NAMIM YÜRÜSÜN

1670 Words
HAYDAR Senin gibisi yok! Mahalle dün çıkardığım olayla çalkalanıyor. Geldiğimizi belli ettik hemen sabah sabah Zarife yine camda "Haydar eline sağlık anam ne güzel paraladın lan onları." Başımı salladım elimi göğsüme koydum sabah sabah insanın sesi nasıl böyle çıkar ya cami imamı değil , bu karı vermeli selayı. Dilaver'e uğrayacaktım sözü var bu sabah patlatacak meşhur menemeninden bir yersin öğlene kadar acıkmazsın. Sıcak ekmek almaya fırına girdim.Ekmeğin mis kokusu aldı götürdü beni babam geldi aklıma oda sımsıcak ekmeği helvayı alıp gelirdi. Annem ayakta kalıp yorulmasın diye elleriyle koyardı çayı. Sıcak ekmek ellerimi dağlamadan koştum dilavere çırak bir çay demlemiş,tavşan kanı! Dağlardaki gibi odun ateşinde değil ama semaverde demlemişler, çay dediğin böyle olur. Dilaver sofraya koydu menemeni,dükkanın önünde tekinsiz tipler belirdi birden "Ama ben daha menemen yemedim ya!" Dilaver gülümsedi. Adamlar bana doğru yaklaşıp hanginiz Haydar deyince rahat oturuşa geçip "Benim" Yerimden hiç kalkamam ekmeği ilk ben banmalıyım menemene. Dilaver huyumu iyi bildiğinden sen dur der gibi eli ile omzumdan tutup oturttu. Canıma minnet, çayımı içip yemeğe devam ettim. Dilaver sert tondan"Hayırdır beyler sizi hangi rüzgâr attı bizim mekâna?" Adamlar "Balyacı'nın selamı ile geldik Haydar kimse onu ziyaretine bekliyor" Dilaver yine o ses tonuyla "Balyacı mı bu adamın bir ismi yok mu?" "İlyas derler Balyacı İlyas paket etmediği adam yoktur" Ben çayımı yudumlayıp adamlara döndüm "Ne istiyormuş Balyacı bey benden?" "Orasını biz bilmeyiz sadece gelsin dedi." "Ben gelemem kendi gelsin!" Adamlar sinirlendiler bir iki adım ilerleyince Dilaver ve çırağı önlerine geçip adamları iterek dükkandan çıkardı. Benim bulaşınca neler yapacağımı dün gördükleri için mi bilmem? Adamları dışarıda uyarıp gönderdiler. Dilaver yanıma bir tabure çekip gülerek; "Aslanım sen baya baya racon kesiyorsun neredeyse ben bile seni mafya zannettim" "Boşver öyle zannetsinler bu mahalleden ellerini çekene kadar onlardan korkan onlar gibi olsun" Dilaverin çırağı ilk kez konuşup "Abi kusura bakma ama sanki olmaya da başladın hani!" Hak vermedim değil çocuğa ama anladıkları dil buydu hiçbiri el üstünde tutularak büyütülmüş zengin bebesi değildi. Hepsi bizim gibi bir mahallenin çocuğuydu. Dilaver çırağına sus payı "Bi çay daha dök abine demli olsun" deyince bardağımı uzattım. Çayı içip dükkanın kapısına vardığım da Zeynep terziden elinde poşetlerle çıkıyordu. Üzerinde kırmızı yakası beyaz bir elbise saçlarını elleriyle düzeltti. "Günaydın Zeynep nasılsın ?" Yine renkten renge girdi.Ve her halinin eşi benzeri yoktu. "İyidir Şükran'da almam gerekenler vardı." Eliyle terziyi işaret ediyordu. Ben hiçbir şey demeden önünden çekildim. Oda başını öne eğip geçti.Ben bu eşi benzeri olmayan güzelliği sokağı dönene kadar izledim. Bu kızda olan kimselerde olmayan neydi? Elime telefonu aldım annemin istediği bir kaç ihtiyacı marketten eve göndermelerini söyledim dükkan kapısını besmele ile açtım. Ustam'Dükkan kapısı hak kapısı' derdi. Besmelesiz girmek olmazdı. İçerde bitirmem gereken caminin mimberinin tamirlik malzemelerini hallettim. Teslim edip geldim.Ama bu Balyacı meselesi kafama takıldı. Malum arkadaşımı arayıp biraz bilgi aldım.Murtaza'nın ağa babası İlyas çıktı. Şaşmamalıydım. İkindi vakti bu sefer Necmi abi Dilaver'i de al gel deyince önemli birşey olduğunu anladım. Bu saatten sonra iş olmazdı birde çınar altında 'çay içelim bakalım'deyip şükürle kepenkleri kapattım. Kepenkleri kapattığımı gören Fazıl Zarife'den hallice sesiyle "Haydar abim erken kapattın bugün bir sıkıntı yoktur inşallah? "şu sırıtmasıyla gerçekten Dilaver'e bende hak vermiştim. "Yok Fazıl gündüzler bitti birazda gecelere akalım" Fazıl dut yemiş bülbüle döndü.Geceleri eve gelmediği sabaha karşı karısının onu eve almadığı,canım anam sayesinde bana kadar ulaşmıştı. Adam olsun da konuşturmasın pislik herif. Kahvede herkes keyfinde ama bizim Necmi abi ve Dilaver'in yüzü yine turşu satıyor. "Ne oldu beyler,bildiğim kadarıyla Karadeniz de filonuzda yok ne bu hâl?" Necmi abi Dilaver'e baktı. "Sorma evlat Murtaza dün iki çocuğu dövüşte parçalatmış." Dilaver üzgün çay bardağını sıkarak "Pusat diye bir insan irisi var bunun kas yığını diyor mahallenin gençleri önüne çıkan pert olup geliyor." "Bak sen şu Murtaza'ya demek izinsiz tropikal hayvan besliyor" Dilaver "Aslanım ben seni biliyorum ne olur karışma! Gerçi zaten en kötüsü de bu ya Balyacı seni bunun için arıyormuş" "Ne için?" Necmi abi dayanamayıp "Ne için olacak seni tropikal hayvanına yemek etmek için işte"Dilaver de bende güldük Necmi abi başını sallayıp "Tövbe estağfurullah beni de kendine benzetti bunlar" bıyık altından gülümsemesi bize ayak uydurmaktan hiçte mutsuz olmadığını gösteriyordu. Nede olsa eski topraktı. Dilaver tekrar uyaran bir tonla "Aslanım sakın ha tamam mı?" "Tamam Dilaver tamam ama yine gelirse o Murtaza denen herif ilk beni arayacaksın" Dilaver bir lahavle çekip "Bu herif deliydi şimdi katmerli deli oldu Necmi abi" Beni delirtenler belliydi. İnsan sebepsiz delirmez ki! Akşam anam ile sohbet ettik. Gerçi mahallede ne varsa anlattı desek daha doğru olurdu. Kimin oğlu, kızı ne yapmış muhtardan daha çok şey biliyor.Sonra Zeynep'ten bahsetmeye başladı 'öyle iyi kız ki oğul ne zaman gitsem hürmette kusur etmez bu sene öğretmen çıktı.Sahi senin o yelloz hemşire miydi neydi o?' Konu nasıl olup Emel'e geliyordu.'Seni arıyor mu o kart karı?' Ben derin bir nefes alıp verincede 'Dur ben yatsıyı kıldım da salat-ı vitri kılmadıydım bir kılıp geleyim sana neler anlatıcam neler!'deyip ben alevlenmeden kaçıyordu. Anam Emel'i görür görmez sevmemişti zaten. Yarım asırlık tecrübesiyle anlamıştı onunla birşey olamayacağını da işte ben onun bencilce kurduğu o tuzağa düştüm. Hergün arıyordu açmadıkça delirirdi biliyorum. Ama eski kocasına döndüğüne göre bana da ihtiyacı kalmamıştı belli ki! Kim bilir kocası onu bu sefer nasıl dolandırdı da beni arıyor? Ona acımıştım oda bunu çok iyi kullanıp beni saf yerine koymuş her şekilde kullanmıştı. Benim iyi niyetim! Anladığım da çokta geç değildi şükürler olsun. *** Bir kaç gündür keyfim yerinde mahallem, evim,arkadaşlarım aslında istemeden de olsa sanki bir tür kafa izni vermiştim kendime. Hiç olmadığı kadar da eğleniyorduk tabi Dilaver beni bir iki kez Zeynep'e bakarken görünce imalı sözler söylüyor çiçek çikolata yaptırmaktan bahsedip fark etmeden aklımı çeliyordu. Kalbim çoktan bir yavuz hırsız tarafından çalınmıştı zaten. Zeynep'in ataması olmadan diyordu ama daha kızın gönlü var mı yok mu onu bile bilmiyorum? Dilaver'le bir iddiaya girdik kim önce açılırsa diğerinin düğününü o yapacak. İddia tatlıydı ama Dilaver baştan kazanmıştı zaten Şükran'ın ona gönlü vardı gizli gizli buluşup konuşuyorlardı. Peki ya Zeynep onun gönlünde kim vardı? Boş olsa da bana açarmıydı kapılarını? ZEYNEP Ben ilk defa birisi için korkuyorum! Haydar'ın mahallede yaptıkları ayyuka çıkmışken ben kalbime söz geçiremiyorum. Ondan ne kadar kaçarsam kaçayım bir şekilde karşıma çıkıyor. Şükran'dan çıktıktan sonraki o tavrı hâla beni neden etkiliyor anlamıyorum? Bana karşı çok nazik ama mahallede fırtınalar koparan bu adam benim denizim de yelkenleri suya indirmeyi nasıl başarıyor? Hiç birşey söylemeden,konuşmadan ama gözleri ile anlattı sanki herşeyi köşeyi dönerken usulca başımı çevirip baktım. Hâla o bakışlarla arkamdan bakıyor. İçimi delip geçen o bakışlar nasıl böyle içten ve sıcak olabilir? Şükran aşkı öyle tatlı anlatıyor ki bazen gerçek olabileceğine,ömür boyu sevilmenin mümkün olduğuna inanmak istiyorum. Annem Haydar'ın annesinin her yerde oğlunun gelişine çok sevindiğini ve hayırlı bir kısmet çıkarsa evlendireceğini söyleyip duruyor dedi. Zarife'nin utanmadan herkesin içinde 'Benden iyisini mi bulacak? Ona toy kızlar değil benim gibi kadın lazım' dediğinide bana imalı bakarak söylüyor. Acaba Zarife'nin söylediklerini Haydar'ın annesi duysa ne der? diye öfkelenip yargı dağıtıyor. Ben herşeyi bırakıp öğrencilerime kavuşmanın hayalini kurarken hayal dünyamı alt üst eden bu adam nereden gelipte zihnimin baş köşesine oturdu? Ben de bilmiyorum ama bu öyle yabancı bir duygu ki beni küçücük bir kız çocuğuna çevirip hayalimde bana Haydar'la evcilik oynatıyor.Rüyalarımda gelinlik giymiş onun kolunda çıkıyorum evden bazen üstünde bir takım elbise bazen de bir üniforma Mafya olmasa bu heybetle asker olurdu bu adam diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Belki de öyle olsun isteyen mantığım kalbimin ritmine ayak uyduruyor. Annem Haydar'ın annesini kınayan bir dille "Mafya oğluna birde taze kız arıyor!" deyip kendince Haydar'ı küçümseyerek "Orda burda kiminle yattığı belli değil gangester demiyorda benin oğlum mert adamdır diyor. Onada Zarife gibisi gelin olur ancak" Annem neden bu kadar kızıyor bilmiyorum ama doğrusu mantığımın sesiymiş gibi aklımda ona onay veriyor. Bu adamdan olmaz geçici bir heves bu aldanma Zeynep deyip önünden ye diyor sanki! *** Okuldan bir kaç arkadaşla buluşmak için sözleştik kızlar biz bize olacağımızı söylese de Osman'da kızlarla birlikte gelmişti kızlar o tek kalmasın diye erkek arkadaşlarını çağırmışlar,kalabalık bir grup hep birlikte şehirde birşeyler yedik Osman yemek boyu yanımda anlattı da anlattı.Çenesi düştü mü toplayabilene aşk olsun. En sevmediğim şeylerden bahsediyor olması mı yoksa oturduğu yerden dünyayı kurtaran kahramanlardan olması mı bilmem neyse o his?Beni irite ediyor. Askerliği bile tecil ettirmek için açık öğretime yazılan adam oturmuş ülke kurup ülke yıkıyor. Kimse muhabbetini çekemiyor ama ne yapsınlar kendi elleriyle kendilerini yaktılar. Ben artık kasaba otobüsüne yetişmek için kalkmak istediğimi söyleyince Osman'da ayaklandı peşime takıldı. Ben de kurtuluş olmadığını anlayınca mecburen kabul ettim. Yolda yine öyle sudan şeylerden bahsetmeye başlayınca ben önden giden Osman'ın uzaklaşmasını bekleyip kendi kendine konuştuğunu fark edinceye kadar sanki birşeylere bakıyormuşum da onun gittiğini fark etmiyormuşum gibi davranıp kulaklarımı dinlendiriyordum. Haydar'dan sonra bu çocuk resmen bizim kızlardan farksız kalıyordu zihnimde. En son durağa geldik ve ben 'gören olur yalnış anlaşılır'derken çıkardı ağzında ki baklayı. 'Zeynep ben senden hoşlanıyorum niyetim ciddi görev yerin belli olmadan bu işin adını koyalım mı ne dersin?' Hiç beklemediğim yerden ve hiç beklemediğim Osman'dan bu sözleri duymak soğuk duş etkisi yapsa da toparlanıp 'Ben seni öyle hiç görmedim' deyip yürüdüm.Peşimden gelip 'Hiç mi?' demesi daha da silikleştirdi zaten az olan erkekliğini... 'Kusura bakma Osman ama olmaz!' Hayal kırıklığına uğramış surat ifadesiyle... 'Peki!Öyleyse hâla arkadaşız değil mi?' Osman gerçekten çok zorlamıştı. Ne söylesem anlayacak gibi değildi. 'Başkası var!' dedim.Bu istemsizce çıkan cümle benim günlerdir kendime itiraf edemediğim gerçeğimdi.Osman hiç beklemiyormuş da sanki ben sadece ona aitmişim gibi! 'Utanmana gerek yok Zeynep zamana ihtiyacın varsa beklerim' diyerek kendini mi teselli ediyor yoksa beni mi aşağılıyordu? Belli değildi. Sert bir sesle 'Osman bunda anlamayacak birşey yok kaç yıllık arkadaşımsın kalbini kırmak istemiyorum bu konu burda kapansın' bu sözleri söyleyip arkamı döndüğümde Dilaver abi karşımdaydı. "Bir sorun mu var Zeynep? " "Yok Dilaver abi okuldan arkadaşım Osman buraya kadar geldi sağolsun ama şimdi gidiyor zaten otobüs kalkmak üzere dedim" Osman 'memnun oldum deyip' uzaklaştı. Dilaver abi ise pekte inanmadı ama yinede beni orada irdelemeden otobüsün ön koltuğuna geçip oturdu. "Dilaver abi bugün sen mi kullanıyorsun?" arkadan gençler sorunca Dilaver abi "Bugün babam biraz rahatsız durak boş kalmasın dedi" deyip aynadan hâlâ benim yüz ifademi okumaya çalışıyordu. Bense bütün bu olanları hazmetmeye, Osman'ın bu kadar duyguyu hangi ara biriktirdiğini,benim kalbim dolu diye haykırışımı,Dilaver abinin konuşmanın ne kadarını duyduğunu düşünüp anlam vermeye çalışıyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD