Ben Buket!
Ailemle hayat mücadelesinin içinde herşeye rağmen hep huzurlu bir ortamda büyüdüm.
İmkanlarımız kimilerine göre sınırlıydı ama ben ailemle birlikte olduğum için şükürle hergünümü umutla yaşadım. Küçük yaşlarda bile azimim ve başarımla öğretmenlerimin dikkatini çeken bir çocuk oldum. Annemin bu başarıda katkısı büyüktü. Annem okula gitmeyi çok isteyen ama köyden okula gidecek kimse olmayınca bu hayalini gerçekleştirememiş bir kız çocuğuydu.
Kendi çabaları ile okuma yazmayı öğrenen Babam da benim için elinden gelen herşeyi yapmıştı. Lise de başladığım snowbord sporun da en büyük destekçim yine onlar oldular. Tüm imkanları ile aldıkları tulum ile beni dünyanın en mutlu genç kızı gibi hissettiren bir ailem vardı. Ama o madalyayı kazanmak benim için hiçte kolay olmadı. Maddi durumu benden dağa iyi bir çok arkadaşım tarafından zorbalandım. Zorbalıkla baş etmeyide öğrendim çünkü başarı benim en büyük hayalimdi. Ailemin emeklerini asla inkar edemezdim. Onlara yaşadığım şimdi ki hayatı borçluydum. Kariyer basamaklarını aynı azimle tırmandım. Ve kardeşlerime destek oldum artık bende onlar için birşeyler yapmalıydım.
Hamilelik haberi ve işten ayrılma sürecinde onlara destek olması için iki arkadaşımdan burs desteği istedim. Hiç bir zaman eşime ailem için boyun eğmedim. Bu benim bildiğim bir yol değildi. Talha yine de ailem için ne yapmak istesem bana destek oldu. Kardeşlerime doğum gününde hediye almak istediğimde bile muhakkak oda birşeyler göndermek istiyordu.
Bahtımı yapan annem tahtımı yapacağını düşündüğü damadını çok seviyor her ziyarete geldiğinde öz oğlu gibi elleriyle besliyor, kayınvalidemle kız kardeşleri gibi hergün konuşup dertleşiyordu. Bizim için normal olan bu ilişki dinamiği belli ki dışarıda mutluluğu bulamayan normali kin, öfke ve dedikodu olanları rahatsız etmişti.
Daha hamileliğimin üçüncü ayında gebeliğim riskli olduğu için İstanbul'da yaşadığımız huzurlu evimizi bırakıp eşimin ailesinin yanında kalmaya başladık. İplerin burada kopacağını nereden bilebilirdim?
Talha bir süre sonra değişmeye belki de özüne dönmeye başladı. Artık tanıdığım o ilgili, sevecen adam değildi. Benim bu gerçekle yüzleşmem hiçte kolay olmadı.
Geçer zannettiğim ne varsa artarak devam etti. En çapıcı gerçekler ise o korkunç günde açığa çıkmış. Beni kendi rüyamdan adeta bir tokatla uyandırdı. Zihnimde sanki bir şimşek çaktı.
Artık bebeğimin kalp atışlarının olmadığını öğrendiğim günde!
O kritik kararı, o anda aldım. Bu adamla bir ömür geçiremezdim.
Bavulumu herkesten habersiz toplayıp bir taksi çağırmam yarım saatimi bile almamıştı. Oysa Talha'yı ilk gördüğümde birisi bu olanları bana anlatsa onun böyle birşeyin parçası olabileceğine kimse beni ikna edemezdi.
Hayat işte yapmaz dediklerimizle sınıyor bizi! Üniversite de en yakın arkadaşım İlay bana evini açtı. Ondan başka dert ortağım da yoktu zaten son günlerde herşeyi anlatamasam da sesimden anlamıştı olanları. İlk uçakla İstanbul'da aldım soluğu, huzur bulduğum yüzyıllardır yaşıyor gibi hissettiğim bu şehir bana yine yeniden göz kırptı. Bir farkla artık Talha ve bebeğim yoktu.
***
"Günaydın bal böceğim"
'Günaydın'
"Çayımız hazır patatesli yumurta da yaptım"
İlay odadan çıktı ama o patatesli yumurtayla ilgili ne kadar anımız varsa filim şeridi gibi gözümün önünden hızla geçti. O an tekrar yorganı başıma çektim. Onsuz bu hayatı yaşamak kolay olmayacaktı.
İlay tekrar odaya girdi yorganı üzerimden çekti.
'Ne demiştik bal böceğim öyle derin depresyon filan yok haddini bildireceğiz o sümüklüye'
"İlay lütfen ama ne demiştim hakaret yok!"
'O zaman senin kıymetini bilecekti o adam! Bulmuş bal böceğim gibi kızı...hadi bak enfes pazar kahvaltımız ve deniz manzaramız bizi bekliyor.'
"Tamam tamam deli kız geliyorum"
'Hah aferim şöyle, hadi çayını dolduruyorum'
Lavaboda aynaya baktım gözlerimin içinde ki karanlığına bakmak beni korkutmaya başlamıştı. Bu gün Zehra'nın önerdiği o psikologdan randevu almak istiyorum.
Bir bebek kaybettim, anne olmak isterken bebeğimin küçücük bedeniyle uğurladılar beni o kasvetli şehirden. Sanki hâla benimle ruhum ruhunu duyuyor. Nasıl koparacağım bu bağı yol göster Yaradanım!
Sonra Talha'nın tüm bu olanlardan önceki kış beni götürdüğü Uludağ tatilimiz aklıma geldi. O tatile sırf ben çok özlediğim snowbordumla hasret gidereyim diye gitmiştik. Hatta hiç sevmediği soğuk havalara bile benim için katlanan adama ne olmuştu? Herşey o kadar güzeldi ki!
Karda dans ederken kulağıma fısıldadığı sevgi sözcükleri yol boyu kulaklarımda çınladı. Yoksa sadece anlık bir hevesle mi yaşadık herşeyi? Dedikleri gibi aşk iki yılda biten fiziksel bir duygumu sadece?
Şimdi bile duyabiliyorum sesini kokusu burnumun ucunda sanki!
"Buket sen benim herşeyimsin" demişti.
Bir insan hissetmediği birşeyi nasıl bu kadar içten söyleyebilir?
Bunca düşünceyle kaç dakika geçirdim o lavaboda bilmiyorum?
Yüzüme süzülen göz yaşlarımı sildim. İlay tekrar kapıyı tıklattı.
'Hadi güzelim çayın soğudu'
Göz yaşlarımı sakladım diyelim, kızaran gözlerimi nasıl saklayacaktım?
Mutfağa yöneldiğimde İlay'ın birisiyle konuştuğunu duydum bu Zehra'nın sesiydi.
Heycanla içeriye girdim telefonda görüntülü arayan Zehra'nın beni görünce o dudak büzerek bakması yok mu? İki damla daha geldi gözlerimden.
'Canım arkadaşım şimdi orada olup sımsıkı sarılmak vardı. Ama şartlar işte!'
Sesime yansıyan titremeye hakim olmaya çalışıyordum.
"Burada değilsin belki ama sesinle sarıldın bile Zehra" Gözlerim benden izinsiz akıttığı göz yaşlarıma rağmen İlay ve Zehra'nın arasında gidip geliyordu.
İlay masadan kalkıp sarıldı.
Bir kaç saniye öylece kaldık. Zehra;
'Hadi kızlar yok öyle dağılmak toparlanın ve gösterin onlara!' Bu sözle ikimizde başımızla onaylayıp göz yaşlarımızı sildik.
Tam o sırada Zehra'nın küçük yeğeni Efe ekranda göründü.
'Nasılsınıs kıslar? '
Teyzesini taklit ediyordu sıpa!
İlay hemen atıldı;
"İyiyis küçük prens sen nasılsın bakıyım?"
Efe muzip gülümsemesiyle;
'Teyse yeğen günümüz İlay biliyormusun Sehra bana oyuncak alacak' deyip çoktan zıplayarak ekrandan uzaklaştı.
Zehra arkasından bağırarak;
'Ben öyle bir söz verdiğimi hatırlamıyorum!'
İlay ve ben Zehra'nın bu haline gülüyorduk.
Aklıma üniversite de yaşadığımız bir anı geldi.
Ara tatilde Davraz da katıldığım üniversiteler arası Snowbord şampiyonasına Zehra ablasıyla beni desteklemek için gelmişti.
Ablası o sene evlenecekti. O kadar güzel bir kızdı ki ben o gün 'bu kız kadar güzel olsam ben de evlenirdim' demiştim.
Belki de o dağın zirvesinde dua saatine denk geldi, ertesi gün Talha laboratuvar da benimle ciddi bir ilişki düşündüğünü söyledi ve bende okulu bitirip hemen evlendim.
Zehra telefonu kapattı ama bende yaktığı o ışık akşama kadar zihnimde dolaştı durdu.
İnsanın kaderi gerçekten değişmez mi?
Yoksa kendi kalemiyle kendine mi yazdırılıyor?
İlay dışarıda yemek yememiz için ısrar edince akşam birlikte çok sevdiğimiz restoranta gittik. Bir esnaf lokantası gibi ama o kadar çok çeşit vardı ki! İlay yine tabağını tıkabasa doldururken ben sadece diyetime uygun bir kaç şey seçtim.
İlay tabağıma göz attı.
'Buket yine mi diyet tabağı arkadaşım? Biliyorsun sen kırk gün tıpkı doğum yapan insanlar gibi iyi beslenmelisin' deyip tabağıma birer kaşık daha ekledi.
Oysa benim iştahım kapanmıştı bunca çıkmazın içinde yemek en son düşündüğüm şey olabilirdi.
Biz tam masamıza geçecektik ki İlay birine el sallayarak yer gösterdi.
"Kim o İlay?"
'Bizim Cem canım bilirsin, üniversiteden o da bizim şirkette çalışıyor yalnız görünce davet edeyim dedim!'
Bakışlarımdan ne demek istediğimi anlayan canım arkadaşım hemen savunmacı bir şekilde;
'Ne olacak canım bir yemek yer çıkarız hem bilirsin iyi çocuktur Cem'
"Evet İlay iyidir. Talha'da kendisini hiç sevmez, bilerek mi çağırdın doğru söyle?"
'Yok arkadaşım ne alakası var seni iyice şüpheli bir karaktere dönüştürmüş o toksik eski kocan!'
"Ondan bahsedip duracaksak ben eve döneyim İlay"
'Tamam tamam, hemen kızma senin kafan dağılsın diye çıktık yemeğe Cem'i istemezsen de def ederim gider'
"Ayıp olur artık masaya çağırdın bir kere!"
'Tamam ne güzel yeriz yemeğimizi işte'
Saçını savurup gülümseyerek o tuhaf yürüyüşüyle ilk o geçti masaya.
Bense çekinerek Cem'in Talha ile ilgili birşey sormasından korkarak oturdum masaya.
Yemek keyifli ilerledi konuşmalar hep iş ve iş yerindeki komik anlardı. Gece olunca gideriz dediğim ilk dakikalara göre sohbet beklediğimden de iyi geçiyordu.
Uzun zamandır böyle bir ortamda bulunmadığımı fark ettim.
İlay'ın sosyal medya merakı şimdi bir fotoğrafla taçlanmasa içi rahat etmezdi.
Üçümüzün fotoğrafını tabiki paylaştı. Üstelik Selim'e de bilerek gizlememişti.
Dakikalar sonra Selim'in İlay'ın telefonuna arka arkaya bıraktığı arama ve mesajlar eminim ki bizim fotoğrafımız içindi.
İlay tüm arama ve mesajları cevapsız bıraktı. Sonra bir kaç kez telefonuna bakıp bana göz kırptı.
"Yine neyin peşindesin İlay?"
'Hiç kuzum sen bozma keyfini'
Dedi uzun gecenin sonunda eve geldik ama benim yorgunlukla uzandığım koltukta uyuya kalmıştım.
***
Ertesi sabah İlay işe gitti ve kapı zili hemen arkasından çalınca o zannederek açtım.
Bir kurye elinde en sevdiğim krizantem çiçekleri
'Buket hanım?'
"Evet" Bana uzattığı çiçeklerin üzerinde ki kağıdı emin olmak için aldım. Talha'dan özür notuyla!
Çiçeklere kıyamadım ama Talha bey için son pişmanlığın faydası yok mesajı vermek için iade ettim. Kuryeye bahşiş vererek teşekkür ettim.
Bundan sonra her davranışının karşılığında nazikçe cevap vermem.
Bundan sonra o tatlı, sakin Buket yok! Kalbimi kıran o davranış ve sözler yeterince canımı yaktı.