Kuzey'in ceketinin omuzlarıma bıraktığı sıcaklık, içimde kopan fırtınayı susturmaya yetmiyordu. Koridorun sonundaki kapıya bir kez daha baktım. Sanki biraz önce yaşananlar gerçek değilmiş gibi... Sanki birkaç dakika sonra uyanacak ve bunun kötü bir rüya olduğunu anlayacaktım.
Ama değildi.
Aras gerçekten içerideydi.
Başka bir kadınlaydı.
Gözlerim yeniden dolarken başımı önüme eğdim. Kuzey sessizce beni izliyordu. Ne gereksiz sorular soruyordu ne de teselli etmeye çalışıyordu. Bu sessizlik tuhaf bir şekilde iyi geliyordu.
"Nefesin düzeldi mi?" diye sordu alçak bir sesle.
Başımı belli belirsiz salladım.
"Sanırım..."
Koridor yine sessizliğe gömüldü. İçimde dolaşan onlarca düşünce birbirine çarpıyordu. Bir süre sonra istemsizce konuştum.
"Ben anlamıyorum."
Sesim o kadar kısıktı ki kendim bile zor duydum.
"Neyi?"
Gözlerimi onun yüzüne kaldırdım. Yüzü ifadesizdi. Ama o ifadesizliğin altında gizlenemeyen bir şey vardı. Endişe... Belki de kabullenmişlik... Sanki biraz önce yaşananlar onu şaşırtmamıştı.
"O..."
Kelimeleri toparlamakta zorlandım.
"O senin kardeşin."
Kuzey hiçbir şey söylemedi.
"Ona yardım etmen gerekmez mi?"
Bu kez gözlerini benden ayırmadı.
"Nasıl benim yanımda durabiliyorsun?"
Sorumu bitirdiğimde birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık. Sonunda Kuzey derin bir nefes verdi.
"Ben doğru tarafta durmayı tercih ediyorum."
Ses tonu sakindi. Ne öfke vardı... Ne de pişmanlık. Sadece kesinlik.
"Üstelik..." diye devam etti. "Aras'la hiçbir zaman sandığın kadar yakın olmadık."
Bu cümle beni şaşırtmadı. Çünkü haklıydı. Çocukluğumdan beri Demirhan ailesinin içinde bulunurdum.
Bayramlarda, kutlamalarda, yemeklerde... Kuzey ve Aras'ı hiçbir zaman birbirine yakın iki kardeş olarak görmemiştim. Aralarında görünmez bir mesafe vardı.
Aras sürekli ağabeyinden şikâyet ederdi.
"Her şeye karışıyor."
"Beni çocuk gibi görüyor."
"Şirketten başka bir şey düşünmüyor."
Kuzey ise hiçbir zaman karşılık vermezdi. Sadece susardı. Belki de bu yüzden söylediklerine inandım.
Başımı yeniden önüme eğdim. Aklımda tek bir soru dönüp duruyordu. Aras beni hiç sevmiş miydi? Sevseydi... Bunu yapabilir miydi? Ben onun elini bile tutarken çekinmiştim.
"Evlenince." demiştim.
"Her şeyin bir zamanı var."
Ben buna saygı göstermiştim. O ise... Başka bir kadınla aynı odadaydı. İçimde acı bir boşluk oluştu.
Kuzey sesimi bölmedi. Ağlamama izin verdi. Toparlanmama izin verdi. Belki de şu an en çok ihtiyacım olan şey buydu. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.
"Teşekkür ederim."
Kuzey kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Neden?"
"Beni..."
Yutkundum.
"...zor durumda bırakmadığın için."
Başını hafifçe eğdi.
"Seni salona geri götürebilirim."
"Hayır."
Derin bir nefes aldım.
"Eve gitmek istiyorum."
"Kendi şoförümü çağırırım."
Hemen ardından başımı iki yana salladım.
"Aslında beni sadece salona kadar götürseniz yeter."
Oradan sessizce ayrılırım. Kuzey birkaç saniye düşündü.
"Anlıyorum."
Beni eve bırakmayı teklif etmedi. Israr da etmedi. Nedense bu tavrı hoşuma gitmişti. İnsan bazen iyilikten çok, sınırlarına saygı duyulmasına ihtiyaç duyuyordu.
Kuzey tam yürümek için döndüğünde ben yerimde kaldım.
"Lütfen..."
Durdu ve arkasını döndü.
"Aras'a beni gördüğünü söyleme."
Sesim yeniden titremeye başlamıştı.
"Şimdilik.Onun beni gördüğünü bilmesini istemiyorum."
Kuzey gözlerimin içine baktı. Sonra başını yavaşça salladı.
"Anlıyorum."
Başka hiçbir şey söylemedi. Söz vermesine gerek yoktu. Nedense söylediği tek kelimeye güvenmiştim.
---
Malikânenin yan girişinden dışarı çıktığım anda keskin gece ayazı yüzüme çarptı. Omuzlarımdaki ceket olmasa çok daha fazla üşüyecektim. Merdivenlerden inip yol kenarına geldim. Telefonumdan taksi uygulamasını açtım. Yakındaki bütün araçlar en az yirmi dakika uzaklıktaydı.
Derin bir nefes verdim.
"Bunu da hallederim."
Kendi kendime mırıldandığım anda siyah bir makam aracı yavaşça önümde durdu. Şoför camı indirerek bana nazikçe gülümsedi.
"Ela Hanım."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Evet?"
"Ben Kuzey Bey'in şoförüyüm."
İçimden geçen ilk şey reddetmek oldu. Adam konuşmaya devam etti.
"Kuzey Bey, bu bölgede gece saatlerinde taksi bulmanın zor olduğunu söyledi."
Arka kapıyı açtı.
"Size yardımcı olmamı istedi."
Kuzey... Hiçbir şey söylemeden bunu da düşünmüştü. Kısa bir tereddütten sonra arabaya bindim.
"Teşekkür ederim."
Şoför saygıyla başını eğdi.
"Nereye gitmek istersiniz?"
Annem... Hayır. Şu an eve gidersem sorulara cevap verecek gücüm yoktu.
"Üniversite yurduna gidebilir miyiz?"
"Elbette."
Araba sessizce yola koyuldu. Camdan dışarı bakarken İstanbul'un ışıkları gözlerimde dağılıyordu. Bu gece sanki bütün hayatım değişmişti.
---
Yurdun önüne geldiğimizde şoför inip kapıyı açtı.
"İyi geceler Ela Hanım."
"Her şey için teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Yavaş adımlarla binaya girdim. Koridorlar her zamanki gibi sakindi. Odamın kapısını açtığımda oda arkadaşım Merve yatağında uzanmış, kulaklıklarıyla müzik dinliyordu.
Beni görünce kulaklığının tekini çıkardı.
"Erken dönmüşsün."
Gülümsemeye çalıştım.
"Biraz yoruldum."
"İyi misin?"
"Duş alıp geleceğim."
Daha fazla konuşmasına fırsat vermeden banyoya girdim. Sıcak su omuzlarımdan akarken sonunda gözyaşlarıma engel olamadım. Sessizce ağladım. Kimsenin duymayacağı kadar sessiz...
Yarım saat sonra pijamalarımı giyip yatağıma uzandım. Tam gözlerimi kapatacakken telefonum titreşti. Ekrana baktım.
Aras Arıyor...
Parmağım ekranın üzerinde durdu. Aramayı reddetmeli miydim? Yoksa anlatacağı yalanları dinlemeli miydim?
Telefon ekranında Aras'ın adı yanıp sönmeye devam ediyordu.
Parmağım cevapla tuşunun üzerinde birkaç saniye asılı kaldı.
İçimde iki ses birbirine karışıyordu.
Biri, "Konuş. Belki bir açıklaması vardır." diyordu.
Diğeri ise, "Hayır. Onun sesini bile duymak istemiyorsun."
Derin bir nefes aldım.
Hayır...
Bunu yapamazdım.
Şu an onunla yüzleşecek gücüm yoktu.
Parmağımı yavaşça ekranın üzerinde kaydırdım ve aramayı reddettim.Oda yeniden sessizliğe büründü.
Sessizlik yalnızca birkaç saniye sürdü.
Telefonum peş peşe titreşmeye başladı.
Aras: Neredesin?
Birkaç saniye sonra bir mesaj daha geldi.
Aras: Telefonumu neden açmıyorsun?
Ardından bir tane daha...
Aras: Ela, konuşmamız lazım.
Telefonu elimde tutarken gözlerimi kapattım.
Konuşmak...
Gerçekten ne konuşabilirdik?
Kapıyı açan o sarışın kadın gözlerimin önünden gitmiyordu.
Bornozunun beline gelişigüzel bağlanmış kuşağı...
Dağılmış saçları...
Sonra içeriden yükselen o ses...
"Cansu aşkım, kim gelmiş?"
Boğazım yeniden düğümlendi.Telefon tekrar titredi.Bu kez uzun uzun ekrana baktım.
Kaçmak istemiyordum.Ama konuşmak da istemiyordum.Mesaj bölümünü açıp kısa bir cevap yazdım.
Ela: Yurttayım. Merve uyuyor. Şu an konuşamam.
Gönder tuşuna bastım.
Mesaj iletildi.
Uzun süre ekrana baktım.
Belki yazardı.
Belki arardı.
Belki açıklamaya çalışırdı.
Hiçbir şey olmadı.
Ekran sessiz kaldı.
Telefonu komodinin üzerine bırakıp tavana baktım.
Odam karanlıktı.
Sadece pencerenin arasından süzülen sokak lambasının solgun ışığı tavana vuruyordu.Gözlerimi kapattığım anda görüntüler yeniden canlandı.
Kapının yavaşça açılışı...
Bembeyaz bornoz...
Şaşkın bakışlar...
"Cansu aşkım, kim gelmiş?"
Hızla gözlerimi açtım.Kalbim yeniden sıkışmıştı.Yastığa doğrulup oturdum. Ona aşık değildim ama bunu da hak etmemiştim.
"Neden?"
Fısıltım odanın sessizliğinde kayboldu.
Ne zaman değişmişti?
Yoksa ben mi hiç fark etmemiştim?
---
Aras'la ilk defa gerçek anlamda bir araya geldiğimiz günü hatırladım.Üniversitenin ilk haftasıydı.İkimiz de kampüste yolumuzu bulmaya çalışıyorduk.Ben yanlış binaya girmiş, dersliğimi ararken koridorlarda kaybolmuştum.
Merdivenlerden inerken elimdeki kitaplar yere saçılmıştı.Tam eğilecekken başka bir el de aynı kitaba uzanmıştı.Başımı kaldırdığımda Aras'ı görmüştüm.
"O sanırım senin."
Kitabı bana uzatırken gülümsemişti.
"Teşekkür ederim."
" Bu okula başladığını bilmiyordum. Uluslararası İşletme mi ?"
Başımı sallamıştım.
"Sen?"
"Hukuk."
Sonra gülerek eliyle karşı binayı göstermişti.
"Yanlış fakültedesin."
Utançla gülmüştüm.
"O yüzden sınıfı bulamıyorum demek."
"O tarafa gidiyorum."
Çantasını omzuna atmıştı.
"İstersen gösterebilirim."
İşte her şey böyle başlamıştı.Sonra tesadüfler çoğalmıştı.
Kantin...
Kütüphane...
Kampüs...
Her yerde karşıma çıkıyordu.Bir gün sabah derse yetişmeye çalışırken elime sıcak bir kahve tutuşturmuştu.
"Günaydın."
Şaşkınlıkla bardağa bakmıştım.
"Bunu bana mı aldın?"
"Başka Ela göremedim."
Gülüşü bulaşıcıydı.O gün ilk kez onun yanında gerçekten rahat hissetmiştim.
Yağmurlu bir sonbahar günü ders çıkışında şemsiyemi yurtta unuttuğumu fark etmiştim.Kampüs kapısında beni bekliyordu.Tek şemsiyenin altına girmiştik.
Omzu sürekli benim omzuma değiyordu.
"Soğuk mu?"
"Biraz."
Ceketini omuzlarıma bırakmıştı.Hasta olmamam için yol boyunca kendi omzu yağmurda ıslanmıştı.O gün bunu fark ettiğimde içim sımsıcak olmuştu.Babamı on beş yaşındayken kaybetmiştim.O günden sonra hayatımdaki sıcaklık yavaş yavaş eksilmişti.
Annem sürekli çalışıyordu.
Haklıydı.
Evi geçindirmek zorundaydı.Ama ne zaman canım yansa anlatacak birini bulamıyordum.
Sonra Adnan hayatımıza girmişti.Evimiz değişmişti.Kurallar değişmişti.Ama içimdeki yalnızlık hiç değişmemişti.
Belki de bu yüzden Aras'ın ilgisi bana bu kadar iyi gelmişti.
Sabahları kahve getirmesi...
Ders çıkışında beni beklemesi...
Durduk yere mesaj atması...
İlk kez birinin beni gerçekten önemsediğini düşünmüştüm.
Üstelik iki aile de bu ilişkiyi destekliyordu.
Kimse gizlenmiyordu.
Kimse karşı çıkmıyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Belki de ben aşk sandığım şeyi, ilgiyle karıştırmıştım.
Çünkü geriye dönüp baktığımda...
Ona gerçekten âşık olduğumdan hiçbir zaman emin olamamıştım.
Sadece...
Onun bana gösterdiği ilgi hoşuma gitmişti.
Fakat zaman geçtikçe o ilgi azalmaya başlamıştı.Ben heyecanla günümü anlatırken gözleri telefon ekranına kayıyordu.Bir kafede oturduğumuz gün neredeyse konuştuğum hiçbir şeyi duymamıştı.
"Dinliyor musun?"
Başını kaldırıp gülümsemişti.
"Tabii."
Ama ne anlattığımı sorduğumda cevap verememişti.Bunu ailesinin baskısına yormuştum.
Şirket...
Dersler...
Sorumluluklar...
Hepsi üst üste gelmişti.
"Kafası çok dolu."diye düşünmüştüm.
Onu hep ben savunmuştum.Belki biraz daha sabretmem gerektiğine inanmıştım.Oysa bugün öğrendiğim gerçek çok daha farklıydı.
Sorun yoğunluğu değildi.
Sorun...
Ben değildim.
Yorgunluk yavaş yavaş göz kapaklarıma çöktü.Telefonuma son bir kez baktım.
Yeni mesaj yoktu.Derin bir nefes alıp başımı yastığa bıraktım.Düşüncelerim birbirine karışırken gözlerim ağırlaştı.Sabaha karşı, sessizce uykuya teslim oldum.