Ceren yatağın kenarında, yastığın altında gizlediği telefonu kıracak gibi sıkıyordu. Oktay’ın ses kaydı hâlâ kulaklarında yankılanmaya devam ediyordu. Çok kötüydü bu ses.
“Herkes görmeli… yarını bekle…”
Kalbi küt küt atıyor, nefesi daralıyordu. İçinde öfke, korku ve tarifsiz bir utanç birbirine karıştı. Güçlü görünmeye alışık Ceren, o an kendini küçücük ve çaresiz hissediyordu. Üstelik Ceren’in güvendiği bir dağı hiç olmamıştı.
Kapı hafifçe tıklandı. Ceren hızla telefonu yastığın altına itti.
“Ceren kızım, müsait misin? Baban gitti, bende sana kaçtım” dedi yumuşak, yıllardır alıştığı o ses.
Kapı aralandı ve içeri Asuman teyze girdi. Bu evi çekip çeviren asıl yardımcıydı ama yardımcıdan çok öz teyzesi gibi severdi Ceren’i. Yaşlandığı için pek gelmezdi artık aslında ama Ceren’in durumunu mutlaka duyup gelmişti bu defa. Elinde bir tepsi vardı, üzerinde bir bardak taze sıkılmış portakal suyu.
“Senin için getirdim kızım,” dedi içeri girerken. “Bir şey yememişsindir sen doğru düzgün. Bari vitamin al, rengin atmış.”
Ceren zoraki bir gülümseme takındı. “Sağ ol Asuman teyze… zahmet etmişsin.”
Asuman teyze, tepsiyi komodine bıraktıktan sonra dikkatle ona baktı. Gözleri anında endişeyle doldu. “Kızım… senin yüzün bembeyaz olmuş. Dudakların kupkuru. Ne oldu? İyi misin?”
Ceren başını iki yana salladı. “İyiyim, sadece yorgunum.”
Ama Asuman teyze kolay kanacak biri değildi. Çocukluğundan beri Ceren’in huyunu suyunu bilirdi. Onun ağlamasını, korkusunu, öfkesini hemen anlardı. Yanına oturup elini tuttu.
“Beni kandıramazsın Ceren,” dedi alçak ama kararlı bir sesle. “Gözlerin kıpkırmızı. Ağlamışsın. Ne var? Annene söz verdim ben, gözünden akan tek bir yaş bile olursa sorgulayacağım diye.”
Ceren’in dudakları titredi. “Yok bir şey Asuman teyze…”
“Bak kızım, annen hayatta olsaydı şimdi yanında olurdu. Onun yokluğunu ben biraz olsun kapatayım diye uğraşıyorum. Ama sen bana güvenmezsen, ben sana nasıl destek olayım?”
Ceren’in gözleri bu sözle iyice doldu. Sanki boğazına taş oturmuş gibi oldu. Gözyaşları istemsizce süzüldü. Elindeki yüzüğe baktı.
Asuman teyze şefkatle onun saçlarını okşadı. “Ah kuzum… neyin var? Babandan mı korkuyorsun?”
Onların evinde baba korkulacak bir şeydi çünkü…
“Bir şeyim yok inan.”
Asuman teyze devam etti. “O nişanlandığın çocuk kim hem? Oktay puştuna noldu?”
Ceren korkuyla ürperdi. Oktay’dan midesi bulanıyordu. Bu resmen tacizdi. Nasıl söyleyebilirdi ki? Uygunsuz görüntülerle tehdit edildiğini söylese, herkes ona kötü gözle bakardı bunun düşüncesiyle yanıp tutuştu. Babası öğrenirse Ceren biterdi.
Beni rezil ettin diyip dururdu. O sırada aklına Serdar geldi. Ama ona nasıl söyleyecekti ki? Ceren derin bir nefes aldı.
“Oktay bana bir konuda zarar verebilir Asuman teyze, ne olduğunu sorma lütfen. Kime güvenip yardım alabileceğimi bilmiyorum.”
Asuman teyze iç çekti. “Dalyan gibi nişanlın var. Ondan yardım al.”
“Ama ya bana inanmazsa ve kötü bir gözle bakarsa?”
Asuman teyze kahkaha attı. “Ee öyle yaparsa Allah seni büyük dertten kurtarmış olur. Erkenden atarsın yüzüğü.”
Ceren başını salladı ve Asuman teyze çıktı ama Ceren’in içi hiç rahat değildi. Konu Serdar’la olan nişanı da değildi bu zaten formaliteden bir şeydi. Ama acaba… Serdar güvenebileceği birisi miydi? Elini tuttuğunda ne hissettiğini düşündü Ceren. Adeta yanında bir dağ varmış gibi hissetmişti. Ama bu his doğru muydu?
Ellerinin titremesi hafiften durmaya başlayınca yastığın altındaki telefonu çıkardı ve cesaretiyle birlikte tüm çirkefliğini ortaya çıkararak Oktay’ı aradı.
İkinci çalışta telefonu açtı Oktay. “Ooo boynuz uzmanı eski sevgilim, sonunda arayabildin demek.”
Ceren dişlerini sıktı. “Senin bu yaptığın taciz ulan orospu çocuğu! Seni doğduğuna pişman ederim. O fotoğrafları yok et!”
Oktay kahkaha attı. Bu tam bir kötü adam kahkahasıydı. “En star parçamı henüz görmedin biliyor musun Cerencik?”
“Ne var ulan şerefsiz ne var? Dahası da mı var?” Ceren çıldırmak üzereydi.
Oktay gülmeye devam etti. “Sen özel havuzumuzun başında yüzüstü güneşlenip uyuyakaldığında güzel götünü ve aletimi videoya alarak üstüne boşaldım.”
“Ne!” Ceren şaşkınca bağırdığında Oktay devam etti. “Sonra senin anlamaman için üstüne su atarak uyandırdım seni. Oyun oynadığımızı sandın ve seni uykulu uykulu havuza attım hatırladın mı canım sevgilim.”
Ceren’in duydukları karşısında midesi bulanıyordu. Elleri ve dizleri titremeye başladı. “Adi piç,” dedi fısıldayarak.
“Şşşt, dedi Oktay. “Bu yaptığım varya kızım… normal seksten daha zevkliydi. Ama şimdi karar verdim de o videoyu yok etmem için benimle birlikte olacaksın. Sonra her yerden silicem.”
Ceren yere çöktü. “Bu asla olmayacak. Seni öldürürüm, yemin ederim seni öldürürüm.”
Oktay sarhoştu ve gülüyordu. “Başka seçeneğin yok. Hem ben tadına bakamadan başkası bakarsa kahrolurum. Beni o kadar ay oyaladığına say.”
Ceren çığlık atarak telefonu kapattı ve yeri yumruklamaya başladı. Böyle bir şeye nasıl maruz kalmıştı ve o iğrenç pislikle nasıl sevgili olmuştu. Oktay ona nasıl bu kadar rol yapıp iyi biri gibi görünmüştü? Midesi bulanıyordu ve kusmak istiyordu. Odasındaki banyoya koştu. Titremekten mahvolmuştu. Çenesi bile titriyordu. Telefonu çaldığında ürktü ve hemen nefes alıp telefona koştu. Bir numaraydı. Titreyen elleriyle telefonu yanıtladı ve titrek sesiyle konuştu. “Alo.”
Bir an bir sessizlik oldu. Ardından Serdar’ın sesini işitti. “Bu benim numaram, kaydet,” dedi Serdar.
Ceren bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. “Serdar.”
Ağlamaktan konuşamıyordu. “Noldu lan sana! Noldu Ceren!” Serdar’ın sesi bir anda korkuyla yükseldiğinde Ceren gözyaşları arasında konuşmaya çalıştı. “Babam… babama söyleme, sakın sakın.”
Serdar hiçbir şey anlamıyordu. “Ne oluyor? Anlamıyorum ne oluyor? Nerdesin?”
“Evdeyim…” dedi Ceren zorlukla. “Babama sakın bir şey söyleme.”
“Geliyorum sakın yerinden kımıldama!”
Ve düt sesi… Telefon kapandı. Serdar telefonun ucunda ne olduğundan habersiz Ceren için çok endişelenmişti. Daha 1 saat evvel yanından sorunsuz ayrıldığı kıza şimdi ne olmuş olabilirdi ki? Neyseki evine çok uzakta değildi. Arabasına bindi ve gaza bastı.
Ceren bornozuyla odanın ortasında yere çökmüş ağlamaktan başka bir şey yapamıyordu. Birazdan astım nöbeti gelirdi. Güçlükle nefes almaya çalışıyordu. Cenin pozisyonunda yere yattı ve ağlama krizine teslim oldu.
20 dakika sonra kapısı sert bir şekilde açıldı ve Serdar Ateş, soyadı gibi bir ateş olup içeriye girdi.
…Bölüm sonu…
***
Kurguyu nasıl buldunuz? Yorumlarınızla bana destek olursanız çok sevinirim. Muah <3