KALBİN YERİ.

1214 Words
ZEYNEP Neden geri döndü? Haydar çocukluğumun ilk kahramanı! Onu gördüğümde bunun doğru olmadığını bilsem de kalbimden vücuduma yayılan o sıcak duyguya hakim olamadım. Tüm heybeti ve asil duruşuyla sandalyede dik oturuşunu görür görmez başımı öne eğdim birşey söylerse konuşursa oracıkta kalbim duracak gibi hissettim. Onun yerine Dilaver abi konuşmuştu iyi ki! Mahalleye gelmesine sevinen kalbimin aksine aklım ve mantığım ondan uzak durmamı söylüyordu. Gerçekten söylenen dedikodular doğruysa artık eski Haydar yoktu yerine elini kana bulamış kim bilir hangi afet kadınları elde etmiş Mafya Haydar vardı. Ama o bakışları ile içimi delip geçmişti. Günlerdir onu gördüğüm ilk an hayalimde canlandıkça bedenimi basan ateş yüzüme yerleşen tuhaf gülümseme aklımıda ele geçirmek üzereydi. Sabah kahvemi Şükran'la içmeye karar verdim.Başka türlü bu düşüncelerden uzaklaşamazdım. Terziye doğru adımlarken Şükran'a en sevdiği çikolatadan almak için markete girdiğimde kaçtığım adam karşımda duruyordu. "Günaydın!" Bariton ve içten sesiyle bana söylememiş olması için içimden dua ederken göz göze geldik,bana söylemişti. "Günaydın" dedim ve aceleyle kasaya yöneldim.İçin için kendime kızarak çıktım marketten. 'Aferin Zeynep üçüncü sınıf çocuğu gibi' onun gözünde daha ne kadar daha küçük görünebilirsem o kadar küçülmüştü yaşım. Ben mırıldanarak kendime kızarken yanımda dev bir gölge gibi yine o ses "Hayırdır sabah sabah nereye böyle? " Yüzüne bakamıyordum ama kendimi daha fazla rezil etmemeliyim diye düşünüp "Şükran'a sabah kahvesine"bir çırpıda söylemiştim ama hâlâ gözlerine bakamıyordum. "Öyle mi? Benim dükkanın hemen karşısına yani!" Olamaz bula bula orayı mı bulmuştu? 'Yağmurdan kaçarken doluya tutulduk iyi mi?' yine mırıldanarak söyledim. Hafif bir içten gülümsemeyle "Biraz öyle oldu"dedi oda mırıldanarak. Dükkanın önüne geldiğimizde yine o sesle "İyi günler" Bende başımla cevap verdim. Terziye girdim ve Şükran'a elimdeki poşeti uzattım. "Hayırdır kız Zeynep ne bu hâl köpek mi kovaladı? Rengin atmış" kıkırdamaya başladı. "Şükran!!!" "Tamam birşey demedim kahveleri getiriyim alırım ifadeni" Şükran Haydar'ı görmüştü onun diline düşersem yanmıştım. Konuyu ne kadar açmak istesede bir şekilde konuyu değiştirip dikkatini dağıtıp en sonunda annemi bahane edip kalktım. Haydar bu seferde dükkanın önünde bir kaç ahşap parçası ile uğraşıyordu.Ben daha fazla muhatap olmamak için hiç o tarafa bakmadan ilerledim. Bu seferlik atlattım ama içimdeki ses bir dahaki sefere böyle kolay olmayacak diyordu. Belki de Şükran'ını da bir süre iş çıkışı görsem daha iyi olacaktı. Neyden kaçarsan onu daha çok hayatına çekersin diyorlar ya acaba bugün de öyle mi olmuştu? Belki de fiziken üzerine üzerine gidip ruhen uzak durmalıyım. Bunu da başarırsın Zeynep! Sen neleri atlattın. Doğrusu bu sınav kadar zor bir sınavım olmadı hayatımda. HAYDAR Yine karşıma çıktı! Bu sefer beni ona çeken her neyse kendimi durduramadım. Günaydın demeyi ihmal etmeden bide üstüne başka yol yokmuş gibi onunla dükkanın önüne kadar konuşmak için bahane aradım. Zeynep'in pek halinden memnun olmadığı belliydi hatta markette beni görmezden gelmek istediğini anlamama rağmen peşinden gitme isteğime engel olamadım. Onun benden kaçmak istediğini mırıldanarak söyledikleri ile daha iyi anlamıştım. Tuhaf bir şekilde çocukça bir hisle oyun gibi geldi o an ve üzerine gidip onu biraz daha utandırmak içten içe keyif verdi. Terziden çıktığını gördüm ama daha fazla onunla uğraşmak istemedim. Mahalle de çıkan ağır abi dedikodularına oda inanmış gibiydi.Ben ağır abi değildim ama o henüz bilmiyordu. Bir aklanayım o zaman üniformamla ilk senin karşına çıkarım öğretmen hanım söz! Ne güzel söylemesi belki gelin arabasını arkasına yazarız bu sözü."öğretmen hanım". "Sizde bana komutanım diyeceksiniz Zeynep hanım ama şimdilik ağır abi bil sen beni senin ürkek ceylanlar gibi kaçışın aslan Haydar’a lütuftur." .....:)) *** Öğleden sonra Dilaver'in yanına uğramak istedim.Bana dükkanda ki işlerde yardım edecek çırak gerekiyordu. Şu tuhaf abluka biterse dükkanı emanet edeceğim biri olsa iyi olurdu. Dilaver'in dükkana yaklaşınca birisinin Dilaver'in yakasından tutup tehditler savurduğunu duydum, tepemin tası attı. Kim yada ne olduğunu umursamadan adamın suratına sağdan bir yumruk indirdim. Dilaver'in "Yapma Haydar o dükkan sahibi demesiyle" durmak zorunda kaldım. Adam korkulu gözlerle bana bakıyordu. Dilaver'e dönüp "Ne istiyor bu it senden?" "Aslanım sakin ol geçen ay çıkmamı istediler ben de zaman istedim benim için buralarda böyle büyük uygun bir yer yok üstelik kontratta bitmedi." Tekrar hırpaladığım adama dönüp "Sizden süre istemiş adam siz Müslüman mahallesinde salyangoz mu satmaya çalışıyorsunuz ulan?" Adam beni şikayet edeceğini söyleyerek tehditlerle ayrıldı. O sırada kuaför salonunda ne kadar kadın varsa bizi izliyordu. Aralarında Zarife de vardı o tarafa bakınca bana başı ile selam verdi. Karşılık vermedim. Kan kokusuna gelen köpek balığı gibi Kuaför Ayça'nın kocası Fazıl burnumuzun dibinde bitti hemen. "Dilaver abi pek hayırlı insana bulaşmadınız benden söylemesi abi" Ben öfkeli bakınca sustu. Dilaver Fazıl'a dönüp "Çıkar ağzındaki baklayı çerçöp" Fazıl bana baktı onay almak ister gibi bende başımla onaylayınca "Abi bu adamlar Murtaza'nın himayesinde" Dilaver umursamaz bir tavırla "Eee kim bu Murtaza?" "Abi bunlar kasabalarda alacak verecek çek senet işlerine bakıyorlar" kısık ve korkak bir sesle "Haydar abim bilir gerçi bu işleri " Dilaver "Yürekleri varsa gelsinler hadi sen işine Fazıl" deyip daha fazla konuşmasın diye gönderdi. "Kimmiş bu Murtaza araştıralım bakalım" dedim.Ve hâlâ yakınlığına güvendiğim bir kaç arkadaşımı aradım. Zamanın da bazı bölgelerden bizi haberdar ediyorlardı. Murtaza gibilerinin ağa babası vardır,hep olmuştur. Aradığım arkadaş Murtaza'nın pekte etkili olmayan küçük bir çetenin elemanı olduğunu çek senet hariç küçük çaplı uyuşturucu satışı ve kendi aralarında bahis ile dövüş için gençleri zorladıklarını söyledi. Beni şikayet etselerde artık benim elimde onları beklemedikleri yerden vuracak bir çok bilgi birde askeri tecrübem vardı. Dilaver adamlara bulaşmamam için dükkan baktığını söyledi ama benim bu işin peşini bırakmaya niyetim yok! Sanki geldi mi herşey üst üste gelmeli bunu sadece ben mi yaşıyordum yoksa kainatın kanunu mu böyleydi? Telefonum kavga sırasın da bir kaç kez çaldı ama umursamadım.Arayan Emel'di tekrar aramak işime gelmiyordu belli ki artık orada olmadığımı fark etmişti.O adamla ona mutluluklar. Necmi abi olanları duymuş elinde çay tepsisi iki sıcak çayla Dilaver'in dükkanına geldi."Gençler geçmiş olsun.Dilaver oğlum yine mi geldi o herifler?" Dilaver Necmi abiye kaş göz işareti yapıyordu.Ama ilk gelişleri olmadığını anlamamak mümkün değildi. Ben cevap verdim. "Evet Necmi abi yine geldiler belli ki bu adamlar mahalleyi yol etmişler bir insan evladı da bunlara itiraz etmiyor mu?" Necmi abi üzgün yüzüyle "Sorma oğlum gençleri bir bataklığa sürüklediler o yüzden kimsenin sesi çıkmıyor.İlk başta bende canım pahasına para vermeyi red ettim. Ama bir kaç genci hastanelik edip zorla imzalatdıkları senetlerle evlerine icra getirince herkes gibi bende susmak zorunda kaldım" Dağ başımı burası nasıl kimse bunlara itiraz etmezdi? Belliki bazı yerlerde suçlarını örtbas eden haramzadeler vardı. Biz tüm bunları konuşurken iri yarı esmer takım elbiseli bir adam lüks bir araçtan inip bize yaklaşıp "Hanginiz benim kardeşime yumruk atan?"deyip dayılandı. Ben ayağa kalkıp "Benim,ne oldu seninde mi canın çekti?" Adamın yanında duran iki izbandut ellerini hemen bellerine götürdüler el işareti ile onları durdurdu. Şehrin ortasında magandalık yapmak öyle kolay değildi. Onların bile bunu göze alamayacaklarını az çok biliyorum. Adam bana dönüp "Sinirli bir bireyiz bakıyorum da.Ben Murtaza "deyip elini uzattı. Ben kollarımı önümde bağlayıp "Bende Haydar sıkça adıma duyacaksın" dedim. Başını alaycı sallayıp "Seni göreceğimi bile zannetmiyorum" .Ben bu sefer öfkeyle üzerine yürüdüm "Asıl ben sizi bir daha görürsem hiç iyi olmaz." Karşılarında bu mahallede belki de ilk defa birisi böyle konuşmaya cesaret ediyordu. "Ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız şimdi s.k.tr olup gidin" Adam renkten renge girmesine rağmen parmağını sallayarak arabaya bindi. Necmi abi ve Dilaver suratıma 'ne yaptın?' der gibi bakıyordu. Kuaför camından bakan Fazıl adamları hacamat ettiğimi görmüş olacak ki o tarafa bakınca hemen perdenin arkasına geçti. Dilaver "Sen hiç iyi bir yere basmadın Aslanım bunlar bir daha gelecek benden söylemesi " "Gelsinler Dilaver geleceklerse görecekleri de var!" Ben çoktan planımı yaptım.Gelsinler bakalım!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD