İLAY'IN ANLATIMIYLA;
O gece sabah olmamıştı. Güneş geç doğmaya and içmişti sanki Buket'in kanepenin kenarına iki büklüm kıvrılmış bedeni, ağlamaktan şişen gözlerinin elbet hesabı sorulurdu. Yaradan erteler ama ihmal etmez benim tek bildiğim buydu.
Gece kapımın önünde terk edilmiş bir kedi yavrusu gibi bavuluyla bana bakışı tekrar canladı zihnimde. Buket'in gözünde ki yaşları silemeden hıçkırıkları merdiven boşluğunda yankılandı.
Sakinleştiğinde bir bardak suyu içerken bile elleri titriyordu.
Anlat bile demedim. Nasıl denirdi ki?
Bir anne nasıl bebeği ölsün ister ki?
Dört ay dile kolay, senden bir parça olarak sakladığın yavrunu küçücük bir poşette sana uzattıklarında...parçalanan yüreğini görseler bu cümleleri kurabilirler mi? Gerçekten insan olsalar kuramazlar tabi ki! Bebeğini yeni kaybetmiş birine bunu ancak kalpsizler söyler. Buket'e bakarak mırıldandım; 'Arkadaşım onlar senin canın yandığını bile bile yaptılar. Üstelik bu adiliği senin o narin kalbini kanatmaktan zevk alarak yaptıklarına eminim. Onların kan emen vapirden tek farkları insan suretinde ortada dolanıyor olmaları.'
"Dayanamıyorum İlay!" dediği an benim de kalbim acıdı.
Yavrusuna yanan annelerin gözlerinden dökülen inci tanesi yaşları kim tutar bilir misiniz?
Melekler...
İşte o gün benim kalbimi titreten bu ağlamanın yıllar sonra kendi ayaklarına dolandığını Buket'in göreceğinden adım gibi emindim.
Yine de açtım ellerimi ve sadece Buket'in bunları atlatması için dua ettim.
Yarın ilk arabayla Isparta'ya gidecekti.
Nereden bilirdim onunla aynı ilde olmak için ettiğim dualarımda eksik istediğim ayrıntıları şimdi ben İstanbul'da kalacaktım Buket Isparta'ya dönecekti.
Hayat biz plan yaparken gülermiş derler
gerçekten öylemiş...
Ama arkadaşımı bu halde bırakmak hiç içime sinmiyordu.
"Buket bu halde gitme memlekete! Seni böyle görürlerse annenlerde üzülür"
Ailesinin mutluluğu yumuşak karnıydı.
Annesinin düşük yaptığından bile haberi yoktur eminim. Benim tanıdığım Buket onları iş güç arasında rahatsız etmemek için olanları söylememiştir.
Biraz ısrar edince kabul etti. Bundan sonra o Talha düşünsün arkadaşımın her bir göz yaşının bedelini en ağır şekilde ödeyecek, hatta bu akşamdan başlayacak o bedel, bende İlay'sam bittin sen Talha...Tüm bunları ağzını kapatamadığın ailene hak verirken düşünecektin.
TALHA'NIN AİLESİNİN EVİ...
Talha'nın üzgün oturup kaldığı sandalyeye yaklaşan halası omzuna koyduğu elleri ile teselli eder gibi;
'Bırak gitsin oğlum sana kız mı yok kafayı yemiş bu kız!'
Aysel Talha'nın arkasında ki kızı Canan'a göz kırptı. Canan annesinden aldığı komutla;
'Annem doğru söylüyor ablacım hiç sevemedim o kızı, ilk gördüğüm günden beri, tuhaf birşey var onda gel görki söylenmiyor işte!'
Talha'nın kardeşi Rümeysa mutfak masasında oturanlara sert bir bakış atarak.
"Hala, abla lütfen birde siz gitmeyin abimin üzerine görmüyor musunuz halini?"
Aysel acıklı yüz ifadesiyle rolünün hakkını vererek;
'Aman kızım biz ne dedik? Görüyoruz bizde nasıl üzgün! Tek amacımız teselli vermek abine'
Mustafa bey mutfaktan gelen sesleri duyarak içeri girdi.
"Böyle teselli mi olur Abla? Lütfen çocuk kaç gündür heder oldu. Ben oğlumu hiç bu kadar mutsuz görmedim."
'Aman kardeşim belli ki o kız şımardı. Rahat battı. Ne paralar harcadı benim Aslanım o kız için, oğlun gibisini bulmuş da bir de bunuyor mu?'
'Evet annem doğru söylüyor dayı benim arkadaşım manken gibi Ebruyu bile istemedi. Armudun sapı üzümün çöpü diye diye bu cin cücüğü kıza kaptırdı gönlünü, üzülüyorum valla!'
'Tamam susun artık ben çocuklarımın kararlarının arkasında hep durdum bugün de kimsenin bir şey söylemesini istemiyorum.'
O sırada koridordan geçen Fazilet hanım kulağının arkasına koyduğu eliyle başını içeri uzattı.
'Mustafa ne diyor Asiye ne olmuş?'
'Ne olacak anne Talha'nın karısı Buket çekmiş kapıyı gitmiş.'
'Talha Buket i tatile mi götürecekmiş aferin benim torunuma öyle yapsın tabi!'
'Of anne biz ne diyoruz sen ne diyorsun?' Asiye mutfaktan çıktı. Peşinden kızı canan da odaya gitti. Fazilet kıs kıs gülerken sessizce fısıldadı.
'Daha çok beklersiniz siz onların ayrılmasını mendeburlar sizi!'
Mustafa içeriye girdi.
'Birşey mi dedin ana?'
"Yok oğlum şu yünü uzatsana Buket'in bebeğine yelek örüyordum bitsin kızın doğumuna ne kaldı?"
'Ah anacım ah al ör bakalım sana da çok görmüyorum şu yaşında!'
"Nesi varmış ulen benim yaşımın hepinizi gömerim ben!"
O sırada içeriye Nazan Hanım girdi.
'Mustafa bazen ne düşünüyorum biliyor musun Zarife annem sadece işine geleni duyuyor olabilir mi?'
Mustafa bey annesine arkasını dönerek.
'Aman Nazan ya fark eder mi? Kendi halinde oturuyor köşesinde anacığımın kime ne zararı var!'
"Yok ben kendisinden razıyım gelin olarak!" dedi ve Fazilet'e ye göz kırptı.
Fazilet 'ne var?' der gibi baktı anlamamış gibi örgüsüne tekrar döndü.
Mustafa bey tekrar karısına dönerek;
'Peki ya ne olacak bu çocukların hali Nazan?'
'Bize düşmez hayatım ben anne olarak oğlumla da Buket'le de konuştum. Zaman gösterecek onlar için en hayırlısının ne olacağını ben teslimiyetle dua ya geçtim sende öyle yap'
Nazan Hanım tekrar Fazilete'e baktı.
'Öyle değil mi annecim?' dedi.
Fazilet gelinin yüzüne bakmadı ama sessizce gülümsedi.
Bazen aşka olan inancımız insanlara olan inancımızdan çoktur. Fazilet de bu yaşına kadar binlerce çiftin bebeğini kucağına almış bir ebe olarak hayat tecrübesine güveniyordu. İyi bildiği birşey varsa aşk tılsımlı bir gömlekti. Gerçekten sevenleri korurdu. Çünkü öylesine bir aşk değildi Talha ve Buketin aşkı sıradan bir heves hiç değildi. Onlar bir elmanın iki yarısı gibi birbirini tamamlıyordu.
TALHA
Verilen sözler edilen yeminler...
Hepsi bir kelimede silinip gidecek kadar değersiz miydi?
Buket gittiğinden beri eve girmek bile istemiyorum. Çoğu zaman fabrikada işleri bilerek uzatıyordum. Oysa bundan altı ay önce eve erkenden gelebilmek için mesai saatimin son dakikalarını sayıyordum ki, gül yüzünü daha erken görebileyim.
İnsan ilk zorlukta arkasını dönüp bakmadan gidebilecek bir varlıkmış gerçekten!
Hafta sonunu o boş soğuk evde geçirmek istemedim. En yakın arkadaşım Selim'le hafta sonunu Sakaryada ki evlerine bizim çocuklarla kalmaya gidecektik.
Onu beklerken yine Buket'li günlere gittim hayalimde. Sıcacık gülüşüyle açtığı kapıyı tekrar açtı. Elimde çiçeklerle girdim içeriye lezzetli yemekleri ile soframızda sohbet ettik. Sevdiği diziyi anlattı heyecanla sanki beraber izlemişiz gibi her ayrıntısı zihnimde tekrar etti.
Hayal dünyama öyle kapılmışım ki!
Selim'in geldiğini bile fark etmemişim.
'Bu ne gardaşım anladık efkarlısın bari doğru düzgün bir şey de efkarlan be!'
"Ne diyorsun Selim anlamıyorum?"
'Bu ecnebi şarkılardan ne anlıyorsun diyorum?'
Farkında mıydım sanki? Ne çalıyor radyoda?
Başka bir kanal açtı açmasa daha iyiydi.
Sarı saçlarını deli gönlüme
Bağlamışım çözülmüyor Mihriban.
Sevdiğim...
Gözlerim doldu birden elim istemsiz gözlerime gitti. Selim böyle durumlarda o gıcık dalgacı arkadaşlardan olurdu.
'Dur bakıyım ağlıyor musun sen?'
"Yok ya ne alakası var?"
'Tahmin edeyim gözüne toz kaçtı değil mi?'
Gülmeye başladı. Bu alaycı tavrı zaten bozuk olan moralimi diplere çekmişti.
"Selim alay etmeye devam edeceksen ben geri dönüyorum!"
Sesimden ne kadar ciddi olduğumun farkına varınca anında sustu. Yolculuğun yaklaşık beş dakikasında çıtı çıkmadı. En sonunda arkadaşlardan birisi arayınca derin sessizlik bozuldu. Gelmek üzere olduğumuzu söyleyip kapattı.
O gece herkes gülüp eğlenirken bende katılıyordum. Bir ara Selim fotoğraflar çekip paylaşmıştı. Nereden bilirdim bu paylaşımı İlay'ın Buket'e gösterip o soğuk sosyal medya savaşlarının başlayacağını ve bu savaşın sonunda mahkeme salonunda aleyhime delil olarak kullanılacağını. O avukat hanım yok mu? Ne cevval çıktı.
Gerçi o İlay'da az değil resmen benim masum karımı koyu feminist bir kadın haline getirmişler.
Son kez şansımı denemek istemiştim. Buket her yerden engellediği için İlay'ın evine en sevdiği çiçeklerden gönderdim. Cevap gelmedi. Ertesi gün bu sefer ben gittim.
Kapı duvar.
Selim'i aradım İlay'la araları iyiydi belki nerede olduklarını öğrenebilirim?
Selim de sosyal medyada görmüş üniversiteden arkadaşları Cem, İlay ve Buket yemekteydi.
Unutulmuştum...