Hikayede geçen tüm kurum ve kuruluşlar hayal ürünü, kurgudur.
✨✨
Bölüm şarkısı: La Câlin· Serhat Durmus
✨✨
Her zamanki salaş görüntüsünün aksine üzerine tam oturan siyah takım elbisesi ve adliye koridorunda tok adım sesleriyle birlikte üzerinde hissettiği ve bu zamana kadar artık alışmış olduğu tüm bakışlara aldırmadan yalnızca tek bir noktaya bakarak yürümeye devam etti. Elleri terliyordu. Daha önce hiç yaşamadığı bir duygunun getirisiyle elleri terliyordu ve eğer biraz cüret edebilseydi heyecanlandığını bile söyleyebilirdi Mert. Oysa bu zamana kadar ilmek ilmek ördüğü her şey birazdan karşısında özgüvenli şekilde dimdik durup da ona kendisini ispatlamak istediği adamı etkilemek içindi.
Yürüyen merdivende dikilirken, 'Keşke bir filmin içinde olabilsem.' diye düşündü. O zaman kendisini izleyenlerden rica eder ve bu sikik sahneleri ileri sarabilir, asıl heyecanlı kısımlara geçmelerine neden olabilirdi. Teknolojiyi hep sevmişti Mert. Gereksiz ağır, sözüm ona sanat filmi adı altında çekilen ve sadece filmin dakikasını çoğaltmak için uzun uzadıya bakışan karakterlerin olduğu sahneleri atlayabildiği için bile teknoloji ve onun getirdiği kolaylıkları kendisinden beklenmeyecek bir sevecenlikle özümsüyor da denilebilirdi.
İnce de olsa orada var olduğunu hissettiği heyecanını bastırmak için şu an beyninin en gereksiz konuları bile gündeme getirmesini anlamsız bularak düşünme şartellerini tamamen kapattı. Etrafından geçip giden insanları görmeden, sabahın erken saatlerinden beri beklediği adamın koridorun köşesinde kalan tuvalete girdiğini görünce adımlarını daha da hızlandırarak onun peşinden ilerledi. Burada olmazsa bir sahne yaratıp başka şekilde elindeki iki parça kağıdı vermeliydi ona. Bugün ilk ve son şansıydı Mert'in. Yarın bu adamın yanında işe başlamalıydı artık.
Sert bir şekilde tuvalete girdi. Lavaboların önünde elini yıkayan adama bakmadan tüm kabinlerin kapısını tek tek açarak kontrol etti. En nihayetinde her birinin boş olduğunu görünce kendisine bir bakış bile atmayan adama doğru dönüp, "Volkan Bey?" dedi, sorar gibi.
Yaşını hiç göstermeyen adam ona bakma tenezzülünde bulunmadan kenarda duran kağıt havlulardan birini alıp elini kuruladı. "Bilmiyormuş gibi sormanız?"
Mert, adamın ukala tavrına alışıktı. Yıllardır ondan habersiz bir gölge gibi izlediği adamın hangi durumda ne tepki vereceğini bile kestirebiliyordu elbette. "Peki sizin birazdan gireceğiniz davada aslında elinizin boş olması?"
Volkan elindeki peçeteyi tuvaletin dış kapısının köşesinde kalan çöp kutusuna fırlatıp bir kez aynadaki aksine baktı. "Anlaşmayacağımı söylemiştim."
"Anlaşma için gelmedim. Size yardım etmek için buradayım."
Ellilerinin ortasında olan ama yaşıtları kendilerini çoktan bırakmışken hâlâ otuzlarının sonunda gibi görünen adam 'yardım' sözcüğünü duyduğu an gülümsedi. Yeni nesil inanılmaz küstahtı. Dahası o bunu ne kadar utandırıcı bulsa da onlar hiçbir çekinme belirtisi göstermeden sesli şekilde dile getirebiliyorlardı. En fazla yirmilerinin ortasında olan genç adamın kendisine yardım edebilme fikrine inanması Volkan'ın bugünlük gülümseme seansını çoktan elinden alıp götürmüştü bile. Oysa saat daha çok erkendi ve karşısına rezilliği ile onu güldürecek başka biri daha mutlaka çıkacaktı.
"Öyle diyorsan." dedikten sonra tuvaletin dış kapısına doğru ilerlemişti ki Mert, "Tutulan polis raporunun da değiştirildiğini biliyorsunuz o zaman?" dedi, şimdi Volkan'ın düşündüğü gibi küstah bir tavır takınmıştı işte.
Adam eli kapının kolundayken Mert'e dönüp, "Öyle olsa bile-" dedi. Daha sonra arkasını dönüp ilk kez birini merak etmiş gibi Mert'i incelemeye başladı. Karşısındaki genç adamın siyah gözlerinin içindeki göz bebeklerinin hırsla yandığını görünce bu tanıdık görüntüyle gülümsedi. Bir zamanlar o da onun olduğu yerde bir başkasına bu şekilde bakıyordu.
Cümlesini bitirmesine izin vermeyen Mert birkaç büyük adımda adamın yanına yaklaştı. Ondan gelen güzel kokuyla Volkan karşısındaki adamın birini etkilemek için pek çok maharete sahip olduğunu anlayınca kaşlarını saç diplerine kadar çekti, sorar gibi.
"İlk rapor, yani parmak izinin olduğu rapor silinmiş." dedi Mert hızlıca. "Arada beş dakika var, sonra yeni rapor eklenmiş sisteme. Üstelik-" dedikten sonra cebindeki cep telefonunu çıkarıp ekranda hazır bulunan fotoğrafı adamın göz hizasına doğru tuttu. "Para alan kişiyi tanıdınız mı? Başsavcı."
"Bu senin eline geçti, çünkü?"
Mert, kara gözlerinden geçen bakışlarını yumuşatarak mahcup bir ifadeyle başını önüne eğip dudaklarını ısırdı. "Dediğim gibi, size yardım etmek istiyorum. Size hayranım ve sizin gibi-"
"Bu sözler sosyal medyada ün kovalayan, para peşinde dolanıp da mesleki etikten haberi bile olmayan pek çok avukatı etkiliyordur eminim." dedi Volkan. "Bunlar bana işlemez, sen zaten biliyorsundur. Üstelik yüzündeki maskenin çatlaklarından sızan yansımanla aslında nasıl biri olduğunu da görebiliyorum. Buraya kadar gelip benimle konuşma cesaretin varsa konuşanın gerçek olmasını beklerim. Şimdi asıl isteğini söyle."
Mert gülümseyerek başını dikleştirdi. Mecbur olduğu kişilerden alacağını almak için bile olsa yüzünü eğip mahcup ifadesi takınmaktan o da nefret ediyordu zaten. "Bunlar sizin." dedikten sonra elindeki kağıtları adamın eline tutuşturdu. "Beni stajyer olarak yanınıza alacaksınız."
Volkan eline tutuşturulan kağıtlara şöyle bir bakıp, "Kim olduğunu bile bilmiyorum. Gerçek bir avukat mısın? Hukuk okudun mu? Kimsin?" diyerek elindeki kağıtların hızlıca fotoğrafını çekti. "Bunlar eline nasıl geçti bilmiyorum ama bazı kurumlara ve içindekilere laf söylenmez. Eğer hukuk okuduysan bunu biliyor olmalısın. Hem gerçek mi, sahte mi bunlar? Nereden bileceğim?"
"Az önce fotoğrafını çekip yanınızda çalışanlardan birine gönderdiniz ya."
"Zekisin." dedi Volkan gülümseyerek.
"Farkındalık sahibiyim." diye düzeltti onu Mert. Daha sonra küstah bir tavırla Volkan'ın tam dibine girip, "Ayrıca yaşınız yüzünden sanırım, çaktırmadan fotoğraf çekmekte zorlanıyor olmalısınız. Bunun için bile beni yanınıza almalısınız." dedi.
Volkan, siyah gözlerini cesurca onun gözlerine kenetlemiş genç adama baktı. "Bu yaşımda sana neler yapabildiğimi göstermek isterdim."
"Ben de bunu görmek isterdim."
Tam o anda Volkan'ın telefonuna gelen mesajla birlikte adam ikisinin girdiği göz kontağını bozup gülümseyerek kafasını iki yana salladı. "İlgimi çektin." dedi. "Duruşmaya yetişmem gerekiyor. Adın ne?"
"Mert Yasin Ünal."
"Sadece adını sormuştum?"
"İşiniz bitince beni araştırmayacak mısınız? Yaşlı olduğunuz için kolaylık sağlıyorum işte size." diyerek ellerini göğsünün hizasında iki yana açıp çapkınca gülümseyerek birkaç adım geriye gitti. "Ev adresimi bulduğunuzda yarın işe başlamam için gereken şeyleri gönderirsiniz."
Kabinlerden birine girmeden önce yeniden karşısındaki adama bakıp, "Ve evet, hemen yarın sabah başlayabilirim." dedi.
✨✨
Önündeki beyaz tahtanın üzerinde asılı olan fotoğraflara bakarken kahvesinden bir yudum aldı. Beklediği hâlâ olmamış, sikik zil bir türlü çalmamıştı. Oysa o kendisinden çok emindi. Verdiği bilgilerle davayı kazanan adam şirkete döndüğünde onu araştıracak, ülkenin en iyi okullarından birinden yüksek derece ile mezun olduğunu görünce de istediklerini yapacaktı.
Ne olursa olsun onun yanında staj yapmalıydı. Yılların hayali için boktan bir partiye gitmiş, hiç tipi olmayan inek bir elemanla bile yatmıştı. Hem de iki kez. Neden ikinci kez onunla seviştiğini kendisi de anlamamıştı ama karşısındaki adam o kadar çaresizdi ki Mert ona ödül vermek istemiş olmalıydı. Kendisi gibi biriyle bırak yatmayı, konuşamazdı bile Barış denilen o herif. Bu yüzden onun isteğini sorgusuz yerine getirmiş, sonra da kendisini onun kollarına bırakmamış mıydı zaten?
Evinden çıkarken bir 'hoşça kal' bile demediği adam geceden kalan morlukların süslediği bedeniyle bir ölü gibi uyumuş, Mert ona yaşamasının imkansız olduğu iki orgazm yaşatarak daha fazla söz söylemesine gerek olmadığına kanaat getirip çekip gitmişti. Onunla yattığı için yorgun düştüğünden bugünkü planı sekteye uğramış olabilir miydi? Volkan'a gerçek Mert'i zaten göstermezdi. Sadece Volkan'a değil kimseye göstermezdi ama yeterince ikna edici olmamış olabilir miydi?
Kimi kandırıyordu ki. Birazdan zili çalacak, yarın işe başlaması için gereken her şeyi kapısının önünde bulacaktı, emindi. Volkan gibi bir avcı kendisi gibi bir avı asla kaçırmaz, ulaşabildiği belgeler yüzünden bile onu yanında isterdi.
Nitekim düşüncelerinin üzerinden birkaç dakika geçmişti ki kulakları çalan zille kutsandı. Yüzüne kondurduğu ukala gülüşüyle birlikte elindeki kahve bardağını mutfak tezgahına bırakıp kapıyı açarak yerde görmeyi beklediği, üzerinde kutu olması gereken paspasa baktı.
"Ayaklarıma mı bakıyorsun sapık herif?"
Duyduğu tanıdık sesle derin bir nefes alan Mert, "Sen miydin?" diye mırıldandı.
"Ne o? Partideki gözlüklü elemanı mı bekliyordun?"
Mert onun ne dediğini anlamlandırmak ister gibi yüzünü tiksintiyle buruşturup, "Evet." dedi. "Mauritius'ta ev aldım bizim için. Sakin bir hayata başlayacağız."
Karşısındaki sarışın, uzun boylu adam kısa bir kahkaha atıp, "Cehennemde Cassius, Brutus ve Judah'nın yanında sana da yer ayırmışlar biliyor muydun? Tarihin en büyük üç haini. Senin geleceğini duydukları zaman onlar bile heyecanlanmış." dedi.
Mert homurdandı. "Adı Ulvi olan ama kendisine Ulv dedirten adam benimle dalga geçiyor amına koyayım."
Ulvi bedenini salonun tam ortasındaki koltuğun üzerine bırakıp, "Evinde Amerikan seri katil filmlerindeki gibi beyaz tahta üzerinde fotoğraflar olan adam söylüyor bunu." diyerek bacaklarını tam önündeki sehpanın üzerine uzatıp eline kumandayı aldı.
"Burada kalmayacaksın değil mi?"
"Sayın babamız bir ton nutuk çekti. Bu gece onunla uğraşamam."
Mert tam onun yanına otururken, "Baban." diyerek düzeltti onu. "Babamız değil."
"Gerçekten kayıp evlat muhabbeti leş gibi lan. Hiç çekilmiyor." dedikten sonra elindeki kumandayı kenara fırlatıp muzip mavi bakışlarını Mert'e çevirdi. "Eee?"
"Ne eee?"
"Partideki elemanla ne yaptınız? Kadehimi kaldırırken nasıl panikledi ama."
Mert sert bir tavırla yanındaki sarışın adama bakıp, "Sarı." dedi. "Bir daha benim işlerime burnunu sokma. Daha kaç kez uyaracağım seni? Ne işin vardı dün orada?"
"Ben olmasam o partiye de gidemezdin, o elemanı da ayıklayamazdın ama." diyen sarışın adam gülümsedi. "Tatlı bir tipti. Keşke ülkenin en iyi hackerı olmasaydı. Başına bela aldı." Daha sonra onaylamaz bir tavırla kafasını iki yana olumsuz anlamda salladı. Kardeşinin o yaşlı avukata olan takıntısı yüzünden daha kaç kişinin canı yanacaktı o da bilmiyordu. Daha da fenası bu durumu tesadüfen öğrenmese Mert belki de hiçbir zaman ona neden hukuk fakültesini seçtiğini anlatmayacaktı. Üstelik sayısal okumuşken.
"Ödül maması mı istiyorsun sen de?"
"Kalsın. Üvey de olsan kardeşimsin. Sadece ne yaptın o adamla merak ediyorum. Senin alışık olduğun tiplerden değil gibiydi. O kahverengi gözlerini kocaman açıp da sana nasıl hayran hayran bakıyordu, görmedin mi?"
Mert, kardeşim dediği adamın salaklığına bir kez daha hayret etti. "Kendi seçimiydi." diyerek kahvesinden bir yudum aldı. "Dış görünüşümü beğenip altıma yatmak da, sorgulamadan istediğimi vermek de kendi seçimiydi. Bunun için ona acımalı mıyım?"
"En azından insan olabilirsin."
"İnsan oldum zaten. Sence benim gibi biriyle olma şansı var mı bir daha? Ayrıca eylemler sonuçlarıyla gelir. Yapıp sonra başka insanlardan sempati bekliyorsunuz. Hayatı boyunca özel hissetmemiş birine kendisini birkaç saat de olsa özel hissettirdim, hayır işi bile sayılabilir."
Ulvi yıllardır bu tavrına alışık olduğu adamın donuk bakışlı siyah gözlerine bakıp, "Ne kadar salak adamsın sen amına koyayım." dedi dayanamaz gibi. "Tanrılar kadar yakışıklı adamsın. İstediğinde ağzın da efsane laf yapıyor. Sana aşık olmak çok kolay. Özellikle de o eleman gibi sevgiye, ilgiye açsan. Adam belki bir kez eğlenmek istedi. Seninle tanışmasını da tesadüf sanıyor üstelik. Nereden bilsin Dark Web'te onun adını kovaladığını? Sanki adam öldürdü." dedi tükürür gibi.
"Dünyanın en boktan olayı adam öldürmek değil. Ondan kötüleri de var."
"Sözlerimden bunu mu anladın cidden?" diyerek mavi gözlerini kocaman açtı Ulvi.
