GERÇEKLER

1173 Words
Kamyonet şehrin çıkışındaki o keskin viraja geldiğinde, Yusuf’un içindeki huzursuzluk bir kor gibi büyüdü. Meryem yanında geleceğe dair planlar anlatıyor, yeni gidecekleri yerde kuracakları dükkandan bahsediyordu. Ancak Yusuf’un gözü dikiz aynasına takıldı. Konağın heybetli gölgesi arkada kalıyordu ama Zülal’in o penceredeki hayali bir türlü gözünün önünden gitmiyordu. "Dur!" diye bağırdı Yusuf şoföre. Meryem şaşkınlıkla ona döndü. "Ne oldu Yusuf? Bir şey mi unuttun?" Yusuf cevap vermedi. Kapıyı açtığı gibi kendini dışarı attı. Ciğerlerine Mardin’in o sert havasını çekti. "Gitmiyorum Meryem," dedi kararlı bir sesle. "Bir korkak gibi kaçmıyorum. Gökhan Ağa her şeyi almış olabilir ama toprağımı ve onurumu bırakıp gitmem." Meryem panikle araçtan indi, Yusuf’un koluna yapıştı. "Saçmalama Yusuf! Gökhan seni yaşatmaz, duymadın mı adamın tehditlerini? Benim canımı alacakmış, senin ekmeğini kesti. Burada kalıp ne yapacaksın?" Yusuf, Meryem’in ellerini yavaşça üzerinden çekti. Gözlerinde daha önce hiç görülmemiş bir sertlik vardı. "Öleceksek de burada ölelim. Zülal orada o adamın elindeyken, ben başka bir şehirde sahte bir mutluluk kuramam. Eğer o mektuplar doğruysa, eğer benden gerçekten tiksiniyorsa, bunu ondan duyacağım. Gökhan’ın yalanlarından değil." Meryem’in yüzü kireç gibi oldu. "Yusuf, yapma..." Yusuf arkasına bile bakmadan yokuş aşağı, şehre doğru koşmaya başladı. Meryem yolun ortasında, toz bulutunun içinde tek başına kalmıştı. Planı kusursuz işliyordu ama Yusuf’un içindeki o sönmeyen ateş her şeyi berbat etmişti. Konakta ise sessizlik bir bıçak gibi keskindi. Gökhan, zaferinin tadını çıkarmak için mutfağa inmiş, kendine sert bir kahve söyletmişti. Zülal ise odasında, ruhu çekilmiş bir ceset gibi yatağın kenarında oturuyordu. Yusuf gitmişti. Artık onu bu hayata bağlayan hiçbir şey kalmamıştı. Gökhan odaya girdiğinde ıslık çalıyordu. "Gördün mü Zülal? Sevda dediğin şey bir kamyonet kasasına sığacak kadar küçükmüş. Yusuf efendi çoktan toz oldu." Zülal başını kaldırmadı. Gökhan onun yanına çöküp çenesini sertçe kavradı. "Artık ağlamayı kes. Bundan sonra bu konakta yeni kurallar var. Akşam yemeğinde masanın başında, en güzel elbiselerinle oturacaksın. Mardin halkı Zülal’in nasıl bir saltanat sürdüğünü görecek." Tam o sırada konağın aşağısından bir gürültü koptu. Kapıdaki korumaların bağırtıları yukarı kadar geliyordu. Gökhan kaşlarını çattı, belindeki silahı kontrol edip pencereye yöneldi. Bahçede Yusuf duruyordu. Ter içinde kalmış, üstü başı toz içindeydi ama dimdik duruyordu. "Gökhan Ağa! İn aşağı!" diye kükredi Yusuf. Gökhan’ın yüzünde önce bir şaşkınlık, sonra vahşi bir gülümseme belirdi. Zülal ise "Yusuf" diye inleyerek pencereye fırladı. Gökhan onu sertçe geriye itti. "Otur oturduğun yerde! Bakalım bu fukara ölmek için neden bu kadar acele ediyor." Gökhan aşağı indiğinde, avludaki korumalar Yusuf’un etrafını sarmıştı. Gökhan elini kaldırıp onları durdurdu. "Vay vay vay... Bizim bülbül kafesinden kaçamamış. Hayırdır Yusuf? Yol parası mı bitti?" Yusuf, Gökhan’ın gözlerinin içine baktı. "Bana bak Gökhan Ağa. Her şeyi satın alabilirsin. Dükkanları, halıları, taşları... Ama benim korkumu satın alamazsın. Gitmiyorum. Buradayım. Elimde hiçbir şey kalmadı, kaybedecek bir canım var. Onu almaya gücün yetiyorsa gel al!" Gökhan kahkaha attı. "Senin canın benim için bir kurşun değeri bile taşımıyor Yusuf. Ama madem gitmek istemiyorsun, o zaman sana Mardin’i dar edeceğim. Seni bu sokaklarda aç biilaç gezdireceğim." "Gezdir!" dedi Yusuf. "Ama her gün bu konağın önünden geçeceğim. Her gün senin o sahte imparatorluğunun nasıl çökeceğini izleyeceğim." Yusuf’un dönüşü şehirde bomba etkisi yarattı. Meryem çaresizce şehre geri döndü ama Yusuf onunla konuşmuyordu. Yusuf, çarşının tam ortasında, Gökhan’ın satın aldığı dükkanın tam karşısındaki kaldırıma oturdu. Elinde ne bir mal vardı ne de bir iş. Sadece bekliyordu. Meryem, Gökhan’ın yanına gizlice gitti. "Onu durduramadım," dedi titreyerek. "Zülal’i unutamıyor. Eğer Zülal ile görüşürse her şey ortaya çıkar. Yazdığım mektupların yalan olduğunu anlarsa ikimizi de öldürür." Gökhan sinirle masayı devirdi. "Anlamayacak! Zülal odadan dışarı adım atmayacak. Yusuf ise dışarıda çürürken, Zülal içeride onun sefalet haberlerini alacak." Gökhan hemen bir plan daha yaptı. Zülal’i yanına çağırdı. "Bak Zülal, senin o çok sevdiğin Yusuf geri dönmüş. Ama neden biliyor musun? Meryem’i burada bırakıp kaçmaya çalışırken yakalanmış. Şimdi halk onu tükürükle boğuyor. Rezilliğini izlemek ister misin?" Zülal inanmadı. "Yusuf yapmaz. O gitmişti, neden dönsün?" "Döndü çünkü parası bitti!" dedi Gökhan. "Şimdi aşağıda, dükkanın önünde dileniyor. Gel de bak sevgilinin haline." Gökhan, Zülal’i kolundan tutup balkona sürükledi. Aşağıda, uzakta Yusuf’un kalabalığın içinde hırpalandığını gördüler. Gökhan’ın adamları Yusuf’u provoke ediyor, üzerine yürüyordu. Zülal’in içinden bir parça koptu. Yusuf’un o halini görmek, Gökhan’ın yarattığı şüpheyi derinleştirdi. "Gerçekten mi?" diye fısıldadı Zülal. "Gerçekten bu kadar düştü mü?" Günler geçtikçe baskı arttı. Yusuf, Gökhan’ın adamları tarafından her gün darp ediliyor ama ertesi sabah yine aynı yere gelip oturuyordu. Esnaf önce korksa da, Yusuf’un bu sessiz direnişi insanların içinde bir acıma ve hayranlık uyandırmaya başladı. Bazıları gizlice ona ekmek getiriyor, bazıları su veriyordu. Meryem ise Yusuf’u tamamen kaybetmemek için son kozunu oynadı. Yusuf’un yanına gidip ağlamaya başladı. "Yusuf, bak her gün dayak yiyorsun. Gökhan Ağa seni öldürecek. Zülal ise yukarıda kahkahalar atıyor. Dün gece konakta şenlik vardı, duymadın mı? Senin bu halinle dalga geçiyorlarmış." Yusuf başını kaldırdı. "Gülsün Meryem. Eğer o mutluysa, ben bu dayaklara razıyım. Ama ben onun gözlerinde o nefreti görmeden hiçbir yere gitmem." Yusuf bir gece yarısı konağın arka bahçesine sızmayı başardı. Duvarları tırnaklarıyla kazıyarak tırmandı. Zülal’in odasının balkonuna ulaştığında nefes nefeseydi. Camı hafifçe tıklattı. Zülal yatağından fırladı. Korkuyla balkona yöneldi. Karşısında kan revan içinde Yusuf’u görünce çığlık atmamak için ağzını kapattı. "Yusuf? Sen delirdin mi? Öldürecekler seni!" Yusuf parmaklıklara tutundu. "Sadece tek bir şey soracağım Zülal. O mektupları sen mi yazdın? Benim yoksulluğumdan tiksindiğini, Gökhan’ın altınlarını sevdiğini sen mi söyledin?" Zülal şok içinde kaldı. "Ne mektubu Yusuf? Asıl sen... Sen bana 'Beni bekleme, Meryem ile yeni bir hayat kurdum' diye haber göndermedin mi? Gökhan her gün senin Meryem ile ne kadar mutlu olduğunu anlatıyor." İkisi de aynı anda donup kaldı. Karanlığın içinde birbirlerinin gözlerine baktılar. Ortadaki büyük yalan, o an bir cam gibi çatladı. "Meryem..." diye fısıldadı Yusuf. "Gökhan..." dedi Zülal. O an aşağıdan bir ışık patladı. Gökhan Ağa elinde feneri ve silahıyla avluda duruyordu. "Demek veda vakti geldi," dedi buz gibi bir sesle. "Kuş kafese girdi." Korumalar hemen balkona yöneldi. Yusuf aşağı atlamaya çalıştı ama Gökhan’ın adamları onu havada yakaladı. Zülal balkondan bağırdı "Dokunmayın ona! Gökhan, her şeyi biliyoruz artık! Yalanların bitti!" Gökhan yukarı bakıp gülümsedi. "Yalanlar bitti mi? Hayır Zülal, oyun yeni başlıyor. Madem Yusuf gitmek istemiyor, o zaman onu bu konağın zindanına misafir edelim. Sen de her gün onun nasıl eridiğini kendi gözlerinle izle." Yusuf’u sürükleyerek konağın alt katındaki karanlık depoya kapattılar. Gökhan, Zülal’i saçından tutup odaya soktu ve kapıyı üzerine kilitledi. "Şimdi," dedi Gökhan kapının arkasından. "Bakalım o büyük aşkınız açlığa ve karanlığa ne kadar dayanacak." Ertesi sabah Mardin halkı Yusuf’un ortadan kaybolduğunu fark etti. Meryem, Yusuf’un başına gelenleri öğrenince konağa koştu ama Gökhan onu kapıdan kovdu. "Senin işin bitti Meryem. Yusuf artık benim elimde. Eğer tek bir kelime edersen, o sahte mektupları Yusuf’un eline ben veririm, seni kendi elleriyle boğar." Meryem korkuyla geri çekildi. Kendi kazdığı kuyuya şimdi herkes düşmüştü. Konak artık sadece bir ev değil, yaşayan bir hapishaneydi. Yusuf aşağıda zincire vurulmuş, Zülal yukarıda nefessiz kalmıştı. Ancak Gökhan’ın unuttuğu bir şey vardı artık ikisi de gerçeği biliyordu. Ve gerçek, zincirlerden daha güçlüydü. Yusuf, karanlığın içinde taş duvara yaslandı ve fısıldadı "Zülal, duyuyor musun? Buradayım. Ve bu sefer hiçbir yere gitmiyorum." Zülal, kulağını yere dayadı. Yusuf’un sesini kalbinde hissetti. Gözyaşlarını sildi. Gökhan her şeyi almış olabilirdi ama onların arasındaki o yıkılmaz köprüyü, yani gerçeği, artık yok edemezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD