Kapı açıldıktan bir süre sonra Eda elinde güllerle odaya girdi. “Vakit geldi aptal arkadaşım. Misafirler salonda yerlerini aldılar. Artık giriş vaktiniz.”
Serdar yerinden kalkarak üzerini toparladı ama bir aksilik vardı. Eda başını tutarak konuştu. “Serdar… Boynunda ruj var.”
Ceren gözlerini kaçırdı. Serdar ise aynadan kendine bakarak toparlanmaya çalıştı. Ceren’de kalkıp dağılan saçlarını düzeltti.
“Siz daha önce tanışmadığınıza emin misiniz?” dedi Eda birden.
Ceren göz devirdi. “Yeni tanıştık Eda. Sen git geliyoruz biz.”
Serdar, Ceren’e döndü ve bir anda aklına gelen gerçekle yüzleşti. “Kızım… ben neyi hesaba katmadım.”
“Neyi?”
“Kadir Komutan… Beni öldürür.”
Ceren kaşlarını çattı. “Sen babamın davetlisi miydin ya?”
Serdar başını salladı. “Adam bizi eğittikten sonra mesleği bıraktı. Şimdi ben nasıl diyeyim adama kızını aldım diye.”
Ceren’in de düşündükçe içi sıkılmıştı ama ortamı yumuşatmaya çalıştı. “Oktay’la nişanlanmamı istemiyordu zaten.”
Serdar kahkaha attı. “En sıkıntı çektiği askeriyle nişanlanmana ne diyecek bakalım.”
Ceren makyajını tazeledikten sonra salona gitmek için Serdar’ın koluna girdi. O da hazırdı.
Tek şükrettiği şey Oktay’ın çevresinden kimsenin olmamasıydı. Ufak damat değişikliği büyük bir sorun yaratmaz diye düşünüyordu.
Büyük salona yaklaştıkça kalbi duracak gibi oldu ve Serdar gerginliğini anlayarak kolunu sıktı. “Sakin ol, kimse sana bir şey diyemez.”
Dağ ayısı falan diyordu ama aynı zamanda da sırtını yaslayabileceği sağlam bir dağ gibiydi adam.
Derin derin nefes aldı Ceren ve büyük kapının önünde durdular. “Hazırım,” dedi ona bakarak.
Ve sonunda kapı açıldı. Müzik başladı. Herkes yerini almıştı. İkisi yavaş bir ritimle yürüyerek salona girdiklerinde “aaaa,” diye toplu bir nida sesi geldi.
Muhtemelen Serdar’ı ilk kez görenler büyük bir şok yaşıyordu. Ceren ve Serdar salonun ortasına doğru yürürken Kadir Komutanla göz göze geldiler. Adam hayatının şokunu yaşıyordu. Kızının kolunda, eski öğrencisi Serdar’ı görmenin şokuyla sandalyeye çöktü, anlamaya çalışıyordu.
Kuzey ve Alp… nişan salonuna girenin Serdar olduğunu gördüklerinde şok olmuş üstüne bie de ona seslenmişlerdi. “Lan senin ne işin var orada?” Kuzey’in sesi salonda yankılanırken onu bastıran daha yüksek bir sea duyuldu.
“Ceren! Serdar!”
Kadir Komutan onlara doğru yürüyordu. “Ne halt ediyorsun lan sen!” Dedi Serdar’a.
Serdar bu hayatta hiçbir şeyden korkmazdı ama Kadir Komutan onun için bambaşka bir mevzuydu. “Komutanım…” diyecekti ki Ceren araya girdi. “Baba her şeyi açıklayabilirim.”
Hemen ardından sahneye çıkıp mikrofonu aldı Ceren. “Kıymetli misafirler, nişanımıza hoş geldiniz. Sizi teknik bir aksaklık sebebiyle bilgilendirmek istiyorum,” dediğinde babası alev saçan bakışlarla ona bakıyordu.
Serdar Ceren’i yalnız bırakmayarak yanına çıktığında Ceren konuşmaya devam etti. “Cibilliyetsiz eski sevgilim Oktay tarafından aldatıldım ve bunu nişanımdan hemen önce öğrendim.” Gülerek devam etti. “Teknik bir aksaklık dediğim aldatılmak yani… Neyse… Sonra otel koridorunda onu buldum.” Serdar’a döndüğünde ikisi de yapmacık bir şekilde birbirlerine güldüler. “Daha önce hiç görmediğim bu adamla çarpıştım ve ona aşık oldum.”
Serdar kahkaha atmamak için zor duruyordu. Ceren’in elindeki mikrofonu aldı. “Ve bende ona aşık oldum. Bir anda dünya durdu, sadece o vardı… Özür dilerim Komutanım.”
Misafirler alkışlamaya başladıklarında ikisi de şaşkındı ama salondaki en öfkeli şaşkınlık Kadir Komutana aitti.
“Demek dünya durdu,” dedi Ceren sessizce.
Serdar güldü. “Aşka inanmıyorum dediysem yalan söyleyemiyorum demedim.”
Ceren’i bozmuştu ama sinirlenmeye bile zaman yoktu çünkü hemen ardından ilk dansa geçtiler. Serdar elini, nişanlısının beline yerleştirdi. Ceren ise kollarını boynuna doladı. Bu şekilde dans ederlerken Serdar, kızın yüzünü inceliyordu. “Bana öyle bakma,” dedi Ceren.
“Nedenmiş?”
“Öyle baktığında birkaç saniye sonra öpmeye başlıyorsun çünkü.”
Serdar muzipçe güldü ve Ceren’in kulağına yaklaştı. “Tadına karşı koyamıyorum.”
Ceren yutkundu. “Bu çekim beni korkutuyor.”
Serdar iyice keyiflenmişti. “Aşk yok diye diye çocuk yapmama çok az kaldı.”
Ceren iyice kızarmıştı. “Şşşş, beni korkutma.”
“Şimdi bile seni alıp gidesim geliyor.”
Serdar konuştukça Ceren kızarıyordu. “Nereye?”
“Bir dağ başına…” dedi Serdar fısıldayarak. “Sesini duyamayacakları bir yere.”
Ceren ürperdiğini hissetti. “Dağ ayısı gerdeğe girmeyeceğiz.”
Serdar gülmüştü. “Ben göreve gitmeden gireceğiz, sevgili nişanlım.”
Ceren hep çiftlerin dans ederken ne konuştuğunu merak ediyordu ve Serdar sayesinde bunu artık öğrenmişti.
Dans bittiğinde herkes hala şaşkındı. Gecenin devamının nasıl ilerlediğini bile anlayamadılar çünkü çok hızlı bir şekilde yüzükler takıldıktan sonra Kadir Komutanın emriyle davetliler salondan dışarıya alınarak geceye son verildi. Artık salon boştu ve bir ucunda Ceren ile Serdar… Diğer ucunda ise Kadir Komutan, Kuzey, Alp ve Eda vardı.
Kadir Komutan belindeki silahı çıkararak onlara yönelttiğinde Serdar afallayarak Ceren’i arkasına aldı.
“Lan sizin benim alnıma sürülmüş kara leke misiniz LAN!”
Serdar, Kuzey’e seslendi. “Oğlum sakinleştirsenize ortamı!”
Kuzey başını salladı. “Bizi bulaştırma kardeş.”
Kadir komutan elinde silahla sahneye doğru yürüyordu. “Ulan Serdar… Ulan Serdar… Meslek hayatımın son yıllarını senden kurtulmaya çalışarak geçirdim. Sen gelip kızımla nişanlandın it herif!”
Korkudan köşeye sinmişlerdi. Kadir komutan devam etti. “Peki sana ne demeli sevgili kızım, gururum… Doktor ol, ülkene dön dedim sana! Sen gittin orada piç herifin tekini buldun geldin. Sonra aldatıldın, 1 saat içinde başkasını buldun! O başkası da benim belam! Öldüreyim mi lan seni Serdar!”
“Komutanım lütfen sakin olun,” Serdar hala konuşmaya çalışıyordu.
Ve sonunda kocaman salonun içinde bir koşuşturma başladı. Bir tarafta Serdar… diğer tarafta onu kovalayan Kadir komutan, Kuzey ve Alp… Nişan salonu tımarhaneden farksızdı.
“Baba nişanlımı vurma lütfen!” Ceren’de sinir bozukluluğuyla gülerek arkalarından koşuyordu.
Kadir Komutan sonunda durdu ve sert sesi yeniden duyuldu. “İkinizi de affetmeyeceğim. Bu nişanlılığı uzatmadan evleneceksiniz ve sen Ceren… Evlendikten sonra kocanla birlikte Şırnak’a yerleşeceksin.”
Ceren beyninden vurulmuşa döndü. “Ne!”
Serdar ise Ceren’e döndü. “Hayatım bilmiyorum farkında mısın ama ben çok özel bir askerim ve yaşam yerim dağlar…”
Ceren yutkundu. “Ne Şırnak’ı baba? Yurtdışına dönüp kliniğimi açacağım.”
Keyiflenme sırası Kadir Komutan’daydı. Kahkaha attı. “Aaa üzülme sakın. Kliniğini Şırnak’ta açacaksın kızım, oranın daha çok ihtiyacı var. Yeni hayatına hoş geldin canım kızım benim.”
Ceren, Serdar’a döndü. “Bir şey söyle.”
Serdar’ın kaşları çatıldı. “Ne bekliyordun? Mesleği bırakamam.”
Ceren bu detayı nasıl atladığını düşünüyordu. Elindeki yüzüğü çıkartmaya çalıştı ama çok sıkmıştı. Kadir Komutan kızına yaklaştı. “Cık cık cık, napıyorsun kızım? Çok ayıp. Yüzüğünü mü çıkartıyorsun? Artık çok geç. O yüzükleri çıkartırsanız yemin ederim Serdar’ı yaşatmam, seni de bir yere kapatır gün yüzü göstermem. Duydunuz mu beni?”
Ceren ve Serdar hayatlarının şokunu yaşarken komutan konuşmaya devam etti. “Madem ilk görüşte aşık olup beni dünya aleme rezil ettiniz. Bende sizi hiç ayrılmamak üzere birleştiriyorum. Artık birbirinize tutsaksınız.”
Olan olmuştu ve artık bu yolun bir dönüşü yoktu. Asıl soru ise bundan sonra ne olacağıydı. Ceren ve Serdar… iki zıt karakterken artık birbirlerine mahkumlardı. Otel odasında sarhoş kafayla yaptıkları bir anlaşma onların tüm hayatını değiştirmişti ve üstelik Serdar aşka bile inanmıyordu. Ceren yalan söylemişti ona. Bal gibi de inanıyordu aşka.
Aşık olmak, kırlarda koşmak, el ele tutuşmak istiyordu Ceren… Pembe bir dünyası vardı.
Serdar ise Ceren’e karşı sadece yoğun bir açlık hissediyordu ve içine girmek istiyordu.
Siyah ve pembe birbirine karışmıştı artık. Aptal sarışın çoktan aşık olmaya başlamıştı, dağ ayısı ise o sarışının ateşiyle yanacağından habersizdi.