"Sen yayınına alıp da binlerce insanın önünde dalga geçtiğin Anadolulu elemanı ne yaptın peki? Hani o züppe arkadaşlarınla çocuğun şivesine falan gülüp adamı rezil etmiştiniz. Önce kendi ellerinin temizliğine bak Ulvi, sonra bana bulaş." diyerek elindeki kahve bardağını önündeki sehpanın üzerine bıraktı. "Ha bir de, kullandığın sikik maddeleri bırak. Gözlerinin haline bak. Baban ağzına sıçacak."
Ulvi sinirle, "Siktir git Mert." dedi sadece.
Mert, kardeşi saydığı adamın iki yüzlülüğüne şaşırmadı. Böyleydi çünkü insanlar. Ellerindeki kiri görmeden bir başkasına ahkâmı kolayca keserler ama en duyarlı kendileriymiş gibi davranmaya, başkalarını eleştirmeye de bayılırlardı. Var olmayan bir ülkenin yazısız kuralıydı bu sanki. Herkes mağrur ama başkaları tarafından lanetlenmiş birer melek gibi davranıyordu. Kimse ne olduğunu kabullenip bu şekilde yaşamıyordu. Oysa Mert kendisini bildi bileli ne olduğunu özümsemiş, kimse için de rol yapma gereği duymamıştı. İhtiyacı olduğu anlar dışında elbette.
Tam o anda çalan zille Mert ağır ağır ayaklandı. Beklediği kargo yine onu yanıltmamış ve kapısının önüne bırakılmış olmalıydı. Saate baktığında akşamın dokuzu olduğunu görünce Volkan'ın özellikle onu bekletmek istediğini anladı. Böylece çok hevesli görünmeyecek, sanki son dakika, işlerinin bitiminde ona vakit ayırmış gibi davranacaktı. Oysa Mert adamın kendisini gördüğü andan itibaren ilgisini çektiğini biliyordu, hem de her anlamda. Onun da en büyülü dehşeti buydu işte: İnsanları kendisine kolayca bağlamak.
Kapıyı açtığında yerde duran, üzerinde Volkan'a ait büronun ambleminin olduğu kutuyu görünce hızla apartman boşluğuna baktı. Kimseyi göremeyince yine de onu izleyen birilerinin olduğuna emin olduğundan yüzüne heyecanlı bir gülücük kondurarak paketi aldı, salonun içinde bulunan mutfak tezgahının üzerine bıraktı.
Bu sırada yanına gelip de açılan paketteki bilgisayara, cep telefonuna, şirkete giriş çıkış için kullanılacak kimliğe bakan Ulvi onaylamaz gibi kafasını sallayarak, "Çok canın yanacak Mert." dedi. "Çok can yakacaksın."
Mert, eline aldığı ID'nin üzerindeki fotoğrafına bakıp bir kez daha istediğini elde etmenin verdiği rahatlıkla, "Çok can yakacağım Ulvi." dedi. "Benim yanacak kadar canım yok."
✨✨
O sırada on beş yaşında bir kız çocuğunun ezgisiyle çalkalandı tüm yer, tüm gök. Duyan yalnızca bembeyaz tenli bir oğlan çocuğuydu bu yeri göğü inleten, Kabil'in kilitli sandıklara saklaması gereken hüzünlü ezgiyi... Kulaklarında kalan onun sadece bir kez duyduğu neşeli sesi miydi, yoksa boşlukta yaşayan bir ulağın fırtınalarla getirdiği bir melodi miydi bilinmez ama o ses için tüm takvimleri birbirine bağlayan bir günde adaletin yalnızca bir istisna olmadığı gösterilecekti herkese.
"Kara bulutlar dolsun gökler,
Gel ister uzaktan ister yakından.
Gökten yağmur ol da boşan.
Gök tepede gün sönsün
Yağmurun ezgisi bize dönsün
Toplansın gökte bulutlar
Yağsın amansız yağmurlar.*"
✨✨
Okuyan gözlerinizden öperim✨🫶🏻
Gidelim Verve♥️