğun tadını çıkartır. Mutsuzsan eğer o zaman eski günler gelir aklına. Sen kendini hatırlattıkça da; karşındaki kişi mutsuz olduğunu anlar, unutamadığını hisseder ve seni cepteki keklik gibi görür. Süründürür seni. -…… -Bak şimdi, her ne kadar insanlar ayrıldıkları kişinin çektiği acının; kendilerine olan sevgiyle orantılı olduğunu düşünse de, bu acıları umursamaz. Hatta acı çeken, hayata küsen kişiyi görüp ‘’Bitiğin tekiymiş, bensiz hiçmiş. Anlasın kıymetimi.’’ der ve daha çok soğur. Ama ayrıldığın kişi hayatına devam ettiğinde, yeni sevgililer ile gezdiğinde, mutlu paylaşımlar yaptığında öyle mi? Küfür edersin, ‘’Beni hiç sevmemiş, hayatı aynen devam ediyor.’’ Dersin ama aklını da Ondan alamazsın. Çünkü hayatı iyidir ve o hayatı başkalarıyla paylaşıyordur. Sen o güzelliklerden faydalanmak istersin ama şuan bir başkası faydalanıyordur. İster istemez aklından çıkaramazsın. -Aynen ya. Mesut’ta da aynısı oldu, öncesinde de. Haklısın valla. -Kızlar benim uykum geldi, size kalacağınız odayı göstereyim mi? -Hadi bana göster, bizde birazdan Berrin ile geçer yatarız. -Gel Yaren gel. Berrin yarım saate inmezsek boş bulduğun bir oda da uyu ve teyze olunca neler yapacağını düşün. Gülüşmeler devam ederken Yaren’in elini tutarak ikinci kattaki odalardan birini gösterdim. Ufak bir sohbetin ardından aşağıya indik ve iyi geceler diledim. Tam odama çıkacağım esnada Yaren; -Ama sen bizim kalacağımız odayı gördün, biz senin kalacağın… -Aynı oda Yaren, ama bir kat altınızda. -Hiç Avrupai bir davranış değil, hani nerede eşitlik? -Hadi gel Amasya güzeli, gel göstereyim. Avrupai terimi aramızda bir şakaydı ve şuan benim odamdaydık. Bu kızı öpmemek, koklamamak, hatta şuan yatağa çekmemek için tek nedenim vardı; eski sevgilisinden hala ilgi bekliyordu. Ama daha sonra öğrendim ki; o gün orada O’nu öpmemi ve yatağa çekmemi beklediği için odama gelmiş olmasıymış. Bana bunu söylediğinde yüzümde bir tebessüm olacak ve içimden ‘’Seni yaramaz kadın, aynı anda aynı şeyleri düşünecek ama aynı cesaretsizlikle harekete geçemeyecek kadar benziyoruz seninle’’ diyecektim. Bu kalma olayından birkaç gün sonra, odama çekilmiş ve yorgun bir haldeydim, gözümden uyku akıyor ve ayakta durmaktan ayaklarım ağrıyordu. Normal şartlarda bu durumdayken uyumam on saniyemi alırken, o gün uyuyamadım. Çünkü Yaren bana mesaj attı, o gece yaptığımız mesajlaşma çok güzeldi. Bana kendisine yürüyüp yürümediğimi (yani hoşlandığım için mi böyle konuştuğumu, yoksa makara mı yaptığımı) sordu. Hoş kadındı ama ben bir şey yapmıyordum, planlı programlı değildim ki; yanında rahat olduğum için doğal takılıyordum. (MESAJLAŞMA BAŞLADI)  Ama bak, Sen böyle yaptıkça Ben ciddi ciddi düşüyorum.                                                                                                                              Düş, Ne güzel işte. Düş derken? Fark etmez mi? Hoşuna gider ve devamını getirir misin?                                                                                                                             Hoşuma gider ve … O zaman, odana geldiğimde… Beni neden öpmedin? Yanına çekip sarılmadın? Beraber yatalım demedin?                                                                                                                           Tokat atma diye… Neden tokat atayım ki?                                                                                                                          ….. Ayrıca bir tokattan mı korktun? Bir tokat yüzünden mi Beni öpmekten vazgeçtin yani… Vayyy bee…                                                                                                                         Hayır. Beni bir daha görmek istemezsin,                                                                                                    Kokunu bir daha duyamam Diye vazgeçtim.                                                                                                                        Tokat atar mıydın? Düştüm… Hayır, öperdim bende. Sadece öper ve o anı yaşardım.                                                                                                                        Düşmene düştüm.                                                                                                                        O zaman hazır ol,                                                                                                                        Seni ilk gördüğüm yerde                                                                                                                        Dudaklarım, dudaklarınla kavuşacak. Kavuşsun. Artık hayallerim gerçek olsun. Mesajlaşmadan sonra hep Yaren’i ve o gerçekleştirmek için yanıp tutuştuğum öpücüğü düşünüyordum. Düşünmek için vaktim boldu, ramazan ayıydı, mekan kapalıydı ve ben boş boş oturuyordum. Ama O güzel gece çalışıyor ve iş çıkışı ancak yurduna yetişebiliyordu. Bir gün yine barda oturup, Yeşil Irmak’ı izliyor ve biran önce akşam olmasını, aslında vaktin hızlı geçip günün bitmesini bekliyordum ki; birden bara Yaren ve Berrin geldi. -Selam. -Yaren? -Evet, benim. Neden şaşırdın? -Ama mesajlaşıyorduk ve sen geleceğini söylemedin.. -Sürpriz yaptık, birer bira içelim beraber dedik. -Ama ramazan ayı diye barda bira yok ki. Ama durun gidip alırım hemen.. -Sen yorulma, ben her şeyi düşündüm. -Neyi düşündün? -Gelirken biralarımızı alıp geldik, seni yormam ki. -Seni yerim ki.. -Hı? -Sesli söylemedim değil mi? -Sesli söyledin… Sesli söylemiştim, Berrin şaşırdı, Yaren güldü. Biraları ve cipsleri alıp gelmişlerdi. Biraz muhabbetten sonra Berrin’in gitmesiyle, dudaklarımızın buluşması arasında sadece saniyeler vardı. İkimizde beklememiştik, ikimizde bardaki kameraları umursamamıştık. Saatlerce öpüşmüş, konuşmuş ve gülmüştük. Emre ve Eren’in babası Bektaş Amca gelene dek dudaklarımız hiç ayrılmadı, sonrasında Yaren biraz daha oturup kalktı. Bu kız dışarıdan ortamcı, girişken olarak gözüküyordu, hatta herkes de öyle diyordu ama bu kız göz göze bile bakamayan, utangaç bir aile kızıydı. Bugüne kadar anneme benzeyen tek kızdı. Yüzü, gülüşü, konuşması… Annemin gençliği gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD