Yorum bırakmayı(mutlaka)
Yıldızlamayı(severseniz) unutmayın. Bölüm sonuna bakın, keyifli okumalar.
Bir satranç emojisi bırakalım. ♟️
Söylediklerim mutfağın sıcak, ağır havasını yaran bir bıçak gibi keskin yankılanmış aramızda havada kalan bir gerginlik yaratmıştı. "Beni aldattığını biliyorum." Bu yargı dolu cümlenin, sorma ihtimalim olan bütün sorulardan daha çarpıcı olduğunu Can'ın yüz ifadesinden anlamıştım. O an, her şey durmuştu sanki, saat tıkırtısı, dışarıdaki rüzgarın inceden uğultusu ve hatta kendi nefes alış verişlerimiz bile. Tepkisini görmek için gözlerimi ondan ayırmadan karşısında öylece duruyordum. Lütfen Evran, taktiğin işe yarasın, diyordum içimden.
Ancak onun sessizliği, söyleyeceklerinin tamamlayamayacağı bir gerçeklik gibiydi sanki; soğuk, acımasız ve hiçbir açıklamaya yer bırakmayacak kadar asıl ve mutlak. Önce yüzüne yerleşen şaşkınlık, sanki o ana kadar üzerine geçirdiği maskenin aniden düşüşünü ilan eder gibi çıplak bırakmıştı duygularını. O gözlerde, kaçamak bakışlarında, tereddütlü kelimelerinde ve kabalık ederek gizlediği imalarında başka bir hikaye vardı artık. İçten içe hissettiğim ama duyduğumda acıtacağından korktuğum bir hikaye.
Kalbimin göğüs kafesimin zorlukla esir aldığı bir yaban hayvanı gibi çırpındığını hissettim, kucağıma koyduğum ellerimi yumruk yaparak sakin kalmaya çalışıyordum. "Hiçbir şey söylemeyecek misin?" diye sormak istiyordum ancak göz kapaklarımın ardında biriken yaşları bastırmaya çalışırken bunu yapmak zordu.
Can nihayet ağzını açtı ama açıklayıcı cümleler için değil, garip bir çaresizlikle boğulmuş nefesiyle kaşlarını çatarak konuşmaya başladı, daha doğrusu kendini savunmaya... "Lavin... bu saçmalık da nereden çıktı şimdi? Kim sokuyor böyle aptalca şeyleri kafana, sen de biliyorsun ben seni seviyorum." dedi ama cümle ne kadar doğru olmaya çalışırsa çalışsın, aramızdaki uçurumu kapatmaya yetmiyordu. Seni seviyorum diyişi öyle basmakalıp geliyordu ki o anda kulağa istemsizce kollarımı kendime sararken ayaklanmıştım. "Böyle bir şeyi söyleyip şimdi de arkanı dönerek gidiyor musun? Peyda mı sokuyor bunları kafana? Yoksa o birlikte çalıştığın(!) adam mı?!" İmayla söylediği kelime üzerine koridorun ortasında durup aniden ona döndüm.
Göğsü hızlıca alıp verdiği nefeslerle inip kalkarken yutkundum, boğazıma oturan bir hissi yutkunarak yok etmeye çalışıyordum. Kendi suçunu benim suçsuzluğumla örtbas etmeye çalışıyordu. Ona izin vermemeliydim.
-Bankada onunla görüldüğünü inkar edeceksin yani? Ondan önce de sözde arkadaşının(!) katılacağı yemeğin rezervasyonunu kontrol ettirmesem inanacağım." Söylediklerim Can'ın omuzlarını çöktürmüştü. Artık savunmasızdı, bunu ela gözlerinden açıkça görüyordum. "Hangi yalanı bana anlatacaksın Can? Ya da belki daha iyisi... Gerçeği. Tabii suçu hâlâ üzerime atmakta kararlı değilsen." Sesimdeki titreme, öfkenin değil, yorgunluğun getirdiği bir çatlamaydı. Haksızlığa uğramış bir kadın gibi değil de, bastırılmış bir çocuk kadar öfkeli hissediyordum. Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım ancak arkamı dönmemle kolumu tutması bir olmuştu.
-Sevgilim lütfen beni dinler misin?" Gözlerimi yerden çekemiyordum çünkü bulanık görüşüm kahvelerimin dolu dolu olduğunun kanıtıydı. Onun karşısında ağlayamazdım. "Bak her şeyi açıklayabilirim ama sana yemin ederim." Diğer kolumu da tutarak başını aşağı eğdi benimle göz göze gelmek için. "Lavin sana yemin ederim onunla aramda düşündüğün gibi bir şey geçmedi."
-Öyle mi?" Alaycı gülüşümle kaşlarımı kaldırdım. "Sen öyle diyorsan öyledir. Herkes yalan bir sen doğrusun zaten." Ellerimi onun kollarına yerleştirerek uzaklaşmasını sağlarken daha da sıkılaştırıp duvarla arasına aldı beni. Üzgün bakışlarını görmek için gözlerimi ona çevirmeme gerek bile yoktu. Hala yüzünü gözlerimin hizasına getirmeye çalışıyordu.
-Bak evet rezervasyonu 2 kişilik yaptırdılar ama sana yemin ederim ben yaptırmadım. Kadir kadın benimle anlaşıyor diye ayarlamış son anda haberim oldu. Sana söyleyemedim çünkü yanlış anlayacağını düşündüm." Ellerini yüzüme çıkarıp suratımı avuçladı. "Bak her şeyim üzerine yemin ederim böyle oldu Lavin, annem üzerine yemin ederim."
-Bankaya neden geldi peki? Neden kredi çekeceğin zaman yanında ben gelmiyorum da o kadın geliyor Can?" Önceki söyledikleri doğru olsa da bu soruyu sorduğum an sıkıntılı bir yüz ifadesi oluşmuştu. Kirpikleri göz altlarını perdelerken bir adım geriledi.
-Candan kredi için kefil oldu." Şaşkınlıkla bakakalınca ensesini sıvazlayıp sıkıntıyla iç çekti. "Senden isteyemedim çünkü ikimiz de işinin güvenilir olmadığını biliyoruz Lavin. Son iki aydır maaşınızı geç yatırdılar, e zam yaptıkları da yok. Hem aile dışında birinden bana kefil olmasını istemek daha mantıklıydı. Tanıdık ve iş ortağı sadece dahası yok."
-Haklısın eşin yerine tanıdık bir iş ortağının kefil olması daha mantıklı. Umarım onun maaşı stabildir Can. Ne tür bir ilişkiniz var bilmiyorum ama..." gözümden bir damla yaş istemsizce akarken hızla silip devam ettim cümleme. "O kadınla bir daha iş haricinde görüşmeni istemiyorum. Asla."
-Sen de o adamla görüşme o zaman. Seninkine bakarsak her ne hikmetse bir türlü şu oda bitmiyor yok tasarımı, yok onun duvar sanatı yapan arkadaşı..." söylenmeye başlarken saçlarımı kurcalayarak odaya doğru yürümeye devam ettim. Arkamdan hızla gelerek odaya benden önce girmiş ellerini iki yana açarak gülmüştü. "Yok hastanede beklemeler, yok şık yemekler!"
-Şu senin ikili çıktığın şık yemekten mi bahsediyoruz?" Ben de aynı şekilde gülerek karşılık verdiğimde kaşları çatılmıştı hızla. Ona, onun bana davrandığı gibi davranmam hoşuma gitmiyordu. Ne komik. Yemeğe çıktığını bildiğim o kadının yüzünü hatırladım aniden Candan demişti değil mi? İnce, uzun parmaklarının kadehini kavrayışını, Can'ın ona olan dikkatli bakışlarını... O bakışlar. Bana çoğu zaman yöneltilmeyen, ama bir yabancıya cömertçe bahşedilen bakışlar. "Tuhaftır ki ben kendisine Evran Bey diyorum hala, senin gibi hanım, bey eklerini atacak samimiyeti yakalayamamışız henüz!"
-Henüz derken?" Cevap vermeden yatağa girip battaniyeyi üzerime çektiğimde diğer ucundan çekip üstümün açılmasına neden oldu. "Ne demek henüz yakalayamadık? Lavin o siktiğimin herifinden uzak dur daha da başka bir şey demiyorum."
-İş haricinde elbette dururum, duruyorum da zaten. Bence sen de öyle yapmaya başlasan iyi edersin." Bakışları dudaklarıma kayarken kaşlarımı çatarak battaniyeyi tekrar üzerime çektim. "İyi geceler." Başucu lambasının ipini çekerek kapatırken aynı ipi kendisi çekip açtı ışığı, yüzü aniden yüzüme yaklaşmıştı. Elalarını önce gözlerime sonra dudaklarıma doğru kaydırdı.
-Öyle yaparım o zaman ben de." Burnunu burnuma sürtüp mırıldandı. "Çok seviyorum seni çünkü. Herkesten çok." Elaları öyle inandırıcı bir hayranlıkla bakıyordu ki bana, o anda, söylediğinden şüphe duymak imkansızdı. Can'ın aniden öfkelenmesinden ne kadar nefret ediyorsam o öfkesinin yerini şefkate bırakmasını seviyordum. Başparmağını biraz önce gözyaşımın aktığı tenimde yavaşça gezdirip önce burnumu sonra yanaklarımı öptü. "Özür dilerim." Sadece başımı sallamakla yetindiğimde kollarını sıkıca bana sarmıştı her ne kadar dirensem de saatin erken olmasına rağmen kendimi uykunun kucağında bulmuştum.
Nedense içimden bir ses bu huzurlu durumun uzun sürmeyeceğini haykırıyordu ama size itiraf etmeliyim ki, o gün içgüdülerime değil Can'a inanmak isteyecek kadar iyimser belki de korkaktım.
Evlendiğin adamın o adam olarak kalması her kadının hayaliydi. Elbette herkes değişirdi. Ne ben evlendiğimiz günkü Lavindim, ne de Can evlendiğimiz günkü Candı.
İlk zamanlarda evlerimize döndüğümüzde süren tartışmalarımız uzak kaldığımız zamanda birbirimize duyduğumuz özlemle son bulurdu. Can'ın kara mizah anlayışı beni şimdiki kadar rahatsız etmezdi mesela ve o da beni bu mizahın kurbanı yapacak şakaları seçmezdi belki de... Ben evliliğin hep insanı değiştiren ve dönüştüren bir şey olduğuna inanırdım. Sevgiyle bağlayan, bağışlayan ve zorluklara rağmen direnen.
Ona bir şans vermek istiyordum. İçten özrüne kalpten bir karşılık verebilmek...
Tam bir hafta sonra yediğimiz romantik akşam yemeğinden sonraki sabah ikimize kahve yaptığım esnada da son zamanlarda evlendiğimiz günkü huzurumuzu anımsatan bir mutlulukla mutfakta dolanıyordum. Telefonuma gelen bildirimle instagramda gelen istekleri incelerken Eva'nın ismiyle yüzümde bir tebessüm oluşmuştu. İsteğini kabul edip geri istek attığımda mesaj bildirimiyle ses çıkaran telefonumu sessize aldım. Profiline tıkladığımda sadece birkaç fotoğraf ve normal sayıda takipçisi olduğunu fark etmiştim, eşinin ailesi tanınmasına rağmen profilini gizlemesi verdiği ilk izlenime de öylesine uyuyordu ki...
"Selam günaydııın"
"Nasılsın Lavin? 🥹" kahve bardağımı ahşap masanın üzerindeki bardak altlığına koyarken cevaplamak için hemen sohbete girmiştim.
"Günaydııın"
"İyiyim Eva sen nasılsın?" Belime sarılan kolların sahibi omzuma öpücükler kondururken önüme getirdiği kırmızı güllerin kahverengi vazodaki tezat güzelliğine gülümsedim. Telefonumu kilitleyip masaya koyduğumda Can öpücüklerini boynuma sonra da yüzüme çıkarıp kucaklamıştı beni.
-Evde olmana alışmışım şimdi işe dönmen canımı sıkıyor." Jale Hanım'a bana izin kullandırdığı için teşekkür etmeliydim, evi istediğim gibi temizleyebilmiş Peyda Ankara'ya dönmeden onunla saatlerce zaman geçirebilmiş Canla da aramızdaki buzları eritmiştik, hatta Peydayla akşam yemeği bile yemeyi kabul etmişti. Bu süreçte iki iş başvurusunda bulunmuş birinden bugün öğle arası görüşmek için dönüş bile almıştım.
-Bakalım belki yeni ve daha iyi bir iş bulabilirim." Yanağıma art arda öpücükler kondurup kahvemden bir yudum aldıktan sonra saatini kontrol ederken kapıya doğru yürümeye başladı. "Çıkıyor musun hemen?"
-Evet sevgilim, sabah erkenden bir toplantı yapılacakmış yetişmem lazım." Onun arkasından gidip keratayı ona uzatmış ayakkabılarını hızlıca giydiğinde ceketini vermiştim. "Akşam yemeğe çıkalım mı?" Kaşlarımın şaşkınlıkla havalandığına yemin edebilirdim.
-Daha dün çıkmıştık ama..." söylediğime aldırmadan beni kendine çekip omzuma bir öpücük kondurdu, vücudunu vücüduma yaslamıştı.
-Eşimle art arda yemeğe çıkamaz mıyım?" Sorduğu soruya istemsizce kıkırdarken anahtarı çevirerek kapıyı açtım.
-Züleyha anne duysa kalp krizi geçirir." Haklı olduğumu biliyordu, Züleyha anne böyle şeyleri israf diye nitelendiren bir zihniyete sahipti. Bir noktada ona katılsam da zaman zaman şımartılmayı herkes isterdi. Söylediğime kahkaha atıp alnını ovaladı.
-Boşver annemi sen o gelmeyecek zaten, ben ararım seni." Sadece başımı salladığımda hızla merdivenlerden inmeye başlamış ben de yeniden gelen bildirim sesiyle mutfağa dönmüştüm. Kahvemi alıp salona geçtiğimde Eva'dan gelen yeni mesajları açtım yüzümdeki gülümseme yerini korurken.
"İyiyim ben de, Evran'ın evi sonunda bitti!"
"Bu akşam orada takılacağız biraz sen de gelmek ister misin?"
Alt dudağımı ısırırken bir süre klavyem açık bir şekilde mesaj kutucuğuyla bakıştım. Aslında yalının nasıl olduğunu görmeyi de Rüzgar'ın şaheserine de bakmayı istiyordum hem Eva'yı da geri çevirmeyi istemezdim ancak aklıma Can'ın söyledikleri gelince tereddüt etmiştim. Ona iş harici Candanla görüşmemesi gerektiğini söylemiştim şimdi benim bitmiş bir projeyi görmek için -üstelik Jale Hanım bu projeyi benden almışken- tuhaf ve yakışıksız olurdu. Üstelik bu akşam yemeğe çıkacaktık. Sanki Eva beni görecekmiş gibi gergin bir şekilde saçımı kulağımın ardına ittirip cevaplamaya başladım.
"Teşekkür ederim Eva ama ben..." mesajı yazarken kendimi öylece atıverdiğim koltukta üzerine oturduğum bilgisayar ekranını görmek için kenara kaydığımda bunun Can'ın dosyası olduğunu fark etmiştim. Hızla yerimden kalktığımda bunun cumartesi günü üzerinde çalıştığı dosya olduğunu görürken takılı olan usb dosyayı burada unuttuğunu gösteriyordu.
Telefonumu kilitleyip hızla cebime atarken yatak odasına geçmiş, giyeceğim kıyafetin takılı olduğu askıyı kucaklayarak çantamı alıp kapıya ilerlemiştim bile. Can'a dosyasını bırakmak için ofise uğramam ve oradan karşıya geçip kendi ofisime gitmem demek zamanımın hazırlanmak için bile yeterli olmayacağını gösterdiği için pratik olmak zorundaydım.
Yaklaşık beş dakika içinde arabayı çalıştırıp yola çıktığımda Can'ın çoktan gittiğini bildiğim için hızlandım, tek ümidim onu yolun yarısında yakalayıp dosyasını vermekti. Ancak her zamanki gibi şans benden başka her yerde gezinirken kırmızı ışıkta topuzumu açıp üzerimdeki sabahlığı çıkardım, sıcaklığı ayarlayıp bir yandan araba kullanmaya devam ederken Jale Hanım'ın aramasını yanıtladım hemen.
-Lavinciğim günaydın, dönüyorsun değil mi bugün?" Köprü trafiğinde saçlarımı tararken aynadan kendimi incelemeye başladım. Neyse ki ilerleyen saatlere nazaran şimdiki trafik daha katlanılabilir durumdaydı. Haritalar yolumun 40 dakika olduğunu söylerken saatimi kontrol ettim.
-Evet Jale Hanım. Bugün dönüyorum." İzin kullanmama rağmen Süreyya Hanımla görüşmüş, her şeyin istediği gibi olması için gerekli yerlerle iletişimi sağlamış, program üzerinde de çalışmıştım. Yeniden bir kırmızı ışığa yakalanırken üzerime kazağımı geçirip altımdaki geceliğin iplerini kazağın altından çıkardım. Üstümü halletmiş olsam da altım için karanlık bir otoparka girmem ya da mekan tuvaletine uğramam şarttı.
-Harika, canım buraya gelmek yerine direkt Süreyya Hanım'ın yalısına geçer misin?"
-Tabii!" Hevesle yüksek çıkan sesimi alçalttım. Yalı aynı yakada olduğu için tekrar dönmem gerekmeyecekti. "Ne zaman geçmemi istersiniz, ben şimdi çıkıyorum." Şaşkınlıkla bir şeyler geveleyip beğeniyle konuşmaya başladı.
-Aaa...Canım çok erken henüz, iki saate geçsen de olur. Kendisi orada gerçi erken gidersen de sana kalmış." Bir an duraksadığında, onu onaylamak için dudaklarımı aralamışken, devam etti. "Sesin çok iyi geliyor Lavin. Senden beklediğim işte tam da bu."
-Teşekkür ederim Jale Hanım, görüşmek üzere." Söyledikleri beni mutlu ederken açılan trafik de işimi daha da kolaylaştırmıştı. Belki işten önce bir şeyler yiyebilir Züleyha annenin yaklaşan doğum günü için ona çok beğendiği fırını da alabilirdim.
-Görüşürüz canım." Can'ın şirketinin olduğu sokağa girip otoparka çıkan yola saptığımda pijama altım güvenliğin dikkatini çekmemişti neyse ki. Telefonumu elime alıp Can'ın ismine bastığımda meşgule düşmüştü. Başka biriyle görüşüyor olabileceğini düşünerek boş otoparkın ikinci katına arabayı park edip birkaç dakika beklediğim süreçte gözaltlarımı kapatmış mascaramı sürmüştüm. Kazağımın eteklerini elimle çekiştirerek kalçamı kapatıp pijama altını çıkararak blue jeani altıma geçirdiğimde ayakkabım, rujum ve birkaç takı hariç hazır sayılırdım.
Hoparlöre alarak yeniden aradığımda, Can'ın telefonunun çaldığını parkın öbür ucunda duyar gibi olunca USB'yi elime alarak aşağı indim. Kimse görmeden vermem daha iyi olurdu çünkü Canların şirketinde dosya kopyalamak ve evde çalışmak kesinlikle yasaktı, takip edilen bilgisayar dökümanları üzerinde düzenleme yapmaları isteniyordu ama şirket bilgisayarını eve getirip götürmeye ve muhtemelen izin istemeye üşendiği için kopyaladığı belleği ona gizliden vermem en iyisiydi. Mail atmama nedenim de buydu.
Sesin kesildiği anda aramanın yeniden meşgule düşmesiyle kaşlarım çatılırken beton blok önümü kapatıyordu ancak bu mesafeden onu görebiliyordum.
Onu ve Candan'ı.
Adımlarımı durduran neydi bilmiyorum.
Size bunları aylar sonra anlatıyor olmama rağmen hala anlamlandıramıyorum bu davranışımın altında yatan nedeni. Sadece izlemek istedim. Hani bazen olur ya, sahilde koşmak değil de dalgalar ayak bileklerinize çarparken öylece durup izlemek istersiniz. Belki de içimdeki şüphe dizginlerimi eline, tam ben bıraktığım anda yeniden almış; beni, tıpkı o dalgaların kumları alıkoyduğu gibi hızla geri çekmişti. Duvarın arkasına sinerken kalbim bu hareketimi sinsice buluyor, beynim ise doğru olanın bu olduğunu fısıldıyordu.
-Anlamıyorum Can neden bir anda böyle tavırlı davranıyorsun? Neredeyse buraya geldiğim her gün beni kovacaksın!" Can'ın kolunu tutarak söylediği cümleyi başkasının duyup duymadığını kontrol etmek için elalar önce sola çevrilince duvarın arkasına saklandım. Bir araba solumdan dönüp onların önünden geçerek buradan iyice uzaklaşınca Can tıslar gibi konuştu.
-Tavırlı davrandığım falan yok. Nasıl bir samimiyet bekliyorsun anlamıyorum. Ben evli bir adamım farkında mısın?" Söylediklerini zar zor duyabilsem de bu kelimeleri seçebilmiştim. Sesi öfkeli ve tahammülsüz geliyordu kulağa.
-Zamanında da nişanlıydın Can! O zaman da Lavin yok muydu? Tam arayı kapatmışken neden çekiliyorsun yine böyle?" O zaman da nişanlıydın... Yine...
Vurguladığı kelimeler dudaklarımın aralanmasına neden olurken kendimi tutamayıp duvarın yanından onlara bakmaya çalıştım. Candan onun sağ koluna tek koluyla sarılmış, göz teması kurmak için iyice yaklaşmıştı Can ise gövdesini geri çekerek yüzleri arasına mesafe koysa da bacakları onunkilere oldukça yakın duruyordu. USB'nin metali avucuma batınca ne kadar sıktığımı anlayıp parmaklarımı gevşettim.
-Can senin için neler yapabileceğimi sen de biliyorsun... Neden bize bir şans vermeyelim? Eğer sonunda Lavin'e dönmek istersen söz seni o zaman sonsuza kadar rahat bırakırım." Can'ın cevabını hatta dahasını duymak istiyordum.
Ama dizlerim boşalırken araba camında yansımamı görmüş ve orada daha fazla kalamayacağımı anlamıştım. O andan sonra görebileceğim ya da duyabileceğim hiçbir şeyin anlamı yoktu zaten. Yeniden gelen bir araba sesiyle ikisi hiçbir şey demeden otomatik kapıdan resmi bir mesafeyle girmek zorunda kalırken hızla arabama koşturdum. Direksiyonun başına geçtiğimde bir an önce gitmem için can atan parmaklarım kemerimi bağlasa da, tokayı geçiremeyecek kadar titriyorlardı.
Tanıdıktı. Sadece kefil olan bir tanıdık ve iş ortağı. Değil mi?
Ancak şimdi öğrendiğim bilgi nişanlıyken bile aldatıldığım gerçeğiydi. Hem de "aynı tanıdıkla."
Ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim tek şey bugün eve dönemeyeceğim, onunla artık yüzleşemeyeceğimdi.
Bazı insanlar hayatınıza aniden girerdi. Ve yıllarca sizin yanınızda taktığı maske, sadece bir an, ansızın hayatınıza giren başka bir yabancı sayesinde düşüverirdi. Can'ın maskesi benim için o gün düşmüştü. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
***
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM : tutkudevran
Mafyatik bir kitap değil Kimlik, tuhaf olaylar veya kaçırılma vesaire gibi olağanüstü durumlar koymak da istemiyorum. Daha çok içimizden, günümüz ilişkileri ve ikili ilişkilerle alakalı bir kitap olacak bu. Çoğu kadının belki de geçtiği bu noktadan^ sadece birinin, Lavin'in, evrilişini ve değişimini göreceğiz.
Canla Lavin.
Yalnız Lavin.
Evranla Lavin.
Aynı Lavin'de üç farklı Lavin. Seçim sizin.
Kendinize çok iyi bakın aşkla kalın. Ne zaman isterseniz yazın, konuşalım. Unutmadan, bolca çokça,
Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️