0.9

2417 Words
Yıldızlamayı, Özellikle yorum bırakmayı lütfen unutmayın. 🖤 Aramızda büyüyen sessizlik gittikçe daha da tuhaf bir duruma sürüklüyordu beni ancak bu sessizliği ilk bozan kişi olmaya da hiç gönüllü değildim. Nereye gideceğimizi sorabilirdim ama utanç duyduğum için ağzımı dahi açmamıştım. Çaktırmadan göz ucuyla ona bakmaya çalışırken hissetmiş gibi kafasını bana çevirince yeniden kucağımdaki ellerime diktim gözlerimi. Telefon çaldığında bir anlık kendi ekranımı kontrol etmiş, onun telefonu olduğunu fark edince camdan dışarı bakmaya başlamıştım. -Bir saat kadar gecikirim. Ufak bir işim çıktı." Bir anda evli bir kadının casusluk planının içine düşmesi elbette onun için ufak bir olaydı. Kahverengi gözlerini ensemde hissediyordum resmen, kafamı çevirmeme gerek bile yoktu. "Rüzgar halleder, Lavin'i bıraktığımı söylersin o anlar. Kapatıyorum." Telefonu aramızdaki bölmeye atarken direksiyonu kırmış bizim şirketin arka sokaklarından birine girmişti. Cadde adını görene kadar bu kadar yaklaştığımızı anlamamıştım bile. Gerçi benim yön bulma ya da her güzergahı tahmin edebilmek gibi becerilerim yoktu, böyle şeyleri aklımda tutamazdım. Arabayı park ettiğinde sessizliğini koruyunca kapıya elimi atmış, sesiyle olduğum yere sinmiştim. Ne sanıyordum? Kaçacağımı mı? "Şaka yapıyor olmalısın." -Efendim?" Gözlerimi sonunda ona çevirdiğimde oldukça gergin göründüğünü fark ettim. Aslında kapı koluna uzanma gibi bir planım yoktu ama ortamdaki ağır sessizlik beni burada durdukça daha da mahçup ediyordu. -Lavin, bir anda arabama atlıyorsun, ağzını bıçak açmıyor şimdi de öylece iniyorsun." Alay eder gibi dudakları arasından bir nefes saldı. "Taksiye ya da eşinin arabasına değil de neden benim arabama atladığını sorabilir miyim?" Sesi oldukça sakin çıksa da yüzündeki gerginliği görmezden gelmek imkansızdı. Cümlesini bitirdiğinde kaşlarını çatınca girdiğimiz sokağa baktım. Karşımda ne zaman sinirle konuşan biri olsa böyle yapardım. Öfkeyle yüzleşmek yerine görmezden gelmek açıklama yapmamı kolaylaştırırdı. -Ben panikleyip aniden bindim arabanıza, özür dilerim. Can'ın canı orada olduğumdan haberi olsun istemedim." Gözlerini kısarak bana baktığını göz ucuyla görmüştüm, en azından kaşlarını çatmayı bırakmıştı. -Onu takip mi ettin?" İnanamaz gibi sağa sola salladı kafasını. "Bu normal değil." Haksız olanı benmişim gibi ortaya koyması beni öfkelendirirken çenemi tutamadım. -Onun da bana yalan söyleyip o kadınla yemek yemesi normal değildi. Oluyor yani böyle şeyler." Elim kapıya gittiğinde aniden hissetmiş gibi sol eliyle yaptığı hamle yüzünden kilit sesini duyduğumda bakışlarımı kaçırdım. Hem arabasına bindiğim için azarlayıp hem de zorla arabada tutması herhalde onun yeterince utanmadığımı düşünerek aldığı bir karardı. -Bana anlat objektif bakarım, biliyorsun." Şaşkındım. Önce hastaneye götürdüğü şimdi de arabadan kovmadığı düşünülürse ona borçlanmış sayılırdım ancak özelimi profesyonel olmadığımı düşünen biriyle paylaşmak saçma geliyordu kulağa. Hem de şirket olarak iş ortaklığı yaptığımız biriyle. Ne var ki içimde tutamadığım kelimeler benden bağımsız döküldü dudaklarımdan. -Evran Bey desteğiniz için teşekkür ederim ama hem iş yaptığımız birisiniz hem de biz arkadaş değiliz. Gerçi arkadaş olmadan sizi bu kadar rahatsız ettiğim için ben özür diliyorum önce hastane şimdi bu..." cümlelerim tıkanırken dudaklarımı birbirine bastırıp ellerimi iki yana açmış sonra kucağıma koymuştum, ne yapacağımı bilemediğimi anlamış gibi kahvelerini kibir ve alaydan uzak bir şekilde bana çevirmesi bir nebze rahatlatıcıydı. -Lavin artık iş yaptığınız biri sayılmam. Ödeme yapıldı, bu hafta sonuna kadar her şey hazır olacak hem hatırlatırım artık Deryayla muhattabım." İşte o alay geri gelmişti. İğnelemesini göz ardı edemedim. -Unutmak mümkün mü? Profesyonel biri olmadığım da apaçık ortada artık." Başını sağa sola salladı, söyleyeceklerine hazırlıksız olacağımı hiç düşünmezdim. -Değilsin, çünkü sen yaptığı işte ruhunu ortaya koyan birisin. Çoğu işte işi yapanlar vardır bir de bu işe ruhunu koyanlar." İltifat olup olmadığını anlamaya çalışır gibi gözlerimi kıstığımda hissetmişçesine göz devirdi. "İltifattı. Rüzgar da öyledir." Tek kaşını bükmüştü. "Belki birçok kişi." -Ama ruhunu koymak insanı profesyonellikten uzaklaştırıyorsa bu kötü bir şey değil mi?" Onu ve kendimi daha deminki konudan uzaklaştırmak, iyi hissettiriyordu. -Hayır, Lavin sadece kontrol etmen gerekir." Sanki hala ordalarmış gibi elini karşı kaldırıma doğru uzattı. "Can bir yerden bir kadınla çıktığında far görmüş tavşan gibi kalmamak mesela." Kollarımı göğsümde kavuşturup yola baktığımda devam etti. "Biri sana gerçekleri söylediğinde gözlerini kaçırmamak gibi ya da." -Bir kadınla çıktığı için değil sadece..." derin bir nefes alırken ona bakmamayı sürdürdüm. Söylediğinden sonra ona bakarsam bu davranışım onu haklı çıkaracakmışım gibi hissetmiştim nedense. "Oraya gittiğimizde... Bu size aptalca gelecek ama bir şeyler hissettim. Ben kıskanç biri değilim çünkü ilişkilerimi güven üzerine kurarım zaten. Ama onları gördüğüm anda sanki elimle tutabilecekmişim gibi bir kanıt var gibi geldi bir anda." Dedim elimle hayali bir şeyi tutuyormuşum gibi. "Sizinle yemeğe çıktığımız gün, koridorda Canla konuştuğumuzda yemeğe gelecek olan bir arkadaşının son anda gelemediğini söyledi." -Sen de rezervasyonunu kontrol ettin." Gözlerimi hızla ona çevirdiğimde kulağının arkasına işaret parmağıyla orta parmağını sürttü kaşırmış gibi. "Şüphe insana böyle şeyler yaptırır Lavin." -Evet ama ona ne zaman bu kadar şüphe duydum bilmiyorum. Ben..." nefes alamıyormuş derin bir iç çektim. "Sadece ona yeniden sormaya korkuyorum sanırım. Başta doğruyu söylemeyen birine aynı soruyu sormak aptallık değil mi?" Soru sorar gibi söylediğim cümlenin devamında sessiz kalırken cevap vermesi ümidiyle yüzüne baktım. "Şey..Siz olsanız ne yapardınız?” -Evlenmezdim." Söylediğine göz devirirken dudaklarında beliren keyifli gülümsemeyi ciddiyetiyle gizledi hemen. "Bu tarz bir durumda aynı soruyu sormak yerine yapılacak iki şey var. Birincisi senin yaptığın gibi sağlam bir ipucu kovalamak." -O ipucu sonuna kadar gitmeyi gerektiriyor değil mi? Panikleyince çuvalladım." Kabul ettiğim hataya sadece başını sallayınca hevesle ekledim. "İkincisi ne?" Bir anda arkadaşmışız gibi söylediğim cümleyi değiştirdim hızla. "Yani, ikincisini söylerseniz çok sevinirim, objektif bir yaklaşım için." Kahveleri bir an kararsız kalmış gibi yüzümde gezinirken, yavaşça bana eğilip daha kısık sesle konuşmaya başladı sır verirmişçesine. -Yanlış bilgi vermek." Boş baktığımı görmeme gerek yoktu, sıkıntılı bir nefes verip devam etti. "Biri sana yalan söylediğinde yapılabilecek şeylerden en riskli ama en iyi sonuç veren şey yanlış bir bilgi ortaya atmak. Ona birinin sana bu kadınla ilişkisi olduğuna dair bir şey yolladığını söyle." -Ama öyle şey olmad..." elini bölmemem için kaldırdığında susmuştum. "Afedersiniz." -Olmadığını biliyorum Lavin. Yanlış bilgi bu yüzden devreye giriyor, Can yanlış söylediğin şeyi düzeltmek için daha az problemli duran gerçeği söyleyecek. Birine yaptığı işi sorarsan söylemeyebilir ama yaptığı iş hakkında bir şey uydurursan daha çok şey duyarsın." Bunları nereden biliyordu? Saatini kontrol edip bana çevirdi gövdesini bir kolunu direksiyonun üzerine koyarken. "Karar senin, benim gitmem gerekiyor." Tam bunun üzerine telefonum çaldığında arayanın Jale Hanım olduğunu görünce ekranı gösterdim gülümseyerek. -Benim de öyle. Teşekkür ederim her şey için." Bir daha görüşüp görüşmeyeceğimizi kestiremediğim için bir şey demezken kafasını salladı. -Görüşürüz Lavin." Arabadan indiğimde hala bakışlarını üzerimde hissettiğim için gergindim. Ona söylemekle doğru mu yapmıştım bilmiyordum çünkü şimdi kafam her zamankinden daha karışıktı. Düşüncelerim birbirine girerken beni şirkete getiren ayaklarımın hafızasına teşekkür borçluydum çünkü nereye gittiğime bile dikkat etmemiştim. Kapıdan girdiğim anda Jale Hanım'ın koridorun ucundan odasını işaret etmesiyle adımlarımı hızla oraya yönlendirdim. Birkaç kişinin kahve makinesinin yanında fısıldaştığını duyunca bir dakika önce beynimi dolduran düşüncelerin odağı değişivermişti bir anda. -Geç Lavinciğim. Şöyle otur." Masasının karşısında hemen çaprazında olan tekli bordo koltuğa yerleşirken bir anlık önündeki kağıtlara sonra yüzüme bakmıştı. "Süreyya Hanım'ın yalısına uğradın mı?" -Hayır uğramadım. Derya bana..." -Proje artık Derya'nın değil senin." Sesini aniden yükseltip cümlemi böldüğünde afalladım. Aralık kalan dudaklarımı kapatma nedenim en iyisinin onun bitirmesini beklemek olduğunu fark etmemdendi. Bunu anlamış gibi sesini alçalttı. "O nasıl Evran Beyle ilgileniyorsa senin Süreyya Hanımla ilgilenmen gerekirken bu sabah Evran Bey'in yalısında ne işin olduğunu sorabilir miyim?" -Elbette. Rüzgar..." açıklama ihtiyacıyla eklemeyi unuttuğum resmiyet yüzünden paniklemiştim. Tek kaşını kaldırması da açıklama yaparken gittikçe baskı hissetmeme neden oluyordu. "Rüzgar Devran, Evran Bey'in yalısındaki bir tasarımla ilgileniyordu. Benim projede eklediğim bir tasarımı, oraya görmem için çağırınca..." -Lavin." Elini kaldırarak yüzüne zoraki bir tebessüm kondurdu. "Sorun neden gittiğin değil, senin işinin bu olmadığını anlaman. Ayrıca dün gitmen gerekirken bir sağlık sorunun çıktı bunu anlıyorum. Fakat bugün gitmen gereken yere gitmeyip üstüne aniden(!) rahatsızlanıp şimdi anca işe gelmeni hiç anlayamıyorum doğrusu." Beni dinlemeye kapalı olduğunu anladığım için oturduğum koltuğa sindim sadece. Ona Can’ı takip ettiğimi söyleyemezdim ya! “Birkaç gün ücretsiz izne ayrılman ve kafanı toparlaman daha iyi olur. Doğrusu…seni tanıyamıyorum Lavin.. Buraya staj için gelen o hevesli kızdan şimdi her işi savsaklayan birine döndün." -Siz nasıl isterseniz." Kabullenişime şaşırmış, kaşını kaldırmıştı. Onunla savaşacak gücüm yoktu. Kimseyle savaşacak gücüm yoktu. Hem söyleyeceğim hiçbir şey durumu değiştirmeyecekti. Sadece özür dileyerek yalvararak egosunu okşayacaktım, aslında yanlış anladığım için ağlamaklı bir haldeydim ama gözümden bir yaş akarsa her şeyim ortaya dökülecek kadar dolmuş hissediyordum. "Ne zaman isterseniz." -Yarın sabah Süreyya Hanımla görüşmeni istiyorum. Ondan sonra izne çıkabilirsin önümüzdeki hafta görüşelim." Çantamı sıkı sıkı tutarak ayağa kalktığımda aklına bir şey gelmiş gibi bilgisayarından bana döndü hızla. "Lavin şu Rüzgar Bey, Elvin Hanım'ın oğlu değil mi?" Elindeki kalemin ucunu elinde çevirirken tıpkı onunki gibi bir gülümsemeyle baktım yüzüne. -Proje Derya'nın olduğu için bu soruları ona sormanız daha iyi olur Jale Hanım. Görüşmek üzere." Başka bir şey demesine izin vermeden odadan çıksam da olumsuz yanıtıma yüzünün düştüğünü görecek kadar kalmıştım odada. Söyledikleri defalarca zihnimde tekrarlansa da görmezden gelmek şu anda yapabileceğim tek şeydi. Her şeyle aynı anda ilgilenebilecek kadar iyi durumda değildim. Ofise geçtiğimde masama koyulan dosyayı alıp çalışmaya koyuldum. En azından bir şeyleri düzeltebilirdim, kafamdaki sesleri biraz olsun bastırabilecek tek şey ise önümdeki işe odaklanmaktı. Süreyya Hanım’ın yalısı için yapılan projede istenilen değişikliklerin notlarını inceledim. -Derya, bu değişiklikler için düzenleme yaptın mı?” Kahvesinden aldığı büyük yudumu hızla yutarken parmak uçlarını kapattı dudaklarına. -Oooopsie, yapmadım güzelim ya ama Süreyya Hanım çok kafa kadındır süre istersen verir merak etme.” Sıkıntıyla iç çekerken çizimleri dosyama koydum. Anlaşılan evde biraz mesai yapmam gerekecekti. -Süre istersem Jale Hanım daha çok sinirlenir. Sabah yalıya gittiğimi duymuş.” Dedim tepkisini ölçmek için gözlerimi yüzünden çekmezken. -Sır mıydı canım? Ağzımdan çıktı bir anda.” Bakışlarımı hissetse de bilgisayarına dönmüş sonra yarım ağız cevaplamıştı beni. “Hem onu bunu boşver de… Şu Evran çok yakışıklı değil mi kızım?” Önümdeki çizimlere bakarken hiçbirini düzeltmemiş doğrudan bana paslamış olması yetmezmiş gibi konuyu geçiştirmesi üzerine sıkıntıyla yanaklarımı şişirip kahve makinesine uzandım ve kupamı doldurdum sandalyemden bile kalkmadan. -Ya ya sorma.” Hiçbir şey demeden çalışmaya devam ederken birkaç saniye oyalanmış sonra kahvesini alıp ofisten çıkmıştı. Can’ın attığı mesaj bildirimini görene kadar çalışmaya devam ederken saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Ofiste tek kaldığımı fark ettiğimde, projede sadece değiştiremediğim banyo düzenlemesi kalırken programı kaydedip bilgisayar çantasını kucağıma aldım. Saat 7’ye yaklaşıyordu. Laptopu tutup bir yandan fermuarı açmaya çalışırken içeri giren Can’dan başkası değildi. -N’apıyorsun Lavin, dur.” Hızla yanıma gelip çantayı açtı ve laptopu yerleştirir yerleştirmez eline aldı. Gözlerim bir anlığına ceketinin köşesinde sadece milimlik bir fondöten izine takılırken bunu fark etmemişti. Çantamı da aldıktan sonra dosyama uzanmamla birlikte o da ceketimi tutmuş giymeme yardım etmişti. “Dalmışsın bayağı bir şeyler de yememişsindir kesin.” -Evet canım pek istemedi.” Kapıdan çıktığımızda ofisin güvenliğine baş selamı verip gülümserken sıkıntıyla iç çekmiş, kolunu omzuma sarmıştı. -Kıyamam sana, hemen eve gidelim de sana yaptığım yemeği bir ye.” Arabanın kapılarını açtığında işaret ve baş parmağını birleştirip öptü. “Fıstık gibi oldu.” -Eline sağlık, güzel olmuştur eminim.” Kemeri takmaya çalışırken tokayı benim yerime geçirip başıma bir öpücük kondurdu. -Aslında erken gelecektim ama mesajıma cevap vermeyince.” Göz ucuyla bana baktığını hissedince ona döndüm. “Belki mesaiye kalmışsındır diye geç geldim.” -Sorun değil hem trafik azalmış olur.” Başını sallayıp müzik açtığında pencereden dışarı bakmaya başladım. “Mesajını sen gelmeden bir dakika önce gördüm, çalışmaya dalmışım.” Söylediği şeye cevap vermeyi unutup eklediğim cümlede hissedilen mahcubiyetim ne kadar tuhaftı. Onda da beliriyor muydu bu duygu acaba? Bana yalan söylediğinde ya da bir şeyleri gizlediğinde mahçup oluyor muydu? Bugün, bu gece, sessiz kalıp böyle hissedeceği bir an olacak mıydı? -Çok çalışıyorsun Lavin parası da para olsa…” cümlesinin sonunda güldüğü zaman ben sessizliğimi sürdürünce toparlamaya çalıştı. “Yani ben senin için söylüyorum başka yerlere CV göndersen çok daha iyi olur.” -Ben işimden memnunum.” Kısmen yalan sayılırdı. Bugün olanlardan hiç memnun değildim ama bunu o anda Can’a anlatacak halim de yoktu. “Önerin için teşekkür ederim. Kira artmadı değil mi?” Yüzünde bir anlık dalgınlık gölge gibi geçip giderken ısrarlı bakışımla kafasını sağa sola salladı. -Yok güzelim ne artması ben senin için söyledim dediğim gibi.” İnandırmak ister gibi elimi tuttuğunda dudaklarımı iki yana gererek yalandan bir tebessüm yolladım. Masrafları o karşılıyor kirayı ben ödüyordum. Mutfak masrafları, alışveriş ve faturalar kiradan daha fazla olduğu için şikayet de edemezdim. Üstelik Züleyha Anne’ye para yolladığı için Can’ın maaşının benimkinin kaç katı olduğunu hesaplamama zaten gerek bile yoktu. Maaşımı para olarak görmemesine şaşırmamalıydım. Eve geldiğimizde ellerimi yıkamak için banyoya girdiğimde kızarmış gözlerime ve kabarmış saçlarıma bakmaya başladım uzun uzun. Can’ın mutfakta olmasını fırsat bilerek kıyafetlerimi