KADINLIĞA YAPILAN PLAN

1432 Words
Gökhan’ın parmakları Zülal’in saçlarının arasında bir celladın urganı gibi sıkılaştı. Yusuf’un yerde, çamurun içinde acıyla inleyişi bir senfoni gibi doluyordu kulaklarına. Ama bu ses ona huzur değil, daha büyük bir öfke veriyordu. Zülal’in gözlerindeki o feryat, o Yusuf’a bakan acıma dolu aşk, Gökhan’ın içindeki son merhamet kırıntısını da yakıp kül etmişti. Gökhan’ın zihni karanlık bir dehliz gibiydi o an. “Madem benim olmaya razı değilsin,” diye geçirdi içinden, dişlerini birbirine sürterek. “O zaman ben de sana bu konağı değil, tüm dünyayı cehennem ederim. Sana kadınlığın üzerinden gösteririm gününü. Gururunu öyle bir ayaklar altına alırım ki, Yusuf’un adını anarken bile dilin yanar.” Zülal’i sertçe sürükleyerek konağın kapısına doğru itti. Yusuf arkada, korumaların tekmeleri arasında sessizliğe gömülürken, Zülal’in tırnakları Gökhan’ın koluna geçiyordu. "Onu öldürme! Yalvarırım öldürme!" Gökhan durdu, kıza doğru eğildi. Yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. "Öldürmeyeceğim Zülal. Öldürmek merhamettir. O sakat herif her nefes alışında senin benim kucağımda olduğunu düşünerek ölecek zaten. Ama şimdi içeri gir. Yarın seninle bir randevumuz var. Madem bu konağın hanımı olmayı kabul etmiyorsun, o zaman bir kukla olmayı öğreneceksin." Ertesi sabah güneş, Midyat’ın taş evlerinin üzerine uğursuz bir kızıllıkla doğdu. Zülal gece boyu odasında kapalı kalmış, Yusuf’un akıbetini düşünmekten delirme noktasına gelmişti. Kapı sertçe açıldığında karşısında Gökhan’ı buldu. Gökhan, üzerinde jilet gibi duran siyah bir takım elbiseyle dikiliyordu. "Hazırlan," dedi Gökhan. Sesi buz gibiydi. "Şehre iniyoruz. Madem 'hanımağa' rolünü oynayacaksın, sana layık birkaç parça çaput alalım." Zülal itiraz etmedi. Biliyordu ki her itirazı, bir yerlerde can çekişen Yusuf’a veya abisi Ali’ye bir darbe olarak dönecekti. Üzerine siyah, ağır işlemeli bir elbise seçti. Yüzündeki solgunluğu kapatmak için hafif bir makyaj yaptı ama gözlerindeki o sönmüş feri hiçbir boya gizleyemiyordu. Konaktan çıktıklarında, korumalar etten bir duvar örmüştü. Gökhan, Zülal’in elini öyle bir sıktı ki, kemiklerinin çatırdayacağını sandı. Arabaya bindiklerinde Gökhan tek kelime etmedi, sadece dikiz aynasından karısının o mağrur duruşunu izledi. Mardin merkezdeki en lüks alışveriş caddesine geldiklerinde, Gökhan arabayı büyük bir mağazanın önünde durdurdu. Ama içeri girmediler. Caddenin köşesindeki şık bir kafeye yöneldi. Zülal ne olduğunu anlamaya çalışırken, Gökhan onu en ön masalardan birine, herkesin görebileceği bir yere oturttu. "Burada bekle," dedi Gökhan. "Bir işim var, geliyorum." Zülal masada tek başına oturduğunda, etraftaki bakışları üzerinde hissetti. "Gökhan Ağa’nın yeni karısı" fısıltıları kulaklarına çalınıyordu. Dakikalar sonra Gökhan görüş alanına girdi. Ama yalnız değildi. Yanında, şehre göre oldukça cesur giyinmiş, sarışın ve Zülal’in hiç tanımadığı bir kadın vardı. Kadın, Gökhan’ın koluna girmiş, kahkahalar atarak bir şeyler anlatıyordu. Gökhan ise Zülal’in tam karşısındaki masaya kadını oturttu. Aralarında sadece birkaç metre vardı. Gökhan’ın sırtı Zülal’e dönüktü ama yanındaki kadına bakışları, ona dokunuşları o kadar barizdi ki... Gökhan, kadının elini tuttu, parmaklarıyla kadının bileğini okşadı. Kadın eğilip Gökhan’ın kulağına bir şeyler fısıldarken, Gökhan aleni bir şekilde kadının saçlarını kokladı. Bu, o bölgenin raconuna, bir ağanın şanına yakışmayacak kadar büyük bir saygısızlıktı; hele ki karısı tam karşısında otururken. Zülal’in göğsüne bir yumru oturdu. Gökhan’ın amacı belliydi. Onu toplum içinde küçük düşürmek, "senin benim için hiçbir değerin yok" mesajını vermek. Gökhan, kadının dudağının kenarındaki hayali bir lekeyi başparmağıyla silerken, gözlerini bir anlığına Zülal’e çevirdi. O bakışta saf bir meydan okuma vardı. Zülal ellerinin titrediğini fark etti. Masanın altından yumruklarını sıktı. O sarışın kadının Gökhan’ın boynuna sokulması, Gökhan’ın kadına attığı o arzulu ya da öyleymiş gibi görünen bakışlar midesini bulandırıyordu. “Bana bak sen,” dedi kendi kendine. “Ne yapmaya çalışıyor bu herif? Aşağılık herif, resmen benimle dalga geçiyor. Kadınlığımı, onurumu çiğniyor burada herkesin önünde.” Gökhan, kadına doğru eğilip yüksek sesle, "Senin gibi bir kadınla vakit geçirmek, konaktaki o soğuk duvarlardan çok daha keyifli," dedi. Bu sözler doğrudan Zülal’in kalbine nişan alınmış birer kurşundu. Zülal bir an masadan kalkıp gitmek, o kadının saçına yapışmak ya da Gökhan’ın suratına okkalı bir tokat atmak istedi. İçindeki o kıskançlık mıydı yoksa gurur kırılması mı, ayırt edemiyordu. Ama sonra Yusuf’u düşündü. Yusuf’un yaralı halini, Gökhan’ın acımasızlığını... “Kendine gel kızım,” diye fısıldadı kendine. “Sakin ol Zülal. Sen Yusuf’u seviyorsun. Bu adam senin için bir hiç. Bir canavar. Sana ne Gökhan’ın kiminle seviştiğinden? Sana ne kimin elini tuttuğundan, kimi ellediğinden? Bırak ne halt yerse yesin. O kadınla yatağa da girse, önünde diz de çökse senin umurunda olmamalı. Senin kalbin başkasına ait.” Zülal derin bir nefes aldı. Bakışlarını Gökhan’dan ve o kadından kaçırıp caddeden geçen insanlara çevirdi. Yüzüne sahte, donuk bir maske taktı. Umursamıyormuş gibi davranacaktı. Gökhan’ın bu ucuz numarasının altında ezilmeyecekti. Ancak Gökhan durmuyordu. Kadını ayağa kaldırdı, elini beline doladı ve Zülal’in masasının tam önünden geçtiler. Gökhan tam Zülal’in hizasına geldiğinde durdu. "Zülal," dedi alaycı bir tınıyla. "Bize eşlik etmek ister misin? Yoksa o asık suratınla keyfimizi mi kaçıracaksın?" Zülal başını yavaşça kaldırdı. Gökhan’ın yanındaki kadın, Zülal’e tepeden bakan, küçümseyici bir tavırla süzüyordu onu. "Aman Gökhan," dedi kadın, "Karın pek bir dertli görünüyor, bırakalım da kendi yasını tutsun." Zülal, kadının o boyalı yüzüne bakıp gülümsedi. Bu öyle bir gülümsemeydi ki, Gökhan’ın bile bir an duraksamasına neden oldu. "Yoo," dedi Zülal sesi gayet dik. "Hiç dertli değilim. Sadece Gökhan Bey’in zevkinin bu kadar... ucuzladığını görmek beni şaşırttı. Buyurun, keyfinize bakın. Benim beklediğim çok daha değerli şeyler var." Gökhan’ın gözlerinde bir şimşek çaktı. Zülal’in bu dikbaşlılığı, planladığı o yıkımı gerçekleştirmesine engel oluyordu. Kolundaki kadını biraz daha sertçe kavradı. "Hadi gidelim," dedi kadına. Onlar uzaklaşırken Zülal arkalarından baktı. İçindeki fırtına dinmek bilmiyordu. “Şerefsiz,” diye mırıldandı. “Beni böyle mi yıkacaksın? Başka kadınlarla mı? Çok beklersin.” Mağazaya girdiklerinde Gökhan kadına en pahalı elbiseleri denettiriyor, sanki Zülal orada yokmuş gibi onun fikrini soruyordu. "Nasıl Zülal, sence bu kırmızı elbise arkadaşımıza yakıştı mı? Yoksa senin o zümrüt yeşili elbisenin gölgesinde mi kalır?" Zülal bir askıdaki ipek kumaşı parmaklarının ucuyla tuttu. "Kumaşın kalitesi askıda belli olur Gökhan Ağa. Üzerindekine göre değil. Ama sen belli ki sadece dış görünüşle ilgileniyorsun. İçindeki pisliği örtmeye yetmez bu elbiseler." Gökhan kadını kabine gönderip Zülal’in üzerine yürüdü. Aralarındaki mesafe kapandığında o tanıdık, tehlikeli koku burnuna doldu. Gökhan, Zülal’in çenesini sıkarak onu duvara yasladı. "Bana bak," dedi fısıltıyla. "O dilini koparmamı istemiyorsan düzgün dur. Burada herkes senin benim karım olduğunu, ama benim canım ne isterse onu yapacağımı görecek. Sen bir süs bebeğisin. Ve süs bebekleri konuşmaz." "Ben senin malın değilim!" diye tısladı Zülal. "İstediğin kadar kadınla gez, istediğin kadar rezillik çıkar. Benim ruhum Yusuf’un yanında. Sen sadece bir bedeni tutuyorsun burada. O bedeni de ister o kadına ver, ister çöpe at. Benim için hiçbir hükmün yok." Gökhan’ın sabrı taşmıştı. Zülal’in kolunu kavrayıp onu mağazadan dışarı, ara sokağa sürükledi. Korumalar hemen arkalarından yolu kesti. Gökhan, Zülal’i karanlık bir köşeye sıkıştırdı. "Yusuf öyle mi? O sakat piç!" Gökhan elini duvara vurdu. "Hala o diyorsun! Adamın bacağını eline verdim, hala Yusuf diyorsun! Ulan ben seni baştan aşağı altına bulasam, yine de o fakir, o ezik herifi mi isteyeceksin?" "Evet!" diye bağırdı Zülal. "Onun bir damla teri, senin bütün bu servetinden, bu sahte şanından bin kat daha onurlu. Sen sadece korkutmayı bilirsin Gökhan. Ama sevilmeyi asla öğrenemeyeceksin. Yanındaki o kadın bile senin paran için orada, senin o karanlık ruhun için değil." Gökhan’ın eli havaya kalktı, tam tokat atacakken durdu. Gözlerindeki o kor ateş, yerini derin bir boşluğa bıraktı. Elini yavaşça indirdi ve Zülal’in saçını kulağının arkasına itti. Dokunuşu bu sefer ürkütücü derecede yumuşaktı. "Öyle mi Zülal? Sevilmeyi bilmem öyle mi?" dedi sesi boğuklaşarak. "O zaman madem Yusuf’un onuru seni bu kadar etkiliyor, biz de o onuru biraz daha hırpalayalım. Yarın akşam konakta büyük bir davet var. Ve sen, o çok sevdiğin Yusuf’un, benim adamlarıma nasıl hizmet ettiğini izleyeceksin." Zülal’in beti benzi attı. "Ne demek istiyorsun? Ona ne yapacaksın?" Gökhan sırıttı. Bu, bir zaferin değil, yaklaşan büyük bir felaketin gülüşüydü. "Öğrenirsin. Şimdi yürü arabaya. Bu alışveriş bitti. Zaten sana ne alsam, üzerindeki o nefret kokusunu bastırmayacak." Arabaya bindiklerinde Zülal camdan dışarı bakarken içinden aynı kelimeleri tekrar ediyordu: “Sakin ol. Sabret. Yusuf için sabret. Gökhan’ın ne yaptığı umurunda değil. O kadına dokunması, onunla gülüşmesi... Hiçbiri beni yaralayamaz. Ben Zülal’im, kalbi Yusuf için atan Zülal. Bu cehennemden elbet çıkacağım.” Ama kalbinin bir köşesi, Gökhan’ın o sarışın kadına bakarkenki o sahte ama yakıcı tavrını neden bu kadar net hatırladığını sorguluyordu. Nefret, bazen ilgiden daha fazla yer kaplıyordu insanın zihninde. Ve Zülal, nefretinin içinde boğulmaktan korkuyordu. Gökhan ise direksiyonu sıkarken, yan koltukta oturan kadına değil, sadece dikiz aynasından gördüğü o inatçı gözlere bakıyordu. “Göreceğiz Zülal,” diye düşündü. “Kim daha önce yanacak, göreceğiz. Ben mi senin inadında, yoksa sen mi benim gazabımda?” Konağın kapıları o gece kapandığında, herkes için yeni bir oyunun perdeleri açılıyordu. Ama bu oyunda kimin kurban, kimin avcı olduğu henüz belli değildi. Zülal yatağına uzandığında, cebinde sakladığı Yusuf’un o küçük notunu son bir kez daha öptü. Yarın, Gökhan’ın vaat ettiği o "cehennem" akşamıydı. Ve Zülal, o ateşin içinde yanmaya hazırdı; yeter ki Yusuf hayatta kalsın.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD