Şirin, dizlerinin titrediğini hissetse de kendini zorlayarak ayağa kalktı. Koridorun ucundaki o çığlık hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. İçinde iki ses birbirine çarpıyordu: “Cihan’a koş.” ve “Gülçin’i yerde böyle bırakma.” Ayakları ağırdı ama yönü belliydi. Derin nefesler alarak Gülçin’e ilerledi. Kadının dizleri morarmış, avuç içleri yerle temas etmekten kızarmıştı. Saçları yüzüne yapışmış, nefesi kesik kesikti. Şirin onun yanına diz çökünce eli göğsüne gitti. Sanki kalbi, onun acısını içine çekmişti. “Gülçin,” dedi yumuşak ama titreyen bir sesle. “Kalkalım lütfen.” Gülçin başını kaldırdı. Gözyaşları akmış, göz bebekleri büyümüş, odaksızdı. Çaresizlik, tüm yüzüne ince bir perde gibi yayılmıştı. “Kızım gidiyor,” diye fısıldadı. “Gitti o! Babasının yanına gitti…” Şirin’in içi titr