çıkarıp kendimi bir süre inceleme fırsatı bulmuştum aynada. Zayıflamış görünüyordum. Ancak bu fit bir zayıflık değildi, solgun ve hastalıklı duruyordu üzerimde. Yüzümdeki makyaj bile çizgilere her zamankinden daha fazla dolmuş gibiydi. Regl yüzünden hormonlarımın değişkenliğinden mi bilmiyordum ama ağlamak istiyordum. Bacaklarıma diktiğim gözlerimi yavaşça yukarı çıkarırken zihnimin bana neden Canla gördüğüm kadının fiziğini hatırlatarak işkence ettiğini anlamamıştım üstelik. Biraz daha burada kalırsam bu inceleme saatler sürecekti. Oysa bu gece o gece değildi. Makyajımı hızla çıkarıp temizleyiciyle yüzümün iyice arındığına emin oldum. Saçlarımı dağınık topuz yaparak sabah çıkardığım pijama takımını giydiğimde derin bir nefes alarak odadan ayrılmış, mutfağa yürümeye başlamıştım. Can, tabakları masaya yerleştirip dün yaptığım limonatayı bardaklara doldururken ela gözleri beni buldu. -Kıyafetlerini mi çıkardın?” Anlamadığım için yüzüne bakarken masada her zamanki yerime, onun çaprazına geçmiştim. Ne diyeceğini bilemiyormuş gibi alnını ovaladı. “Yani ben sadece ellerini yıkayıp gelirsin diye düşünmüştüm. Ama iyi yapmışsın böylesi daha rahat.” Sesindeki eleştiriyi duymazdan gelirken yemeğimize başladığımızda çatalımı önümdeki salataya batırsam da gözlerimin hedefi oydu. Şimdi zamanıydı. -Ellerine sağlık.” Yemeğine başlamış gülümseyerek kafasını sallamıştı. Tam o anda ilk hamleyi yapmaktan kendimi alıkoyamamıştım. “Günün nasıl geçti? Neler yaptın?” Bu benim ona her zaman sorduğum ve genelde konuşma başlatmak adına gündeme getirdiğim sorulardı ama bir anlık duraksayan çatalı gözümden kaçmadı. -Hiç, bildiğin gibi bankaya uğradım bir ara. Arabayı yenilemek için kredi çekecektim ya. Sonrasında annemi aldım zaten alışveriş vesaire…” art arda sıraladığı cümlelerin devamında elalarını bana çevirip limonatayı eline aldığında gözlerimi kırpmadan ona bakmayı sürdürdüm. -Bankaya giderken yalnız bırakmasaydım seni keşke.” Sesimdeki üzüntü gerçekti, lakin bu üzüntü onu yalnız bıraktığım için değildi. Yalnız, dediğim anda kaçırdığı elaları içindi. Hadi Can, lütfen dürüst ol. -Sorun değil canım ben hallettim zaten. İki dakikalık iş.” Çatalımı tabağın kenarına bıraktığımda derin bir nefes aldım sessizce. Söylemeyecekti. Bir yumak gibi biriken ve düğümlenen hislerimle birleşen seslerin arasından aniden duyduğum ses Evran’a aitti. Ne demişti? Yanlış bilgi vermek. Biri sana yalan söylediğinde yapılabilecek şeylerden en riskli ama en iyi sonuç veren şey yanlış bir bilgi ortaya atmak. Yapmamam gerektiğini savunacak gibi olan sesin aniden ayaklanacağı hissine kapılırken tek nefeste söylediğim cümle Can'ın çatalının düşmesine neden oldu. -Beni aldattığını biliyorum.” *** Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için, INSTAGRAM; tutkudevran Kendinize çok iyi bakın. Pusula’da görüşelim mi? Cuma ansızın? Yoksa Cumartesi sabahı mı olsun? Buraya kadar geldiyseniz lütfen yıldızlamayı unutmayın ve bolca çokça, Sevin,sevilin.❤️❤️❤️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD