1.1

2222 Words
Yorum bırakmayı(mutlaka), YILDIZLAMAYI (severseniz) unutmayın. Keyifli okumalar ^•^ Rüzgarın uğultusu kulaklarıma dolarken, yalının bahçe kapısında öylece durmuş günü nasıl problemsiz atlatabildiğime şaşırıyordum. Duygularımın allak bulak oluşunu perdeleyen bir sis sanki benliğimin çok gerisindeki odanın önünü kararlı bir gardiyan gibi kapatmıştı sanki. Şaşkınlığım, hüznüm, hayal kırıklığım, kendimi aptalın teki hissedişim düşünmedikçe görmezden gelebileceğim bir dağınıklıkmışçasına fütursuzca ertelenmiş, öylece bir yere tıkılmıştı. Yavaşça kaldırıma çökerken bugün ikinci kez görmezden geleceğim aramayı bakmadan meşgule atıp, telefonumu rahatsız etme moduna almıştım. Kaçışım, tepkimi kendimin bile kestiremiyor oluşumdandı. Ona ne söylemeliydim, bilmiyordum. Bana yalan söylemiş olmasına rağmen bütün bir hafta o yalanı görmezden gelip, nasıl ona inanmaya kendimi adamıştım onu da bilmiyordum. Beni sadece sevgiye umut bağlayacak kadar iyimser belki de başkalarının deyimiyle aptal olanlar anlayabilirdi. Sevgili olduğu partnerin aldatmasından sonra ayrılan ve kendi yoluna giden insanlara şahit olmuştum ama çevremde boşanan hiçbir çift olmadığı için bu süreci nasıl yönetmem gerektiğini hiç ama hiç bilmiyordum. Hele Can'ın tepkisini kestiremiyordum. Ama içimden bir ses ılımlı olmak bir yana beni pişman ettireceğini fısıldıyordu... Ondan kaçıp gidebileceğim bir yer de yoktu. Dayımların yanına -ev babamdan bana miras kalmış olsa da- gidemezdim, bundan onlara bahsedersem yengemin yüzünde oluşacak ifadeyi şimdiden tahmin edebiliyordum. Öte yandan günümüz kiraları bir maaşla ödeyemeyeceğim kadar yüklüydü. Sıkıntıyla parmaklarımı saç diplerime geçirirken gözlerimi yumdum. Allah'ım ne olur bana yardım et... -Lavin?" İsmimi soru yöneltir gibi söyleyen kişi elbette Eva'dan başkası değildi. Hızla ayaklanıp ona döndüğümde aramızdaki bahçe kapısını açıp yanıma gelmişti, yüzündeki tebessüm bana attığı her adımda susuz kalmış bir manolya gibi yavaşça sönerken sorgulamaması için gülümsemeye zorladım kendimi. "Gelmişsin, ben gelmezsin sanıyordum." Mesajına cevap vermediğim aklıma gelirken, dudaklarımı birbirine bastırıp iki yana gerdim. -Özür dilerim, yoğun bir gündü gelebileceğimi düşünmedim." Kolunu kibarca uzattığında sarılmasına karşılık verirken parmaklarım beline uzanan sarı saçlarına değmişti. Üzerindeki kadife bordo elbiseyle öyle hoş ve zarif görünüyordu ki dergi kızlarını aratmayan bir güzelliği vardı. Rüzgar gerçekten şanslıydı. -Çok iyi yaptın." Elimi tuttuğunda gözleri ters giden bir şeyler olduğunu anlamış gibi titreyen parmaklarıma kaymıştı. Teması onunkinin aksine soğuk parmak uçlarıma sıcak bir şefkatin akışını sağlamıştı sanki. Ya da yeni tanıştığım bir kızın bu ilgisi bile bana olduğumdan daha az zavallı hissettirdiği için böyle teselli buluyordum. "Herkes yeni geldi sayılır zaten, hadi gel içeri üşümüşsündür." Sadece başımı sallayıp onu takip ederken geçtiğimiz demir kapıyı arkamdan kapatıp ne zamandır orada olduğu bilmediğim güvenlik görevlisine selam vererek kapıya attığım adımların sonunda iç çekerek topuklarımın üzerinde ileri geri sallanırken Eva'nın iki kez tıklattığı ön kapı orta yaşlarında görünen hayranı olduğum kadın tarafından açılmıştı. -Kızım ne demeye soğuğa çıktın bir şarj aleti için, gelin hemen." O ana kadar fark etmediğim şarj aletini Eva'nın elinden alırken içeri girdiğim an kapıyı kapatıp bana döndü muhteşem gülümsemesiyle. "Hoşgeldiniz, Elvin ben." Uzattığı elini havada bırakmak istemesem de tokalaşmamızı kısa tutmuştum, herkesin elleri nasıl böyle sıcaktı? Ben en sıcak ortamlarda bile ellerimi ve ayaklarımı ısıtamazdım. -Hoşbuldum, Lavin ben de memnun oldum. Sizi çok severek takip ediyorum." Eva, elini nazikçe sırtıma koyarken neşeyle aramıza girmişti. Kayınvalidesi tarafından bile güzel sevilince insan böyle ışıldıyordu demek ki... -Anne, Lavin Evran'ın odasını tasarlayan mimar. Sana bahsetmiştim ya!" Aralarındaki sohbeti hatırlarcasına başını sallayan Elvin Hanım, elindeki birayı açıp bana uzattığında hiçbir şey demeden teşekkür edercesine başımı eğmiş ve parmaklarımı sıcak hissettiren şişeyi parmaklarım arasına almıştım. Biranın tadını hiçbir zaman sevememiştim ama karşımdaki insanı hayranlıkla süzerken ikramını reddetmek imkansızdı. "Rüzgar'ın yaptığı duvar tasarımı da onun fikriydi. O kadar güzel oldu ki görmesi lazım." -Kesinlikle çok güzel görünüyor Lavin, etkilendiğimi söylemeliyim. Jale böyle yetenekli bir genç kadınla çalıştığı için çok şanslı." Söyledikleri yanaklarımın kızarmasına neden olurken aniden yanına gelen adam kolunu onun boynuna sarmış hızla geri çekmişti Elvin'i. "Acar!" -Parti kızım parti bu toplantı diiiiiyiiiil!" Bana gelişi güzel el kaldırıp selam çakarken gülmeden edemedim. Müzik sesi insanların sesini bastırmadığı ve dışardan duyulmadığı için bunun Evran'ın partisi olduğuna inanmak zor değildi, onu bas bas bağıran insanların bulunduğu bir partide hayal edemiyordum. -Lavin sen odaya çık istersen, Rüzgar oradaydı ben bir çocukları arayıp geliyorum." Tanımadığım onca insanı görmeden önce, mimarı olduğum bir odayı görmek daha iyi hissettireceğinden sadece başımı sallamış aslan başlığa tutunarak merdivenleri çıkmaya başlamıştım. Eva, arama yaparak mutfağa çıkan kapıya yönelirken ben de Evran'ın odasının önüne gelmiştim bile. Kapıyı yavaşça tıklattığımda hiçbir ses gelmeyince yavaşça aralayıp merakla içeride gezdirdim gözlerimi. Görünürde kimse olmadığı için emin olmak adına kapıyı biraz daha aralayıp sadece ay ışığının süzüldüğü odanın boş olduğunu anladığım an arkamı dönmemle çarptığım beden yüzünden dudaklarım arasından çıkan çığlık beni bile korkutmuştu. Takım elbisesini tamamlayan bir kıravat ya da ceket bu sefer olmasa da aşağıdaki parti havasının aksine bir toplantıya gidermiş gibi giyinen kişi Evran Aslan'dan başkası değildi. Elindeki kristal bardağın ağzına parmağını vururken gözlerini kısarak neden orada olduğumu anlamaya çalışırmış gibi önce bana sonra odaya bakmıştı. -Eva..." sesimin cılız çıktığını fark edince boğazımı temizleyerek pürüz gidermiş gibi davrandım. "Eva sizin Rüzgarla burada olduğunuzu söyledi. O da gelecekti. Sen geç deyince..." içki bardağını tutan işaret parmağını adım attığım zemine çevirdi. -Geçmişsin zaten. Gel." Kaşlarım çatılırken rahatça yanımdan geçip gideceğini sandığım anda bana dönüp neden yürümediğimi sorgular gibi kaşlarını kaldırdı. -Bir anda arkamda belirmeseniz sıçramazdım Evran Bey. Yoksa izinsiz içeri girecek değilim elbette." Işığı açtığı an gözlerim istemsizce odaya kayarken pencere kenarına doğru attığı adımların sonuna geldiğinde yeniden bana dönmüştü. Kahverengi gözlerinde her zamanki alaycı tavrının getirdiği bir parıltı vardı. -Kapıyı tıkladığında cevap almadığın halde içeri baktığını gördüm ama." dedi beni haklı çıkararak. Tek kaşı alnında kavis oluştururken omuzlarını hafifçe kaldırmıştı. "Bu da izinsiz girmek sayılıyor." -Haklısınız, özür dilerim." Onunla tartışmaya girecek halde olmadığım için pes edip özür dilemiş omuzlarım çökerken geri adım atarak odadan çıkıp tam arkamı döndüğüm an yeniden sesini duymuştum. -İçeri bakmayacak mısın?" Omzumun üzerinden ona baktığımda rahatça pencere pervazına yaslanmış olduğunu gördüm. Loş sarı ışığın altındaki görüntüsü en az yanında duran duvar sanatı kadar hakimdi odaya. Uzun bacaklarını saran pantolonunun cebine elini sokmuş soruyu sorar sormaz cevabımı bilirmiş gibi içkisinden bir yudum almıştı. Odayla olan uyumu bıkkınlığımı bir nebze olsun kırarken, yumruk yaptığım elimi kapı kenarına iki kez imalı imalı tıklattım. Dudağını kıvırdığını buradan görebiliyordum. "Gel." Aldığım onayla bu sefer adımlarımı çekinerek değil hevesle atarken çantamın sapını sıkıca tutan parmaklarım gevşemişti. Eşyalarını çoktan yerleştirmiş olması odanın ruhunu benimsediğini gösteriyordu, hiçbir değişiklik yapmadığını fark ederken gülümsememi gizleyememiştim. Sonunda arkamı dönüp duvar tasarımına bakarken kadınla erkeğin birleştiği sanat karşılamıştı beni. Kadının boyun girintisinde adamın yan profili ustalıkla oyulmuştu, beyaz kalan kadın figürün bir bacağı cesurca siyaha boyanmış adam figürünün kalçasını kapatırken adamın kolu kadının sırtına kapanmıştı. Verdiği teslimiyet, şehvet ve bağ duygusu öyle bütünleşmişti ki parmak uçlarımı onları rahatsız etmek istemezmiş gibi tasarımın en uç noktası olan kadının saçına hafifçe dokundururken nefesimi tutmuştum. -Bu harika olmuş. Her şey harikulade görünüyor." Hemen arkasındaki manzara bile odayla öyle uyum içindeydi ki, bu görüntüye istemsizce iç çektim. Böyle bir hayata sahip olmak nasıl bir histi acaba? Evran Aslan olmanın nasıl hissettirdiğini asla bilemeyecek olma ihtimalim yüksekti, o yüzden bu sorunun kendi içimde hiçbir zaman cevaplanmayacağına inanıyordum. -O zaman, bu gecenin mimarına." Bir dakika önce sinirlerimi bozan insanın şimdiki nezaketi şaşılası bir şeydi doğrusu, bardağını kaldırdığında elimdeki bira şişesinin dar ucunu onunkine yavaşça tokuşturdum. İkimiz de bir yudum alırken o daha hızlı yutkunmuş işaret parmağını şişeye çevirmişti. "Bira mı içiyorsun?" Tadını bir türlü sevemediğim içkiden aldığım yudum hala ağzımdayken başımı aşağı yukarı salladım. -Öyle görünüyor." Söylediğimi onaylamazmış gibi başını sağa sola salladı. Elimden aniden şişeyi aldığında omzum aşağı inmiş çantam bileğime kaymıştı. -Lavin Bilgen sevmediğin bir içki ikram edildiğinde bile reddedemeyeceksen..." dekorasyon gibi görünen yılan şeklinde bir şişeyi aniden masadan aldığında yavaşça pencerenin hemen yanında konumlanan köşe koltuğuna çökmüştüm. "Bari değecek bir şey iç." Yılanın kuyruğuna takılı ufak bardağı bir parmak kadar kehribar rengindeki içkiyle doldurup bana uzattığında diğer elindeki bardakla yeniden tokuşturdu, o kendi içkisini fondiplerken elimdeki bardaktan ufak bir yudum aldım. Bardağı kaldırdığımda ağır ağır akan damlaların kokusu başta tütüne bulanmış antika bir eşya gibi, burnumdan yukarı süzülürken akçaağaç ve vanilya karışımı bir hale bürünüp ciğerlerime usulca inmişti. Tadı, bal tanesi kadar yoğundu tıpkı bir çikolata gibi damağımı yalayıp dilimde karamelize bir tat bırakmıştı, o tatta seçebildiğim tek şey kakuleydi. Geride kalan damla bile öyle yoğundu ki Evran gibi bir çırpıda içmediğim için kendimi içimden tebrik ettim. -Çok güzelmiş, teşekkür ederim." Parmaklarımı dudaklarıma bastırıp bir damla kaçırmadığıma emin olurken pencereyi hafifçe aralamış, cebinden sigarasını çıkarmıştı. -Değerli bir konyak, beğenmene sevindim." Sigarasının paketini uzatır gibi bana dönerken içmediğimi hatırlamış olacak ki, sadece kendine alarak pencerenin kenarına bırakmıştı. Biraz daha aralayarak aramıza camın girmesini sağlayıp kokunun gelmesini engelledi, boştaki eliyle tütünün ucunu yakarken. Dudaklarından içeri çektiği dumanı hatrı sayılır bir süre göğsüne hapsederken, sigaranın ondan çaldığı nefesi yavaşça dışarı salıp sebepsizce konuşmaya başladım. En son ondan akıl aldığım düşünülürse bu çok da tuhaf ya da sebepsiz gelmiyordu gerçi kulağa. Hoş, o da benim yaptığım emrivaki yüzünden tavsiye vermişti ya... -Söylediğiniz şeyi yaptım." Gözlerini kısarken başını hafifçe eğip açık pencereden dışarı saldı dumanı. "Yanlış bilgi verme konusunda." Başka ne diyebileceğimi bilemediğim için susarken sigarayı tutan elini camdan çıkarışını ve kahvelerini etrafta gezdirişini izledim. -Güzel." Beni şaşırtıp hiçbir yorum yapmazken sessizce önümdeki bardağa çevirdim gözlerimi, ay ışığı kahverengi sıvıdan gözlerime yansırken ne kadar yorgun göründüğümü fark ediyordum. Herhalde partiye kazak ve pantolonla gelen tek kişi de bir partinin aramadığı hüznü taşıyan da sadece bendim. İçkinin kalanını yavaşça ağzıma aldığımda, yeniden konuşmasını beklememiştim. "İşe yaramış görünmüyor." Soru sorar gibi kurduğu cümleye dudaklarımı birbirine bastırıp başımı sallayarak karşılık verdiğimde kalçasını pervaza iyice yaslamış bana dönmüştü. "Ya da eline yüzüne bulaştırdın." -İkisi de." Sesimdeki kabulleniş kaşlarını havalandırmasına neden oldu. İkinci cümlesine itiraz edeceğimi düşünüyordu, bunu yüzünde bir an beliren oyunbaz ifadeden anlamıştım, ama etmemiştim. Bildiğim bütün şeyleri Can'a sıralamıştım ve o da hepsine bir kılıf uydurup beni ayakta uyutmaya devam etmişti. En azından bir hafta kadar. "Şuan için kesin olmamakla birlikte, nişanlı olduğumuz zaman aldatıldığımı öğrendim." -Bunu Can'dan mı öğrendin?" Sorduğu soruya karşılık iç çekerken camdan giren soğuk yüzünden bacaklarımı koltuğa doğru kaldırıp oturur pozisyonda ona döndüm. -Hayır. Konuşurlarken duydum. Gördüğünüz kadınla." Arka cebimde kalçama batan usbyi bu cümleyi kurduğum anda hissederken parmalarımı yavaşça sokup ucundaki zincirden tutarak ufak cihazı havaya kaldırdım. "Üzerinde çalıştığı gizli bir dosyayı ona vermek için gittiğimde. İyilik olsun diye..." Usbyi parmağıma takıp elimi dizime yaslamış bacaklarımı biraz daha kıvırmıştım. Bitirdiği sigarasını pencerenin kenarında söndürüp aşağı attığında boştaki eliyle pencereyi kapatmış, dışarı vermek için zamanını aldığı dumanı yavaşça serbest bırakmıştı. -Bir laf vardır Lavin. İyiliğe nereye gittiğini sormuşlar..." bir hikaye anlatır gibi köşe koltuğun diğer ucuna otururken merakla yüzüne baktım. Tüm ciddiyetiyle derin bir nefes alıp bardağı koltuğa geçirilmiş masaya bırakmıştı. "Sahibimi sikmeye demiş." Söylediğiyle kaşlarım şaşkınlıkla havalanmış genzimden bir gülme sesi gelmişti. Aynı ses yeniden geldiğinde elimi dudaklarıma kapattım. Böyle bir şey demesini hiç beklemiyordum. "Bir daha iyilik yapmazsın olur biter." -Sorun iyilik yapmam yani?" Dedim, yüzümde demin söylediği lafın getirdiği aptal bir gülümseme yerini korurken. Evran Aslan'dan küfür duymayı gerçekten beklemiyordum. -Evet. Gitmeseydin, gerçeği duymazdın." Dirseklerini dizlerine yaslamış masaya doğru eğilmişti. Ellerini bir kitap tutarmış gibi kaldırıp iki yanında tuttu. "Seni yaralayan bunca zamandır aldatıldığını anlamamak mı Can'ın bunu yapması mı?" Dilimi damağımda ileri geri gezdirerek yutkundum. İçkinin o buruk tadı sorduğu sorunun getirdiği bir yumruyla birleşip düğüm olmuştu boğazımda. -Fark eder mi?" Aptallığımı haykıran bir bakış atıp önüne dönerken ellerini birbirine kenetlemişti, sanki söyleyecek daha ağır şeyleri vardı da filtreden geçirmesi gerekiyormuş gibi zamanını alıyordu. Belki de zaten üzgün görünen birini daha da kırmamaktı amacı, her neyse bunun için minnet duyuyordum. -Öncesinde senin göremediğin gerçek seni şimdi yaralayamaz. Tanıdığını sandığın birinin beklemediğin anda yaptığı bir hamle yüzünden ona yabancı kaldığın için bu üzüntün." İçten içe ona hak verdiğim için şaşkındım, yalan söylemiyordu. Can'da başından beri hissettiğim bir şey vardı, yoluna koymak istediğim, belki de zaman geçtikçe törpüleneceğine inandığım bir şey... Beni inciten bu gerçek değil de bunca zamandır bunu keşfedememiş olmam olabilir miydi? Can'ın ne zaman böyle bir şey yapacak kadar alçaldığı sorusunu düşünmek rahatsız ediyordu beni belki de. -Bütün bunları nasıl biliyorsun?" Dedim sesimde gizlemediğim bir hayretle, ancak bu şaşkınlığım onun tepkisizliğini delecek kadar etkileyici değildi. "Sanki ihanete uğramış birisi gibi konuştun. Gerçi insan bazen birine inanmak istiyor, belki siz de birine inanıp yanıld..." -Yanılmadım." Cümlemi bıçak gibi keserken sesi kendinden som derece emin çıkmıştı. "İnsanlar konusunda asla yanılmam Lavin." İlk cümlesine kıyasla sesi daha anlayışlı bir tona bürünürken, yanıldığımı, gözlerini kırpmadan yüzüme bakmasından anladım. "Tıpkı Can'ın benden haz etmediğini ve senin buraya gelme nedeninin projeni görmek için olmadığını anlamam gibi." Cümleleri dökerkenki sakin tavrının altında yatan kinayeyi sezmemek için aptal olmak gerekirdi. -Beni Eva davet etmişti sabah, ben..." itham eder gibi sarf ettiği sözlere karşılık beceriksizce bir açıklama çabasına girerken ellerini hafifçe havaya kaldırdı. -Sen de moralinin berbat olduğu bir günde ailenin ve arkadaşlarının yanına gitmeyi değil Can'ın haz etmediği birinin partisine gelmeyi tercih ettin." Söyledikleri kafamı allak bullak etmişti, demin aldığım alkol kanıma karışmış olacak ki düşünme hızımı yavaşlatmıştı çünkü söylediklerine verecek bir cevap bulamıyordum. Ama yanılıyordu, buraya gelme nedenim başka nereye gideceğimi bilemememdendi, bir ailem olmadığı ve Peyda çok uzakta yaşadığı için üzüntümü Eva'nın sevecenliğinin altına saklayabilirim sanmıştım ama şimdi açığa çıkmış hissediyordum. Üstelik karşımdaki insan Can'a misilleme yapmak için orada olduğumu düşünüyordu. Hiçbir şey demeden sessizce yerimden kalktığımda gözlerini üzerimde hissettim. "Hiç kimse masum değildir, Lavin." Omzum üzerinden ona bakarken koltuktaki yıkılmaz görüntüsüne dudak kıvırdım. -Konyak için teşekkürler." Bir şey demesine izin vermeden odadan çıkarken öfke duymak yerine sadece rahatsız hissetmiş, belki bir parça da hayal kırıklığına uğramıştım. Anlaşılan bugün tek haksız olduğum konu Can'a güvenerek aptallık etmem değil, Evran Aslanla gerçekten arkadaş olabileceğimi sanmamdı. * Alıntılar,bilgilendirmeler ve daha fazlası için, INSTAGRAM: tutkudevran Kendinize çok iyi bakın. Aşkla kalın, ne zaman isterseniz bana yakın. Şuraya bi, ♟️ Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD