Dağ Çiçeği

1649 Words
Bedenini hapseden heyecandan sıyrılıp kirpiklerini kırptı. Yalandan boğazını temizleyip harelerini çekti Erdem’in girdaba çeken bakışlarından. “B-ben…” Kafasını sallayıp yere eğdiği bakışlarını kaldırdı tekrar. “Geleceğini bilmiyordum.” Adamın bakışları kızın belirginleşen çillerine kaydı. Güneş teninde dolanıyordu adeta. Oradan da dolgun dudaklarına kaydığında kafasını çevirip derin bir nefes alıp verdi. “Kimsenin haberi yok.” Dümdüz sesini duymasıyla Gülüm tekrar kapıldı Ela gözlerine. Kaç aydır bu sesi bizzat duymamıştı. İçinde büyüyen hislere nasıl mani olunurdu? “Hoş geldin.” Erdem kafasını eğdi sadece. Sonra da mutfak masasına baktı. “Açıkçası bende seni burada görmeyi beklemiyordum.” Gülüm’ün harelerindeki ışık usul usul sönerken kollarını göğsünün hemen altında kavuşturup saçını sallayarak kafasını yukarıya kaldırdı. “Evinin bakıma ihtiyacı vardı.” Hadi ama, sen yalan konuşamazsın ki Gülüm! Gözlerin seni hemen ele verir dedi içten içe. Ama ifadesinden bir haberdi. Bir adım dahi gerilemedi. “Yorulmasaydın.” Bazen yetinmeyi bilmeliydi insan. Yüreğindeki filizlere kanaat getirip fazlasını istememeliydi. Gülüm bu soru karşısında aynen böyle düşünüyordu. O da kazanmak isterdi ama olmayınca da olmuyordu işte. Ona nasıl diyebilirdi ki beni ev değil, sensizlik yordu diye… Dudaklarını birbirine bastırıp kafasını yere eğdi. “Yorulmadım.” Dedi ve çalan kapıyla belli belirsiz kafasını sallayıp adamın yanından geçmek için hareketlendi ama tüm girişi kaplıyordu. Yutkunarak kafasını kaldırıp yüzüne baktı. Neden öyle bakıyordu ki? Neden kirpiklerini sayıyormuş gibi derinlerinden izliyordu onu? “A-annem geldi.” Erdem kısa bir süre daha oradan çekilmeden dümdüz bir ifadeyle onu izledi. Sonra da kenara çekilip geçmesine izin verdi. Zilin tekrar çalmasıyla Gülüm adımlarını hızlandırıp seslendi. “Geldim anne.” Kapı açıldığında Erdem kesinlikle bu manzarayı beklemiyordu. Gülüm annem diyince… “Oy benim güzel kızım, baharı getirmişsin güzelliğinle. Gel bakayım şöyle.” İçeriye giren kadın Gülüm’ü öyle bir sarıp sarmalamıştı ki kendi kızını seviyor gibiydi. “Hoş geldin anne.” “Hoş buldum annecim. Nasılsın?” Gülüm geri çekildiğinde kolları hala daha yaşlı kadına dolanmıştı. “Çok iyiyim. Seni de iyi gördüm maşallah.” Kadın tam konuşacaktı ki kapı girişindeki sırt çantasını ve silahları gördü. Zaten parlayan gözlerini daha da açarak hemen evde dolandırdı. “Erdem mi geldi?” Sorusunun cevabını bizzat oğlunu görmesiyle almıştı. “Ayy!” Kalbinin üzerini tutup ıslanan pınarlarla ona doğru gitti. “Oğlum…oğlum geldin çok şükür.” Ağlamaya başlayan kadına büyük adımlarla gidip kollarının arasına aldı bedenini. Başının üzerini öpüp “Geldim anacım, geldim. Heyecan yapma bak bir şey olacak.” Ağlayan kadın oğluna doladığı kollarını gevşetmeden daha da sıkı sarıldı. “Allah’ıma çok şükür sağ salim geldin yavrum. Hamd olsun Rabbime.” Erdem annesinin saçlarını tekrar öpüp yanaklarını tuttu. “Kız bu kadar çok mu özledin beni.” Yaşlı kadın oğlunun göğsüne vurup yalandan kızdı. “Hiç özlemez olur muyum eşek sıpası.” Erdem’in bakışları anında Gülüm’ü buldu. “Anacım olmuyor ama.” Gelinine dönen kadın sevgiyle güzel yüzüne baktı. “Ah yavrum, o ki kocan geliyor ben gelmek istiyorum dediğimde neden söylemedin. Sonra gelirdim.” Gülüm bu kadına o kadar alışmıştı ki bunun o kadar da iyi olmadığını biliyordu ama yine de önemsemedi. Açık kapıyı örtüp omuzlarını silkti. “Sana sürpriz yapmak istedik.” Dediğinde Erdem kafasını yana eğmiş kendisinin de haberi olmayan kıza bakıyordu. “Teşekkür ederim.” Minnetini belirtip mutfağa ilerlerken arkasına seslendi. “Hemen kahvaltı hazırlayayım ben. Hadi siz de biraz hasretlik giderin. O kadar ayrı kaldınız.” Bu sefer ki bakışlarda, yüz ifadeleri de aralarındaki duvarı daha da katladı. Çünkü manasızdı olmayacak şeyleri hayal etmek. Bir hatıraları, güzel bir anıları dahi olmayan çiftti onlar. Her zamanki suskunluğunu bozmayan adam bakışlarıyla çok şey ifade ediyordu aslında ama Gülüm o bakışların ki manaları göremeyecek kadar kendisini inandırmıştı onun soğukluğuna. “Ben mutfağa geçeyim. Sen de üzerini değiştirip gel istersen. Ya da bir duş al. Yoldan geldin yorgunsundur. Çay da güzelce demlenmiş olur.” Yanından geçip mutfağa giden kızın ardından bakan adam dişlerini sıkabildiği kadar sıktı. Sonra da adımlarını üst kata yatak odasına yöneltti. Kapıyı açıp içeriye girdiğinde doğru yere girip girmediğini kontrol etmek için geriye çıkıp koridora baktı. Doğru odaydı! Tekrar içeriye girdiğinde mobilyaların aynı olduğunu fakat grilerin hâkim olduğu odaya bej rengi ekstra mobilyaların, süs eşyalarının hâkim olduğunu gördü. Komodinlerinin üzerindeki çerçevelerde nikahta çekilen fotoğraflardan olduğunu gördü. Kaşları havalanırken yüzü şaşkınlığa bürünmüştü. İçine dolan huzur da neyin nesiydi böyle? Ardındaki kapıyı örtüp kenardaki gri, boydan aynaya baktı. Fazla moderndi. Hele şifonyerin üzerindeki makyaj malzemeleri…çok fazla ve bir tanesinin bile ismini bilmediği şeylerdi. Bedenini yatağın üzerine bırakıp oturduğunda kollarını dizlerine yasladı. “Ne yaptın bana böyle çilli?” Cezaevinde yaşadığı hiçbir şey canını acıtmazken Gülüm yüreğine kızgın mil çekiyormuş gibi yanıyor, kavruluyordu. Hele o mahzun bakışları kalbinde bir şeyleri değiştirdiğini hissediyordu. Elini uzatıp komodinin üzerindeki bej rengi çerçeveyi aldı. Birbirlerine baktıkları anda genişçe gülümsüyorlardı. Dudakları belli belirsiz kıvrılırken o anı hatırladı. Arkadan arkadaşları güldürmüş olsa da kızın gözlerine bakışı gerçekti. Parmağı Gülüm’ün üzerinde dolandı kendinden bihaber. “Benim gibi bir adamın kalbini nasıl hızlandırdın?” Çerçeveyi yerine koyup hızlıca ayağa kalktı. Bazı duygularını artık reddetmiyordu. Bir ayda cezaevindeki adamın yanına sızıp işini bitirmiş olmasına rağmen oradan çıkmayıp basit işler yapmıştı Büyükelçi için. Adam nedenini sorduğunda ise her defasında geçirmişti. Kendini cezalandırmıştı ona kalsa. Oysa bilmiyordu ki kendisiyle birlikte Gülüm’ü de yiyip yiyip bitirdiğini… Odadaki banyoya girdiğinde dudakları kıvrıldı. Diş fırçasının yanındaki fırçaya, parfümünün yanındaki parfüme, saç fırçasının yanındaki tel tel olan kahverengi tarağaydı bu kıvrılma. Kapıyı örttüğünde kapının ardındaki büyük bornozunun yanındaki sütlü kahverengi olan küçük bornoza gülümsedi. Kendi elleriyle nikah masasına oturttuğu kız hayatına sızmıştı. Kafasını sallayarak duşa girdiğinde gördüğü bakım ürünleriyle ve pembe şampuanla daha da geniş gülümsedi. Ve aşağıya inmek için hızlıca duşunu almaya baktı. “On parmağında on marifet var güzel kızım.” Gülüm gülümseyerek kayınvalidesine karşılık verirken çaktırmadan masaya bir servis daha açmıştı bile. “Nasıl geçti yolculuğun? O kadar dedim havaalanından gelip alayım diye kabul de etmedin.” Yaşlı kadın tekrar gülümsedi ve elini kaldırıp yanında oturan kızın elinin üzerine koydu. “Sürekli gelip alıyorsun zaten. N’olmuş bir kerede kendim gelmişsem. O kadar da yük olmak istemiyorum.” Bu konuşmayı duyan Erdem hemen içeriye girmedi ve onların arasında oluşan bağı anlamak istedi. “Aaa, aşk olsun ama bir daha duymayayım. Yük falan oluyor mu hiç. Ne güzel zamanlar geçirdik o kadar.” Yaşlı kadın tatlı tatlı gülümseyip kafasını eğerek baktı gelinine. “Annen nasıl güzel yetiştirmiş seni böyle. Her gördüğümde söylemekten vazgeçmeyeceğim.” Bu süreçte kendi anne babası da elbette yalnız bırakmamıştı onu. Sıklıkla gidip gelmişler hatta götürmek istemişseler de Gülüm anlaşmanın ardına sığınıp evini terk etmemişti. Onların sıcak sohbetini içeriye giren adam bölmüştü. Gülüm ellerini geri çekip ayağa kalkıp çayları doldurdu. Erdem önüne koyulan çayla kıza teşekkür ederken annesi dikkat kesilmiş onları izliyordu. “Erdem’im çok şükür geldin yavrum. Gözümüzde tüttün.” Erdem’in bakışları karşısında oturan karısına kaydığında Gülüm içten yanağını ısırıyordu. “Sağ ol anacım.” Böyle mükellef bir kahvaltı etmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Karısının marifetlerini az çok biliyordu ama bu kadarını da beklemiyordu. “Ellerine sağlık.” Yine o mesafeli düz sesi duymuştu. Kafasını kaldırıp hafifçe tebessüm etti. “Afiyet olsun.” Kahvaltı Erdem ve annesi arasında bitmişti. Gülüm gerekmedikçe aralarına girmeden anne oğulu dinleyerek etmeye çalışmıştı kahvaltısını. Kayınvalidesinin ısrarlarına rağmen dinlemeyip içeriye, Erdem’in yanına yolladı onu. Sonra da hızlıca bulaşıkları makineye atıp titreyen elleriyle iki kahve yapıp salona geçti. Orta sehpaya bıraktığı kahvelerle koltuğa oturup karşı koltukta oturan Erdem ve Handan Hanıma baktı. “Ben geç kalmayayım.” Dediğinde Erdem kaşlarını çatabildiği kadar çattı. “Hayırdır, nereye?” Aksi sesi fazla stresli ve huysuzdu. Gülüm kolundaki saatine bakmayı bırakıp kafasını ona çevirdi. Ve kafasını öylesine sallayıp mırıldandı. “İşe.” Tabi ya Gülüm’ün kliniği vardı. Kaşları hafiften düzelirken Handan Hanım anlayışla soludu. “Yavrum, kocan geldi. Bugün kendine izin versen?” Genç kız yaşlı kadına bakıp tebessüm etti. “Ben izin veririm vermesine de o minik canların bakıma ihtiyacı var annecim.” Handan Hanım şefkatle gülümsedi. Bu kızın yüreği paha biçilmezdi. Anlayışla kafasını sallarken Erdem aynı huysuzlukla soludu. “Yardımcıların var.” Dediğinde Gülüm adamın ısrarına anlam veremedi. “Ameliyatları ben yapıyorum.” Sert bir soluk sonrası kafasını salladı Erdem. “Ben bırakayım seni.” Dediğinde ayağa kalkmadan Gülüm hemen ayaklanıp omuzlarını silkti. “Ben giderim.” Erdem ayağa kalkıp diretti. “Ben varken taksiyle mi yollayacağım seni Gülüm!” Huysuz adam! “Ehliyet aldım. Sonra da araba. Gayet de iyi kullanıyorum.” Adamın bakışlarındaki huzursuzluk geçmedi. Aksine hiç hoşlanmamıştı bu duyduklarından.” “Kızım gerçekten de çok güzel kullanıyor Erdem. Beni çok aldı havaalanından.” Dönüp annesine baktı dumur olmuş bir yüzle. “Sen sürekli yollarda mıydın?” Yaşlı kadın dik dik oğluna bakıp kafasını salladı. “Yapayalnız bırakıp gittin gelinimi. Hem de daha yeni evlenmişken! Sus bir de hesap soruyorsun. Kendimce yalnız bırakmamaya çalıştım. Ne var!” Adamın sert bakışları Gülüm’e döndüğünde genç kız yalandan gülümseyip yanından geçip yaşlı kadına eğildi. Yanaklarını öpüp “Bir şey yapmak için kendini yormak yok. Ben yemek yaptım dolaba koydum. Oğlunla zaman geçirmeye bak tamam mı?” Yanaklarını öptüğünde gülümseyerek “Kolay gelsin yavrum.” Dedi. Oğlu nasıl bir iyilik yapmıştı da böyle bir kız ona nasip olmuştu düşünmeden edemiyordu. “Size iyi keyifler.” Diyerek antreye geçen Gülüm peşinden gelen güçlü adımları duymamaya çalıştı. Portmantodaki topuklu ayakkabılarını alıp kenardaki şık pufa oturduğunda karşısına dikilen adamı yok saymaya çalıştı. Pek başarılı olduğu söylenemezdi. Onu yok sayabilmesi için hayatına fazla karışmıştı. Her zamanki sessizliğiyle onu izleyen adamın bakışlarının elindeki topuklu ayakkabılarda olduğunu hissediyordu. Onun bıraktığı Gülüm yoktu karşısında bunun farkındaydı. Kalbinin heyecanı vücuduna vurmuş gibi titrerken vazgeçmedi ve topuklu ayakkabılarını giyip kalktı oturduğu yerden. Göz göze geldiği adama bunlarla bile yetişememişti. Burnuna ancak gelebiliyordu. “İşim biraz uzun sürebilir. Yani..gecikirim ben. Yemeğe beklemeyin olur mu?” Arkasını döndüğünde çantasını alıp kapıyı açtı ve adamın konuşmasına fırsat vermeden merdivenleri indi. Artık bu topuklularda ustaca hareket edebiliyordu. Kabul etmeliydi ki fazlaca da hoşuna gidiyor ve asla vazgeçmeyi düşünmüyordu. Kendisine çok yakıştırıyordu. Elbisesinden daha parlak olan kırmızı arabasına yerleşip eve bakmadan uzaklaşırken Erdem kızın peşinden bakıp sert ifadesiyle kendi kendine soludu. “Ben sana bu kadar geç kalmışken senin eve geç gelmene ne diyebilirim ki dağ çiçeği.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD