HAYDAR
Masumun canı ucuzdur evlat!
Hak kapımı açmak için sabah erkenden kuş cıvıltıları ile sokağın başına vardığımda gençten bir çocuk kapı önünde beni bekliyordu.
Dilaver'in bahsettiği çocuk olmalıydı.
"Hoş geldin evlat "
"Hoşbulduk Haydar abi!"
Dükkan kapısını açıp iki tabure aldım.
"Otur bakalım evlat tanışalım kimsin sen?"
"Adım Yiğit onbeş yaşındayım"
"Yiğit okula gitmiyor musun?" Gözleri dalıp gitti zaten dökülmeye hazır göz yaşlarına hakim olmaya çalışıyordu.
"Yok abi annem hasta küçük kardeşim birde abim var"
Abim var kısmında yutkundu.
"Abin ne yapar evlat?"
"Abim daha önce çalışıp bize bakardı abi o zaman bende okuluma gidiyordum ama şimdi o illete bağımlı anneme verilen üç beş kuruşu da onun krizleri gelmesin diye veriyoruz"
Abisi bu batağa nerden düştü öğrenmeli ama Yiğit'i daha fazla üzmek istemedim.
"Tamam Yiğit dükkanın kuralları var anlatıyım bir kere ben okumamış çırak istemem!"
Gözlerinde aynı hüzün belirdi.
"Sen burda getir götür yaparsın ben dükkanda yokken dükkana bakarsın ama bir şartla her bulduğun boşlukta ders çalışacaksın dışarıdan sınavlara gireceksin"
Bu sefer o sönen gözlerdeki umut ışığı görülmeye değerdi.
Elimden gelse tüm dünyanın çocuklarının gözleri böyle ışıl ışıl parlasın isterdim.
"Çay demlenmiştir koş iki çay kap bize,al şu bozuklukları iki de simit al burada nevalemiz var kahvaltı yapalım senle"
Ayaklandı "Tamam usta" dedi.Bu içten usta deyiş getirip on beş yaşındaki Haydar'ı oturttu karşıma ustamda bana 'okumadan olmaz evlat'demişti.Ne çok şey öğretmiş bana! Benim hem öğretmenim hem rehberim olmuş.
Yiğit çayları getirdiğinde ışıl ışıl bakıyordu. Çocukların ışığını söndüren Yiğit'in abisi gibileri o pis bataklığa düşürenleri kendi karanlıklarında boğmak istedim.
Yiğit halinden memnundu ama okul işini hemen halletmek gerek.Benim de ustalık belgemi aldığım gece okuluna giderdi.Hiç yoktan iyidir diye düşündüm.
Dilaver heycanla geliyor sokağın başından göründü.İyi bir haber almış gibi"Müjdemi isterim Aslanım Şükran'ın anası gelsinler demiş bu akşam kız istemeye gidiyoruz."
Bunları söylerken kanatlanıp uçacak sanki!
"Hayırlı olsun kardeşim desene bizim iddia yattı"
"Maç doksan dakika Aslanım sakin ol bizden önce yaparsın sen düğünü Şükran'ın anası versede meymenetsiz yüzüyle düğün hemen olmasın diyecek iyi biliyorum"
Böyle konuşurken bile senelerdir süründüren müstakbel kaynanasına ekşi erik yer gibi ağzını buruşturuyordu.
"Nasip Dilaver nasip,benim ki daha ortada tarafları olmayan bir gönül davası Zeynep'in gönlü boş mu?Onu bile bilmiyorum"
Dilaver gerilip gözlerime bakıp "İşte onu bende bilmiyorum Aslanım dedi."
Bu söz gelip yüreğime koca bir ateş bıraktı.
"Yoksa bildiğin birşey mi var Dilaver?"
"Yok Aslanım yok senin için rahat olsun anladığım kadarıyla Zeynep'ten yana birşey yok"
Nasıl yani biri mi vardı?Bakışlarım daldı birden Zeynep'in yakında gidecek olması hayatında başkalarının olacağı ihtimali gözümü kararttı.
Dilaver sessizleşti ama ben o soruyu sorup cevabı almak istemedim.Dilaver çalan telefonunu açtı.
"Tamam geliyoruz sen sakın çaktırma"
Bana bakıp "Aslanım Balyacı gelmiş"
Geldiyse göreceğide vardı.Dilaver'in dükkana girdiğimizde gündüz kuşağında dedektif gibi herkesi bulan kadının avukatı varya tıpkı o! Ceket düğmesi göbeğinin üzerinde kırmızı kravat ona tezat açık mavi bir takım elbise, ceket cebinde ipek mendili gözlüklü bir ihtiyar,sandalyede bir asaya yaslanmış oturuyordu.Sağında solunda geçen gelen tekinsiz tipler dik dik bize baktılar.
Dilaver "Hayırdır yine bizim mekâna hangi rüzgâr attı sizi" dedi o iki tekinsiz tipe bakarak.
Sandalyede oturan ihtiyar bize bakıp "Hanginiz Haydar?" sesi tuhaf boğuklukta.
"Benim neden arıyorsunuz beni?"
İhtiyar beni baştan aşağı süzüp bayağı iyi der gibi alt dudağı ile üst dudağına baskı yaptı.Beyazlamış bıyıklarını burdu.
Ben ne oluyor der gibi başımı sallayınca tekrar sandalyeye yayılıp bacak bacak üstüne attı.
"Sana bir teklifim var delikanlı!"
"Neymiş o teklif ihtiyar" O tok sesiyle güldü, gülüşüyle Dilaver'in dükkan inliyordu.
"Bak ayağına kadar geldim kimseye yapmam bunu Murtaza'nın adamlarını güzel paketlediğini duydum benim tam aradığım adamsın iş teklif ediyorum gel yanımda çalış"
"Pis işlerini yapacak başka birini bul!"
"Daha teklifimi duymadın ki!"
Daha fazla sabrım kalmamıştı ama benden yaşça büyük bir adama da el kaldıracak değildim.
"Benim işim var çok şükür gerek yok!"
Ayağa kalktı.Bilmiş bir tavırla "Araştırdım işini elinden almışlar iş dediğin şu külüstür dükkansa burası yaşlı ananın karnını bile zor doyurur"
"Anamın adını ağzına alma!"
"Peki evlat ama sen teklifimi biraz düşün" yanındaki izbandutlardan birisi kartı uzattı.
İlyas Soylu iş insanı yazıyor.Soysuz'un insan olduğu bile şüpheliydi.Arabalarına binip gittiler.
Dilaver huzursuz bir şekilde "Fazıl haklı galiba Aslanım sert kayaya çarptık"
Bense planım yolunda gidiyor diye için için sevinmiştim.
Ama en büyük bayram şu mahalleyi bu adamlardan temizlediğimde yapacaktım.
"Korkma Dilaver!Bunların böyle göründüğüne de bakma yürek olmaz bir gram bu şeref yoksunlarında anca çocuk zehirler tehditle mala çökerler"
Dilaver biraz gururlu "Şimdi onlar için korktum o zaman Aslanım desene bir planım var bizde eğlenceye dahil miyiz?"
"Sen bulaşma kardeşim sen evli barklı adam sayılırsın artık" deyip elimi omzuna koydum.
Dilaver bir anda çalar saat duymuş okul çocuğu gibi "Eyvah ben berbere gidecektim akşama geliyorsun değil mi?"
"Gelmez miyim?Kardeşimin en mutlu günü"
Bende akşama kadar dükkanda bekleyen işleri hallettim.Necmi abi ile çay içip akşam için bir kaç parça kıyafet aldım.Ne kadar kıyafetim varsa o kadının evinde kalmıştı.
Akşam oldu çiçek çikolata elinde Dilaver'le arabaya bindik annesi babası Şükran'ın evine geldik.Şükran özenli kıyafeti ile kapıyı açınca acaba bizim mavi gömlek siyah pantolon sade mi kaçmıştı Dilaver'e yakışır sadıç olamadık mı?Derken...
Şükran'ın arkasında ki bir çift gözü görene kadar gayet sakindim ama Zeynep'in ince zarif bedeni Şükran'ın elbisesinin ardında kalmış,gözleri gözlerime biran değdiğinde yüzündeki gülümsemenin hedefine tam on ikiden atılan ok gibi yüreğime saplandığından haberi yoktu.
Neye güldü bu kız bilmiyorum ama gülüşü çok güzeldi.
İsteme gergin geçsede kahvelerle herşey tatlıya bağlanmıştı.Dilaver kulağıma eğilip "Darısı başınıza Aslanım" O an Şükran'ın yanında oturan Zeynep'e kaydı gözlerim.
"Amin kardeş amin" Zeynep'in kulağınada Şükran eğilip birşeyler söyledi.Zeynep yine pembeden ala dönen yanakları ile başını öne eğdi.
Gece bitti ama aklıma kalan gülüşü ile sabahı ettim.Zeynep senden kaçmak en büyük ahmaklık belki de?
ZEYNEP
Mahalle Haydar geldiğinden beri dedikodu kazanı olmuştu.Haydar'ın tekinsiz tiplerle görüştüğü Dilaver'in dükkanına uğrayan adamların korkunç tipleri kuaför Ayça'ya gittiğimde konuşan kadınlar sayesinde benim bile kulağıma gelmişti.
Gerçi Şükran'dan en doğrusunu öğrenmek için sordum ama Dilaver abi onada birşey söylememiş sadece 'Haydar mahallelinin zannettiği gibi biri değil' demişti.Benim de tek bildiğim buydu.
Şükran'ın istemesi için onun benim için diktiği siyah simli elbiseyi biraz abartılı bulsam da giymiştim.Yoksa kırk yıl konuşur başımın etini yerdi.
İsteme günü Şükran kapıyı açınca Dilaver abinin hemen arkasından Haydar başını eğerek kapıdan girdiğinde gülmemek için kendimi tuttum göz göze geldik.
'Kapı gibi adam' demek buydu herhalde üzerindeki mavi gömlek esmer tenine öyle yakışmış ki sanki damat o! Bir pantolon bir gömlekle insan nasıl bu kadar asil görünebilir.
İstemede Şükran'ın annesi oyun bozanlık edecek gibi oldu ama aile büyükleri önüne geçip kahveleri yapın dediler.
Mutfağa gittiğimizde Şükran beni kolumdan çekip 'O nasıl bakış kız bu Haydar sana yanık ben söyleyim' Şükran işte hep abartıyordu."O hep öyle bakıyor Şükran bana özel bir durum yok" dedim.
Gerçekten o bakışlar benide yakıyordu.
Şükran parmağını yalayıp 'Aha şuraya yazıyorum bu çocuk sana sevdalı dediydi dersin' bir taraftan da beni dürtüyordu.
"Saçmalama Şükran hadi kahve bekliyorlar"
Kahveler içildi Dilaver abi Haydar'ın kulağına eğilip birşey söyledi Haydar bana bakarak 'Amin' dedi.Şükran yine beni dürtüp kulağıma 'Sana bakıyor' dedi.
Gerçekten öyle miydi?Haydar olmaz dedikçe kalbimin tüm kalelerini feth ediyordu!