HAYDAR
Taze bahar çiçekleri gibi narin tenin benim geçmişimi taşıyabilir mi?
O Akşam peri kızı gibi gönlümün tüm odalarında dolandın.Sana ayırmadığım bir tek köşe kalmadı.
***
Sabaha karşı uyudum.Gözlerimde hâlâ onun izi var.
Bu sabah ayrı bir sessizlik hakim sessiz sokaklara,adımlarımın yankısı kulaklarımda yürüyorum hak kapıma doğru,ekmek teknemin kapısını açması için yedek anahtar verdiğim Yiğit'i arıyor gözlerim ilk kez geç kalıyor.Yine besmele ile açtım kapıyı bu sefer dükkan da çay demledim.
Çayımıda içtim hâlâ yok piyasada aramak rencide etmek istemiyorum genç çocuk belki uykuya yenik düştü yada vardır bir nedeni desem de içimde bir kuşku var ki kalbim daralıyor.
Tam da kapıya kilit vurup çıkacakken Yiğit yalın ayak sokağın başından koşarak geliyor.
"Ustaam abim...!" Öyle bir hızla geldi ki zor tutum düşmeden.
"Ne oldu Aslanım söyle Yiğit ne oldu?"
Kollarını tutmuş sarsıyordum.Ama nefes nefese ağlıyor anlatamıyor.
"Önce otur gel Yiğit anlat "
"Ustam abim...yerde...baygın" duraksayarak nefes nefese söyledi ama anladım.
"Hemen beni eve götür Yiğit!"
Eve nasıl vardık bilmiyorum ama merdivenlerde Yiğit pes etti.Çıplak ayakları kan içinde öylece kala kaldı.
İçeriye girdiğimde yerde saçı sakalı bir birine girmiş genç bir adam boylu boyunca yatıyor gözleri kapalı başında ağlayan yere kapaklanmış kadın 'oğlumu zehirlediler' sadece aynı şeyi söylüyor.
Önce yerde yatan gencin nabzına baktım.Nabız vardı ama çok cılız geliyor.
Hemen ambulansı aradım.Sonra kadını kaldırıp 'yaşıyor merak etme' dedim.Beni duyduğundan emin değildim.Aşağı inip Yiğit'e"korkma yaşıyor şimdi ambulans gelir sen gel annenin yanında ol" kapının önünde beklemeye başladım.Olurda evi bilemezler zaman kaybı olmasın diye, orada kaç dakika bekledim bilmiyorum sanki bir asır geçti.
Ben bunu ilk kez yaşamıyorum arazide bir asker yaralansa helikopter gelene kadar canım burnumda beklerdim.İşte o an gibi yine beni deniyordu.
Ambulans geldi ilk müdahaleyi yaptı ama yüksek doz o illetten kullandığı belliydi.
Hastanede yoğun bakıma aldılar beyninde hasar oluşmuş olabilir dedi doktor.Kalbi geldiğinde durmuş tekrar hayata döndürüldü ama yaşarsa pekte normal bir hayatı olmayacaktı.
Yiğit'i alıp eve getirdim annesi ve abisi için bir kaç parça eşya aldık.Ama kendisi giyinmek istediğinde abisinin dolabının bir kenarında bir kaç parça eşyası vardı.
Kim bilir kaç zamandır abisinin eskilerini giyiyor.Hastahanede annesine eşyaları bir miktar para bırakıp çıktık.
Hastanede kalmak istese de izin vermedim.
Önce onun yaşına göre bir kaç parça giysi çamaşır aldık.Sonra karnımızı doyurup evin yolunu tuttuk.Bir gece misafir olsun diye anneme emanet ettim.
Annesini arayıp son durumu öğrendim abisi aynı durumda, yoğun bakımda olduğu için elimizden birşey gelmezdi.
Bu olay planımı hızlandırmam gerektiğinin bir işareti.Yiğitin abisi gibi kim bilir kaç genç hayatının baharında bu illetin pençesinde yitip gidiyor.
İlyas'ı aradım."Teklifini düşündüm nereye geliyorum" telefonun ucunda yine ortalığı inleten gülüşüyle keyifle beklediğini söyledi.
Kartta yazan adrese gittiğimde büyük bir binada lüks ofisin önünde bekleyen iki güvenliğe İlyas için geldiğimi söyledim.
Telefonla haber verdiler.'İlyas bey sizi bekliyor' bey miş sırtlana bey diyenler dünya kurulduğundan bu yana vardı.Ama bu adamda daha da sırıtan bir ünvandı.
İlyas ofiste elinde koca bir puro yakmamış beni bekliyordu.
"Geldim şimdi şöyle bakalım teklifin nedir?"
Önce küçümseyen bir gülümsemeyle
"Tiksintiyle baktığın bu adama herkes saygı da kusur etmiyor Haydar" dedi.Koltuktan kalkıp elini uzattı elimi uzatmayınca masa önündeki koltuğu işaret etti.Oturdum ofise göz gezdirdim tüyü bitmemiş gençlerin zehiri sinmiş bu eşyalar sadece çöptü gözümde.
"Haydar eline bir çakmak versem benide burayı da yakacak gibi bakıyorsun" Bu sözlere o itici kahkahasını ekledi.
Ben artık mide bulandırıcı bu ortama tahammül edemesemde Yiğit ve abisinin yüzü gözlerimin önünde beliriyor,annesinin acı çığlıkları kalbime işlemiş bir kurşun gibi göğsümü acıtıyordu.
"Evet teklifin dedim"
"Sevdim seni kısa öz konuşan bir adamsın,sağ kolum olacaksın hatta kara kutum"yüzümdeki mimikleri okuduğunu biliyordum.
Gözümü bile kırpmadan tek kaşım havada
"Bana nasıl bu kadar güveniyorsun?"
"Sana değil tecrübeme güveniyorum ve bunun karşılığında istediğini yaparım paraya boğarım seni"
Tiksintim gittikçe artıyor ama planım işliyordu.
"Tek bir şartım var o pis paranı istemem"
"Söyle ne istersen yaparım" gözlerinin içi parladı.
"Mahallede satış olmayacak,tüm mahallenin borcu silinecek, ne Murtaza nede bir başkası mahallede benden habersiz kuş uçmayacak"
O keyifle gülen adamın sesini bir tarafına tıkamanın verdiği mutlulukla bu sefer ben keyiflenmiştim.Camın önüne geçip küçücük kasabada en lüks binanın camından etrafı izledim.
"Evet cevabınız İlyas bey" imalı bu bey kelimesi rahatsız etti.
Keyifsiz tamam der gibi başını salladı belliki etrafın da güveneceği bir tek kul yoktu.
"Tamam ama ben senin sözüne sadık kalacağını nereden bileceğim?"
Alaycı gülümsemeyle bu sefer ben ona bakıp tek kaşımı kaldırdım.
"Fark etmez" deyip kapıya yöneldim.
Koltuğundan kalkıp "Tamam herşey istediğin gibi olacak yarın önemli bir toplantım var orada olman gerekiyor"
Çekmecesini açıp iki tane tabanca çıkardı.
İkisi de askeriyede bile görmediğim tabancalar ital marka ve susturuculuydu.
"Kalsın yarın alırım" dedim ve çıktım.
Korkudan değil ama bu günah çukurunun içine böyle birden düşmem terletti beni!
Kapıdan çıkarken güvenlik yine telefona sarılınca duraksadım "Patronuna söyle bizde söz namustur peşime adam takarsa yarın kendi başına gider o toplantıya"
Güvenlik başını sallayıp telefondakine aynen söylediklerimi aktardı.
Bu beni derin yapan ilk olay oldu.
Mahalleye girdiğimde Dilaver beni aradı.
"Nerdesin Aslanım seni arıyorum açmıyorsun dükkan dünden beri kapalıymış?"
"Dilaver gelince anlatırım" telefonu kapattım.
Dükkandan alacaklarım vardı.Sokağa girdiğimde Zeynep terzinin önünde Şükran'la konuşuyordu beni görmesini ilk kez istemedim.Bir hamam dolusu su yıkasa temizlenmeyecek bir işe kalkışmışım gibi utandım.
Tam dükkan kapısını açacaktım ki Şükran
"Haydar Günaydın bir sıkıntı yok değil mi Yiğit'in abisi nasıl?" tüm bedenimle o tarafa döndüm.Zeynep'le göz göze geldik hüzünle bakıyor belliki oda üzülmüştü.Derin bir iç çektim.
"Günaydın Şükran aynı durumu yoğun bakımda" Zeynep'e bakarak konuşuyordum.
Şükran "Çok geçmiş olsun" dedi ama ben hâlâ Zeynep'e bakıyordum.
Onunda içime ateş salan gözleri bana bakıyordu.Bilse daha yeni bulaştığım pisliği ne derdi?
Zeynep Şükran'a dönüp "Annem bekliyor Şükran"deyip yürüdü ama ayaklarım onu takip etmek istiyor onuda alıp şu pis dünyadan çok uzaklara gitmek isteyen zihnim beni peşine taktı.Arkasında yürüdüm biraz...
"Zeynep " durdu yüzüme bakıyordu.Yıldızlar kaymış yerde onu arıyor gibi bir güzellikle!
"Zeynep " adı dökülürken dilimden bir kere daha büyüyor göz bebekleri.Kokusu içime doluyor.
"Yarama merhem olur musun?"
Zeynep başını öne eğdi...Başını kaldırıp gözlerimi okudu bir solukta.
"Ya daha çok acırsa canın?"
Bu sözü duydum ya alıp göğsüme saklamak istedim.
Herşeyden herkesten tüm kötülüklerden.
Bir tek benim olsun sadece benimle kalsın.
Sokak ortasında sarılıp öpmek istedim.
Derin sevgimi sezmesi için bunlar yeter miydi bilmem?
Yüzü yine o pembe renklerin en güzeli ile dolmuştu.
Sadece birbirimizi seyrediyor kimseyi önemse miyorduk.Dilaver'in sesi duyuldu.
"Burdasın Aslanım "
Ruhumla sarıldığım mis kokusunu bırakıp sesin geldiği yöne döndüm.
Burdayım der gibi başımla onaylayınca Dilaver dükkanın önünde kaldı.
Zeynep'e dönüp "Ben bir bakayım ama benden uzak durma bundan sonra dayanamam" Zeynep sessizdi ama bakışları ile açılmıştı aramızda ki perde başı ile onayladı.Pembe yanaklarına giden eli saçlarını düzeltti."Görüşürüz" dedi.
Ben şimdi tüm bu olanlarla ne yapacaktım?
Ne yardan nede serden vazgeçmeyen Haydar benliğimi ele geçirmişe benziyor.
Rahmetli babamın dediği sözler geliyordu aklıma cesaretim kimseye zarar vermemeliydi.
Ama gönlüm bir kere aşk zehirine bulaşmıştı...