Suyu kafama dikip sıcağın altında buz gibi suyu içmeye başladım. Neden diye sorguladığınızı anlıyorum aslında ama her şeyi baştan almak sanırım daha iyiydi. Bu yüzden kısaca anlatayım, her ne kadar anlatmayı pek sevmesem de.
Şu anda tarla anlayacağınız gibi sıcağın altında mahsulleri topluyordum. Bakmayın böyle dememe şu anda tarla da onlarca kişi vardı. Ne yapalım üç kuruş için köpek gibi çalışıyorduk. Aslında ben çalışmazdım da ahh bu kader, bu kader beni buraya itmişti.
Yoksa yirmi dört yaşın da bir kızın çalışması pek olası değildi. Kaderimden bahsetmezsem olmaz tabii şöyle anlatayım ki babam ben 7 yaşındayken ölmüştü. Annem bana hem baba hem de arkadaş olmuştu. Bakmayın öyle demeye köy meydanın da kime sorarsanız sorun Fatma kadın dedin mi herkes hâlâ bir destur çeker.
Annem, babam ölünce o narin kadın gitmiş yerine erkek gibi güçlü kadın gelmişti. Aslında bilirdim ki annem benim için öyle olmak zorunda kalmıştı. Ee başta erkek olmayınca gözleri kör olasıcalar üşüşmeye başlarlardı. Annem de bunun üzerine elin de tırpan, balta gibi aletlerle hem beni hem de kendini korurdu.
Ahh ahh namus namus diye ölen erkek ise dul ya da yalnız başına bir kadın görsünler gözleri döner namusu unuturlar neden çünkü onlara göre herkese bacak açarız. Hay ben onların erkekliklerine ahh bir elim de olacaklar var ya keseceğim valla o aletlerini bakalım bir daha sulanabiliyorlar mı?
Neyse konuya döneceksek yirmi üç yaşına kadar anam büyüttü beni çok zor şartlar altında ama bir kere bile of demedi. Şimdi diyeceksiniz ki evlenseydi. Haklısınız gençliğinin baharın da yirmi üç yaşındayken babamı kaybetmişti. Ama babamı o kadar sevmişti ki hikayeleri hâlâ kulağımdaydı.
Babamla anamın arasında on sekiz yaş vardı. Aslında on bel yaşın da babamla evlenmişler. Babam tabii o zamanlar otuz üç yaşındaymış. Ki babam köy de ki en yakışıklı adamlardan biriymiş. Ben tam hatırlamam ama bir heybeti vardı hâlâ anımsarım. Ee belki küçükken gördüğüm için de öyle hatırlarım ama annem de hep öyle bahsederdi.
On yedi yaşın da askere gitmesi orada senelerce asker de kalması sonra köye dönmeden parası olsun diye şehir de her işi yapmaları o ve arkadaşlarını öyle yapılı biri yapmıştı. Onlar beş arkadaş hâlâ köyde konuşulurdu. Sonra babam köye gelince artık yuva kurmasının farkındaymış. Anamı görür görmez vurulmuş ee köy ortamı kızları çok da bekletmezler o yüzden babam da hemen talip olmuş.
Dedem de babamın mertliğini görünce direkt vermiş. Anamla babam evlendiğinde iki sene çocukları olmamış. Herkes anneme kısır babama kuma al dese de babam annemin üstüne gül koklamamış ah canım babam. Zaten onun ardından annem hamile kalmış çok sevinmişler.
İşte bir nebze kendilerine bakmışlar da babamın ölümüne kadar. Babam bir gece yeni beni severken yatmaya gittikten sonra yatağında ölmüştü. Hâlâ hatırlarım beni bercestem diye severdi. Berceste güzel, sağlam yapılı gibi anlamlara gelirdi. Ki babamın dediği gibi köy de ki parmakla gösterilen on üç yaşından beri kapı da görücüsü eksik olmayan biriydim.
Babamın huzurla ölmesi annemin bana bakması derken annem kendi istediğim biri oluncaya kadar tüm görücüleri kapıdan kovmuş kendi gibi biri olarak yetiştirmişti. Ah benim annem, zavallı annem, gencecik yaşında dul kalan ve tüm ömrünü bir yetime harcayan annem. Şu bir gerçek ki annesizlik bambaşkaymış. Babasızlıkta zor ama annesizlik çok daha kötüymüş.
O günden sonra ne bana üvey bir baba ne de kendine koca aramıştı. Kendi kendimize yetmiştik ta ki dokuz ay öncesine kadar. Annem yine her zaman ki gibi kahvaltısını yapıp onu işe gönderince traktörün devrilmesiyle altın da kalarak can vermişti. Ama annemin son anına baktığım da yüzünde gülümseme vardı. Delirmedim ben gerçekten bir görseydiniz yüzün de ki huzuru sanırım on altı yılın ardından ilk defa o kadar huzurlu uyumuştu.
Sevinmiştim aslında o babama kavuşmuştu ama annesizliği çok sonra tatmıştım. Amcam bu sefer beni yanına almıştı almasına ama burnumdan getiriyordu. Biliyorum annem öldüğü için şu an bana elleşmiyor ama birkaç ay sonra beni ilk gelene verecekti.
Aslında bir şeyi unutmuştu o korkudan bize pek karışmazdı annem yok diye meydanı boş bulmuştu ama ben de anamın kızıydım. Kendimi ona yedirtmez onu çiğ çiğ ben yerdim. Onun zoruyla benim çalışmamı istemeyen annemin yıllarca yapmadığını yapmıştı. Tarla da çalıştırıyordu, gocunmazdım zaten iyi de oluyordu evde durup ne yapacaktım ki en azından kafamı dağıtıyordum.
Bir gün daha bitmişti şükür, tarla da ki iş bitince çeşme başındaki Sema ' ya " Ben anamın yanına gidiyom, emmim sorarsa idare et. " dediğim de başını salladı.
Sema benim yakın arkadaşım değildi, tabii insan çok küçüklükten beri sert bir kabukla yaşayınca kimseyle yakın da olmazdı. Ama Sema ' nın babası Ahmet amca aslında babamın o arkadaşlarından biriymiş. Babamla beraber şehir de çalışan o grubun içerisindeymiş. İşte Sema da onun kızı aslında bakacak olursanız çok da bilmem. Ahmet amca, Sema iki yaşındayken ölmüştü. Sema da amcası ve babaannesiyle yaşardı.
Amcası Hamza abi bu yaşına kadar o bakmış büyütmüştü. Hamza abiyi gördün mü diye sorarsanız bir iki kere gördüm oda seneler önceydi ki sadece onun heybetli biri olduğunu hatırlıyorum. Ona da baskı yapmışlardı evlensinler diye ama evlenmemişti.
Aslında hâlâ da birilerini bulmaya çalışırlar bir he dese direkt düğün yapacaklar ama nerde... O babamlarla Ahmet amca sayesinde yanındaymış. Bakmayın o küçük olduğu için öyleymiş. Ah şimdi ise otuz yaşındaydı ama kadınların hâlâ ağzındaydı. Herkes onların heybetini gücünü konuşurdu. Kimse de karşı gelemezdi zaten ondan korkarlardı.
Sema da benden beş yaş küçüktü onun da anası doğum sırasında ölmüştü. Babası da iki yaşındayken ölmüştü demiştim, zaten o günden beri amcası bakmıştı babaannesi ile birlikte. Ah ulan benim amcamın yaptıklarına bak ama Semanın amcasının yaptıklarına adalet mi bu dünya? Bir bize mi bu adaletsizliğin?
Anlamadınız neden böyle dediğimi biliyorum. Sadece o el bebek gül bebek büyüyenlerdendi. Haşa Allah ’ ın hikmetinden usal olunmaz ama neyse tövbe desem daha iyi bir de dinden çıkmak olmaz. Şimdi oda nişanlıydı. Köyün delikanlısı olarak gördüğümüz Yağız abiyle. Erkek tarafının ailesinden birisinin öldüğü için düğün biraz kaymıştı. Onun da bir aya düğünü olacaktı inşallah.
Yağız abi de Semadan on yaş büyüktü. Aslında bizim köyde bu yaşı kimse dert etmez. Hatta yirmi yaş üzerinde evlenen bile vardı. Ee benim gibi kalan kızları ya dullar ya da baya yaşlı insanlar evlenirlerdi. Onlara kalırsa ben evde bile kalmıştım. O yüzden benim alıcım da yoktu derlerdi sanki çok da umurumdaydı. Hayır sanki bende hayvandım ya alıcı ne Allah aşkına. Neyse daha fazla sinirlenmek istemiyorum.
Köy de ki hiçbir erkeği hem de hiçbirisine ne kanım kaynamıştı ne de sevebilmiştim. Sanki bedenin peşinden koşuyorlardı ne konuşmaları vardı ne de herhangi bir maharetleri. Şu iki aydır beni idare edende işte Semaydı. Amcam izin vermezdi anamı görmeme ben de gizlice giderdim oda beni idare ederdi.
Aslında bir gün yine anamın yanına giderken amcamla yolda karşılaştık nerede kaldın diye tam beni dövecekken o sıra Sema gelip işimizin geç bittiğini söyledi. Hatta parayı getirdiğini de ekleyip bana biraz da para verince amcamın gözü döndü tabii, o günden sonra beni idare et derim hep. Ama yine de arkadaşım olarak görüp samimi değildik.
Birkaç kere mecburiyetten evlerine gitmiştim ama keşke gitmeseydim diye çok söylenirdim. Kız beni yakın arkadaşı zannedip her haltı anlatmaya sürekli zorla evine götürmeye çalışırdı. Bir de onca işim gücüm yok gibi onunla uğraşırdım. Ahh ahh anamla babamın mezarı burada olmasa bir dakika durmazdım ya neyse.
Şimdi anamın yanına ona bugün olanları anlatıyordum. Ee bunca sene tek arkadaşım sırdaşım o olunca hâlâ eski alışkanlığıma devam ederdim. Mezar taşına bir öpücük kondurup artık kalkmıştım. Geçe kalamazdım hem bir haftaya düğün de vardı. Kimin düğünü derseniz Yağız abinin kuzenin düğünüydü onlara da yardım etmem lazımdı. O yüzden mezarlıktan çıkıp doğruca köyün yolunu tuttum.
Ha bu arada ben Goncagül babamın Bercestesi, anamın kınalı kuzusu ve yetim kalan biricik kızı yirmi dört yaşın da bu hayata tutunmaya çalışıyordum. Ne kadar tutunduğum bilinmez ama ne olursa olsun yaşamaya Fatma kadının kızı olarak anılmaya devam edecektim.