🌟 lamayı ve yorumu unutmayın çiçeklerim. Keyifli okumalar *-*
GPS'in gösterdiği yolda ilerlerken arabayı kullanan Can'a çevirdim kafamı, bugün beni o bırakmaya karar vermişti ki bu garipti çünkü benim için böyle bir şey yapalı çok uzun zaman olmuştu. Hastaneden çıktıktan sonra oldukça fazla üzerime titriyordu akşam yemeğini bile yapmış bulaşıkları yardım etmeme bile izin vermemişti. Sanki aniden hastaneye kaldırılmam onun suçuymuş gibi davranıyordu ama aslında benim kimseyi suçladığım yoktu.
Sadece kasıklarıma vuran regli ağrısı biraz tadımı kaçırmıştı ama bu hep yaşadığım bir şeydi. Can'ın evlendiğimizden beri üzerime bu kadar titrediğine ilk defa şahit oluyordum, özellikle regli gibi tekrarlayan durumlar onun bana bu denli nezaket göstermesine yetecek bir neden değildi. Sanırım hastaneye gitmemiz bunda büyük rol oynamıştı. Ne var ki aklımda hala bana yalan söylediği yemek dönüp duruyordu bu yüzden ona en yakın bulamıyordum kendimi.
-Çıkışta da ben alacağım seni, dedi sakin bir ses tonuyla başladığı cümlesinin sonunda gülümserken. Bugün izin günüydü ve normalde izin gününde onu evden çıkarmak imkansız olurken şimdi beni yalıya bırakması, beklemesi ve işe götürecek olması yetmezmiş gibi bir de çıkışta alacak olduğunu duymak kaşlarımın şaşkınlıkla havalanmasına neden oldu.
-Can bunu yapmana gerek yok. Kaldı ki konuşmamız gereken başka mevzular var." Dedim onun aksine ciddi çıkan ses tonuna kendim de hayret ederek. Onun bu şefkatli üslubuna karşı benimki oldukça sert geliyordu kulağa. "Bu akşam onlar hakkında konuşabilirsek sevinirim." Hiçbir şey söylemeden sadece başını sallamakla yetindi. Bakışlarını kaçırdığını fark etmiştim içten içe o da benim neden bahsettigimi anlıyor gibiydi sanki.
-Elbette konuşalım sevgilim." Uzun parmakları elimi tuttu yavaşça. " Akşam yemeğini hazırlarım, somon yiyelim, sevdiğin gibi." Bu söylediklerini ondan duymayı o kadar uzun zamandır beklemiştim ki, şimdi söylemesine karşın içimdeki hevessizlik beni dahi şaşırtıyordu. Demek ki derinde bir yerde, insan beklentilerinden vazgeçebiliyordu, sessizce, kendi bile bilmeden.
Peydayla konuştuğumuz konu hala aklımdaydı, telefonunda yemeğe dair bir ipucu bulmak istemiştim ama şifreliydi ve şifre tahminlerimin hiçbiri doğru değildi. Yaparken zaten paniklemiş ve bunu yaptığım için utanmıştım, çoğu zaman da açık ekranına baktığım zaman telefonunu kapattığı için Peyda'nın söylediği tarzda bir ipucu bulmak gittikçe zorlaşmıştı, en iyisi onunla bu durumu konuşup kafamdaki şüpheyi bildiğim yoldan silmekti. Ya da belki de bu şüphenin doğruluğunu onaylamaktı kendimce... Çünkü kendimi eşini takip edebilen kadınlar kadar istikrarlı ve sabırlı göremiyordum. Hem bir şeyi duymak, görmekten daha az acıtırdı her zaman. Sanki kulaklar gözlerden daha metanetliymiş gibi.
Yalıya giren adımlarım en son hatırladığım sahne gözümün önüne gelince kısmen yavaşladı. Can, hemen arkamdan gelip elini belime yerleştirdiğinde, beraber, iki gün önce güç bela indiğim merdivenleri çıkmaya başlamıştık. Evran'ın odasının önüne geldiğimizde duvarın önünde dikilen Rüzgar'ı gördüm ancak o bizi fark edemeyecek kadar dikkatle yapıyordu işini.
-Yalıya bak be adamlarda ne para var." Dedi Can söylediği cümle sonrasında gözlerimi açarak ona baktığımı görünce bunun onun kibarca uyarmak olduğunu anlayıp susmuştu neyse ki. Şimdi Evran Aslan'ın bir yerden çıkıp bana ne kadar profesyonel olmadığımı söylemesini kaldıracak durumda değildim. Kapıyı açık olsa da izin ister gibi tıklattığımda sadece tek kulağına takılı kulaklığı çıkarıp kafasını çevirdi.
-Lavin..." koyu kahveleri Can'ı buldu. "Hoşgeldiniz, gelsenize. Tanışmıştık." Elini uzatan eşimin elini sıkıp gülümserken onun gibi birinin nasıl Evran'ın arkadaşı olduğunu merak etmiştim. Ona kıyasla çok arkadaş canlısı görünüyordu.
-Eva yok mu?" Dedim gözlerim kızı ararken. Kovayı sandalyeden kaldırıp yere koyduktan sonra temiz muşambayı yerleştirip Can'a da yer açmıştı.
-Lavinya'yı almaya gitti." Süpürgeyi köşeye koyup ellerini çırptı tozlardan kurtulmak için. "Kızımız. Dün anneannesinde kaldı da." İsminin güzelliği yüzüme bir tebessüm getirirken, köşedeki kahve markasının torbasından üç kahve çıkardı. "Evran, geleceğini dün akşam haber verdi. Kahve almıştım ama o daha gelmediğine göre hakkını kaybetti sayılır." Elindeki iki kahvenin birini Can'a birini bana uzattı.
-Bana da beni çağırdığını söylemişti." Dedim yüzünde bir anlık boş bir ifade oluştuğunda. Söylememiş miydi? Baş parmağımla hemen arkamdaki duvarı gösterdim. "Tasarımı görmem için." Hatırlamış gibi aydınlandı yüzü. Bir anlık kaşlarını çatınca piercingi oynamıştı.
-Doğru ya. Kusura bakma aklımdan çıkmış." Can öksürdüğünde ona dönünce kahve bardağını indirmiş, yüzünü buruşturmuş olduğunu gördüm. Nitekim karton bardağı bana uzatıp yumruk yaptığı eliyle dudaklarını kapatarak öksürmeye devam etti. "Sanırım Evran'ın aksine sen filtre kahve sevmiyorsun."
-Hayır zehir gibi bir şey bu." Dedi açıkça. Rüzgar bize kahve ikram etmek gibi bir sorumluluğa sahip olmadığı için iç çekerek Can'a kendi kahvemi uzattım, benimki kremalı ve şekerliydi. Onun kahvesini kucağıma aldığımda yanağıma bir öpücük kondurmuş telefonu çalınca da izin isteyerek yanımızdan ayrılmıştı.
Ekrana bakmama izin vermemiş miydi? Yoksa ben mi paranoyak olmaya başlıyordum?
-Kusura bakma o düşündüğünü söyler direkt. Teşekkür ederiz kahve için." Dedim karşıma geçip muşambanın üzerine, sırtını duvara yaslayarak oturduğunda. Telefonunu kenara bırakıp uzun uzun yüzüme baktı.
-Dert etme. Sen de içmek zorunda değilsin." Bir yudum aldığım zehir gibi kahveyi hemen yutup başımı kaldırdım. "Evran şekerli içtiğini söyledi ona verdiğin kahve senindi. Filtre kahve insanı olmadığın açık." Yakalanmış gibi mahçup bir gülümsemeyle baktım ona. Evran'ın şekerli çay içtiğimi hatırlaması gafil avlamıştı beni. "Neden sevmediğin bir şeyi içersin ki?"
-Genelde ikram edilen şeyleri geri çevirmem." azarlar gibi sormaması ve sesindeki şefkat doğrudan sorusunu cevaplamama neden olmuştu. Omuz silktim, kahvemi Can'ın alması önemsediğim şeyler listesinde bile değildi. "Düşündüğün için teşekkür ederim." Kolunu uzatıp tek seferde bardağı elimden aldı ve hiç düşünmeden demir kovanın içine attı.
-Sana ikram edilen o değildi ama." Akıllıca verdiği cevabındaki imasına ek kaşını kaldırdı. "O senindi." Can'ın sandalyesindeki kahveyi göstermişti rastgele salladığı eliyle.
-Haklısın. Aslında bakarsan payıma düşene alıştım diyebilirim." Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açıp kapattı. Aklıma aniden gelen şeyle önce kapıya doğru bakıp sonra ona doğru eğildim. "Rüzgar, sana bir şey sorabilir miyim?"
Soracağım soru yalan söyleyen bir partnere nasıl yaklaşılması gerektiğiydi ve evli biri olduğunu düşünürsek -ikisinin de yüzükleri oldukça zarif olmasına karşın dikkat çekiciydi- bana en akılcı yöntemi o söyleyebilirdi. Ancak onaylar biçimde başını salladığı esnada kapıda beliren Evran yüzünden yerimde yavaşça dikleşirken gözleri önce Rüzgar'ı sonra beni buldu. Aynı kahve torbasından o da getirip Can'ın oturduğu sandalyeye koyarken gözleri duvara kaydı yavaşça. Etkilenmişti.
-Nasıl buldun?" Rüzgar'ın ayaklanıp kahvesini yudumlamadan önce sorduğu soruya cevabı yüzünden belliydi.
-Kusursuz." Dedi öngörümü haklı çıkararak. Kahveleri her detayda özenle geziniyordu. "Bunun için sana servet ödemek şart." Alaylı bir gülüşle önce ona sonra bana bakıp kahve bardağını yere koydu ve
yanıma oturan Evranla beraber onu izlemeye başladığımızda, dikkatle kadın figürünün bel oyuntusunu zımparalamaya odaklandı. Beyaz tozlar yere dökülüp geriye kusursuz bir kıvrım bırakırken, bakışlarının bana döndüğünü hissettim. "Daha iyi misin?"
-İyiyim. Teşekkür ederim. Rüzgar'ın çağırdığını söylediğiniz için geldim." Söylediğini unutma ihtimaline karşın hatırlatma ihtiyacı hissetmiştim. Projeyi en son Derya'ya verdiğinin bilincindeydim ve yanlış bir profil çizmekten kaçınıyordum.
-Rüzgarla sizli bizli değilsiniz sanırım." Ellerini takım elbisesinin ceplerine sokmuştu. Ne dediğini anlamadığım için kaşlarım çatılırken, Rüzgar fazlalık olan tozu kadın figürün kolundan üfleyip güldü.
-Lavin'in siz demesine gerek yok, Evran. Eva da ben de onunla iyi anlaştık." İnandırmak ister gibi omzu üzerinden Evran'a sonra bana baktığında söylediğine gülümsemiştim.
-Onunla daha yeni tanıştınız." Sesi savunmaya geçer gibi mesafeli ve soğuk çıkmıştı. Ancak beni yanıltarak aniden gözlerini kısarak bana dönmüştü, yüzündeki ifadenin yumuşamasından bunun Evran Aslan tarzı bir gülümseme olduğunu yeni anlamıştım. "Ama bazen insanların iyi olduğunu bilirsin." Rüzgar'ın söylediğine karşın bunu söylemesi çattığım kaşlarımı düzeltmeme neden oldu. "Profesyonellik konusunda yaptığım yorum için üzgünüm Lavin."
-Önemli değil. Aslında ben de üzgünüm. Yemekte Canla konuştuğum için özür dilerim ama durumun onunla bir alakası yoktu. Ben..." cümlelerimi toparlamakta zorlanırken gözlerimi kaçırarak Rüzgar'ın çalışmasına çevirdim. "Kötü bir gün geçiriyordum."
-Lavin..." Can kapıdan seslendiğinde başımı çevirmiş, Evran'ın da oraya baktığını görmüştüm. "Seni şirkete bırakayım istersen? Bankaya da gitmem lazım sonra." Sadece kafa sallayarak yerimden kalktığımda Rüzgar'a elimi uzattım.
-Çağırdığın için teşekkür ederim, bunu görmek çok mutlu etti beni. Eva'ya da benim adıma selam söylersin olur mu?" Elindeki tozu rastgele kotuna silip nazikçe elimi kavradı.
-Söylerim Lavin." Koyu kahveleri bir an yana kayar gibi oldu sanki bana bir şeyi göstermek istermiş gibi. "Sen de kendine iyi davran olur mu?" Kendine iyi davran. Gülümseyerek başımı salladığımda Can'ın öksürmesiyle tebessümüm iç çekmeye dönüştü istemsizce. Yerdeki çantamı alıp kapıya doğru ilerlediğim sırada Evran'ın adımı seslenmesiyle ona döndüm.
-Lavin. Yaptığım yorumun arkasındayım." Sesi keyifliydi, gözlerinin hedefi Can olurken yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi. "Umarım artık kötü bir gün geçirmezsin."
-Sevindim. Bu durumda Derya'nın da kötü günler geçirmemesini umalım." Söylediğimle kahvelerinin ilgisini bana çekerken aynı gülümsemeyle baktım ona. "İyi günler Evran Bey." Sinirden boynumun ısındığını hissederken Can elimi tutmuş beni merdivenlere doğru götürmüştü.
Yeniden arabaya bindiğimizde zaten sinirlenmiş olmanın getirdiği bir asabiyetle gelen cesaret yüzünden Can'a döndüm aniden.
-Sen kiminle konuşuyordun? Züleyha anneyle mi?" Elaları bir an yoldan bana çevrilirken onaylar bir mırıltı çıkarıp kemerini taktı boştaki eliyle. "Dur ben de arayayım o zaman, şimdi ayıp olur." Söylediğimin devamında telefonuna uzanırken elimi hızla tutmuştu.
-Aşkım şimdi ne gerek var yoldayız zaten. Hem geç kalacaksın boşver şimdi annemi." Can'dan duymayı beklemediğim tek şey "boşver şimdi annemi" cümlesi olabilirdi. Çünkü her koşulda beni haksız çıkardığı bir kadın için ilk defa boşvermemi istemişti. Gözlerimi kısarken yavaşça yüzüne yaklaştım.
-Olsun canım. Ben bir arayayım. Dakikam bitmişti. Arar mısın kendi telefonundan?" Elaları yeniden bana dönerken çenemi tutup dudaklarımı öptü yavaşça.
-Bebeğim niye taktın anlamadım ki." Sesindeki sakinlik beni daha da sinirlense de ona bakmayı sürdürünce kırmızı ışıkta yavaşlayarak durmuş dudaklarıma yeniden dudaklarını yaslamıştı. Parmaklarının enseme kaydığını hissederken sinirle kendimi geri çektim. "Lavin...Amma uzattın güzelim. Tamam al hadi." Yüz kilidiyle telefonu açılırken elalarının yola dönse de ara ara bana kaydığını hissediyordum.
Son aramalara girdiğimde Züleyha annenin ismini görsem de bir saliselik de olsa aramanın uzunluğunun 20 saniye olduğunu görmüştüm. Dışarda olduğu süre boyunca 20 saniye onunla konuştuysa kalanında kiminle konuşmuştu? Arama kaydında kimsenin ismi yoktu. Telefonu kilitleyip aramıza koyduğumda önce telefonuna sonra da bana tuhaf gözlerle bakmaya başlamıştı.
-N'oldu şimdi?" Başımı sağa sola sallayıp iç çektim. Nasıl olsa bu akşam onunla yüzleşeceğim için burada kavga etmenin bir anlamı yoktu. Üstelemeyip arabayı sürmeye devam etti, telefonumu bağlayarak playlistimdeki şarkıları açtığımda ritim tutan parmakları elimi bulmuştu. İçimdeki şüphe gösterdiği bu şefkati gölgeliyordu.
Benzin sinyali geldiği zaman benzinliğe girmiş etrafta kimse olmadığı için arabadan indiğinde telefonumla ilgilenmeye devam etmiştim. Bildirim sesini duyunca kayıtsız kalmak istesem de ekranına baktım göz ucuyla.
"Günaydın" isim yerinde sadece "A.D." yazarken kaşlarım çatıldı yavaşça.
"Dün acilen çıkınca meraklandım her şey yolunda mı?"
Etrafa bakındığımda genç bir çocuğun Canla arabaya doğru yaklaştığını görünce telefonuma gömülmüştüm ama hemen yanımdaki koltukta bildirimle ışığı yanan ekrana kaydı gözlerim yeniden.
"Bugün görüşüyor muyuz?"
Kalbim resmen boğazımda atıyormuş gibi bir hisle dolup taşarken buz kesen parmaklarımı telefonuma sardım sıkı sıkı. Can kapısını açıp arabaya bindiğinde sakin kalmayı hatırlattım kendime. Eğer şüphe çekersem olası bir ipucuyu kaçıracaktım.
-İyi misin sevgilim?" Yalandan bir gülümsemeyle başımı salladığımda elini yüzüme yerleştirip dudaklarıma eğilmişti. Öpücüğünü kısa tutmasını ümit ederken derinleştirip parmaklarını bacaklarımdan yukarı doğru kaydırdı. Bunu yapacak kadar kaygısız değildim.
-Can..." dedim göğsüne koyduğum elimle onu kendimden uzaklaştırırken. "Benzinlikteyiz." Söylediğimi uyarı amaçlı söylesem de gülerek daha da yaklaştı yüzüme.
-Farkındayım bebeğim." Parmak uçlarının kalçama battığını hissederken boynuma sürttü yüzünü hafifçe. "Çok özledim seni." Söyledikleri beni mutlu etmek yerine daha da sinirlendiriyordu. Kiminle buluşacağını görene kadar asla rahat etmeyecektim. Artık görmezden gelemeyeceğim bir şeydi bu.
-Geç kalacağız hayatım." Sesimi sakin tutmayı becerdiğim için kendimi tebrik etmeliydim. İç çekerek koltuğuna yerleşti ve tuttuğu elimi bacağına sürttü yavaşça.
-Sen nasıl istersen."
Yolculuğun geri kalanında sadece şirketin w******p grubundan rahatsızlığımın devam ettiğini, öncesinde hastaneye uğrayacağım için öğlene doğru anca geleceğimi yazmıştım. Uber uygulamasından bir taksiyi şirketin olduğu sokağa gelmesi için çağırırken, Can da şirketin olduğu sapağa girmişti.
-Duralım istersen, ben şu kafeden poğaça alacağım." Taksinin de aynı anda sokağın ucunda durmasıyla kapıyı açtığımda yüzüme eğilip çenemi kavramış dudaklarıma bir öpücük kondurmuştu. Bir süre elalarına bakarken nasıl böyle normal davrandığını anlamlandırmaya çalışıyordum. "Görüşürüz." Sesimin güçsüz çıkmasına engel olamamıştım. Ellerim öyle soğuktu ki vücudumdaki bütün kanın yüzüme çıktığına emindim.
-Görüşürüz karıcığım." Arabadan indiğimde kafeye doğru yürürken uygulama üzerinden geldiğini söyleyen taksiciye cevap yazıp omzum üzerinden Can'a baktım. Neyse ki çoktan harekete geçmişti ki ben de kendimi hemen hızlı adımlarla taksiye atmıştım.
-Ağabey öndeki aracı takip edebilir misin?" Dün bir hastanede uyanırken şimdi de filmlerde hep duyulan o sözü söylerken bulmuştum kendimi. Gerçekten insanın günü gününe uymuyordu. Başını sağa sola sallayan yaşlı taksici Can'ın arabasını belli bir mesafeden takip ederken Peyda'nın aramasını sessize aldım.
Neyse ki taksimetre çok yazmadan bir sokağın karşısında durmuştu ki onu ve arabasını bu noktadan rahatça görebiliyordum. Arabayı park edip indiğinde ücreti ödeyip hızla dışarı attım kendimi. Hafiften çiselemeye başlayan yağmurla huzursuzluğum artarken karşıya iki ışığı bekleyerek geçtiğim için onun oldukça gerisinde kalmıştım.
Sokağın ucundaki levhadan dönecekken karşı sokakta, yemekte gördüğüm kadınla tokalaşan ve sarılan Can'ı bulmuştu gözlerim o caddede yürüyen onca insan arasından. Duvarın arkasına sinerek onları izlerken titreyen parmaklarımı telefon kilidimi açarken buldum. Öyle paranoyak olmuştum ki, sonra gözlerimi bile yalancı çıkarabileceği düşüncesiyle onların tokalaşmasının beceriksiz bir fotoğrafını çektim. Bankanın hemen önünde durmuş hala el tutuşmasını sürdürüyorlardı.
Kalbimin göğüs duvarımı gittikçe hızlı dövmesi telefonumdan güç alırmış gibi sıkı sıkı tutmama neden olmuştu. Arkamdan aniden gelen çocuğun koluma çarpışıyla dalgınlığımdan sıyrılırken Canla kadının karşıya geçtiğini o an fark etmiştim. Panikle arkamı döndüğümde kafenin önündeki grubu hızla geçip iki saniyelik de olsa girebileceğim bir işletmeyi ararken art arda dizilen apartmanlar şanssızlığımın kanıtıydı. Karşıdaki pastaneyi görünce hızla karşıya geçecekken sarı ışıkta harekete geçen arabanın önüme çıkmasıyla savrulup kaputuna tutundum.
-Lavin?!" Şanssızlığın vücut bulmuş haliydim. Evran'ın adımı seslenmesiyle arkama son kez ufak bir bakış attım ve Canla kadının da konuşarak ışıklara doğru geldiğini fark ettim. Kendimi aniden arabaya atarken, başımı eğip mahcup bir şekilde baktım ona. Bu şekilde yakalanmak istemiyordum, özellikle en son istediğim şey hiç tanımadığım bir kadının önünde Canla tartışmaktı.
-Lütfen sürer misiniz?" Çalan kornalar ona başka seçenek bırakmazken sıkıntılı bir nefes alarak gaza bastı ve görmekten çekindiğim ikilinin olduğu noktaya kayan kahverengi gözlerini kısarak bir anlık oraya bakınca daha da utançla çantamı yüzüme doğru kapattım.
En azından bu saatten sonra profesyonellik konusunda tamamen çuvalladığım gerçeğinde hemfikirdik.
***
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM: tutkudevran
Pusula'da buluşalım. :) BBD'de yeni bölüm güncelledim. Okuyun mutlaka. Seviyorum sizi. Kendinize çok iyi bakın, bana ne zaman isterseniz yazın, aşkla kalın.
Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️