07
-Hep demişimdir, erkekler annelerine benzeyen kızlara aşık olurlar diye.
-Yok be Nida Abi, öyle değil.
-Bana maval okuma, yarım asır yaşadım ben. Erkekleri de, aşkı da iyi bilirim.
Aslında ben pek aşk meşk işlerini bilmem, dinlemeyi de normalde sevmem. Ama cezaevi işte, burada vakit geçirmek zor. İrfan’da güzel anlatınca, dinliyoruz. Adam anlatırken anı yaşıyor, mimikler, ses tonu, hareketler. Bize o anı hissettiriyor. Mehmet ve Müjdat kadar hikayenin tamamını merakla beklemesem de, denk geldiğimde dinlemekten kendimi alıkoyamıyorum.
Bu adam güzel biri ve buraya ait değil. İyi ki bizim yanımıza denk geldi, yoksa heba olurdu buralarda…
08
Ramazan ayı beni çok zorluyordu, yanlış anlaşılmasın oruç tutmuyordum, Amasya’da ramazan çok durgundu, birçok mekan kapalıydı. Restoranlar kısmen kapalıydı; ramazanda sadece iftarda açık olan restoranların, din sömürüsüne dayalı olan reklam ve kendini gösterme çabası bir askeri yemin töreniyle bozulmuştu. ‘’Ramazanda yemek mi satılır?’’ diyenler, asker ailelerinin şehre akın etmesiyle, günün ilk ışıkları doğmadan satışa hazır hale gelmişlerdi. Din sömürüsü bu ülkenin her mecrasındaydı, demek ki insanlar siyasileri bu yüzden yadırgamıyorlardı.
19 Mayıs gösterilerinin olduğu Amasya çok renkliydi, o günün benim için özel olacağı belli gibiydi. Emre ve Eren gece planı yaparken; Emre Abi ‘’Efe gitsin dinlensin, mekan kapalı kalsın.’’ Demişti. Tam o an mesaj geldi;
Naber?
İyi, mekandayım.
Seni özledim.
Dudaklarını da…
O zaman gel.
Nereye?
Berrin’in kuzeni ve erkek ark.
geldi. Ev tuttuk,
İçiyoruz.
Sen de gel.
Ama böyle ayıp olur.
Hem Berrin varken,
Senin çağırman yanlış anlaşılmasın.
Gelirsen sarılıp uyuruz,
Beraber ve başbaşa…
Sadece uyur muyuz?
Bakarız…
Geliyorum,
Ama uykum yok.
Gel.
Bekliyorum.
Sevincimi anlatamam. Zaman durmuş gibi geldiğinde; hep tutukluları düşünürüm, dedim ya ramazanda Amasya’da vakit geçmiyor diye… İşte o rutinlikten, hep aynı şeyleri yapmaktan, sevdiğin şeyleri yapmaktan alıkonulmaktan…
Yani cezaevindeki gibi. İnsanlar orada oldukları için değil; oradaki rutinlikten sıkıldıkları ve zaman geçiremedikleri için sıkılıyor ve üzülüyor. İşte benim bu sevincim, içinde bulunduğum durumda tahliye oluyor. Belki de suçum budur… Suç varsa ceza vardır, o an cezamın zamane aşkları olduğunu fark etmeyecek kadar mutluydum.
09
Aslında tam zamanıydı, İrfan’a ‘’Hadi bakalım, o zaman cezan devam edecek galiba. Denetimli serbestlik hakkın varmış ve pazartesi yada Salı seni çıkartacaklar.’’ Demek istedim.
Mehmet’in öyle bir bakışı vardı ki; sanki ‘’Dur Nida, sakın söyleme. Hikaye devam etsin.’’ Der gibiydi.
-Biran söyleyeceksin sandım.
-Söyleyecektim.
-Sakın ha.
-Sizde film izler gibi dinliyorsunuz.
-Bu hikayenin neresi ceza? Onu anlamaya çalışıyorum.
-Ne cezası?
-Ooooo… Sen kaçırıyorsun bazı şeyleri, o yüzden hikayede eksiklerin var.
-Nasıl yani?
-Gördüğün gibi çocuk burada mutlu ve bu olay şaşırtıcı.
-Tabi mutlu olur. İş yaptırmıyoruz, kolluyoruz.
-Ondan değil. Aziz sordu.
-Ne dedi?
-Aziz ‘’Oğlum ceza almışsın ama mutlu gibisin. Dışarıda bir derdin mi var?’’ dedi.
-…
-‘’Benim derdim de, cezam da aşk be abi.’’ Dedi. ‘’Hatta ben öyle bir ceza çektim ki; bu ceza yanında devede kulak kalır.’’ Dedi.
-Ne cezasıymış?
-Aşkmış işte.
-Ne yaşamış olabilir ki?
-Nida ne yaşadığını bizde merak ediyoruz ama ben daha çok ceza saydığı bu aşkı hala nasıl bu kadar şevkle ve mutlulukla anlattığını merak ediyorum.
-Ne alaka?
-Düşünsene, bu çocuk ceza sayılabilecek bir şey yaşamış. Belki de bir kazık yemiş. Buna rağmen kızı ve olayları öyle bir anlatıyor ki ona şaşırdım. Bu şaşkınlığım da hikayeye olan merakımı arttırdı. Nasıl hala böyle sevebiliyor? Nasıl hala böyle anlatabiliyor?
-Adamın ağzı iyi laf yapıyor.
-Yüreği de…
-Nasıl lan?
-Ağzı iyi laf yapıyor da, insan kazık yediği biriyle olan hatıralarını anlatırken; kötü yönleri bastırır hep. Böylece sonuçta kendini daha haklı, daha mağdur ve daha güzel gösterir. Ama bu çocuk böyle yapmıyor. Kızı da, aşkını da, olaylarını da çok güzel anlatıyor.
-O kadar iyi diyorsun.
-Kesinlikle. Müjdat’ta, bende bayıldık. Sende dinlemelisin.
-Hadi o zaman devam ettir bakalım, ettir de dinleyelim.
10
Taksiye atlayıp hemen yola çıktım. Evde beş kişiydik ve sohbet ediyorduk, enişte bey sarhoştu, Berrin sarhoştu ama Yaren sarhoş değildi. Yaren sarhoş değildi ama sarhoş gibiymiş yapıyordu. Yaren bugün kendini bana verecekti ama bu gece hoşuna gitmezse; ‘’Sarhoştum.’’ Diyecekti. Hem sevişeceğimiz için mutluydum, hem de böyle taktik yapması gerektiğini düşündüğü için kırgın.
O gece seviştik; sarhoş olduğunu ve gerçekten isteyip istemediğini sorduktan sonra tabi. Ben de taktik yapmıştım, olmadığını biliyordum ve beni düşünceli olarak görsün istiyordum. Ama aynı zamanda ışığı kapatmamı isteyecek ve bunu konuşacak kadar ayıktı ve kendi soyunabilecek kadar. Bende bunu fark edebilecek kadar tecrübeliydim. Ama O bunu bilmiyordu.
Kadınlar acaba vücutlarını beğenmedikleri için mi ışığı kapatmak isterler? Yoksa bizim vücudumuzdan iğrenmemek için mi? Çünkü genelde ilk sevişme gece ve karanlık olarak seçilirken, ilk sevişmeden sonra ‘’ışığı kapat’’ sözü bir daha söylenmez. Bu arada ön sevişmesiz, düz bir seks olmasına rağmen; beni mest etmişti.
İlk seksi değildi ama ‘’Neden bu kadar uzun sürdü?’’ diye soracak kadar da toydu. ‘’Bir daha’’ dediğimde; ‘’Olur’’ diyecek kadar da hevesli. Bu kız tam benlikti; yaramaz, masum, çocuksu ve seksi.
Amasya’da uyuduğum en huzurlu, en mutlu, en tatmin edici uykuydu. Bu kıza sarılmak bile beni çok mutlu ediyordu.
Seviştikten sonra ilişki anlamsız bir hal almaya başladı. Mesajlarıma dört beş saat sonra cevap vermeye, işe gitmeyip arkadaşlarıyla (erkek) oyun oynamaya gider oldu. Sosyal medyadan paylaşımlar yapıyor ama mesajlarıma cevap vermiyordu. Şaşırmıştım, anlam vermekte zorlansam da; sonuç pişman olmasından başka bir şey olamaz dedim. Hak veriyordum kıza, kendisi daha on dokuz yaşındaydı, ben otuz üç. Mesaj atmayı, soru sormayı bıraktım, kendi haline bırakıp düşünmesini sağlayacak ve çıkan sonucu kabul edecektim.
Aradan bir iki gün geçtikten sonra bir mesaj geldi;
Günaydın
Günaydın.
Nasılsın?
İyiyim. Sen?
Kötü…
Neden?
Sen bana iki gündür
Mesaj atmıyorsun.
Neden mesaj atmıyorsun?
Mesajlara o kadar geç cevap veriyordun ki;
Görüşmek istemiyorsun sandım.
Seni zorlamak istemediğim için
mesajları kestim.
Sen at yine de.
ilgilen benimle.
Beni ilgisiz bırakma.
Bazı şeyler karşılıklı olur.
Karşılıklı olsa zaten
ilgisiz bırakmam.
Ama böyle olmaz.
O zaman ben sana
Her gün mesaj atacağım.
Öyle olur.
Hem de çok güzel olur.
Erken çıktığım bir gün Osmanlı Kahvecisine gittim. Arif Yaman’ı, Cihan Yaman’ı ve Arif Abi’nin oğlu (kardeşim) Furkan Yaman’ı severdim. Furkan’ı çok severdim ve her fırsatta sohbet ederdik. Her şeyi anlatırdım kardeşime. Hem gençti, hem de Mihrap Taş’a deli gibi aşıktı. Her halükarda beni anlardı. Gittiğim gün vaktimiz çoktu, gece dükkanda beklemesi gerekiyordu, bol bol vaktimiz vardı konuşmak için.
Konuyu Furkan’a anlattığımda; ‘’Abi boş ver ya, burada millete benim otuz üç aşında adamla ne işim olur ya…’’ gibi cümleler kuruyor. ‘’Çok kızdım, çok sinirlendim.’’ Dedi.
Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü, hiç Avrupai bir hareket değildi ama Furkan’a bozuntuya vermedim. Normal olduğunu, pişman olmuş olabileceğini, yaşını, yaş farkımızı ve toplumsal baskı sonucu olabileceğini söyledim. Zaten karar kendisinindi; beni seçerken duyduğum saygı, beni seçmediğinde değişmeyecekti. Kararı ne olursa olsun, kararına saygı duyacaktım.
Birkaç gün sonra Osmanlı Kahvecisinde buluştuk;
-Yaren, n’oldu?
-Hiiiç.
-Neden soğuk yapıyorsun?
-Berrin sana bozulmuş.
-Şakaları yanlış anladıysa özür diler, gönlünü alırım. Ama sorum bu değildi.
-….
-Berrin bana bozuldu diye mi bana bozuk yapıyorsun?
-Berrin seninle görüşmemi istemiyor.
-Berrin bir şey dedi diye yapacak bir kız mısın? Pişmansan söylemen yeterli, başkasını bahane etme.
-Pişmanım.
-Hiç olmamış gibi yapabiliriz, hatta istersen hiç görüşmeye de biliriz. Seni istemediğin bir şeye zorlayacak değilim.
-Görüşelim ama o olay hiç olmamış gibi yapalım.
-Sadece o olay mı?
-Nasıl yani?
-Yani yakınlaşan ama daha sevişmemiş bir çift gibi mi? Yoksa yakınlaşmayı da mı hiç olmamış gibi….?
-Bilmiyorum, kalkalım mı?
-Konuyu değiştirelim, içeceğin bitmeden kalkmayalım.
-Olur. Ama sen mesaj atmaya devam et.
-Bakarız.
Günler biraz sıkıcı geçmeye başlamıştı, anlam veremiyordum, dediği gibi ilk mesajı o atıyordu ama bir iki mesaj sonra yine cevapsıza geçiyorduk. ‘’Beni boş bırakma, kapmasınlar sevgilini…’’ yazdığında; içimden bu nasıl sevgililik dedim. Ne olduğunu anlamıyordum, muhtemelen kendisi de anlamıyordu. Zamana bıraktım.
Ertesi akşam Vildan Filik ile tanıştık. Geceden geç saatte gelmiş, Eren’de odaya almıştı. Eren ‘’Yukarıda Vildan uyuyor, haberin olsun.’’ Demişti. Birkaç saat sonra Vildan uyandı ve aşağıya indi, güzel bir kızdı, hatta güzelliğinden epey fazlaca seksi bir kızdı. Acaba kendisinden bahsederken ‘’Seksi’’ dediğimi bilse kızar mıydı?
Çok seksiydi, hatta Amasya’nın en seksi kızı sayılabilirdi. Zaten herkesin dilindeydi Vildan. Ama seksiliğinden ziyade; mertti, dobraydı, dürüsttü. Sözünün eriydi, güzelliği kalbinin yansımasıydı. Unutmadan muhteşem bacakları vardı… Neyse Vildan bunları duymadan ve de beni vurmadan söylemek isterim ki; koşulsuz sırtınızı yaslayabileceğiniz biriydi. Ne anlatsam az kalır, yetmez o güzeli anlatmaya…
Vildan akşamdan kalmaydı, kahve yaptım. ‘’İçte fal bakayım’’ dediğimde, gözlerindeki mutluluğu görmeliydiniz. Bu kadınlar bu falı neden bu kadar sever anlayamadım. Fal bakmaya başlamadan, Yaren’den ‘’Ne yapıyorsun?’’ mesajı gelince; Vildan ‘’Kim o sevgilin mi?’’ diye sordu.
Bilmediğimi, durumların karışık olduğunu söyledim ve durumu anlattım. Aslında karşılıklı konuştuk ve durum değerlendirmesi yaptık. Vildan ‘’Bu küçük kızlar salak, boş ver, yüz verme. Sen yakışıklı adamsın, istediğini tavlarsın.’’ Dedi.
Vildan bana bu hayatta yakışıklı diyen ilk kadındı. ‘’Vildan gerçekten yakışıklı mıyım?’’ dedim. Öpücük attı.
Tam bu esnada bara Yaren geldi, yanında bir erkekle;
-Hoş geldiniz Yaren Hanım.
-Hoş bulduk İrfan Bey. Yamen ile tanıştırayım sizi. Yamen, İrfan burada çalışıyor.
-Memnun oldum Yamen.
-İrfan, ramazan ya her yer kapalı. Yamen ile burada içebilir miyiz?
-Bildiğiniz üzere Pulp Pub’ta kapalı, satışımız yok ama sizlere ikişer bira ikram edebilirim. İkişer diyorum, çünkü dolapta sadece kendime aldığım dört bira var.
-Olur.
Yaren’in bir erkekle benim çalıştığım mekana gelmesi ve bana mesafeli davranması beni biraz üzmüş olacak ki; Vildan birden ‘’N’oldu?’’ diye sordu.
-Yaren geldi.
-Yaren bu mu?
-Evet.
-Yanındaki kim?
-Arkadaşı galiba.
-Seni ne diye tanıştırdı?
-İrfan Bey. ‘’Burada çalışıyor.’’ Dedi.
-Zilliye bak seeen… Bilerek yapıyor, sakın yüz verme, sakın yanına gitme.
-Neden?
-Sen beni dinle, bak ben bilirim bu işi. Hem sen O’nun gibi on tane bulursun.
-Yok be. Hem on tane istemiyorum ki, bir tane olsun özel olsun.
-Bi biz bulamadık senin gibisini.
Biraz gülüştükten sonra biz fal bakmaya, gülmeye ve sohbete devam ettik. Güzel bir kadınla yapılan sohbet her daim güzeldi. Bunun yanında Vildan’ın sohbeti çok güzeldi. O günün gecesi yaşanmamış olsaydı; hayatımın yada Amasya’daki zamanın en güzel anları diyebilirdim. Bu arada Yaren ve Yamen’e servis yapıyor ama yanlarında pek durmamaya ve rahatsız etmemeye çalışıyordum. Çünkü dışarıdan masaya baktığımızda; flört ediyorlarmış gibi geliyordu, hem de üç ayrı göze bile…
Bir servis esnasında davetleri üzerine masaya oturarak Yamen Ünal ile sohbet ettik. Yamen’in bizim durumumuzun farkında olup olmadığı ile ilgili deneme amaçlı, bir iki şaka yollu imada bulundum. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Yamen kendi halinde marjinal bir arkadaştı.
Zaten daha sonrasında Yaren arkadaşlarına ‘’İki flörtümü aynı masaya oturttum.’’ Diyecek, bununla kendince hava atacaktı. Bunun üzerine; birkaç hafta sonra, haberi olmadan diğer flörtümle birlikte yan yana bar taburelerine oturacak ve hatta sohbet edeceklerdi. Tabi bundan ne haberi olacaktı, ne benden duyacaktı, ne de ben bir başkasına bahsedecektim. Çünkü benim yaparken bile içim acımış, yüreğim burkulmuş, nefes alamaz olmuştum. Hem de o kişi Yaren’den önce olduğu halde, aslında yanlışın o kişiye yapılmış olmasına rağmen; Yaren için üzülmüştüm. Acaba Yaren ne hissetmiş, hangi duygu ile beni ve kendisini rezil eden o cümleyi insanlara anlatmış yada bunun gibi bir davranış bozukluğu ile övünmüştü?
Kısa bir sohbetten sonra masadan kalkarak; Yaren’e hem ileride iki flört havasını atması için fırsat, hem de seçim yapması için zaman tanıdım. Belki Yamen’i de yakından tanımak ve o şekilde karar vermek isteyebilirdi.
Vildan ile sohbetimize devam ederken, Yaren’den mesaj geldi;
Ne yapıyorsun orada?
Hiiiiiç.
Oturduk sohbet ediyoruz.
Neden gelmiyorsun yanıma?
Rahatsız etmemek için.
Rahat konuşmanız için.
Saçmala…
Sen beni rahatsız etmezsin ki..
Belki arkadaşın rahatsız olur.
Olursa kalkar gider.
Çokta umurumda sanki.
Hem çok sıkıldım,
Hem de seni özledim.
Lütfen gel.
Tamam, geliyorum.
-Ne oldu İrfan?
-Yaren beni masaya çağırıyor Vildan.
-Siktirsin, bir saattir sohbet ediyor, içiyor ve gülüyor. Şimdi mi çağırıyor?
-Ama tamam dedim, gitmezsem ayıp olur.
-Oğlum, ya seni yada O çocuğu kıskandırmaya çalışıyor. Bu oyuna gelme.
-Önemli değil ki; seçimde tercihte O’nun. Verdiği kararları kabullenmek gerek.
-Sen hoşlanıyorsun değil mi bu cüceden? Tabi yaa…
-Hoşlanıyorum, saklamıyorum ki… Baksana şu güzelliğe, şu masumluğa…
-Lan kız cüce, ben kızı ayaktayken bile göremiyorum. Sen güzelliği nerede gördün? Nesi güzel?
-Gülme kız. Baksana; bakışları, gülüşleri, gözleri ve kalemle çizilmiş gibi özenli dudakları.
-Kocaman ve biçimsiz götü, yağlı göbeği, sekil veremediği saçları…?
-Vildan ya… Lütfen.
-Tamam, tamam. O zaman beraber gidelim.
-Olur da, neden?
-Sen bana güven.
Yamen ve Yaren’in karşılıklı oturduğu at arabası masasına doğru Vildan ile ilerliyorduk, ilerlerken Vildan’ın ne kadar seksi olduğunu fark ettim. Uzun boylu, fit vücut yapısına sahipti, üzerindeki elbisenin boyu; bacaklarının güzelliğini ortaya çıkartacak kadar kısaydı. Vildan geceden kalmaydı; dağınık saçları, azalarak hafifleyen makyajı ve silinen ruju kendisine doğal bir hava katmıştı. Bu kız çok tehlikeliydi…
Elimde bira bardağım ile selam verip ve Vildan’ı tanıştırıp, Yaren’in yanına oturdum. Vildan işveli bir hareketle beni itip (karşıya oturmak yerine) yanıma oturdu. Biz bir sırada üç kişi oturuyorduk. O kadar yakındık ki; hem Vildan’a hem de Yaren’e temas ediyordum. Genişletilmiş bir tanışma ve sohbete girişin ardından Vildan ‘’Kızı sıkıştırma’’ diyerek beni kendisine daha fazla yaklaştırarak, Yaren ile aramda on on beş santimlik bir boşluk açtı. Vildan’a o kadar yakındım ki; nefesini hissediyor, kokusunu duyuyordum. Konuştuğu esnada kendisine bakmak için döndüğümde çok fazla yaklaştığımızın farkına vardım, adeta dudaklarımızın arasında birkaç santimlik vardı… Bu yetmezmiş gibi elini bacağıma koyan Vildan, beni baştan çıkarmayı başarmıştı. Artık ne yapmaya çalıştığını düşünmeyi bıraktım, bu halde masadaki sohbete bile zor odaklanıyordum. Şuan en asli görevim nefes alışverişimi düzende tutmaktı ve bu çok zordu.
Her an terlemeye başlayabilirdim, hemen rahatlamak için bir sigara yaktım. Masadaki muhabbet Vildan ve Yaren arasında geçiyor, ben ve Yamen aralarda katılıyor ama genelde bu soğuk savaşı takip ediyorduk. Yaren’in ayakları sallanmaya başlamış, Vildan’ı işaret ederek kaş göz yapmış ve ardından tatlılık ve seksilik arasında bana bir öpücük atmıştı.
Ben adeta o öpücüğün havada ilerleyip dudaklarıma değdiğini hissetmiş ve bunun mutluluğunu yaşıyordum ki; Vildan ağzımdaki sigarayı alarak bir nefes çektikten sonra tekrar dudaklarıma yanaştırdı.
-Sana sigara verebilirim.
-O zaman kendine yak, ben senin sigarana devam edeceğim. Bu daha tatlı.
Demesi üzerine, çıkan ateşimi söndürmek için biramdan bir yudum aldım. Ama Vildan pes etmiyor ve boş durmuyordu. Elimdeki bardağımı aldığı gibi bir yudum içti ve ‘’İçtiğim en güzel bira. Seninle bir şeyler paylaşmak çok güzel, çok anlamlı.’’ Dedi. Savaşmak Vildan’ın hoşuna gitmişti, bundan emindim, doğasında vardı ve Vildan iyi bir savaşçıydı. Daha da emin olduğum şey, bu durumun benden çok kimsenin hoşuna gidemeyecek olmasıydı.
-Efe, bu akşam bana bir şişe kırmızı şarap açsana.
-Nasıl?
-Sabaha kadar seninle şarap içmek istedim birden.
-Senin istediğin şarap olsun, açarım.
-Ama kendine dikkat et.
-Neden?
-Şarap beni çok tahrik eder de, ondan.
Diyecek bişey bulamadığım nadir anlardan biriydi. Aslında kimse diyecek bir şey bulamamıştı. Vildan2ın bana daha çok yaklaşmasıyla, Yaren sessizliği bozarak ‘’Biz artık kalkalım.’’ Dedi.
Vildan geceye Onlarında kalmasını teklif etti. Yaren ‘’Gidip bir iki saat uyuyayım, üç yada üç buçuk gibi devam ediyor olursanız gelirim.’’ Dedi. Vildan sabahlayacağımızı söyledi, Yarenler gitti. Gece üçte Yaren’in yurttan çıkamayacağını hepimiz biliyorduk, ben neden o saatte geleceğini söylediğini merak ettim ama sadece bir an.
-Gece üçte siksen yurttan çıkamaz biliyorsun değil mi?
-Nasıl?
-Efe, neden üç gibi gelirim dedi anlamadın mı?
-Neden?
-Resmen tedirgin olun, sevişmeyin bu gece dedi.
-Nasıl?
-Sen Ondan hoşlanıyorsun ya, yakınlaşacağımız zamanda aklına Yaren’in gelebilme ihtimali gelsin ve benden uzak dur diye dedi.
-Aslına bakarsan amacını anladım zaten.
-Yani. Dünkü çocuk değilsin sonuçta.
-Bilmediği bir şey var ama.
-Ne?
-Bazen anı yaşamanın karşımızdakine verdiği acıyı kendisinin de hissedecek olduğu.
-Çok iddialı oldu bu.
-Beni tanıdıkça yapamayacağım şeyleri söylemediğimi anlayacaksın.
-Seni tanıyacağım, hem de yakında, hem de herkesten daha iyi tanıyacağım.
O gece Vildan ile geçti, sabah sekize kadar beraberdik ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Anladığım tek şey Vildan’ın da yapmayacağı şeyleri söylemiyor olduğu ve o geceyi hiç unutamayacak olmamdı. Çok yorgunduk ve ekstra yorulmuştuk ama birlikteyken hiç uykumuz gelmemiş, hiç uyumayı düşünmemiştik. O gece mükemmeli ve günün ilk ışıklarına birlikte merhaba demiştik, yani o günde muhteşem olacaktı. Taksi çağırıp artık evlere gidip biraz dinlenmenin zamanı geldiğine karar vermiştik.
-Efe, sana bir güzellik daha yapayım mı?
-Nasıl?
-Bayağı.
-Bana yaptığından daha fazla güzel olan bir şey olduğuna inanmıyorum.
-Oğlum dur, herkes bize bakıyor.
-Durdum.
-Bak sana söylüyorum, bu sabah yani birkaç saat sonra Yaren seni arayacak.
-Emin misin?
-Evet, eminim. O yüzden eve gidip hemen uyu, dinlenmen lazım.
-Neden?
-Çünkü sana gelmek isteyecek ve seninle sevişecek.
-Bugün mü?
-Evet. Merak etme sen yorgunluk felan dinlemezsin, az buçuk tanıdım seni.
-Umarım.
-Ama daha da önemlisi, sana soracak.
-Ne soracak?
-Beni, bizi ve dün geceyi.
-Hah. Sorsun bakalım.
-Seninle sevişecek ve sonrasında sana benimle yatıp yatmadığını soracak.
-Yok artık, Yaren öyle bir kız değil.
-Tamda öyle bir kız, göreceksin.
-…
-Ne cevap vereceğin çok önemli.
-Neden önemli? Benimle yatıp soracak diyorsun, yani her halükarda benimle olacak.
-Öyle değil işte. Cevabın ‘’hayır, Vildan ile yatmadık’’ olursa; seninle birlikte olmaya devam edecek ve bana ‘’bu savaşı ben kazandım Efe’yi elinden aldım’’ demiş olacak.
-Yattık dersem?
-O zaman seni hiç unutamayacak, seni karıyla kızla yatan bir adam olarak görecek. ‘’Onunla yattı, sabahında da benimle yattı hayvan’’ diyecek ama seni hiç unutmayacak. Senin aşk acını çekecek.
-Ne diyeyim sence?
-Sen ne istersen onu de. Ben her türlü yanındayım. Sadece unutma, seninle olmaya devam ederse; sana zaten aşık olur. Sen aşık olunacak bir adamsın.
-Eee, diğer türlü de aşık olacak aşk acımı çekecek demiştin.
-Ama o zaman sana güvenmeyecek ve birlikte olmak istemeyecek, bir kez daha deneyecek, hatta bir süre sevişeceksiniz ama olmayacak. O yüzden kararını ver. Hadi görüşürüz.
Ayrıldık, eve gidip birkaç saat uyudum. Telefonum çalmasıyla uyandım, telefonu elime aldığımda şaşırdım. Yaren arıyordu, Vildan haklı mı çıkıyordu acaba? Nerede olduğumu ve ne yaptığımı sordu. Vildan haklıydı.
Evde olduğumu ve uyuduğumu, telefonuyla uyandığımı söyledim. Görüşmek istedi ama ben evi tarif ederken ‘’Boş ver evi, beni de al bara gidelim’’ dedi. O an Vildan’ın yanıldığını düşündüm. Hazırlanıp Yaren’i de alıp bara geçtik. Nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde benim odama geçtik ve sevişmeye başladık. Sevişme sonrası gelen o anı bekliyordum, Vildan haklı çıkacak mı acaba diye düşünürken;
-Sana bir şey sorabilir miyim?
-Tabi.
-Ama bana doğruyu söyle, seni yargılamam.
-Soru sevişmemizle ilgiliyse, ben memnunum, şikayetçi olduğum bir şey yok. Beni fazlasıyla tatmin ediyorsun ama zamanla birbirimize daha çok alışırız ve sana yeni şeyler öğretirim.
-Ya saçmalama. Başka bir şey soracağım.
-Sor.
-Dün.
-Evet.
-Vildan ile yattınız mı?
-Hayır?
-Neden?
-Öyle bir ortam yoktu.
-Olsaydı?
-Bilmem.
-Lütfen bana doğruyu söyle, çünkü dün öyle bir ortam var gibiydi.
-Yatmadık. Ne oldu? Beni mi kıskandın?
-Kıskandım tabi. Yakışıklı adamsın.
-Kısmetim açıldı galiba, hayatımda ilk defa peş peşe ‘’Yakışıklısın’’ dediler.
-Vildan da dedi değil mi?
-Evet.
-Vildan sana yürüyor olabilir mi?
-Hayır. Vildan yürüse anlardık.
-Tamam. Sevindim.
-Neye?
-Sadece benim olmana ve bunu bilmene.
-Senin miyim?
-Evet benim sevgilimsin. Ona göre davran.
-Tamam hayatım.
-Bir daha söyle…
-Tamam hayatım.
-Düştüm..
Güzel geçen birkaç günün ardından vizeleri bitmişti ve finallere kadar olan arayı Samsun’a ailesinin yanına giderek geçirmeye başlamıştı. Ama bu süreçte bir adım atarak i********: hikayesinde benimle ilgili bir paylaşım yapmış, ardından da birkaç gün sonra beni paylaşmıştı.
Devamlı mesajlaşıyorduk ve beni özlediğini söylüyordu. Amasya’ya dönüşü muhteşem olmuştu, çünkü yurda girmemiş ve eşyalarıyla bana gelmişti, yani rahatlıkla bende kalabilecekti, yurda giriş yapmadığı için yurt Yaren’i hala Samsun’da ailesinin yanında sanacaktı ve biz rahat rahat takılacaktık.
O gece eve girmemizle sevişmemiz aynı anda başladı, ev arkadaşlarım hala memleketlerindeydi ve biz çığlık çığlığa sevişmiştik. Sırtımı yırtmış ve ‘’Benim olduğunu herkes bilsin’’ diyerek boynumu morartmıştı. Bunun intikamı için banyo yaptığı sırada banyoya dalmıştım ama ceza değil ödül gibi bir an olmuştu, ikimiz içinde.
Banyoya girerken korkuyordum, ters tepmesinden ve korkmasından. Çünkü ‘’Sen gir, bende arkandan geleyim’’ dediğimde ‘’Hayır’’ demişti ama bekliyormuş beni. Önce yıkarmışçasına sabunlamaya başladım, hem bu şekilde tüm vücudunu okşayabiliyordum. Hiç ürkek değildi, aksine yeni şeyler yaşayacağı için heyecanlı ve istekliydi. Bu yeni nesil çok tehlikeliydi, korkusuzdu ve arzularına hakim olamıyorlardı.
Bacaklarını sabunlarken parmaklarımı içine daldırdım ve hareket ettirmeye başladım, hoşuna gittiğini gördükçe parmak sayımı üçe çıkarttım, sonra dörde… Sonrasında kendime doğru çekerek, bana arkası dönük şekilde kucağıma oturttum, sabunlu olmamızın ve ön sevişmemizin etkisiyle çabuk bir şekilde içindeydim. Bu durum ikimizin de hoşuna gitmişti, sanki gece boyunca ve sabah sevişmemişçesine sevişiyorduk. Kendimizi kaybettiğim sırada, belki de benim kendimi kaybettiğim sırada; ayağa kalkarak kendisini aynanın önündeki lavaboya yasladım ve erkekler olarak o çok sevdiğimiz şekilde sona geldim. Sona orada o şekilde geldiğimi bilmiyordu, bense hamile kalırsa evlenirim düşüncesindeydim.
Sevişme sonrası ben bara, Yaren yurduna gitti. Daha akşam olmadan beni özlemişti ve şehre dönen arkadı Ezgi ile bara geldi. Ezgi’yi çok sevdiğini ve Berrin’in Ezgi’yi kıskandığını söyledi. Sohbetimiz çok güzeldi, her şey güzel gidiyordu. Özellikle Ezgi’nin beni sevdiğini söylemesine çok sevinmiştim.
Malum bu genç kızlar arkadaşlarının düşüncelerine önem veriyordu ve beni arkadaşlarının sevmesi çok önemliydi. Arkadaşlarının sevmesi ve hatta birazcık kıskanmasını istiyordu Yaren’de; çünkü hem arkadaşlarına hava benimle hava atmak, hem de benimle olmanın bir başarı olduğunu göstermek istiyordu. Ben bunlara alışıktım, ne de olsa son birkaç sevgilim hep yirmili yaşlardaki kızlardı.
Haziran’ın ortalarına kadar her şey çok güzel gidiyordu, bol bol sevişiyor, hep yan yana zaman geçiriyorduk. Her fırsatta bardaydı, tüm arkadaşlarını bara getiriyor ve benimle tanıştırıyordu. Gündüzleri ise Amasya’nın tüm mekanlarına sıra ile gidiyorduk, kiminde bir şeyler içiyor, kiminde kahvaltılarımızı yapıyorduk. Elinde adeta bir liste vardı ve tüm mekanlara gitmek istiyordu ve bunu beni mutlu ediyordu. El eleydik, dip dibeydik ve mutluyduk. Hatta bir keresinde ‘’Coffee and Study’ye gitmedik, oraya da gitmeliyiz mutlaka. Herkes benim olduğunu bilmeli…’’ dediğinde bu sefer ben düşmüştüm.