Kalbiyle arasında ulaşılmaz engeller var gibiydi. Her nefesi iğnenin ucuyla ciğerlerine saplanıyor, yüreği dikenlerin arasında kalmıştı. Yaraları kanıyordu..
“Hocam bunları nereye koyalım?”
Dalgın bakışları kendisine gelirken çalışanlarına baktı. Hafif bir tebessümle kafasını salladı. “Saat çok geç oldu. Hadi siz çıkın artık. Onları ben dizerim.” Miraç ve Defne birbirlerine bakıp Gülüm’ü ikiletmeden hazırlanıp çıktılar. Patronlarının ısrarı sevmediklerini artık öğrenmişlerdi.
Onlar çıktıktan sonra saatine baktı. Sekize geliyordu. Gün baya yorucu ve tempoluydu. İyi ki de öyleydi yoksa aklını nasıl dağıtırdı bilmiyordu.
Küçük dostları için gelen oyuncakların birkaçını raflara dizip gerisini depoya götürdü. Zamanında sokakta bulduğu yaralı kediyi iyileştirip kliniğe yerleştirmişti. Buranın neşesi olmuştu adeta. Şimdi de ayaklarına dolanıyordu nazlı nazlı miyavlayarak.
“Fiko’cuğum, gördün değil mi yeni oyuncakları?”
Gülüm kendi kendine gülerek eğilip kafasını sevdi kedisinin. “Nasıl hayır diyebilirim ki sana?” Uzanıp en renklisini alıp yere koydu ve hareket etmesiyle Fiko’nun havalara zıplayarak onunla oynamasını kıkırtılarla izlemeye başladı.
Bakışları anlık sokak lambalarının aydınlattığı caddeye kaydığında kapıdaki iri cüsse gölge dikkatini çekti. Kaşları çatılıp bakışları kısıldığında kapı açıldı ve gölgenin sahibini gördü. Ne zamandan beri oradaydı ki?
İçeriye giren adamla ayağa kalkıp soludu. “Erdem?” Yüzü gibi sesi de şaşkındı. Onu burada görmeyi beklemiyordu. “Seni almaya geldim.” Kaşları hala daha çatıkken kafasını omzunun üzerine eğdi. “Neden?” Sorusu kulağa saçma gelebilirdi ama kendince birçok haklı sebepleri vardı. “Seni almak istedim Gülüm. Hem annem gün boyu neden yanına gelmediğimi söyleyip durdu.” Tabi ya Handan anne! Alt dudağına geçirdiği dişleriyle kafasını salladı. “Peki.” Derken Erdem itiraz etmemesine şaşırmıştı.
Büyük vitrinin önüne gidip birkaç eşyanın yerini düzelttikten sonra geri döndüğünde adamın bakışları topuklu ayakkabılarındaydı. Tok sesini seviyordu genç kız fakat adam için aynı şey pek de geçerli değildi sanki.
Üzerindeki beyaz önlüğünü çıkarıp güzelce yerine astıktan sonra saçlarını havalandırıp sırtına aşağıya bıraktı. Gülüm bunları doğaçlama yapsa da Erdem kirpiklerini kırpmadan izliyordu her hareketini.
Çantasını takıp döndüğünde göz göze geldiler. “Ben hazırım. Çıkabiliriz.” Dediğinde adam kafasını salladı sadece.
Kedisinin başını öpüp nazladıktan sonra kliniğini kilitleyip kendisini sessizce izleyen adama ayak uydurarak yürümeye başladı. İlerideki arabasını görebiliyordu. “Annemle bu kadar sağlam bir ilişki kurabileceğinizi düşünmemiştim.” Genç kız belli belirsiz sırıtıp sesini imalaştırdı. “Kurallarını biraz çiğnedik.” Yüzüne bakıp imayı gözlerine verdi. “E kusura bakmazsın diye umuyorum.”
Adamı gerisinde bırakıp salına salına onun arabasını geçti. “Nereye!” Sert sesine alışmıştı artık. Takmadı. Hemen ardındaki kırmızı aracının kapısını açıp omuzlarını silkti. “Eve.”
Yalandan gülümseyip arabasına yerleştiğinde beklemeden çalıştırıp hala daha aynı yerde duran adama baktı. Onu şaşırtmanın keyfiyle ardına yaslanıp kemerini taktı. Sonra da direksiyonu kırıp yanından geçerken inadına kornaya bastı. Ne yani, ciddi ciddi onunla gideceğini mi sanmıştı? Hıh!
Ara yoldan çıkıp ana yola girecekti. Ama trafik fazla yoğundu ve acele etmeyi sevmiyordu. Beklemeyi düşünürken arkasındaki araç kendisini geçip yolun ortasında durdu. Erdem’di bu. Kafasını kendisine çevirmiş geçmesini istiyordu.
İstemsiz bir gülüşle gülümseyip adamın yolunu açmasıyla rahatça geçip trafiğe karışırken hemen ardındaki aracın kendisine hissettirdiği güvenle sürdü.
Alayın kapısından geçerken askerlerin Erdem’in aracını görmeleriyle ciddiyete bürünürken adam sadece hafif bir kafa işaretiyle yanlarından geçmişti. Başarıyla tamamladığı görev içeriği gizliydi ama üstün körü yaptıklarını duymayan kalmamıştı.
Peş peşe evlerinin önüne park ettiklerinde Gülüm araçtan kadınsı bir edayla inerken Erdem yine olduğu yerde donup kalmıştı. Bu kızın değişimi onu mahvedecekti!
Küçük bir kız çocuğu gittiği her yere pembesini götürürken şimdi seksi bir kadının kırmızısını taşıyordu! Hele o ateş gibi saçları…
Araçtan inerek ona yetişip merdivenleri çıkmaya başladığında burnuna dolan kokusu derin derin nefesler aldırmasına neden oluyordu. Gülüm bacaklarının titrememesine şükürler ederek son basamağı da çıkıp zili çaldı.
“Anahtarım var.”
Omzunun üzerinden adama bakıp kaşının tekini havalandırdı. Bunu çok iyi yapıyordu!
“Kara duvarlar seni iyice köreltmiş.” Kızın sözlerine anlam veremeyen adamın kaşları çatılırken bedenini ona çevirip bıkkın bir nefes alıp verdi. “Sekiz aydır bu evde yaşıyorum ve bil bakalım ben de ne var?” Dedikten sonra cebini işaret edip anahtarının varlığını gösterdi. Sonra da kafasını omzunun üzerine eğip devam etti. “Ama görgü kuralları diye bir şey var ya hani. Kendi evimiz de olsa annem evdeyken öyle paldır küldür eve girmek saygısızlık olur. Kadın belki müsait değil.”
Erdem Gülüm’ün zarifliğini hep görmüştü ama annesini kendi annesi gibi sevip saygı göstermesine inanamıyordu. Geçmişi bunu için fazla karmaşıktı.
Onların bakışları birbirinde kaybolurken kapı açıldı. Gülüm yutkunarak hemen adamdan uzaklaşıp Handan Hanıma döndü. “Biz geldiiik.” Dedi ve kadına sımsıkı sarıldı. “Oy evlatlarım hoş geldiniz.” Erdem’de annesine sarılırken Gülüm içeriye geçip topuklu ayakkabılarını çıkardı. “Eee Handan Sultan neler yaptın bensiz?” Ayakkabılarını eline alıp portmantoya koyarken kafasını çevirip adama sonra da yaşlı kadına baktı. “Biz. Biz yokken.”
Handan Hanım tatlı tatlı gülümserken gelinin sevecenliğine bayılıyordu. Gülüm burnuna dolan mis kokularla kafasını işgüzarca sallayıp soludu. “Belli yaramazlık yapmışsın.”
Ayakkabılarını yerleştirip kadının yanaklarına koydu ellerini. “Ama çok lezzetli oluyor yemeklerin.” Yutkundu. “Vallahi kurt gibi acıktım. Hemen üzerimi değişip geliyorum.”
Yaşlı kadın kahkahalarla gülerken “Deli kız.” Dedi. Merdivenleri tırmanan kızın ardından oğluna bakıp içtenlikle yüzüne baktı. Mimikleri donmuş gibiydi. “Hangi garibanın yüzünü güldürdün oğlum. Hangi yetimi sevindirdin de Rabbim sana böyle yüzü güzel, yüreği daha da güzel bir kızı nasip etti.”
Annesi mutfağa giderken Erdem dudağının kenarını ısırıp eliyle yüzünü sıvazladı. “Akılıma sokayım!” Merdivenleri çıkmaya başladığında ağzının içinden kendine söverek söylenmeye devam etti. “O anlaşmayı ortaya atan aklımın içine sıçayım!” Onun hayıflanması belki de ömrü boyunca sürecekti.
Yatak odasından içeriye girdiğinde dalgındı. Tiz bir çığlıkla kendine geldiğinde kapıyı kapatıp karşısında sütyenle duran kıza baktı. “Sapık!”
Bağırışıyla adam hızlıca uzanıp elini dudaklarına bastırdı. “Annem duyacak şimdi ne bağırıyorsun kızım! Duyanda yabancı girdi odaya sanacak!” Gülüm’ün bakışları irileşirken ayağını yere vurdu. “Zoton yoboncoson!”
Kızın ağzını kapatmaya son veren adam elini hızlıca geri çekip arkasını döndü. “Ne yabancısı lan! Kocanım.”
Gülüm’ün gözlerini devirdiğini hissediyordu. Sonrasında hemen ekledi. “Ben..dalgındım. Unuttum burada olduğunu özür dilerim.” Gülüm üzerine giydiği kahverengi sweatinden sonra içini eze eze ağzının içinden mırıldandı. “Ne zaman gördün ki gözünün önündeki beni.”
Bunu Erdem duymamıştı elbet. “Biraz daha dikkat edersen sevinirim.” Diyerek yanından ayrılırken bileğini tuttu adam.
Kalbi anında boğazına dayanırken nefes alışverişleri deli gibi hızlandı. Kafasını geriye çevirdiğinde bakışları bileğindeki iri eldeydi. Avcunun içinde kaybolmuştu resmen. Mavi hareleri usul usul yüzüne çıktığında Erdem’in duvar gibi yüzüyle karşılaştı. Artık alışmıştı onun bu duygusuz hallerine. Pembe hayallerle yaşamaktansa gerçekleri kabul etmişti.
“Gülüm…”
Odanın sessizliğine karışıp giden mırıltının derinliğiyle göz kapaklarını kapatıp açtı. “Efendim.” Dediğinde adamın eli an olsun gevşemeden devam edişini duydu. “Sence de konuşmamız gerekmiyor mu?”
Harelerini adama dikti. “Anlamadım?” Erdem o harelerdeki mavilerde kayboldu. “Bizi konuşmamız gerekmiyor mu Gülüm?”
“Biz?”
Erdem bileğini usulca bırakıp kafasını salladı onaylarcasına. “Evet biz.” Gülüm bunca ay taşıdığı şeyi bu adam şak diye kesip atmayı mı düşünüyordu? Yüzündeki asabiyetle kafasını salladı. “K-konuşacak bir şeyimiz olduğunu düşünmüyorum.”
Adam gözlerini görmeseydi ona ısrar etmezdi ama görüyordu. Mavi harelerine gölge düşmüştü. “Gülüm…”
Gülüm hissettiği birçok duyguyla nasıl başa çıkacaktı bilmiyordu. Kırgınlığı çok büyüktü. Öfkesi, yalnızlığı, kalbindeki yaranın acısı…çok büyüktü. İnatla salladı kafasını. “Bizim konuşacak şeylerimiz anlaşma kağıtlarında imzalandı Erdem. Eğer farklı bir şey olsaydı bunu konuşmak için onlarca ay beklemez konuşurduk zaten.”
Nasıl da kıyım kıyım kıyılıyordu canı. Gözlerinin dolmasına izin vermeden arkasını dönüp kapıdan çıktı. Haksız mıydı ki?
Bırakıp gitmişti. Gerisinde nasıl kaldığını görmek isteseydi görürdü ama o görmemeyi tercih etmişken şimdi ne hakla karşısına geçip konuşmak istiyordu ki?
Gece güzel, sakin geçmişti. Handan Hanım ve Gülüm’ün sohbetinin samimiyetiyle Erdem an olsun gözlerini onlardan ayırmadı. Dikkati hep üzerlerindeydi. Gülüm’le konuşmak istediği şeyler geneldi fakat kızın hiçbir şekilde kendisine tahammülü yokmuş gibi kaçışı canını sıkmaya başlamıştı.
Gülüm Handan Hanım’a her zamanki gibi kendi odasının yanındaki misafir odasını hazırlamıştı. Yaşlı kadın uyumaya çıktığında o da aşağıya inmeyip geçmişti yatak odasına. Çok geçmemişti ki kapı tıklatıldı. Kırmızı saten pijamalarını giyip kapıyı araladığında Erdem’i gördü. “Gel hadi.” Diyerek onu içeriye çekti. Handan Hanımın bir şeyler anlamasını istemiyordu. Hele de kalbi sürekli rahatsızlaşmasına neden olurken.
Adamın kaşları böyle heyecanlı istekle kalkarken hemen adımlarını içeri atıp kapıyı örttü. Kıza döndüğünde ise abajurların aydınlattığı koltuğa baktı. “Bu ne!”
Huysuz sesi gecikmedi. Gülüm uzanıp kapıyı kilitledi ve arkasını dönerken her şey çok normalmiş gibi omuzlarını sarstı. “Yatağın.” Sert soluk odanın içinde fırtına etkisi yaratırken Erdem elini gür saçlarından geçirdi. “Buraya sığacağımı sana düşündüren ne? Kızım ben yüz otuz beş kiloyum!”
Yerinde donup kalan genç kız şaşkınlıktan küçük dilini yutmak üzreydi. Doğru mu duymuştu yoksa beyni uydurmaya mı başlamıştı?
Kafasını omzunun üzerinden adama çevirip kocaman olmuş mavi gözleriyle Erdem’i süzdü. Fazla iriydi. Ama göbekten eser yoktu. Taş gibi sem sert bir vücudu vardı. Ne giyerse giysin kaslarının şeklini alıyordu hatta. “Hadi canım!” Dediğinde Erdem iki ellerini yana açtı. “Ne sanıyordun beni yetmiş seksen kilo falan mı? Kas bunlar kas, ilaç değil!”
Hayır bir insan kendini överken bile kızar mıydı? Bu adam kızıyordu. Türünün tek örneği olabilirdi.
Ellerini havaya kaldırıp o kocaman açılmış mavi gözleriyle hızlıca kafasını salladı. Sonraki cümleleri ise kendinden bir haber döküldü dudaklarının arasından. “Valla o anlaşmayı yaparken düşünecektin bunları.”
Bakışları birbirinde tutuldu. İkisi de donup kalırken Gülüm ne dediğinin farkına varır varmaz o loş odada bile belli ediyordu kıpkırmızı kesilen yanaklarını. Erdem ise utancını görse de ona acımadı ve beklemeden sordu. “Yani o anlaşma olmasaydı…yanında mı yatardım?”