Yıldızlamayı ,
Yorum bırakmayı unutmayııığğğn.
Keyifli okumalar xo.
3.GÖZ
Evran, kızı yolcu koltuğuna oturur oturtmaz kemerini taktı ve hızla kendi tarafına geçti. Kahverengi gözleri bacaklarından sızan kana takılırken, sıkıntıyla arabayı çalıştırmıştı. Camını açarak ona endişeli gözlerle bakan ikiliye seslendi.
-Rüzgar burada kalır mısın ben dönene kadar?" Genç adam sadece başını sallamakla yetinirken Eva hemen dolan gözlerini yan koltukta baygın duran kıza çevirmişti, yanlarına gelen Derya neşeyle şakıdı.
-Evran Bey ben şimdi geldim de! Aa- Lavin mi o? Bir şey mi oldu?" Evran, ona cevap dahi vermeden hızla geri geri çıkarken koltuğu kavrayıp arkasına baktı. Taş yoldan hızla sokağa girerken bahçe kapısını açan görevli adam, ardından tekrar kapattı kapıyı. "Merhaba Derya ben." Şaşkınlığını hızla atıp gülümseyerek elini uzattığında Eva ayıp olmaması için elini sıkmışsa da bir şey söylememişti. "Size ölçüleri getirmiştim." Dedi Rüzgar'a bakarak kol çantasına elini daldırırken. Lavin'i sormamıştı bile.
-Lavin getirdi." Sesini düz tutmaya çalışsa da sıkıntılı çıkmıştı adamın sesi. "Evran'ın bir işi çıktığı için onun evine de davet edemiyorum haliyle. İyi günler Derya Hanım." Çiçek'in elini kavrayan uzun parmakları içeri geçmek için sabırsızlığını gösterirken Derya zoraki bir tebessümle önce birleşen ellerine sonra onlara baktı.
-İyi günler." Arkasını dönüp arabasına yürüdüğünde Eva Rüzgar'a kollarını dolayarak yalıya geçerken Evran da bir ambulanstan daha hızlı hareket edeceğini bildiği için Lavin'i arabasıyla acile getirmişti. Hızla kızı kucaklayıp hastaneye girdiğinde kanamasını ve Evran'ı gören ekip hemen başına üşüşmüş saniyeler içinde Lavin'i sedyeye yatırıp içeri götürmüşlerdi.
Hasta bilgileri sorulduğunda bir an kalakalsa da Rüzgar'ı aramış, yaklaşık 10 dakika içinde Lavin'in bilgileri telefonuna gelmişti bile. Genç adam, eşine de haber verilmesi gerektiğini söyleyince karşı çıkmasa da doktorla konuşulmadan bir şey söylemeyi istemiyordu. Birkaç kızın aralarında fısıldaştığını görünce sıkıntıyla kendini dışarı atıp bir sigara yaktı.
Gözleri arabasına takıldığında koltuktaki kan aklını kurcalıyordu. Bildiği kadarıyla Lavin hamile değildi o halde bu kan kadınların şu aylık döngüsünün bir parçası mıydı? Hoş gerçi onun hakkında ne biliyordu ki?
-Siz hanımefendiyi getirmiştiniz değil mi?" Kendisine seslenen adamla yaslandığı duvardan ayrılıp başını salladı. "Şey kendisi odaya alındı, isterseniz arkadaş size yardımcı olsun. Uyanması ona bağlı genelde bu operasyondan sonra çok uzun sürmez ancak tabii hastadan hastaya göre değişiyor."
-Operasyon mu?" Ne ara geçtiğini anlamadığı ikinci sigarayı hızla yere atıp topuğuyla ezerken adama yaklaştı. "Ne operasyonu?" Sanki dünyanın en aptalca sorusunu sormuş gibi ona bakan yeşil gözlerin sahibi şaşkınlığını atıp yanıtladı.
-Kürtaj operasyonu. Lavin Hanım düşük yaptı. Kendisi kürtaj işleminden yeni çıktı." Evran, bu sefer içine temiz bir nefesi çekerken sinirle burun kemerini sıktı. "Üzgünüm, siz eşi miydiniz? Haberi böyle vermek istemezdim." Hafif toplu adamı sessizce takip ederken içeri geçtiklerinde koridorları kolaçan edip sanki biri duyacakmış gibi kısık bir sesle sordu.
-Neden düşük yaptığını biliyor musunuz?" elbette düşüğün ne olduğunu o da herkes kadar biliyordu. Ama bildikleri arasında düşüğün nedenleri, nasıl yapıldığı ya da nasıl hissettireceği gibi detaylar yoktu. Siktir, neden bok gibi hissediyordu?
-Birçok nedene bağlı oluyor aslında. Uzmanımız da sizinle konuşur tabii ancak genelde kromozom anormallikleri, enfeksiyon, diyabet, annenin yaşı gibi faktörler var. Ancak Lavin Hanım'ın sağlık durumuna bakılırsa bunların hiçbiri gibi görünmüyor. Sanırım büyük ölçüde stres kaynaklı demek daha uygun olur." Kapının önüne geldiklerinde Evran'a çevirdi vücudunu. Adam sıkıntıyla ensesini ovalamıştı.
Stres.
Sabah kızın kendisiyle konuşmaya çalışırken titreyen ellerini, kireç gibi olan yüzünü, yemeğe çıktıkları gün ara ara yakaladığı boş bakışlarını ve Can'ı hatırladı.
Can. Onu aramalıydı.
-Anladım. Teşekkür ederim." En içten gülümsemesini yollayıp elindeki dosyayla ortadan kaybolan adamın sadece arkasından bakarken kapıyı hafifçe aralayıp hasta yatağındaki Lavin'e baktı. Hala uyuyordu.
Telefonuna Can'ın numarasını girip -Rüzgar kızın telefonundan bulup göndermişti- kapıyı kapatırken koridorda uzaklaştığına emin olana kadar yürüdü. Açık bir camın tam yanında dururken hastanenin bahçesine bakıyordu.
-Alo? Kimsiniz?" Can'ın sesini duyduğunda elini saçlarında gezdirdi. Böyle bir haberi nasıl vereceğini bilmiyordu.
-Ben Evran. Evran Aslan. Lavin hakkında konuşmak için aramıştım." Ofisteki bilgisayarının penceresini kapatan Can elalarını kıstı aniden. Evran Aslan... Şu yemekteki piç.
-Ne konuşacaksınız eşimle alakalı?" Dedi öfkeyle. Sesindeki bu ani çıkışa aldırmadı Evran. Can umrunda olan son şey bile olamazdı.
-Lavin hastanede. Yanında ben varım. O... Düşük yaptı." Cümlesinin sonuna doğru sesini alçaltmıştı. Can'dan bir süre cevap alamayınca ekranı kontrol edip aramanın hala devam ettiğini görünce konuşmaya devam etti. "Burada olmanız daha doğru olur."
-Geliyorum. Hangi hastane?" Evran, konumu verdikten sonra telefonu kapattığında kaçmaya çalıştığı gerçeğe yeniden adımlarken buldu kendini.
Bu sefer derin bir nefes alarak açtığı kapıdan içeri girdiğinde arkasından kapatmış Lavin'e doğru yürümüştü yavaşça. Onu uyandırmamaya çalışıyordu çünkü böyle lanet bir haberi kendisi veremezdi.
Hoş, böyle bir haberde ufak da olsa payı olduğunu düşünmek onu yeterince rahatsız ettiği için vermekten kaçındığı gerçeği de vardı.
Hasta yatağında kızın ne kadar zayıf durduğunu fark etti. Düz kirpikleri yüzünü gölgeliyor, yorgunluğun getirdiği bir beyazlık cildini olduğundan daha da soluk gösterirken koyu kahverengi tutamları bir porselenin etrafını süsleyen kalem gibi hasta önlüğünün üzerine dökülüyordu. Bunca koşuşturma içinde akan makyajının açığa çıkardığı çiller güneşin ışıklarıyla daha da belirgin hale gelirken gözüne girmeye çalışan saç tutamına yavaşça işaret parmağını uzattı adam.
Sadece o teli yavaşça kirpiğinin ucundan kurtarıp kulağına doğru ittirirken kız yerinde kıpırdanıp elini yüzüne doğru kaldırmıştı. Yüzüğü tam yanağının yanında parlayarak varlığını hatırlatırken, parmağını uzaklaştırıp yatağın kenarını tuttu Evran. Ayak ucundaki masanın üzerinde duran su şişesini alıp kızın hemen yanına bıraktı ve odadan sessizce çıktı.
Gelen aramaları görmezden gelirken koridordaki bordo deri koltuklardan birine çökmüştü. Bu durumu düzeltmesi şarttı. Belki suçu bile yoktu ama Lavin'in sabahki öfkesine ve yanlış anlaşılmanın getirdiği paniğe stresten uzak bir durum da diyemezdi. İnsanların bir şeyleri önemsediği gerçeğini hep unutuyordu. Normal insanlar nasıl göründüğünü önemserdi. Elbette Lavin de önemsiyordu.
-Ah burada mı?!" Aniden orta yaşlı bir kadının yüksek sesi koridoru doldurunca başını kaldırdığında Can'ı ve yanındaki kızı da görmüştü. Ayağa kalkmasına gerek kalmadan Can'ın elaları onu bulurken gözlerinde bariz öfkeyi görmemek imkansızdı.
-Merhaba." Dedi elaların sahibi, kendisi sadece başını sallamakla yetinirken. "Lavin içerde mi?"
-Nasıl oldu?" Hemen yanında duran Peyda Can'ın lafını duymamış gibi doğrudan Evran'a bakıyordu. Islak kirpikleri yolda ağladığını o kadar belli ediyordu ki buradaki duruma en normal tepkiyi veren şüphesiz oydu. "Neden olmuş?"
-Sabah yalıdaydı dosya bırakmak için uğradığında bayıldı. Kanaması olunca hastaneye getirdim." Elini dizine vura vura onun oturduğu koltuğa oturan yaşlı kadına aldırmadan devam etti. "Kürtaj yapıldığını söylediler. Henüz uyanmadı. Neden olduğunu bilmiyorum ama..."
-Acaba hasta falan mıydı kızcağız? Belki rahmi uygun değildir." Can'ın annesinin söyledikleriyle iri iri açtığı gözlerini kadına dikti Peyda.
-Düşündüğünüz bu mu şimdi ya!" Sesini kısık tutmaya çalışsa da öyle sinirle söylemişti ki yaşlı kadın Can'ın da gözlerini belirtmesiyle yerine sindi.
-Sağlığı yerinde olduğu için stresin neden olabileceğini söylediler." Can sıkıntıyla iç çekip yanlarına yaklaşan doktora doğru yürürken, Peyda tıslar gibi söylendi arkasından.
-Kaç tabii. Kaç." Züleyha Hanım şaşkınlıkla kıza baktığında ne var gibisinden başını salladı Peyda. "Ne? Lavin'in stresli olmasının nedenini ikimiz de biliyoruz bence. Kızın hep moralinin içine etmese olmaz şu oğlun!" Göz ucuyla Evran'a bakınca kendini tutup sinirle arkasını döndü. Can'ı da annesini de parçalamak istiyordu.
Doktor yanlarına gelirken genç adama Lavin'in olduğunca dinlenmesini, moralinin yüksek tutulması gerektiğini, cinsel ilişki için 2 hafta kadar süre tanınması gerektiğini anlatıyordu. Bebekleri sadece iki hafta tutunabilmişti rahmine.
Evran bunu duyunca daha da kötü hissetti.
2 haftalık stres.
Doktor Lavin'in uyandığında regl ağrısından farklı bir acı hissetmeyeceğini iletmiş bebek henüz o kadar büyümediği için bu tarz düşüklerin genelde fark bile edilmediğini de belirtmişti. Hastane koridorunda doktorun gitmesiyle oluşan sessizlik, Lavin'in geride bıraktığı fırtınanın ardından boğucu bir pus gibiydi. Züleyha, ellerini kucağında sımsıkı birleştirmiş, başını öne eğmiş, arada bir yanındaki oğluna kaygılı bakışlar atıyordu.
Peyda ise onları süzüyordu; öfkesi, bastırmaya çalıştığı bir alev gibi harlıydı. Onu yakan, Lavin'e yapılan bu haksızlıkları herkesin göz ardı etmesi, Lavin'in tüm sıkıntıyı herkesi mutlu etmek için tek başına sırtlamak zorunda bırakılmasıydı. Hele o buluşma ve yalan olayı... O streste baş etkendi! Parmak uçlarıyla küçük çantasının kulbunu sıktı arkadaşının ağlayışını hatırlayınca.
-Lavin'e bunu söylememek en iyisi." Dedi Can aniden aklına gelen bir fikri ortaya atarken. "Üzülüp kendini suçlayacak." Elalarını duvara yaslanan elleri ceplerinde Evran'a çevirdi. "Siz de söylemezseniz iyi olur."
-Lavin'in böyle bir şeyi bilmeye hakkı var." Karşı çıkması Peyda ve yaşlı kadının da bakışlarını üzerine çekmesine neden olurken gözlerini koridorda gezdirdi Evran. "Bu onun yaşadığı bir travma. Üstünü örtmek ilerde daha büyük bir sorun yaratır." Can aniden ayaklandığında annesi de hemen ayaklanmıştı oğlunun bir şey yapmasından korkarak.
-Öyle mi? Sen ne kadar iyi tanıyorsun ki Lavin'i? Hem ne diye buradasın sen? Hangi sıfatla?" Yüzünü buruşturarak söylediği sözlere karşı son derece tepkisiz kaldı adam. Duruşunu bozmamıştı bile. "Travmaymış! Nereden bileceksin ki sen ilerde daha büyük bir sorun yaratacağını. İlerde onun hayatında olacakmış gibi."
Lavin hayatında olmayacaktı. Ona neydi ki?
İçindeki bu suçluluk duygusu hiç tanıdık değildi ve vicdan denilen o his bir kıymık gibi batmıştı son derece kusurlu olan kusursuz kimliğine.
-Yanında olduğunuz ve buraya getirdiğiniz için çok teşekkürler." Peyda'nın sesi çatallı ve doluydu ancak birinin adama teşekkür etmesi gerektiğini akıl eden de o olmuştu. "Ama Can haklı... Lavin bunu bilmese onun için çok daha iyi olur."
Evran, Lavin'in hayatında yıllardır gözlerinden silinmiş bir gölgenin esiri gibi ansızın belirmişti.
Ama o an, koridorun sessizliğinde bu insanlara tek tek bakarken, gözlerinde bilgece bir derinlik vardı; bu bilgelik, anlamaya çalıştığı insan ilişkilerinden çok suskunluktan ve daha önce defalarca şahit olduğu trajedilerden besleniyordu.
Lavin'in çekingen tavırlarındaki o yıkılmış özgüveninin kırıklarını hissetmiş, içindeki ateşi fark etmişti ve bunu dile getirmekten de çekinmezdi.
Ancak bu sefer karışmaması gereken dengeler söz konusuydu.
-Lavin, bir bebek kaybetti. Başından sadece bir operasyon değil bir kayıp geçti ama bu konuda konuşmak istemediğinizi anlıyorum." Peyda dolu gözleri titrerken zoraki bir gülümsemeyle baş salladığında çalan telefonunu yeniden sessize aldı.
-Ee ne duruyoruz burada? İçeri girelim!" Kızın aniden parlayarak söylediği cümleye karşın Can onaylar bir mırıltı çıkarırken, Peyda'yı takip ederek onunla beraber odaya giren Evran'ın arkasından dik dik bakmayı da ihmal etmemişti.
Çantasını refakatçi koltuğuna atıp hızla arkadaşının elini tuttu Peyda. Baş parmağı yavaşça narin bileğinde gezinirken dolan gözlerini kapıya sonra yeniden Lavin'e çevirdi. "Lavin... Canım arkadaşım benim..." kardeşi gibi gördüğü dostunun başına bir öpücük kondurduğunda ağlamamak için dudağını ısırmıştı.
Yavaşça kıpırdayan kirpiklerin altından görünen gözlerin ilk hedefi tam karşısındaki masanın arkasında duran Evran sonra da hemen yanıbaşındaki arkadaşı oldu.
-Peyda..." Peyda kocaman bir gülümsemeyle onu kucaklarken olabildiğince karşılık verdi vücudunu kaplayan uyuşukluğa anlam veremezken. "Ne oldu? Neden buradayım?" İkinci soruyu sorarken Evran'a bakması soruyu ona da yöneltiyormuş gibi bir izlenim vermişti.
Neden buradaydı?
-Tansiyonun çok düşmüş canım. Regl biraz fena çarpmış seni." Kızın elini tutup yatağa oturdu. Öyle inandırıcıydı ki, Evran, sadece gözlerini kısarak izledi bu anı. İnsanlar ne kadar küçük bir örtünün altında saklayabiliyordu kocaman sırları. "Kesin hiçbir şey yemeden gittin yine işe... Evran Bey sağ olsun seni hastaneye getirmiş, Can'ı arayınca Can da hayret akıl edip beni aradı, geldik hemen. Çok korktuk, sana bir şey oldu sandık."
-Teşekkür ederim Evran Bey." Lavin'in gözlerini üzerinde hissedince rahatsızca yerinde kıpırdandı adam.
-Rica ederim. Çantan yalıda kaldı. Sana ulaşmasını sağlarım." Genç kız onun gözlerinde anlık tuhaf bir pişmanlık hissini yakalarken sadece başını sallamakla yetindi. Kendisi almayı teklif ederdi ama tüm gücü vücudundan çekilmiş gibi hissediyordu.
-Çok iyi olur. Teşekkür ederim, sizi de uğraştırdım." Sabahki öfkesinin ve haksızlığa uğramanın getirdiği hırçınlığın ufacık bir iyilikte uysallığa ve mahcubiyete evrilmesi inanılmazdı... Gözlerinde o öfkenin zerresi yoktu, aksine Evran'ı gerçekten de bu kadar zaman -ki ne kadar olduğunu bilmiyordu ama saatlerdir uyumuş gibi ağırlaşmış hissediyordu- burada tuttuğu için utanmıştı.
-Rüzgarla Eva da endişelendi. Rüzgar, bu hafta çalışmayı görmeye gelmeni istedi." Aklına gelen ikiliyle yüzünde doğal bir tebessüm oluşurken adam kendine küfretti.
Bu da nereden çıkmıştı? Rüzgar kimseyi bir yere davet falan etmemişti.
-Tabii. Mutlaka uğrarım." Daha fazla saçmalamadan -ki bu onun için yalan söylemesi gibiydi- odanın kapısına gidip gözden kaybolduğunda Peyda bir şeyler fısıldayıp arkasından konuşsa da adamın asıl ilgi duyduğu kapının arkasından gelen diğer fısıltılardı.
-Can... Bak bir kontrol ettirseydiniz oğlum. Ya bir hastalığı varsa Allah korusun! Senin bu yükle yaşamana gönlüm hiç razı değil." dedi Züleyha, sesi lavanta kokulu bir annelikle sarıp sarmalanmıştı. Tüm kaygısına rağmen, oğluna karşı duyduğu koruma içgüdüsü her şeyin üzerindeydi. Lavin'in çektiği acılara ise tamamen sağır.
Burada birkaç dakika daha kalmanın gününü daha da berbat edeceğine emin olurken hızla kapıyı açtı ve karşısında panikle sıçrayan kadına aldırmadan Can'a baktı Evran.
-Lavin uyandı."
Bir yanıt beklemeden koridora ve oradan hızla çıkışa ilerleyen adımları kendisine bilgi veren adama doğru yönelmişti. Scrubsına soktuğu sigara paketinden çıkardığı bir sigarayı tam dudaklarına götürmüş banka oturmuştu ki cebinden çıkardığı kartı ona uzattı.
-Lavin Bilgen bu hastaneye bir daha gelirse bana haber ver." Adam kartı incelemeye bile fırsat bulamazken hızla arabasına yöneldi ve sessize aldığı aramaları görmezden gelmeye devam ederek koltuğuna yerleşti. Kahveleri kızın koltuğa bulaşan kanına takılırken alnını sıvazladı.
Her yalanın ortaya çıkma gibi bir huyu vardı ve içinden bir ses bu adamın onu arayacağına emindi. Lavin elbette buraya gelecek ve bir gün bu travmayla yüzleşecekti. Ancak onun hayatındaki bu üçlü Lavin'in sırtında taşıdığı yükün çok ötesinde, kendi yükünü taşıdıkları için bunu öngöremiyordu.
Özellikle Can ve annesi kızın canını yakacak kadar duyarsızdı.
Kararlıydı, Lavin'e yardım edecekti. Ona borçluydu ve bu, onu son görüşü olmayacaktı. Can haksız çıkmaya hazırlanmalıydı, çünkü Evran onun ilerde hayatında olmaya devam edecekti.
***
Lavin?
Evran?
Neler düşünüyorsunuz?
Lütfen yorum bırakmayı unutmayığğğğnnn.
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
Instagram: tutkudevran
Çizgi & Watty & kitappad hesapları: redndyellow
Bekleriz efenim :)
Sevin,sevilin.🩶🩶🩶